3 Eylül 2026
22.6 C
İstanbul

Soylu: İstiklal Caddesi’ndeki saldırı Münbiç’ten oldu

Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Taksim İstiklal Caddesi’nde düzenlenen bombalı saldırı hakkında “Mersin’deki de, İstiklal Caddesi’ndeki saldırı da Münbiç’ten oldu” dedi.

Bakan Soylu daha önce, “Eylemin talimatının Kobani’den geldiği konusunda bir değerlendirmemiz var. Eylemi yapanın Afrin’den geçtiği konusunda bir değerlendirmemiz var” demişti.

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda, İçişleri Bakanlığının 2023 yılı bütçesinin görüşmeleri başladı. Komisyon, AK Parti Bingöl Milletvekili Cevdet Yılmaz başkanlığında toplandı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Bakanlığı ve bağlı kuruluşların 2023 bütçeleri üzerinde sunum yaptı.

Bakan Soylu DHA’nın aktardığına göre sunumunda özetle şöyle dedi:

“Mersin’deki de, İstiklal Caddesi’ndeki saldırı da Münbiç’ten oldu… Terörle mücadelede; terör ilk kez ülke gündeminin alt sıralarına inmiştir. Bilinmesi lazım ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti dağdaki teröristin ayakkabı numarası dahil her şeyi bilmektedir. Son 12 ayda; 200 terör eylemi güvenlik güçlerimiz tarafından engellenmiştir. 2016 – 2022 yılları arasında bin 248 teröristin, 393’ü ifadelerinde PKK’ya HDP aracılığı ile katıldığını söylüyor.

Bu yıl 18 canlı bomba eylemi engellenmiştir. Terörle mücadelemiz devam ediyor. Terörün kaynağı nereyse orası kurutulacak. 29 Ekim 2023 itibarıyla dağlarda bir tane terörist kalmayacaktır. Türkiye uyuşturucuyla mücadelenin en parlak dönemini yaşamaktadır. Mücadelemizin 2022 yılının ilk 10 ayında 200 bin operasyon ile 255 bin şüpheliye yasal işlem yapılmıştır. Uyuşturucu PKK’nın en büyük finans kaynağıdır. Ülkemizde yaşayan hiçbir yabancının seçimlerde oy kullanması mümkün değil.”

Bakan Soylu daha önce, “Eylemin talimatının Kobani’den geldiği konusunda bir değerlendirmemiz var. Eylemi yapanın Afrin’den geçtiği konusunda bir değerlendirmemiz var” demişti.

İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım Pazar düzenlenen bombalı saldırıda 6 kişi hayatını kaybederken 81 kişi ise yaralandı.

Son Haberler

Tuncer Bakırhan’dan yeni açıklama

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, ‘Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne yönelik, tepki çeken açıklamalarına ilişkin, “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım. ‘Sokaktan getirdiklerimiz’ derken de kimseyi siyasetin dışında, aşağıda ya da bizim dışımızda bir yerde tarif etmiyorum”  dedi. Eş Genel Başkan Bakırhan, katıldığı bir televizyon programında Abdullah Öcalan’a atfedilen “Yavuz Sultan Selim - İdris-i Bitlisi ittifakı” değerlendirmesine karşı Alevi aydınların yayımladığı bildirgeyi eleştirmişti. Bakırhan’ın bildirgenin imzacılarına yönelik, “İçinde temiz, çok dürüst, tanıdığım bazı aydın arkadaşlarımız da var. Bir de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum. Yani Kürt Hareketi'ni eleştirmek, Öcalan'ı eleştirmek, tırnak içerisinde aydın olmaksa kusura bakmayın o dündü. Bugün artık onun alıcısı yok” demişti. T24 konuşan ve “Sokaktan getirip milletvekili yaptıklarımız var” ifadesine açıklık getiren Bakırhan “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım. ‘Sokaktan getirdiklerimiz’ derken de kimseyi siyasetin dışında, aşağıda ya da bizim dışımızda bir yerde tarif etmiyorum. Tam tersine, sokakta sözü, emeği ve mücadelesi olan insanların sözünü siyasetin merkezine taşıyan bir geleneğiz. Dolayısıyla ‘sokaktan getirmek' bir yerden alıp bir yere koymak değil, siyasette alan açmak anlamındaydı. Söylemek istediğim buydu; kullandığım ifade bunu tam karşılamadı” dedi. “Öcalan Alevi karşıtı değil” “Sultan Selim -Bitlisi ittifakı” hakkındaki değerlendirmesine de açıklık getiren Bakırhan, “Bu eleştirimin arkasındayım. Çünkü Türkiye çok zor bir meselenin demokratik ve barışçıl çözümünü konuşuyor. Bu sürece başından beri karşı çıkan, Kürtlerle Alevilerin, demokratların, sosyalistlerin yan yana gelmesinden rahatsız olan çevreler de var” dedi. Öcalan’ın söz konusu tutanakları yalanladığını hatırlatan Bakırhan, “Tarihsel bir ismi bugünkü bir siyasi tartışmanın malzemesi haline getirip, oradan DEM Parti’ye veya Sayın Öcalan’a Alevi karşıtlığı çıkarmak doğru değildir. Esas söylediğimiz buydu” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”

