24 Eylül 2026
21.2 C
İstanbul

HDP’li Günay: Halk sizden kaçıyor ve yönünü HDP’ye çeviriyor

“İktidarın gücü bizi ve halkı sindirmeye, demokratik siyaseti tasfiye etmeye yetmedi, yetmeyecek”

HDP Sözcüsü Ebru Günay, hafta sonu gerçekleştirilen MYK ve Meclis Grubu toplantılarından çıkan sonuçlar ile güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

İktidarın Gare operasyonundaki sorumluluğunu HDP’ye yüklemeye çalıştığını savunan Günay, “İktidar Garê’deki sorumluluğunu kapatmak için daha önce de yaptığı gibi yine HDP’ye, eşbaşkanlarımıza, vekillerimize ve seçmenlerimize saldırıyor. Topluma saldırıyor. O nedenle HDP’yi fiilen tasfiye etmek için vekillerimiz aleyhine uydurma ve yalanlarla dolu kumpas iddianamelerle davalar açılmaya ve vekillikler düşürülmeye çalışılıyor. Bu, çözümsüzlük siyasetidir. Halk açlıktan intihar ediyor, esnaf kan ağlıyor, iktidar ve ortağı ise HDP’yi kapatma derdine düşmüş” diye konuştu.

İktidarın HDP’ye yönelik operasyonlarının HDP’yi zayıflatmadığını söyleyen, “Size çok açık ve net bir şey söylüyoruz; gücünüz halkı sindirmeye, bizi demokratik siyaset dışına itmeye yetmiyor, hiçbir zaman da yetmeyecek. Buradan tekrar belirtmek istiyoruz. Sizin her saldırınız, her yöneliminiz, her kapatma davanız, her soruşturmanız HDP’yi zayıflatmaz, HDP’yi güçlendirir. Halk sizden kaçıyor ve yönünü HDP’ye çeviriyor. Anketlere bakın, sizin nefretinize karşı Kürtler, kadınlar, emekçiler, inançlar HDP’ye sımsıkı sarılıyorlar. Çünkü HDP de çözüm, HDP de umut, HDP de kurtuluş var. O nedenle boşa kürek sallamayın ve HDP ile uğraşmayın, bu ülke halkları için faydalı şeyler yapmaya harcayın enerjinizi diyoruz” dedi.

HDP Genel Merkezinde yapılan açıklamada konuşan ve başta Meclis’e gönderilen fezlekeler olmak üzere HDP’ye yönelik operasyonlara yanıt veren Günay, şöyle konuştu:

Türkiye önemli ve kritik bir süreçten geçiyor. İktidar bütün ülkeyi sonu karanlık bir tünelin içine soktu, toplumun tüm kesimlerini korkunç politikalar ile karşı karşıya bırakan bir dönemden geçiliyor. 

‘TEK HEDEF BİZ DEĞİLİZ BÜTÜN MUHALEFET PARTİLERİNE OPERASYON ÇEKİLİYOR’

Bu kapsamda iktidar, partimize yönelik saldırılarını sürdürüyor. Saldırılarının tek hedefi HDP değil aslında bu saldırılar ile kendilerine boyun eğmeyen tüm muhalefet partilerine karşı bir operasyon yapıyorlar. Hem Merkez Yürütme Kurulumuz hem de Meclis Grubumuz önceki iki gün önemli toplantılar gerçekleştirdi ve bu süreci etraflıca ele aldı. 

‘ADALET TALEBİ VALİLİK TARAFINDAN ‘KIŞKIRTICI VE TAHRİK EDİCİ’ BULUNDU’

Sadece Şubat ayı itibari ile 500’e yakın gözaltı ve 40’a yakın tutuklama yaşandı. Birçok il ve ilçe binamıza polislerce baskın düzenlendi. Yine birçok il ve ilçe yöneticisi ve üyesi arkadaşımız gözaltına alındı ve tutuklandı.

Eskişehir’de bilbordlara asılan “Herkes İçin Adalet” afişlerimiz iktidarın hedef göstermesi sonucu saldırıya uğradı. Adalet talebi Batman’da valilik tarafından “kışkırtıcı ve tahrik edici” bulundu. Hatay il örgütümüzün tabelası “kimliği öğrenilemeyen” kişilerce kırıldı.

