26 Ekim 2026
19.1 C
İstanbul

AİHM’in Selahattin Demirtaş kararı ne anlama geliyor?

Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı (AİHM) eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında itiraz başvurusu reddedildi.

Gelişmeyle birlikte AİHM’in Demirtaş hakkındaki kararı kesinleşmiş oldu.

Edirne Cezaevi’nde yaklaşık dokuz yıldır tutuklu bulunan Demirtaş, karara ilişkin yazılı açıklamasında “Özgür günlerde görüşebilmek umuduyla” dedi.

Demirtaş’a ait sosyal medya hesabından siyasetçinin el yazısıyla paylaşılan açıklamada, AİHM kararının önemli olduğunu ancak “86 milyon açısından kendi aramızdaki kardeşlik hukuku”nun “her şeyden kıymetli” olduğunu belirtildi.

DEM Parti ise kararla ilgili X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere arkadaşlarımızla ilgili bugüne kadar verilmiş çok sayıda AİHM kararı da dikkate alınarak ve en son AİHM’in 8 Temmuz 2025 tarihli kesinleşen kararı gözetilerek arkadaşlarımız vakit geçirilmeden serbest bırakılmalıdır” ifadelerine yer verdi.

Türkiye, AİHM ikinci dairesi tarafından Demirtaş hakkında verilen ihlal kararına 7 Ekim’de itiraz etmişti.

X paylaşımını geçin, 1

Uyarı: BBC üçüncü taraf sitelerin içeriğinden sorumlu değildir.

X paylaşımının sonu, 1

Adalet Bakanlığı dosyanın AİHM’in Büyük Dairesi’nde yeniden ele alınması talebinde bulunmuştu.

AİHM, 8 Temmuz 2025’te açıkladığı kararında, Demirtaş’ın Kobani Davası bağlamında tekrar tutuklanmasını “hukuki açıdan sorunlu” bulmuştu.

Türkiye’nin karara itiraz etmesi için son gün 8 Ekim idi.

AİHM kararları Türkiye açısından bağlayıcı ancak diğer ülkeler gibi Türkiye’nin de uygulamadığı kararlar mevcut.

Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararları bunların en çok bilinenleri.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’nin uygulamadığı kararlara ilişkin denetim süreci ise sürüyor.

DEM Parti itiraza tepki göstermişti

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yapılan itirazın “hukuksuzlukta ısrar etmek ve toplumsal barışa ve adalete zarar vermek” olacağını savundu.

Sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşayan Hatimoğulları, “Barışa katkı vermeleri gerekenleri demir parmaklıklar ardında tutarak adaletsizlikte ısrar etmeyi ne biz ne de yüreği barış için atan milyonlar kabul eder” dedi.

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, yapılan itiraz ile “ortaya bir kötü niyet konduğunu” öne sürdü.

Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Çandar, Kürt vatandaşların ve Türk kamuoyunun duygularının umursanmadığını söyledi ve “En önemlisi, iç barış konusunda büyük umutlara yol açmış ‘Süreç’ ciddi olarak yaralanmıştır” dedi.

Dava süreci ile ilgili neler biliniyor?

Demirtaş ile ilgili AİHM davalarının konusu Kobani olayları ile ilgili mahkumiyeti.

Kobani olayları, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün, Eylül 2014’te Suriye’de Kobani’ye yönelik bir saldırı başlatmasının ardından Türkiye’de yaşanan protesto ve şiddet olaylarını kapsıyor.

Kobani olaylarıyla ilgili ilk soruşturma 2014’te başlatıldı.

Bazı HDP’li siyasetçiler, “adam öldürme”, “yağma”, “kamu görevlisini silahla yaralama”, “bayrak yakma”, “devletin birliğini, ülkenin bütünlüğünü bozma” gibi suçlamalarla yargılandı.

Demirtaş Kasım 2016’da tutuklandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi, 26 Nisan 2021’de ilk duruşma yapıldı.

Davada 108 kişi yargılandı, sadece 12 kişi beraat etti.

15 Mayıs 2024’teki karar duruşmasında eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş 42 yıl, Figen Yüksekdağ 30 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Kobani olayları sırasında HDP MYK Üyeleri Pervin Oduncu, Alp Altınörs, Nazmi Gür, Zeki Çelik ve Zeynep Karaman’a 22 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

AİHM’in Demirtaş kararları

AİHM, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin olarak 2017’de yaptığı başvuruyu 20 Kasım 2018’de karara bağladı.

Kararda en çok dikkat çeken unsur, AİHM’in Demirtaş’ın tutukluluğunun “hukuki değil siyasi amaçlara dayandığı” sonucuna varmasıydı.

