29 Eylül 2026
17.4 C
İstanbul

Numan Kurtulmuş: Süreç başarısız olursa, sivil siyaset duvarın altında kalır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, barış sürecine dair bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı.

Gazeteciler Kurtulmuş’a süreçle, Kürt sorunuyla ve Meclis’e gelmesi beklenen yasalarla ilgili sorular yöneltti.

“Rapor her şey değil ama bir yol haritası mahiyetinde”

Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nun tamamlanmasının ardından, bayramdan sonra Meclis’te yasal düzenlemelerin görüşülmeye başlanacağını açıkladı.

Rapora dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:

“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nun en önemli tarafı tüm partilerin uzlaşıyla, ortak bir metinde buluşmuş olmalarıydı. Bu rapor tabii ki her şey değil ama bir yol haritası mahiyetinde. Raporun özellikle 6. ve 7. bölümlerinde neler yapılabileceğine ilişkin somut öneriler ortaya kondu. Bundan sonra süratle yasalaşma safhası gerekiyor. Benim kanaatim yine tüm partilerin uzlaşısıyla ortak bir metin üzerinde mutabakat sağlanmasıdır. Bunun için de çok vakit kaybetmeden bu konunun ele alınması lazım. Bayramdan sonra gündeme gelir diye düşünüyorum.

6’ncı bölümde mutabakatla üzerinde durulan, ‘kritik eşik’ meselesi var. Bu konuda yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için örgütün silahları bıraktığının ve kendini feshettiğinin devletin güvenlik birimleri tarafından tespit edilmesi bir ön şart olarak ortaya kondu.

Bu çalışmalar eş zamanlı olarak da yürütülebilir ama sonuçta örgütün kendisini feshetmesi ve silahların bırakıldığının tespit edilmesi Meclis’in yapacağı bir iş değil; tabii ki güvenlik birimleri çalışmasını yapacak. Bu konuda en azından büyük oranda, bu istikamette ilerleme sağlandığına ilişkin bir karar ortaya çıkarsa ondan sonra zaten tabii ki konunun gereği olan yasal düzenlemeler yapılır.”

“Türkiye’deki siyasal aklın Kürt vatandaşlarıyla herhangi bir problemi yok”

Bölgesel gelişmelerin sürece etkisine dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş şunları kaydetti:

“Gelişmelere bütünüyle hakim olmamız, bunları yönlendirmemiz çok kolay değil ama Türkiye olarak bunların hepsini çok dikkatli ve detaylı şekilde çalışıyoruz; takip ediyoruz. En önemli avantajlarımızdan birisi, Suriye’deki entegrasyon sürecinin fevkalade olumlu seyretmesidir. Ümit ederim ki bozulmadan o süreç devam eder.

Bu meseleye sadece örgüt üzerinden de bakmamak lazım. Kürt halkının yönünün Türkiye’ye dönmesini, Ankara’ya ve İstanbul’a dönmesini sağlayacak bir gelişme olarak bu süreci değerlendirebiliriz. Türkiye’deki siyasal aklın Kürt vatandaşlarıyla herhangi bir problemi yok.

Hedefimiz esasında sadece bir örgütün kendisini feshetmesi değil, antidemokratik silahlı mücadele safhasının ortadan kaldırılmasıydı. En başta, komisyonu kurarken de söylediğimiz, mühim olanın zihinlerdeki dönüşümün sağlanması olduğuydu. Bunun için de Kürt’ün onurunu koruyacak adımlar atarken Türklerin de biz bölünmüyoruz, parçalanmıyoruz, tam tersine bütünleşiyoruz duygusunu kuvvetlendirecek, gururunu koruyacak işler yapmamız lazım.”

 

“Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesi provokasyonu süreci zehirledi”

“Örgütte tasfiye süreci yaşanıyor. Burada devletle siyasetin (diğer partileri de kastederek soruyorum) beraber çalışması konusunda ne dersiniz?” sorusuna cevap veren Kurtulmuş, önceki süreçleri hatırlatarak şunları söyledi:

“En önemli kazanımlarımızdan birisi, tüm siyasi partilerin aynı masa etrafında bir araya gelebilmiş olmasıdır; çok olgun bir demokratik müzakere yöntemiyle sonuca ulaşmasıdır. Komisyonda 137 kişi ve kurum dinlendi. Dinlenenler arasında çok aşırı uçlardan temsilciler de geldi. Toplumunun tüm farklı kesimleri geldi, kemal-i edeple görüşlerini anlattı ve olgun bir şekilde konular müzakere edilebildi. Bu günlerin de öncesine gitmek lazım. Malum geçmiş dönemlerde rahmetli Demirel’in, Özal’ın, Erbakan Hoca’nın, Erdal İnönü’nün çeşitli vesilelerle çeşitli dönemlerde o günün şartları içerisinde PKK terörünün bitirilmesiyle ilgili girişimleri oldu. Hatta bazılarının doğrudan temasları oldu. Çok mesafeler alındı zannedildi ama bir anda her şey altüst oldu. Bunun birkaç sebebi var. Bunlardan bir tanesi devletin içerisinde tek bir siyasal aklın olmamasıydı.

2009-2013 süreçlerini de hatırlıyoruz. Hemen hemen çok büyük bir mesafe alınmış, neredeyse sonuç elde edilecekken birtakım provokasyonlarla, örneğin Habur provokasyonu, Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesi provokasyonu, Oslo görüşmelerinin sızdırılması provokasyonu gibi birtakım provokasyonlarla devletin içerisindeki FETÖ’cü ve başka unsurlar süreci zehirlediler.

“Devletin bütün kurum ve kuruluşları ortak bir istikamette yürüyor”

Benzer şekilde Özal’ın gayretlerini biliyoruz, Erbakan’ın gayretlerini biliyoruz, Demirel’in gayretlerini biliyoruz. O süreçlerde de devlet tek bir siyasal akılla ortaya çıkmadı. Bu sürecin en önemli artılarından birisi, devletin bütün kurum ve kuruluşları ortak bir istikamette yürüyor, büyük bir eş güdüm içerisinde süreç devam ediyor.

“Konu, ilk defa Meclis zeminine taşındı”

Daha da önemlisi konu, hiçbir zaman Meclis zeminine taşınmamıştı, ilk defa Meclis zeminine taşındı. Bir partinin ya da bir iktidar grubunun kanaati, fikri olmanın ötesinde bir parti dışında 11 partinin katıldığı, temsilci verdiği, milli iradenin sahiplendiği bir demokratik zemin ortaya çıktı. Onun için bizatihi bu çalışmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Böyle olduğu için de toplumun başlangıçta belki önemli bir kısmında var olan o ihtiyatlı iyimserlik dediğimiz birtakım endişeler, zaman içerisinde izale oldu. Rapor ortaya çıktıktan sonra da hemen hemen endişelerin büyük bir kısmı ortadan kalktı.

İran, Suriye ve bölgedeki diğer gelişmelere baktığımızda her an çok kırılgan bir sürecin içinde olduğumuz aşikâr. Elimizin çok rahat olduğu bol bir zamanımız yok. Hızlı bir şekilde bu süreci, ortaya çıkan müşterek istikamette sonlandırmamız lazım.”

“En ağır bedel ödediğimiz mesele, terör meselesidir”

Sürecin ortaya çıkmasına dair “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu süreci dillendirdi. Siz devlet aklı dediniz. Ne öngörüldü de bu başlatıldı? Herkes diyor ya nereden çıktı bu diye” şeklinde sorulan soruya Kurtulmuş’un yanıtı şu şekilde oldu:

“Bu bölgede yaşadığımız hiçbir şeyin tesadüf olmadığını biliyoruz. Belki yüz yılı aşkın bir süre, Osmanlı cihan devletinin çözülmesiyle birlikte malum birinci Sykes-Picot… Sınırları cetvellerle çizdiler, insanları birbirinden ayırdılar. Nusaybin’in karşısında Kamışlı var… Sadece Türk’ü Kürt’ten, Arap’ı Kürt’ten ayırmadılar aynı aşireti birbirinden ayırdılar ama insanları birbirine düşman edemediler. Özellikle çok net konuşmak gerekirse Amerika’nın Irak’ı işgaliyle birlikte başlayan süreçte fiilen bölgenin etnik ve mezhebi anlamda bölünmesi süreci uygulamaya konuldu.

Birçok ülkede bu uygulamanın sonuçları çok kötü bir şekilde ortaya çıktı. Şimdi bizim bunu geri çevirmemiz lazım. Etnik ve mezhebi bölünmenin aksine, bölge halklarının ortak bir geçmiş ve daha da önemlisi ortak bir gelecek üzerinden, kaderdaşlık üzerinden bütünleşmesini, aralarındaki güncel sorunların ortadan kaldırılmasını temin etmemiz lazım. Burada Türkiye’ye dönük baktığınız zaman bizim en ağır bedel ödediğimiz mesele, terör meselesidir. Akıl, bu sorunu ortadan kaldırmayı gerektirir. Bunun için ne yapmak gerekiyorsa hızlı bir şekilde yapmak lazım. Kaldı ki emperyalizmin bakışının dışında, zaman zaman emperyalizmi koltuğunun altına almış, zaman zaman emperyalizmin koltuğunun altına girmiş olan Siyonizm de çok açık bir şekilde son kozlarını oynamaya başladı. Bunu görmeden bu bölgede siyaset yapmak saflıktır. Artık son vuruşunu yapmayı epey bir süredir gündeme getirdi. Lübnan’daki iç savaş buydu, Suriye’deki iç savaş buydu. Ayrıca birçok ülkede rejim değişikliklerinin çok süratli bir şekilde gerçekleşmiş olması hedeflerinin bir parçasıydı. En sonunda Gazze üzerinden son safhaya geçmeyi düşündüler. Büyük İsrail projesinde esas yutulması gereken ana gücü Türkiye’dir. Bunu görüyorsak, biliyorsak iç kalemizi tahkim edeceğiz.”

“Bizim hukuk sistemimizde umut hakkı diye bir şey yok”

PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik “umut hakkı”na dair konuşan Kurtulmuş “Umut hakkını somut olarak söyleyeyim. Bizim hukuk sistemimizde umut hakkı diye bir şey yok. Raporda da umut hakkıyla ilgili bir başlık söz konusu değil. Burada infazla ilgili birtakım düzenlemeler yapılabilir. Ama ben burada kendi kişisel kanaatlerim var, şu anda neler yapılabileceğine ilişkin görüşlerimi söylemek istemiyorum. Çünkü burada aslolan parti gruplarının devreye girmesi ve partilerin çalışarak ortak müşterek bir çabayı ortaya koymalarıdır” dedi.

Kayyumlar

Kayyumlara dair soruya ise Kurtulmuş, “Raporda kayyum meselesi var. Eğer kayyumla karşı karşıya kalınırsa, başkan eğer bir şekilde görevden alınırsa seçilmiş belediye meclisi üyeleri arasından seçilmesi gibi partilerin uzlaştığı bir teklif var. Eğer bir araya gelirler ve tamam derlerse bu konuda da adım atılır” şeklinde yanıt verdi.

“İran’daki savaş süreci etkilemez”

Rojhılat (Doğu Kürdistan) ve İran’da süren savaşın sürece etkisinin olup olmayacağına dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş “Etkilemeyeceğini düşünüyorum çünkü oradaki gelişmeleri de takip ediyor, Türkiye’ye olumsuz bir şekilde yansımaması için her türlü tedbir alıyoruz. Zaten bakmayın bu günlerde bu tür şeyler konuşulduğuna, Amerikalıların da İran’da bir iç karışıklıkla rejim değişikliğini gerçekleştiremeyeceklerini çoktan anlamış olduklarını zannediyorum” ifadelerini kullandı.