‘TALİMATINI MHP VERİYOR HUKUK SİSTEMİ IRKÇI SAİKLERLE HAREKETE GEÇİYOR’

Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan’ın da aralarında olduğu 9 milletvekilimiz hakkında hazırlanan Kobanê fezlekeleri, Adalet Bakanlığı’na gönderildi, oradan da Meclis’e gönderiliyor. Talimatı kim veriyor, tabii ki iktidarın küçük ortağı MHP. Tamamen siyasi ve ırkçı saiklerle işleyen bir hukuk sistemine tanıklık ediyoruz.

‘GERGERLİOĞLU CEZAEVLERİNİ VE ÇIPLAK ARAMAYI GÜNDEME GETİRDİĞİ İÇİN HEDEFTE’

Milletvekilimiz Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında Twitter’da yaptığı bir paylaşım nedeniyle örgüt propagandası yapmak suçundan verilen 2 yıl 6 ay hapis cezası Yargıtay tarafından da onanarak kesinleştirildi. Bu hukuk garabetine söyleyecek söz bulamıyoruz. Gergerlioğlu, cezaevleri ve çıplak arama başta olmak üzere birçok kesimden vatandaşın sorununa değindiği ve gündeme getirdiği için hedefe alındı.

‘HALK DEĞİL TEBAA İSTİYORLAR’

İktidarın derdi bizimle değil, temsil ettiğimiz halk ve Türkiye’de maya tutan siyasi çizgimizledir. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, HDP için “Lanet olsun oylarına. Onların oylarının Allah belasını versin” sözleriyle aslında bu ülkede demokrasi barış ve eşitlik isteyen herkese duyduğu düşmanlığı da dile getirmiş oldu. Bu iktidar halk iradesine düşmandır, toplumun özgür iradesiyle seçim yapma hakkına düşmandır. Özgür bir toplum değil, kendilerine koşulsuz şartsız biat eden bir tebaa istiyorlar.

‘VEKİLLİKLERİMİZİ DÜŞÜRME GİRİŞİMİ ÇÖZÜMSÜZLÜK SİYASETİDİR’

İktidar Garê’deki sorumluluğunu kapatmak için daha önce de yaptığı gibi yine HDP’ye, eşbaşkanlarımıza, vekillerimize ve seçmenlerimize saldırıyor. Topluma saldırıyor. O nedenle HDP’yi fiilen tasfiye etmek için vekillerimiz aleyhine uydurma ve yalanlarla dolu kumpas iddianamelerle davalar açılmaya ve vekillikler düşürülmeye çalışılıyor. Bu, çözümsüzlük siyasetidir. Halk açlıktan intihar ediyor, esnaf kan ağlıyor, iktidar ve ortağı ise HDP’yi kapatma derdine düşmüş.

‘GÜCÜNÜZ BİZİ VE HALKI SİNDİRMEYE, DEMOKRATİK SİYASETİ TASFİYE ETMEYE YETMEZ

Size çok açık ve net bir şey söylüyoruz; gücünüz halkı sindirmeye, bizi demokratik siyaset dışına itmeye yetmiyor, hiçbir zaman da yetmeyecek. Buradan tekrar belirtmek istiyoruz. Sizin her saldırınız, her yöneliminiz, her kapatma davanız, her soruşturmanız HDP’yi zayıflatmaz, HDP’yi güçlendirir. Halk sizden kaçıyor ve yönünü HDP’ye çeviriyor. Anketlere bakın, sizin nefretinize karşı Kürtler, kadınlar, emekçiler, inançlar HDP’ye sımsıkı sarılıyorlar. Çünkü HDP de çözüm, HDP de umut, HDP de kurtuluş var. O nedenle boşa kürek sallamayın ve HDP ile uğraşmayın, bu ülke halkları için faydalı şeyler yapmaya harcayın enerjinizi diyoruz.

‘BİZ BU OYUNU ÇOK ÖNCEDEN GÖRDÜK’

Değerli arkadaşlar, bu topraklar belki de tarihinin en karanlık dönemlerinden geçiyor. Faşizm ve yoksulluk, sis bulutu gibi ülkenin üzerine çökmüş durumda. Peki, tüm bu karanlığın sebebi mesela Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri mi? Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri mi 128 milyar doları hiç etti? Ya da HDP milletvekilleri mi? Mesela Ömer Faruk Gergerlioğlu mu Türkiye’yi basın özgürlüğü endeksinde 154’üncü sıraya geriletti. Ya da Türk Tabipler Birliği ve İnsan Hakları Derneği mi işsizlik rakamlarını zirveye çıkardı? İktidara sorsanız tabii ki öyle diyecekler.  Aslında tablo çok açık. İktidarın kötülük planlarını okumak hiç zor değil. Çünkü biz bu oyunu daha önce defalarca gördük. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Hızlı bir özet geçeceğim.

DOLMABAHÇE MUTABAKATI

Hatırlarsınız, 2013’te Öcalan’ın mektubu Newroz kutlamalarında okundu. Çatışmaların, savaşın, ölümlerin son bulabileceğine dair çok güçlü bir adımdı. Buraya gelinene kadarki süreç ilmek ilmek örülmüştü. Sonrasında Meclis’te Çözüm Süreci Komisyonu kuruldu, Akil İnsanlar Heyeti oluşturuldu, binlerce görüşme yapıldı. Hızlıca özetlediğim bu süreçte, yani üç yıl boyunca ölümler durdu. Çünkü diyalog başlamıştı. Tüm bu sürecin geldiği nihai aşama ise Dolmabahçe Mutabakatıydı. Dolmabahçe Mutabakatı; Türkiye toplumunun demokrasi, barış ve özgürlük hayallerini gerçek kılmaya, geleceğe umutla bakmasını sağlamaya, toplumsal barış ve kardeşleşmeyi yaratmaya yönelik bugüne kadar atılmış en önemli ve kritik adımlardan biri olarak tarihe geçti. Dolmabahçe Mutabakatı esasen bu ülkenin onurlu bir barış içerisinde birlikte yaşamasının teminatı, halklar arasına inşa edilmiş sımsıkı bir kardeşlik köprüsü, Kürt sorununda demokratik çözümün önünü açacak yol haritası olarak tanımlanıyordu. Taraflara sorumluluklar yükleyen, halklara nefes aldıran, kucaklaşmayı, eşitliği, özgürlüğü var edecek koşullar için bir başlangıç niteliği taşıyordu.

‘SAVAŞTAN BESLENEN KLİK AKAN KANIN DURMASINA İZİN VERMEDİ’

Dolmabahçe Mutabakatı; yüz yıllık Kürt sorununun çözümü ve bin yıllık Kürt-Türk ittifakının güncellenmesi için yaratılmış tarihi dönüm noktalarından biriydi. Barışa, akan kanın tamamen durmasına tek bir adım kalmıştı. Savaştan beslenen klikler ve beklentili olanlar buna izin vermedi. O büyük hayal, o yüz yıllık umut; seçimlere, küçük siyasi hesaplara kurban edildi. Bu ülkenin geleceğini bir koltukla değiş tokuş ettiler. Erdoğan, Dolmabahçe Mutabakatını reddettiği gün büyük bir savaş başlattığını da ilan etmişti. Bu savaş Kürtlere, demokrasi güçlerine, kadınlara, gençlere karşı başlatılan ve her gün dozu ve baskısı artırılarak devam edecek olan bir savaştı.

10 MADDELİK DOLMABAHÇE MUTABAKATINDA NE VARDI?

Peki ne vardı Dolmabahçe Mutabakat’ında. O 10 maddeyi ben de buradan özetle hatırlatmak istiyorum. Bu belgenin içeriği şu başlıkları içeriyordu; “Silah yerine siyaset, eşit yurttaşlık hakkı, yasakçı yasaların iptali ve değişimi, bölgesel ekonomik kalkınma, siyasi mahpuslar için İnfaz Yasasının düzenlenmesi, kadın, kültür ve ekolojik kıyımına son verilmesi, kimlik ve anadil hakkını düzenleyen yasaların oluşturulması ve bütün sürecin sonunda anayasal düzenleme” öngörüyordu.