Demirtaş, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) güvenlik ve özgürlük hakkını düzenleyen 5., ifade özgürlüğüne ilişkin 10., haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanmasıyla ilgili 18., bireysel başvurularla ilgili 34. ve Ek Protokol’ün serbest seçim hakkına ilişkin 3. maddesinin ihlal edildiği tezini işlemişti.

Mahkeme yaptığı değerlendirme sonucu Türkiye’nin 10. ve 34. maddeler dışındaki maddeleri ihlal ettiği sonucuna vardı.

AİHM, Türkiye’nin, Demirtaş’ın gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının makul şüpheye dayandığı yönündeki tezini kabul etti.

Ancak bununla birlikte tutukluluk halinin uzatılmasına neden olan yargı kararlarında sunulan gerekçelerin, tutukluluğun devamını meşru kılacak yeterlilikte olmadığına hükmetti.

Türkiye’den, Demirtaş’ın tutukluluğunun devamını meşru kılacak yeni nedenler ya da kanıtlar ortaya atılmaması halinde tutukluluk halini sona erdirecek önlemleri mümkün olan en kısa sürede alması istendi.

AİHM’in Türkiye’nin 25 bin Euro ödemesine hükmettiği bu karar, itiraz üzerine temyiz organı olarak görev yapan ve 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire’ye götürüldü.

Büyük Daire, 22 Aralık 2020’da açıkladığı kararında, 2018’deki kararda olduğu gibi Türkiye’nin ihlalde bulunduğuna hükmetti.

Büyük Daire kararında Türkiye’nin Demirtaş’a mahkeme masrafları dahil olmak 60 bin 400 Euro ödemesine hükmedildi.

Bu karar nihai nitelikte.

Demirtaş’ın tutukluluk haliyle ilgili bir başka dava ise 2 Mart 2020’de AİHM gündemine taşındı.

Bir önceki başvuruda olduğu gibi bu başvuruda da Türkiye’nin AİHM’in bazı maddelerini ihlal ettiği, Demirtaş’ın 20 Eylül 2019’da yeniden tutuklanması ve bu tarihten sonra tutukluluğuna temel oluşturan gerekçelerin yetersiz olduğu tezi işlendi.

AİHM, 8 Temmuz 2025’te açıkladığı kararında, Demirtaş’ın Kobani Davası bağlamında tekrar tutuklanmasını “hukuki açıdan sorunlu” buldu.

Delilleri de yetersiz bulan AİHM, iç hukuk makamlarının tutuklamaya alternatif tedbirlerin uygulanma olasılığını göz önünde bulundurmadığına dikkat çekti.

Tutuklama kararının asıl amacının “başvuru sahibinin siyasi faaliyetlerini engellemek” olduğu sonucuna varan AİHM, Demirtaş’ın tutuklanması konusunda AYM’ye yaptığı üç bireysel başvuruya ilişkin karar sürecinin uzunluğunu da ihlal olarak gördü.

AİHM, Türkiye’nin mahkeme masrafları dahil 55 bin 745 Euro tazminat ödemesine karar verdi.

Türkiye bu karara 7 Ekim’de itiraz etti.

Son Haberler

Giré Spî’de Kürtler cihadistlerin saldırısına uğradı

Silahlı grupların kontrolünde bulunan Rojava’nın Girê Spî kentinde bazı...

YBŞ, ‘Irak ile anlaşmaya vardık’

YBŞ-YJŞ’den Bağdat’la anlaşma: En büyük zafer halkımızın özgür varlığıdır “Irak...

Netanyahu’dan İran’a uyarı, ‘nükleer patlama’ görselli paylaşım

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yarın yapılacak genel seçimler öncesinde...

Brezilya’da Lula yeniden devlet başkanı seçildi

Brezilyalılar, yeni devlet başkanlarını seçmek için 25 Ekim Pazar...

Trump’tan Obama’ya: Cahil bir başkandın İran’a milyarlarca dolar verdin

ABD Başkanı Donald Trump, eski Başkan Barack Obama’nın hafta...

Trump: İran’a yeni bir askeri operasyon olabilir

ABD Başkanı Donald Trump, Washington'un İran'a karşı yeni bir...

Fidan: Mekke İttifakı bölgesel güvenlik, barış ve refah için kuruldu

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nda...

Türkiye Gündemi

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...

Halk TV nasıl kuruldu, CHP’yle ilişkileri nasıldı, yayın sürecinde neler yaşandı?

Halk TV'nin İstanbul'daki binasına sabahın erken saatlerinde polis operasyonu...

İhsan Kaçar: Barrack’ın Ortadoğu Denkleminde Kürtler

Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelere yalnızca günlük açıklamalar ve...

DEM Parti MYK’si süreci görüşmek üzere toplandı

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar...

Bakırhan: Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu’nun çalışması tarihi öneme sahiptir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup...