24 Eylül 2026
13.8 C
İstanbul

Zelal Buldan, “Bu sadece benim hikayem değil, sadece bizim hikayemiz değil, hepimizin hikayesi aslında…”

Zelal Buldan, “Bu sadece benim hikayem değil, sadece bizim hikayemiz değil, hepimizin hikayesi aslında.

  • Söyleşi: Çiğdem Ay
  • Video : Şeyhmus Baykal

Savaş Buldan 3 Haziran 1994’te yani kızı Zelal Buldan’ın doğduğu gün’’faili meçhul’ bir cinayetle öldürüldü.

Bu belgesel filmle konuşamamanın ağırlığını paylaşmak istedim, aslında yaşadıklarımızla yüzleşmeye çalıştım. Fikir buradan oluştu. Babam hakkında hiç konuşmamış olmanın belgeselini yapmak istedim. Babamın kaybedilmesinden sonra annemle bu konuyu hiç konuşmamıştık, yaşamım boyunca kaç kez niyetlendiysek de olmadı. Beceremiyorduk. Sanırım, konuşarak bu gerçekle yüzleşemiyorduk, belgeseli çekerken belki babamı  annemle karşılıklı konuşabiliriz diye düşünmüştüm. O da olmadı, yine konuşamadık.

Bendeki durum, doğum günüm ile babamın anması aynı gün, sevincin ve hüznün bir arada olduğu ve sürekli birbiriyle savaştığı bir denklem…

26 yıl sonra babasını bir belgesel film ile anlatan Zelal Buldan, İznews’e konuştu.

Zelal Buldan – Çiğdem Ay

Belgeseli izlediğimde bir yol hikayesi var , babanızla ilgili bu belgeseli çekme fikri, tarihi bir belge olarak dursun diye mi çektiniz? Yoksa babanıza duyduğunuz özleminizi perdeye mi yansıtmak istediniz?

Tarihi bir belge olsun istemedim aslında, tabi ki kendi duygularımı yansıtmak istedim. Babam hakkında konuşarak, bu konuşulmamışlığa son vermek istedim. İnsanların izlemesini istedim. Çünkü Türkiye’de yaşayıp hala bu olanları bilmeyen çok fazla insan var. Ben bunu Hanım Tosun Belgeselini çektiğim zaman fark etmiştim. Cumartesi Annelerinin Belgeselini çekiyorum dediğim anda ‘’ Cumartesi Anneleri ne ?’’ diyen çok fazla insanla karşılaştım.Türkiye de yaşayıp faili meçhul cinayetlerden habersiz olan, Türkiye’nin kaderini değiştiren birçok olayın farkında olmayan çok insan var. Ben bir kişi bile belgeselimi izlerse, bir kişiye bile yaşadıklarımızı, insanların yaşadıkları acıları anlatabilirsem mutlu olurum  düşüncesiyle giriştim bu belgesele.

Amacım;  İnsanlara izletmek onları bilgilendirmek. Bir yandan da kendime hediyemdir...

Zelal Buldan, Babası Savaş Buldan’ın anmasında

Belgeseli yayınladıktan sonra rahatladım diyebilirim. Annemle konuştuğumuzda ayrı bir rahatladım. Çünkü benim için zordu. Babasız büyümekte zordu. Doğduğum gün babamı kaybetmem de zordu. Her şey zordu. Zor bir hayattı. Tabii ki tek değilim, benim kaderimi paylaşan birçok insan var. Sadece benimle ilgili bir belgesel değil, sadece benim annem ve babamla ilgili bir belgesel değil.Aslındabu Türkiye’deki bir gerçeklikle ilgili bir belgesel.

3 Haziran 1994’te babanızı-iş insanı Savaş Buldan’ı faili meçhul bir cinayette kaybettiniz. Sizin hikayenizde o gün başlamış. Babanızı kaybettiğiniz gün dünyaya gözlerinizi açtınız. Her yıl 3 Haziran günü neler yaparsınız, nasıl geçer sizin için? 

Her yıl 3 Haziran günü sabah uyanıp mezarlığa gideriz.  Doğum günümde babamın anmasını düzenliyoruz, bu yıl pandemiden dolayı olmadı. Fakat her yıl bu şekilde yaparız, sonrasında ailem bana bir pasta keser…  

Bu iki zıt duygunu nasıl tarif ediyorsunuz? 

Tabi ki zor bir duygu, ikisinin aynı gün olması. İnanın çok zor, bu duyguyu anlatamam, tarif edemem. 

Babanızı çevrenizden dinleyerek tanıdınız. Babanızı dinleyerek tanımak nasıl bir histi? 

Biz annemle oturup hiç babam hakkında konuşmadık. Zaten belgeselimin konusuda bu. Tabi ki ailem, toplandığımız zamanlarda babamla ilgili güzel anılardan bahsederler. Babamın ne kadar iyi bir insan olduğu, insanlara ne kadar çok yardım etmeyi sevdiği konuşulur. Bence benden ziyade annem için, abim için onu tanıyanlar için, bu durum çok daha zor. Çünkü onlar sevdiklerini, tanıdıkları birini kaybettiler. Benim için tabii ki yokluk duygusu hakimdi. Ben, alıştığın birini kaybetmenin daha zor olduğunu düşünüyorum. Babamı hep çok güzel duydum. Onu tanıyanlardan tek kötü söz duymadım. Bu yüzden onunla gurur duydum, onun kızı olmaktan gurur duydum. Görmemiş olsam da böyle bir babaya sahip olmaktan gurur duydum. 