“30 Eylül’den sonra ABD askerlerinin cenazelerini göndereceğiz”

Şii milis grubu Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem elKabi, ABD Başkanı Donald Trump'ı hedef alan sert bir açıklama yayımladı. El-Kabi, uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden çekilmesi için öngörülen 30 Eylül tarihinden sonra Irak'ta kalacak ABD askerlerini hedef alacaklarını söyledi. 2 Eylül 2026 Çarşamba günü yazılı bir açıklama yayımlayan Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kabi, ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik ağır ifadeler kullandı. Trump'ın İran'a karşı hiçbir somut başarı elde edemediğini savunan el-Kabi, ABD Başkanı'nın sarsılan itibarını kurtarmak amacıyla Irak üzerinden "hayali bir medya zaferi" peşinde koştuğunu iddia etti. "İşgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine izin vermeyeceğiz" İran'a yakınlığıyla bilinen ve Irak'taki 'İslami Direniş' şemsiyesi altında yer alan Nuceba Hareketi'nin lideri, açıklamasına şu sözlerle devam etti: "Irak, Trump'a yakında kalp krizi geçirtecek. Onun bu topraklardaki işgalci hayallerinin gerçeğe dönüşmesine asla izin vermeyeceğiz." Gözler 30 Eylül'de Koalisyon güçlerinin Irak'taki askeri misyonunun sona ermesi ve ABD güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesi için belirlenen 30 Eylül 2026 tarihini yakından takip ettiklerini vurgulayan el-Kabi, Washington yönetimine açık bir uyarıda bulundu. El-Kabi, "Eğer Irak'ın karasından ve hava sahasından tamamen çekilme şartına uymazlarsa, işgalci güçlerle nihai bir savaş başlatmak için en üst düzeyde hazırız ve kararlıyız. Eğer o tarihten sonra tek bir ABD askeri bile Irak'ta kalırsa, sağ salim dönmelerine izin vermeyeceğiz. Onları ülkelerine cansız bedenler olarak geri göndereceğiz" ifadelerini kullandı. Söz konusu tehdit mesajı; Irak hükümetinin, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon'un Irak'taki askeri misyonunu sona erdirmek üzere Washington ile yürüttüğü müzakerelerde anlaşmaya vardığı kritik bir dönemde geldi.

Ezidi Kürtlerden, Bağdat toplantısına eleştri

Şengal Halk Meclisi dün Bağdat’ta yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, “Ezidi temsilcilerin yer almadığı” toplantının endişe ile izlendiği belirtildi. Dün Irak Başbakanlık Ofisi liderliğinde Bağdat’ta Şengal’in durumuna ilişkin önemli bir toplantı yapıldı. Irak istihbarat, güvenlik ve idari kurumlarının yanı sıra Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Ofisi Temsilcisi’nin de hazır bulunduğu toplantıda; Şengal’in güvenlik ve idari durumu, Ezidi göçmenlerin geri dönüşü ele alındı. Toplantıda 2 bini aşkın YBŞ’linin Irak ordusuna entegre edilmesinin de görüşüldüğü belirtiliyor. ANF’de yer alan habere göre,Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ), 2 bin 200 YBŞ’linin Irak ordusuna katılacağı iddiasını yazılı bir açıklamayla yalanladı. Açıklamada YBŞ’nin Irak’ın egemenliği ve Şengal’in çıkarları doğrultusunda Irak ile müzakerelere hazır olduğu ifade edildi. Şengal Halk Meclisi de Bağdat’ta yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yayımladı. Meclis, “Şengal temsilcileri olmadan bölgenin geleceğine dair yeni kararlar alınamayacağını” bildirdi.  Ezidilerin yer almadığı bir toplantının endişeye neden olduğu belirtilerek demokratik entegrasyonun en uygun çözüm yolu olduğunu belirtti.