“Artık silahlı mücadelenin anlamsız ve gereksiz olduğu şeklindeki görüşleri Öcalan’ın kendi görüşleridir”

“Sayın Başkan bütün heyetler gitti, geldi ve raporlar size geldi. Öcalan’la yapılan görüşmeler. Bizlere sızdı sadece ara ara bazı yerlerde. Siz bütün raporları okudunuz. Öcalan’ın ne dediğini, ne gördüğünü veya bize yansımayan bölümleri. Nasıl bir Öcalan gördünüz siz? Yani sizi ne şaşırttı Öcalan’la ilgili?” sorusunu da Kurtulmuş şu şekilde yanıtladı:

“İmralı’nın yaptığı açıklamaları, kamuoyuna açık olan deklarasyonları var. İlk başta 27 Şubat’ta ortaya koydu, sonra geçen son yaptığı açıklamada ortaya koydu. Orada birkaç temel unsur var. Bunlardan birisi, örgütün kurulması ve gelişmesini sağlayan ideolojik çerçevenin artık geçersiz olduğu ve o günkü Türkiye’nin ret, inkâr ve asimilasyon politikaları geride kaldığı için artık silahlı mücadelenin de anlamsız ve gereksiz olduğu şeklindeki görüşleri kendi görüşleridir.

Bölgenin bölünme parçalanma senaryolarının da bölge halklarının lehine olmayacağını açık olarak söylüyor. Demek ki burada onun da gördüğü bu bölünme parçalanmanın Kürtlere de bir faydası olmayacağı şeklinde bir kanaati olduğu anlaşılıyor. Nihayetinde tüm bunların nasıl gelişeceğini görmek de uygulamaya bağlı. Bu da süratle örgütün tasfiyesi ve yine İmralı tabiriyle zihinlerde de silahların bırakılmasının sağlanmasıdır.”

“Bu iş başarısız olursa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır”

“Umutsuzluğa kapıldığınız an oldu mu hiç? Örneğin İmralı heyetleri noktasında hepimiz tedirgin olduk. Acaba dağılır mı diye bir düşünceniz oldu mu?” sorusuna ise Kurtulmuş, “Bu iş 2009’a, 2013’e ya da önceki çalışmalara benzemez. Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun başarısız olduğumuz zaman PKK’nın terör eylemlerine başladığı günlere döneriz. Bölgede bu kadar çatışmanın olduğu bir ortamda bu yangına benzin dökecek çok eller var” karşılığını verdi.

“En önemli iş birliği yapacakları ülke Türkiye’dir”

İran savaşı sonrası Körfez ülkelerinin Türkiye’ye yönelip yönelmeyeceğine dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:

“Zaten böyle bir yaklaşım vardı Körfez ülkelerinde. Sadece bu son savaşta değil. Hamas heyetinin Katar’da vurulmasıyla birlikte aslında İsrailliler, Körfez ülkelerine çok açık bir mesaj verdiler. Ne kadar para verirseniz verin, Amerika’ya ne kadar yaranırsanız yaranın, Amerika sizi bu bölgede koruyamaz. Biz her zaman söylüyorduk bunu, belki çok anlaşılmıyordu.

Şimdi fiilen görmüş oldular. İsrail hepsine diyor ki siz İran’a düşmansınız; Umman, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan siz İran’a düşmansınız. Ülkeler arasındaki düşmanlığı körükleyerek zemin kazanmaya çalıştı. Şimdi bu ülkeler artık kendi savunmalarını düşünmek zorundalar. Burada da en önemli iş birliği yapacakları ülke Türkiye’dir.”

Son Haberler

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Geçen hafta ertelenmişti: Üçüncü kafile Serêkaniyê’ye dönecek

Serêkaniyê Zorla Yerinden Edilenler Komitesi, 500’den fazla ailenin 29...

Bese Hozat: ‘Öcalan barış ve demokratik toplum sürecinin koordinatörüdür’

Bese Hozat’ın Medya Haber TV’deki açıklamalarında demokratik entegrasyon, yerel...

Rusya’dan Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye olası transferine yeşil ışık

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin S-400 füze sistemlerinin...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

AK Parti’li Sayan Kaya ve eşi hakkında vurgun iddiası: ‘Soruşturma başlamadan paraları çekmişler’

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü...

Hakan Fidan’dan Şengal ve Beşika açıklaması!

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Irak’ın ülkedeki tüm silahlı...

Türkiye Gündemi

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”