Allah aşkına bugün Türkiye’nin tümünü karanlığa boğan sorunlar bunlar değil mi? Dikkat ederseniz bu başlıklarda tam bir faşizm ve inkar siyaseti yürütülüyor. Aslında Dolmabahçe belgesi aynı zamanda Türkiye’nin tüm sorunlarına çözüm öngören bir reçeteydi. 7 Haziran’da AKP’nin ilk kez koalisyon hükümeti kurmak zorunda kalması bu savaşın dozunu artırdı ve güç kaybını kabul etmeyen Erdoğan, Türkiye için derin bir karanlığı başlattı. Diyarbakır, Suruç, Ankara Gar katliamı, Sur, Nusaybin, Cizre, Şırnak, Yüksekova’nın yerle bir edilmesi, Kobani protestolarında yitip giden canlar… Tüm bu felaketler, kaybetmeye tahammül edemeyen iktidarın 1 Kasım seçim kampanyası oldu. Sonrası zaten büyük tufan. Başkanlık sistemi, tek adam rejiminin inşası, belediyelere, STK’lara, üniversitelere kayyım atamaları, seçim hırsızlıkları, 15Temmuz darbesi, 4 Kasım siyasi darbesi, ardı arkası kesilmeyen Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, halkın cebinden eksilip yandaşın cebine dolan paralar, işsizlik, yoksulluk ve açlık…İşte denklem bu kadar basit.

‘DOLMABAHÇE MUTABAKATI HAYATA GEÇİRİLSEYDİ TÜRKİYE BUGÜN BAMBAŞKA BİR NOKTADA OLURDU’

Barış ve çözüm umudunun kendi oylarını düşürdüğünü gören, seçim kaybetmeyi kabul edemeyen iktidar; Dolmabahçe Mutabakatını reddederek binlerce insanın ölmesine, Türkiye’nin derin bir karanlığa gömülmesine sebep oldu. Tek adam olma sevdası yüzünden reddedilen Dolmabahçe Mutabakatı işte bu kadar hayatiydi. O mutabakatın oluşmasına kadar giden süreçte emeği olan tüm taraflar bugün aynı noktada olsaydı, Türkiye bambaşka bir yerde olacaktı. Tutarsızlığı siyaset edinenler, işine gelince birlikte süreç yürüttüklerini, işine gelmeyince terörist ilan ettiler.

‘SAYIN ÖCALAN AYNI NOKTADA’

Ama biz ve bir bütün olarak Kürt halkı biliyor ve diyoruz ki o dönemin diğer muhatabı Sayın Öcalan o gün hangi noktadaysa bugün de aynı noktada. Ve diyor ki “Koşullar oluşsun silahları durdurabilir, barışı sağlayabilirim”. Böylesi bir cümleden, üstelik çözüm süreci deneyimleri de ortadayken kim, neden korkar? Bakın Sayın Öcalan’ın bu iradesine inanan milyonlar var bu ülkede. Öcalan’ın barışı sağlayacağına olan inançla cezaevlerinde 95 gündür devam eden açlık grevleri var. Cezaevlerinden açlık grevleri yoluyla yükselen bu itiraz İmralı’da yaşanan insanlık dışı tecrite karşı bir direniş çığlığıdır. Sayın Öcalan’ın verdiği mesajlar verdiği, diyalog kurduğu her gün bu ülkenin demokratik geleceğinde yeniliklerin gelişmesine, barış umutlarının serpilmesine hizmet etmiştir. 95. gününe giren açlık grevleri de işte tam bu noktada Sayın Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi ve ülke üzerine çökmüş olan tecrit rejiminin kaldırılması için bir eylem biçimi halini almıştır. Bu sese kulak vermek, bu topraklarda demokratım diyen herkesin insani ve vicdani sorumluluğudur.

‘BİZ DOLMABAHÇE MUTABAKATI İRADESİNE BAĞLIYIZ’

Siyasi hesaplar için insan canını yok sayan bir kötülükle mücadele ediyoruz ve bu mücadelede kararlıyız. Yeter ki bu ülkede diyalog temel düstur olsun ve hiç kimse ölmesin. Dolmabahçe Mutabakatı bugün de geçerlidir ve biz bu iradeye bağlıyız. Karşılıklı binbir emekle olgunlaştırılan Dolmabahçe Mutabakatının ruhunun yeniden canlanması için çalışıyoruz. Öcalan’ın çözüm iradesine, o iradeye inanan milyonlara, barış uğruna bedenini açlığa yatıran tutsaklara ses verilsin istiyoruz. Aksi halde tüm Türkiye son 5 yılda olduğu gibi kaybetmeye devam edecek, daha çok eve ateş düşecek. Biz buna razı değiliz. Siz de olmayın!

‘İŞ VE AŞ BULUŞMALARIMIZA BUNDAN SONRA DA DEVAM EDECEĞİZ’

Türkiye’nin asli meselesi işsizlik, yoksulluk, açlıkla mücadeledir. İş ve aş bu ülkenin halklarının en öncelikli talebi ve hakkıdır. Bu sebeple HDP olarak İş ve Aş Buluşmalarımızı gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Diyarbakır’dan başladığımız İzmir ile devam ettiğimiz buluşmaları Van halkı ve esnafı ile bir araya gelerek sürdürdük. 2021 yılı içerisinde Türkiye’nin her yerinde emekçilerle, esnaflarla, kadınlarla, gençlerle buluşmaya ortak bir mücadele yürüterek yeni bir yaşam ekonomisi oluşturma azmini ortaya koyacağız. Mart ayında bu çalışmalara devam edeceğiz. 

‘VAN HALKI YARDIM İSTEMİYOR ÇİFTE STANDARDA SON VERİLMESİNİ İSTİYOR’

Van’da en temel sorun Kapıköy Sınır Kapısının pandemi nedeniyle kapalı tutulmasıdır. İran’dan Türkiye’ye uçuşların devam etmesine rağmen sınır kapısı halen kapalı tutulmaktadır. Otellerin doluluk oranı sınır kapısı kapalı olduğundan yüzde 15 ile sınırlı.

Türkiye’deki diğer sınır kapıları açıkken, İran’dan uçuşlar serbest bir şekilde gerçekleşirken karayolu sınır kapısının kapalı olması başta otelciler ve diğer esnaflar olmak üzere Van halkının ekonomik olarak çöküşünü hızlandırıyor.

‘SAMANIN BİLE İTHAL EDİLMESİ TARIM VE HAYVANCILIĞIN BİTİRİLDİĞİNİN İLANIDIR’

Van halkı kredi veya yardım istemiyor, sınır kapısının kontrollü bir şekilde açılmasını istiyor. Van halkı çifte standardın ortadan kaldırılmasını istiyor. Bakın; çiftçiliği ve hayvancılığı bitiren, ülkeyi ithalat cenneti haline getiren AKP’ye Van hayvan pazarından yükselen ses şudur; yem fiyatlarının, gübre fiyatlarının maliyetini karşılamak bugün hiçbir çiftçinin üstesinden gelebileceği bir durum değildir. Ülkenin samanı dahi ithal eder hale gelmesi, şehir içinde hayvan taşınmasına fahiş cezalar kesilmesi tarımın da hayvancılığın da öldüğünün ilanıdır.

‘BİZ HALKIN BİRİKEN ÖFKESİNİN VE ÇÖZÜM TALEPLERİNİN TEMSİLCİSİYİZ’

Van başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde iş ve aş talepleri büyük bir öfkeyle dile getiriliyor. Biz bu öfkenin ve halkın çözüm taleplerinin temsilcisiyiz. İş ve aş taleplerinin karşılanması için dayanışmayı büyüterek yeni yaşam ekonomisini hayata geçireceğimizin sözünü önce Türkiye halklarına sonra da bu utanmaz iktidara veriyoruz. Aymazlığın, çifte standardın, ikiyüzlülüğün resmi AKP kongrelerinde, cenaze törenlerinde, yandaş düğünlerde açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