Afganista’a geri gönderilen altı milyon kişinin Taliban ile yaşama mücadelesi

Yaşlılar, koltuk değnekleriyle topallıyor ve yüzlerini buruşturuyor, gözleri fal...

Petrol yükseldi, altın üç haftanın en düşük seviyesine geriledi

Ortadoğu'da ABD ile İran arasındaki gerilimin yeniden tırmanması küresel piyasalarda petrol ve altın fiyatlarını farklı yönlerde etkiledi. ABD'nin İran'a yönelik yeni saldırıları ve İran'ın ABD'nin bölgedeki müttefiklerine füze ve drone saldırıları düzenlemesinin ardından petrol fiyatları yükselirken, artan enflasyon ve ABD Merkez Bankası'nın faiz artırabileceği beklentileri altın fiyatlarını aşağı çekti. Kuzey Denizi Brent petrolünün varil fiyatı yüzde 2'den fazla yükselerek 96,59 dolara, ABD Batı Teksas türü ham petrolünün (WTI) varil fiyatı ise yüzde 1,73 artışla 91,78 dolara çıktı. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), saldırıların İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilere ve ABD askerlerine yönelik saldırı hazırlıklarının ardından gerçekleştirildiğini açıkladı. İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Merkezi de pazartesi günü bir petrol tankerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi sırasında üç bilinmeyen cisim tarafından vurulduğunu bildirdi. ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, İran'ı müzakere masasına dönmeye zorlamaya çalışmadığını belirterek, “Şu anda konumumuz çok daha iyi. Hürmüz Boğazı'nın neredeyse tamamen kontrolüne sahibiz ve ekonomileri tamamen çöküşün eşiğinde” ifadelerini kullandı. İran, ABD'nin son saldırılarına yanıt olarak Kuveyt, Ürdün ve Bahreyn'e füze ve drone saldırıları düzenledi. Finans piyasaları uzmanı Edward Rosenberg, İran'la savaşın uzaması halinde petrol fiyatlarının yüksek ve dalgalı kalacağını söyledi. Altın üç haftanın en düşük seviyesinde Öte yandan altın fiyatı bugün yüzde 0,6 gerileyerek ons başına 4 bin 290 dolara düştü. Bu, 7 Ağustos'tan bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu. Altın fiyatları böylece üst üste dördüncü işlem gününde geriledi. Aralık vadeli altın kontratlarının fiyatı da yüzde 1 düşerek 4 bin 350 dolara geriledi. Doların değer kazanması da diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından değerli metallerin alımını pahalılaştırarak altın üzerindeki baskıyı artırdı. ABD ile İran arasındaki çatışmaların yeniden tırmanması petrol fiyatlarını yükseltirken, yüksek petrol fiyatlarının enflasyonist baskıları artıracağı ve ABD Merkez Bankası'nın faiz oranlarını yükseltebileceği beklentisi altın fiyatlarını olumsuz etkiledi. DHF Capital İcra Direktörü Bas Koeyman, petrol fiyatlarındaki yükselişin daha fazla enflasyon endişesine yol açtığını belirterek, ham petrolün pahalanmasının para politikasının sıkılaştırılmasına ve faiz oranlarının yükselmesine neden olabileceğini, bunun da altın fiyatlarının yükselme ihtimalini sınırladığını söyledi. CME FedWatch verilerine göre piyasalar, ABD Merkez Bankası'nın bu ayki toplantısında faiz artırma ihtimalini yüzde 67 olarak görüyor. ABD Merkez Bankası yöneticilerinden Michael Barr, enflasyonun hızlı şekilde düşmemesi halinde faiz artırımının gündeme gelebileceğini söyledi. Geçen hafta da ABD Merkez Bankası Başkanı Kevin Warsh, faiz artırımı ihtimaline işaret etmişti. Piyasaların gözü bugün açıklanacak özel sektör istihdam verisi ADP ile cuma günü ABD hükümeti tarafından açıklanacak tarım dışı istihdam (NFP) verilerinde olacak. Koeyman, istihdam verilerinin zayıf gelmesi halinde altın üzerindeki baskının azalabileceğini, güçlü veriler veya Merkez Bankası yetkililerinin sert açıklamalarının ise altındaki düşüşü sürdürebileceğini ifade etti.

Lahur Şeyh Cengi ve 10 kişi hakim karşısına çıkacak

 Lahur Şeyh Cengi, kardeşi Polat ve Lalezar olayları kapsamında gözaltına alınan 10 kişi hakkında Süleymaniye Ceza Mahkemesi’nde duruşma yapılması kararlaştırıldı. Gözaltına alınanların avukatlarından oluşan ekibin sözcüsü, sanıkların Irak Ceza Kanunu’nun 56. maddesi kapsamında cinayet işlemek için anlaşma yapmakla suçlandığını belirtti. Lahur Şeyh Cengi daha önce birkaç kez hakim karşısına çıkarıldı. İlk duruşması 12 Ocak 2026’da, son duruşması ise 14 Mayıs’ta yapıldı. 1 Haziran’da yargılanması planlanmış ancak duruşma gerçekleşmemişti. Mahkemeye üç kez çıkarılan Lahur Şeyh Cengi’nin iki duruşması yapılırken, birinde ise kendisinden herhangi bir ifade alınmadı. Lalezar olayları kapsamında gözaltına alınanlar ile Lahur Şeyh Cengi’nin avukat ekibinin sözcüsü Dana Takiyeddin, bugün 1 Eylül 2026 Salı günü Rûdaw’a yaptığı açıklamada, “Lalezar olayları kapsamında 27 kişi cezaevinde bulunuyor. Ancak 3 Eylül’de yapılacak bir sonraki duruşmada bunlardan 12’si yargılanacak” dedi. Lahur Şeyh Cengi, kardeşi Polad ve Rêbwar Hamid Hacı Halid, bu perşembe günü hakim karşısına çıkacak kişiler arasında bulunuyor. Sanıklara yöneltilen suçlamalara ilişkin konuşan Dana Takiyeddin, “Irak Ceza Kanunu’nun 56. maddesi ile cinayetle ilgili 406. madde kapsamında suçlanıyorlar. Ancak 3 Eylül’deki duruşmada yalnızca, cinayet suçu işlemek üzere anlaşmayı düzenleyen 56. madde kapsamında yargılanacaklar” dedi. 56. madde ne diyor? 56. maddede şu hükümler yer alıyor: 1-Suç işlemek üzere yapılan bir anlaşmanın her üyesi, üzerinde anlaşmaya varılan suçu bizzat işlememiş olsa dahi cezalandırılır. Anlaşmaya varılan suç “cinayet” (cürüm) niteliğindeyse, 7 yılı aşmamak üzere hapis cezasıyla cezalandırılır. Suç “kabahat” niteliğindeyse, 2 yılı aşmamak üzere hapis veya 150 dinarı geçmeyen para cezası uygulanır. 2-Anlaşmanın amacı belirli bir suçun işlenmesi ise ve söz konusu suç için öngörülen ceza birinci fıkrada belirtilenden daha hafifse, sanıklara verilecek ceza, söz konusu suç için belirlenen azami cezanın dörtte birinden fazla olamaz. 27 Ağustos 2025’te, Lalezar olaylarından beş gün sonra, Süleymaniye Asayiş Müdürlüğü bir grup kişinin video görüntülerini ve itiraflarını yayımlamıştı. Görüntülerde, Lahur Şeyh Cengi ve arkadaşlarının yardımıyla farklı silahlar kullanılarak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Bafil Talabani’ye yönelik saldırı planlandığı iddia edilmişti. Rûdaw’ın araştırmasına göre perşembe günkü duruşma bu suçlamayla ilgili. Lahur Şeyh Cengi ve arkadaşlarının avukat ekibinin sözcüsü, “Yayımlanan şey yalnızca bir suçlamaydı ve ardından herhangi bir suç işlenmedi. Ancak suçlama kanıtlansa dahi, yasaya göre sanıkların 3 ila 7 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması gerekir. Eğer ortada bir cinayet olsaydı, cezası farklı olurdu” dedi. Avukat, önceki duruşmalara dayanarak karşı tarafın davayı sonuçlandırıp sanıklara hüküm vermek için güçlü bir delile sahip olmadığını savundu. Avukat, “Söz konusu görüntülerde, girişim için kullanılan keskin nişancının halının içine yerleştirildiği iddia ediliyor. Ancak videolarda halıların kenara çekildiği açıkça görülüyor ve içerisinde silah bulunduğuna dair herhangi bir işaret yok” ifadelerini kullandı. Avukat Dana Takiyeddin, “3 Eylül’deki duruşmada nihai bir karar verilip verilmeyeceği belli değil. Ancak bu suçlamanın yanı sıra dosyada cinayetle ilgili 406. madde de bulunuyor. Bunun nedeni, 22 Ağustos’ta Lalezar Oteli’ne düzenlenen saldırıda her iki tarafta da can kaybı yaşanmış olmasıdır” dedi. Lalezar Oteli baskını 22 Ağustos 2025’te, Lahur Şeyh Cengi’nin teslim olmayı reddetmesinin ardından Süleymaniye güvenlik güçleri Lalezar Oteli’ne operasyon düzenledi. Yaklaşık üç saat süren çatışmanın ardından Lahur Şeyh Cengi, kardeşi Polad ve Lahur Şeyh Cengi’ye bağlı güçlerin üyeleri gözaltına alındı. 22 Ağustos 2025’teki çatışmalarda resmi olarak 5 kişinin hayatını kaybettiği, 20’den fazla kişinin de yaralandığı açıklanmıştı.

