1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Suriye’nin kuzeyindeki çatışmalarla ilgili neler biliniyor? Bazı Rus kaynakları Türkiye’yi suçluyor

Rusya ve Suriye hava kuvvetleri, Heyet Tahrir eş-Şam (HTS) liderliğindeki güçlerin Suriye’nin kuzeyindeki mevzilerine saldırılar düzenledi.

Saldırılar, bu grupların Suriye devletinin kontrolündeki Halep’in kuzeybatısında bazı köy ve kasabaların kontrolünü ele geçirmesinin ardından düzenledi.

Ankara kaynakları ise Suriye ordusunun bölgeye saldırılarının son dönemde arttığını, “Suriyeli muhalif grupların” buna yanıt olarak Halep istikametinde sınırlı bir operasyon başlattığını söyledi.

İstihbarat kaynakları, sınırlı planlanan bu operasyonun, “rejim unsurlarının bulundukları bölgelerden kaçmaya başlamaları ile genişlediğini” ifade etti.

HTS liderliğindeki güçler de son haftalarda Rus ve Suriye hava kuvvetlerinin güney İdlib’deki sivillere yönelik artan saldırılarına yanıt verdiklerini söyledi.

HTS, kendi mevzilerinin yakınına asker yığan Suriye ordusunun olası bir saldırısını önlemeyi amaçladığını da belirtti.

Suriye ordusunun konuyla ilgili açıklamasında, “geniş bir cephede büyük bir saldırı” başlatan “teröristlerin” ağır kayıplar verdiği belirtildi.

Suriye ordusu toprak kazanmak ve çatışmayı bastırmak için Rusya ve ismi açıklanmayan “dost güçlerle” işbirliği yaptığını söyledi.

İran basını, üst düzey bir İranlı generalin Halep’te cihatçılar tarafından öldürüldüğünü bildirdi.

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), sekiz Suriye askerinin öldürüldüğünü ve bazılarının rehin alındığını açıkladı.

SOHR ayrıca çatışmalarda 200’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini, bunların çoğunun muharip olduğunu söyledi.

Gözlemci kurum, eylemlerin muhalif ve cihatçı Al-Fatah el-Mubin grubu tarafından başlatılan “Saldırıyı Püskürtme Operasyonu”nun bir parçası olduğunu söyledi.

BBC İzleme Servisi’ne göre Al-Fatah el-Mubin, el-Kaide bağlantılı HTŞ, Türkiye’nin desteklediği Ulusal Özgürleştirme Cephesi ve Ceyşül Izza gruplarından oluşuyor.

SOHR’ye göre 27 Kasım’daki saldırılarda Esad’a karşı savaşan gruplar Halep’in yakınındaki bazı kasabalarda kontrolü ele geçirdi.

Reuters haber ajansına göre bu güçler, Halep şehrinin 10 km kadar ve Hizbullah’ın güçlü bir askeri varlık gösterdiği Nubl ve el Zahra’nın birkaç kilometre yakınlarına kadar ilerledi.

Halep’in doğusunda Hizbullah savaşçılarının konuşlandığı Nayrab askeri havalimanına da saldırı düzenlendi.

SOHR’ye göre 28 Kasım’da ise bu gruplar Halep ile başkent Şam arasındaki M5 otoyolunu Halep şehrinin 15 km güneybatısındaki Zerbeh kasabası yakınlarında kesti ve Serakip bölgesi yakınlarında M5 ile M4 otoyolu arasındaki kavşağın kontrolünü ele geçirdi.

M5 ve M4 karayolları kavşağı, başkenti önce Lazkiye’ye ve ardından Halep’e bağlıyor.

Suriye ordusuna karşı savaşan kuvvetler, yılın başından beri 80’den fazla sivilin Şam’ın saldırılarında öldürüldüğünü savunuyor.

Şam bu iddiaları yalanlıyor ve sadece militanları hedeflediğini söylüyor.

Bölgedeki Esad karşıtı gruplar Şam yönetimini, bölgede 7 Ekim’den bu yana devam eden çatışma ortamından faydalanarak Türkiye sınırı yakınında muhaliflerin kontrol ettiği yerleri ele geçirmeye çalışmakla suçluyor.

HTŞ, İdlib’in büyük bir bölümüyle komşu Halep, Lazkiye ve Hama illerinde küçük alanları kontrol ediyor.

Türkiye ne diyor?

Ankara kaynakları, komşu İdlib bölgesinde Rusya’nın hava, Şam’ın kara saldırılarının son dönemde arttığının altını çiziyor.

Kaynaklar, muhalif grupların bu saldırılara karşı başlattığı “sınırlı operasyonun” Esad’a bağlı unsurlarının bölgeden kaçmaya başlaması ile genişlediğini savunuyor.

İstihbarat kaynakları, İdlib’deki muhaliflere karşı saldırıların, onların olası bir operasyonunu önlemeye yönelik gerçekleştirildiği iddialarının gerçeği yansıtmadığını söylüyor.

Bu kapsamda Türkiye’nin “İsrail’in saldırganlığı ile bölgede yükselen tansiyonu daha da arttırmamak için” muhalif grupların düzenleyeceği operasyonları bugüne kadar engellediği belirtiliyor.

Bunun yanında Türkiye, Suriye ordusunun saldırıları konusunda uluslararası platformlardan “herhangi bir adım atılmamasından” şikayetçi.

Türkiye son dönemde Suriye güçleri ve milis grupların İdlib’e yönelik saldırıları sonucunda 30’un üzerinde sivilin hayatını kaybettiğini ve 100’den fazla kişinin de yaralandığını belirtiyor.

Suriye, Rus ve İran basınında nasıl yankılandı?

Suriye’de muhalefet yanlısı Enab Baladi web sitesi, “Saldırıyı Püskürtme Operasyonu”na katılan grupların, hükümet birliklerinden 11 bölgeyi ele geçirdiklerini, Halep’in batı kesimlerinde beş askeri personeli rehin aldıklarını belirtti.

Hükümet yanlısı El-Vatan gazetesi, Rus uçaklarının Halep’in batısındaki Darat İzze ve El-Vasta kasabaları yakınlarındaki HTŞ bağlantılı hedefleri vurduğunu yazdı.

El-Vatan ayrıca aynı bölgede Suriye birlikleri ile “silahlı terörist gruplar” arasında çatışmalar olduğunu aktardı.

Muhalif Suriye TV ise Darat İzze’nin artık boş olduğunu söyledi.

Kanal ayrıca, Türkiye sınırındaki HTŞ’nin kontrolünde bulunduğunu söyledi Bab el-Hava sınır kapısının füze ve topçu ateşiyle hedef alındığını bildirdi.

İran’da, Devrim Muhafızlarına yakın medya saldırıların amacının Hizbullah’ı zayıflatmak olduğu yorumunu yaptı.

Rusya’da ise Kremlin yanlısı bazı Telegram kanalları Türkiye’yi isyanı kışkırtmakla suçladı.

Devlet yanlısı bazı Rus yorumcular, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçmenine sunmak üzere “küçük, muzaffer bir savaş” başlatmayı amaçladığını, aynı zamanda Rusya’nın bölgedeki varlığını sınırlamayı hedeflediğini söyledi.

Yorumcular Moskova’nın “Ukrayna’ya odaklandığını ve mevcut koşullar altında Türkiye ile karşı karşıya gelmesinin pek olası olmadığı” görüşünü dile getirdi. Kaynak- BBC Türkçe

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...