‘ÜLKENİN ÜRETENLERİNE, EMEKÇİLERİNE, ESNAFLARINA VE GENÇLERİNE İŞ VE AŞ YOKSA İKTİDARA DA HUZUR YOKTUR’

Halkların Demokratik Partisinin kongrelerinde, etkinliklerinde herkese pandemi gerekçesiyle ceza keseceksiniz, sosyal mesafe hassasiyetini vurgulayacaksınız; 10-15 milletvekilliyle Kapıköy sınır kapısında yapmak istediğimiz açıklamayı engelleyeceksiniz, sokakta yaşayacak hale getirdiğiniz yurttaşlara sokağa çıkma yasağı gerekçesiyle ceza keseceksiniz ama AKP kongrelerine gelince “lebaleb dolu” diye övüneceksiniz! Minibüslerle taşıyıp doldurduğunuz suni kalabalığınız değil; kirasını ödeyemediği için bitirdiğiniz esnaflar, iş vermediğiniz gençler, kadınlar, eğitimini vermeden sınav yapmaya kalktığınız öğrenciler sizin sonunuzun manifestosunu yazacaklar. AKP rozetinin bir kalkan gibi koruduğu şürekanız ve siz şunu iyi bilin ki; bu ülkenin üretenlerine, emekçilerine, esnaflarına, gençlerine iş ve aş yoksa iktidara da huzur yok! AKP iktidarının Türkiye’de yarattığı da pandemi de mücadelemizle, emeğimizle, dayanışmamızla yok olacaktır!

‘HERKES İÇİN ADALET KAMPANYAMIZ MART BOYUNCA DEVAM EDECEK’

Herkes için Adalet kampanyamız büyük bir heyecan ve coşkuyla devam ediyor. Şubat ayı programını geride bıraktık. Şimdi kampanyamızın Mart ayı programını sizlerle paylaşmak istiyorum.

• 1 – 9 Mart Tarihleri Arasında “İsyanımız Özgürlüğümüz İçin” sloganıyla Kadın Meclisimiz 8 Mart kutlamaları için alanlarda olacak. 5 Mart tarihinde HDP Kadın Meclisi olarak İstanbul, Amed, Batman, Mersin, İzmir, Antalya, Denizli, Eskişehir, Aydın, Kocaeli, Van, Adana ve Ankara’da özgün etkinliklerimiz gerçekleştirecek. Bu kapsamda Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan 8 Mart’ta Van’daki kutlamalara katılacak.

• Eş Genel Başkanımız Mithat Sancar’ın katılacağı Halklar ve İnançlar Komisyonu öncülüğünde Ankara’da İslami kesimlerle bir toplantı düzenlenecek.

• Eş Genel Başkanımız Mithat Sancar’ın katılımıyla Çukurova Bölgesinde İş ve Aş Buluşmalarına devam edeceğiz.

• 12 Mart darbesinin yıldönümünde İstanbul’da “Darbelerle Yüzleşmek İçin Adalet” sloganıyla alanlarda olacağız.

• Amed’de Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan’ın katılımıyla Kürdistani partilerle, ulusal birlik siyasetinde stratejik yol haritası üzerine bir toplantı gerçekleşeceğiz. Aynı gün Kürdistani partilerle Newroz’un bu yılki kutlamalarına dair görüş alışverişinde bulunacağız.

21 MART’TA ALANLARDAYIZ

• 21 Mart’ta hep birlikte Newroz Bayramımızı kutlayacağız.

• Eş Genel Başkanlarımızın katılımıyla Ankara ve İstanbul’da restaurant, lokanta ve kafe emekçileri ve işverenleri ile buluşma gerçekleştireceğiz.

• Halklar ve İnançlar Komisyonu öncülüğünde İslami çevreyle “İslam ve Adalet” konulu buluşma düzenleneceğiz.

• Doğubayazıt’ta tecrit temalı bölgesel bir yürüyüş düzenleneceğiz.

• Eş Genel Başkanımız Mithat Sancar’ın katılımıyla Yerel Yönetimler Kurulumuz öncülüğünde Mardin’de “İradem İçin Adalet” şiarıyla bir etkinlik organize edeceğiz

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”