Türkiye Gündemi

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”

Kemal Öztürk’e gözaltı kararı: Nusayrilere yönelik sözleri nedeniyle ifade verecek

Gazeteci ve yazar Kemal Öztürk hakkında, NTV'de yayımlanan bir...

Bakırhan: Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rojava’da Kürtlerle Şam yönetimi arasında varılan uzlaşmaya dair, “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu” dedi. Bakırhan Resmi Gazete'de yayımlanan çerçeve yasaya ilişkin de “Silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Urfa’da düzenlenen halk buluşmasında konuştu. Hiçbir sözün evlat acısını gideremediğine dikkati çeken Bakırhan, “Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Anneleri’nin, Cumartesi Anneleri’nin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir” diye konuştu. “Meclis’te tarihi bir yasa geçti” Çerçeve yasaya dair de görüşlerini paylaşan Bakırhan, özetle şunları söyledi: "İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına 'bilinmeyen dil' diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir. “Taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz” Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil. “Diyor ki Selahattinler, Figenler dışarı çıkacak” Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı. Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve Meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt'ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi'nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı.” “Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu” Şimdi gelelim Rojava'ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye'nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte.” “Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye'nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor. “Bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var” Kobani'de, Afrin'de değil, Halep'te de Şam'da da Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz.”

Netanyahu: Çatışma arayışında değilim, Güneye geldiğini görmek istemiyorum

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Türkiye ile olası bir çatışma ihtimaline ilişkin soruyu İsrail televizyonunda ilk kez doğrudan yanıtladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail televizyonuna verdiği röportajda Türkiye ile olası çatışma ihtimalinden Suriye'deki gelişmelere ve Gazze'ye yönelik saldırılara kadar Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.    “Çatışma arayışında değilim”   Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında olmadığını söyleyen Netanyahu, İsrail'in güvenliği için askeri kapasitesini sürekli geliştirmesi gerektiğini ifade etti.     "Çatışma arayışında değilim" diyen Netanyahu, İsrail'in güçlü askeri kabiliyetlere sahip olması gerektiğini belirtti. Netanyahu, "Çünkü niyetler değişir; özellikle de zayıf olduğunuzda. Zayıfsanız size saldırırlar, güçlüyseniz size saygı duyarlar. Barışı da güçlü olanlarla yaparlar. Bu nedenle gücümüzü sürekli artırmak zorundayız" ifadelerini kullandı. Bölgedeki güç dengelerinin değiştiğini ileri süren Netanyahu, "Bir güç zayıflıyor, başka bir güç yükseliyor. Ancak yükselmesi gereken en önemli güç bizimki olmalı" dedi. Türkiye'ye açık mesaj: Güneye geldiğini görmek istemiyorum Suriye'deki gelişmelere de değinen Netanyahu, İsrail'in bu ülkede bir "güvenlik bölgesi" kurmaya karar verdiğini açıkladı.    Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin de bulunduğunu belirten Netanyahu, Ankara'nın daha güneye ilerlemesini istemediklerini açıkça ifade etti. Netanyahu, "Türkiye'nin güneye geldiğini görmek istemiyorum" dedi.   İsrail Başbakanı, Suriye'deki Türk askerlerinin konuşlanmasına ilişkin mesajların ABD aracılığıyla, farklı kanallar üzerinden ve doğrudan Şam yönetimine iletildiğini vurguladı. Netanyahu, Suriye'de daha önce belirli bir statükonun bulunduğunu ifade ederek bu düzenin değiştiğini veya değiştirilmeye çalışıldığını iddia etti.      "Mesajımızı kinetik yollarla vermek zorunda kaldık"   Netanyahu, İsrail'in Suriye'deki askeri havalimanına yönelik saldırısına ilişkin de açıklamalarda bulundu. İsrail Başbakanı, "Görünüşe göre mesajımızı almamışlardı. Bizim tabirimizle 'kinetik yollarla' mesaj vermek zorunda kaldık" dedi.    İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğusunda bulunan terk edilmiş Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.   Suriyeli bir yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirtmişti. Saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumda bulunan bir yapının hedef alındığı kaydedilmişti. Saldırıda can kaybı veya yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi paylaşılmamıştı.  

Bakırhan: Amed halkımız Trabzonspor’u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle karşılasın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun” dedi.   Bakırhan, partisince Kağıthane'de düzenlenen "İstanbul Halk Buluşması Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum" etkinliğinde konuştu.Türkiye'de demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı "demokratik cumhuriyet" yaratmak için çalışacaklarını belirten Bakırhan, "Türkiye'nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedelleri sadece tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari'deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da, Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez. Birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız" diye konuştu. Sürecin annelerin evlatlarını yitirmemesi süreci olduğunu dile getiren Bakırhan, şöyle devam etti: "Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir ama Diyarbakır ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran, Ankara'da Güvenpark'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah'ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız." “Barış Anneleri'ni ziyaret edecek” Bakırhan, Diyarbakır'da Barış Anneleri'ni ziyaret edip acılarını paylaştıklarına değindi. Asker ve gazi ailelerinin acılarının kıymetli ve değerli olduğunu kaydeden Bakırhan, "Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar 'Cumartesi Anneleri', 'Barış Anneleri', şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır, bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır." ifadelerini kullandı. “Sabotajlar karşısında da yürümeye devam" Bakırhan, süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın çok kıymetli olduğunu anlattı. Bu yasaya ilişkin en başta "Şiddeti durduracak, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartışacak bir yasadır" dendiğini aktaran Bakırhan, tam da içeriğe uygun bir yasa çıktığını söyledi. Tuncer Bakırhan, "Şimdi ilk defa Meclis'te 467 milletvekili, ‘Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim.' dedi. O açıdan bu mesele önemlidir” diye konuştu. Bu yasanın çözümün önündeki ilk adım olduğunu ifade eden Bakırhan, Meclis’te kurulan, "çerçeve yasa" kapsamındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun çok önemli olduğunu belirtti. “Kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü” Çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin birilerini rahatsız ettiğine dikkati çeken Bakırhan, "Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bu günlerde siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü, belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır” değerlendirmesini yaptı. Bakırhan, operasyonlara alet olunmamasını tavsiye ederek, sabotajlar karşısında bu sürecin sahiplenilerek yürümeye devam edeceğini vurguladı. Stadyumlardaki ırkçı tezahüratlara son verilmesini isteyen Bakırhan, "Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor’la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin” dedi.  

Kani Torun, Demirtaş’la görüşmesini anlattı: “Ankara’da görev almak istiyorum”

Bursa Milletvekili Kani Torun, yaklaşık üç ay önce Selahattin...

DEM Parti’den Öcalan’a atfedilen ‘görüşme notları’na açıklama: Metinlere müdahale edildi!

DEM Parti, "İmralı Heyeti'nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmî bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir" açıklamasını yaptı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, çerçeve yasa sürecinde DEM Parti heyetleriyle yaptığı görüşmelerin dökümü olduğu iddia edilen metinlere ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti'nden açıklama geldi. Heyet, "görüşme notu" adı altında paylaşılan metinlerde ekleme ve çıkarmalar yapıldığını belirterek, resmi kanallardan paylaşılmayan belge ve bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti, son günlerde sosyal medyada Öcalan'a atıfla "görüşme notu" ve "tutanak" adı altında bazı metinlerin dolaşıma sokulduğunu belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Son günlerde bir kez daha sosyal medyada Sayın Abdullah Öcalan’a atıfla “görüşme notu” ve “tutanak” adı altında bazı metinler dolaşıma sokulmaktadır. Bağlamı ve mesnedi belirsiz bırakılarak “görüşme notu” adıyla paylaşılan metinlerde ekleme, çıkarmalar yapılmakta, bir kez daha şahsiyetlere ilişkin kimi ibarelerin yerleştirildiği görülmektedir. “Tutanak” adı altında paylaşılan diğer bazı metinlerde de kamuoyunu yanıltmaya ve süreci provoke etmeye yönelik iddialar ortaya atılmaktadır. Bu girişimleri, Sayın Öcalan’ı ve önemli bir eşiğe ulaşan süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet olarak değerlendirdiğimizi ve bunun hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığını açıkça ifade ediyoruz. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; İmralı Heyeti’nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmi bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. DEM Parti İmralı Heyeti 23 Ağustos 2026”

İsrail Dışişleri Bakanı Katz’tan ‘Türkiye’ açıklaması: Net istihbarat almıştık

İsrail savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nün vurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık” dedi. Bakan Katz, Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıyla ilgili açıklama yayımladı. Katz açıklamada İsrail ordusunun üsse birden fazla kez saldırı önerdiğini, “Türkiye’nin orada İsrail güvenliğini tehlikeye atacak faaliyetler planladığına dair net istihbarat alındığını” söyledi. Katz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte Suriye’ye üst düzey uyarı yapıldığını, istihbaratın ABD ile paylaşıldığını ve uyarılar dikkate alınmayınca saldırının onaylanıp başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti. İsrail Savunma Bakanı Katz’ın açıklamasından öne çıkanşar şöyle: “İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık. Güvenlik birimleriyle yapılan istişarelerin ardından Başbakan Netanyahu ve ben, Suriye yönetimine en üst düzeyde doğrudan bir uyarıda bulunmaya ve bu hamleyi engellemeye karar verdik. Bu istihbarat, ABD'deki ilgili makamlarla paylaşıldı. Uyarılarımız dikkate alınmayınca saldırıyı onayladık ve operasyon başarıyla gerçekleştirildi. “Barrack'ın açıklaması çok sayıda yanlış barındırıyor” Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor. Buna izin vermeyeceğiz. Erdoğan için en iyisi, İsrail'in kendini savunma kararlılığını sınamaya çalışmak yerine, Meclis'te İsrail'e yönelik boş ve hayalperest konuşmalar yapmaya devam etmesidir. Erdoğan eli kurabiye kavanozundayken yakalandı ve geri çekilmek zorunda kaldı. ABD Özel Temsilcisi Barrack'ın açıklaması, çok sayıda yanlışlık ve Trump'ın Golan Tepeleri konusundaki kendi tutumuyla çelişen görüşler içeriyor."