Baba kelimesini nasıl tarif ediyorsun? 

Bunu hiç düşünmedim sanıyorum. Hayatımda olmayan bir kelime olduğu için belki. Hiç kullanmadım bu kelimeyi. Ama babamın varlığını hep hissettim. Hayatımda çok fazla kullanmadığım bir kelime. İnsanların hayatlarında kullanmadığı bazı kelimeler vardır yada öyle bir hissiyat veriyor bana. Hayatımda 5 kere falan ‘Baba’ kelimesini kullanmışımdır. Hani o yüzden benim için ne ifade ettiğini de bilmiyorum. 

Belgeselinizde şu dikkatimi çekti anneniz Pervin Buldan mezarlıkta babanızın vefatını size söylüyor. Siz o zamana kadar babanızın yokluğu ile ilgili bir şeyler hissediyor muydunuz?  

Şöyle evet annem beni mezarlığa götürüp söyledi. Ben bunu annem bir gün evde bir gazeteye röportaj verirken duydum. Bunu bile konuşmamışız aslında, ilk olarak bunu da hatırlamıyorum ama annemin anlattığı kadarıyla okula başladığımda zaman yavaş yavaş farkına varmışım. Zaten öncesinde bizim evin içerisinde hiç baba kelimesi geçmiyordu. Belgeselde de bahsettiğim kuzenlerim kendi babalarına bizim evdeyken amca diye hitap ediyorlardı. Ben amca dediğim için onlarda kendi babalarına amca diyorlardı. Evin içerisinde bir baba figürü yoktu.  

Babanızın yokluğunu ne zaman hissettiniz? 

Hiçbir şeyin farkında değildim. Sonra okula gittim. Arkadaşlarımı okula babaları getirdiği zaman, ben anneme, ‘bizi neden okula sen yada dayım götürüyor’ diye soruyordum. Hatırladığım ufak detaylar var tabi ki. Babalar günüydü ve ilkokula gidiyordum, sınıfta herkes babasına el işleriyle bir şeyler yapıyordu ben dayıma yapmıştım. O zaman sorguladığımı hatırlıyorum. Babalar günü ve ben dayıma el işleriyle hediye yapıyorum arkadaşlarım babalarına yapıyor. Sonrasında ilerleyen dönemlerde annem bana, ‘baban yurt dışında’ dediğini hatırlıyorum. O zaman biri bana ‘baban yurt dışında değil, öldü’ demişti. Yine babamın öldürüldüğü güne dair fotoğraflarını görmüştüm. Yine bir arkadaşım kitapta göstermişti. Oda tabi ki kötü niyetli değildi, oda hiçbir şeyin farkında olmayarak ‘bu senin babanmış ‘diyerek onu göstermişti. Sanırım ilkokuldu.  

O fotoğrafa bakmak seni etkiledi mi? 

Çok…

Ben şu an 26 yaşındayım, ilk kez o fotoğrafa belgeseli çektiğim zaman baktım. Babamı o şekilde görmek istemedim. Belki de bir kaçıştı. Babamı hep güzel görmek istedim. Videolarına da bakmıyordum. Sonra belgeseli hazırlarken araştırma aşamasında kaçtığım şeylerle yüzleşme zamanımdı. Bunları yaptıktan sonra bir anlamda rahatladığımı fark ettim. Çünkü bunu yapmam gerekiyordu. Ben ne kadar unutmaya çalışsam da insanların bunu unutmaması için belgeselimin ilk açılış sahnesinde o fotoğrafı kullandım. 

Cumartesi Anneleriyle tanışmanız nasıl oldu?  

Cumartesi Annelerine çok küçükken tanıştım. Annem o dönem benim gitmek istemediğimi söylüyor, çünkü çocuğum ve hiçbir şeyin farkında değilim. Annemin elinden tutuyorum bir yere gidiyorum. Belki bana bir oyun gibi geliyordu. Büyüdükçe oradaki bütün hikayeleri öğrendikçe gittim.Ortaokul sonrası Ankara’da yaşadım, bu süre zarfında Cumartesi Annelerine gidemedim.Bu noktada kendime bir özeleştiri yapabilirim, bir şekilde fırsat yaratıp arada gitmeliydim.Daha sonra Hanım Tosun’un belgeselini çekme kararı aldım. Hanım Abla’nın belgeseliyle tekrar bir başlangıç oldu. 

Çektiğiniz belgeselle birçok faili meçhul yakınlarının duygularına, hayatlarına dokundunuz, izleyenlerden nasıl tepkiler aldınız? 

Sosyal medya üzerinden birçok güzel yorumlar ve geri dönüşler aldım. Cevap verebildiğim kadar verdim. Dönemediklerim oldu, gözümden kaçanlar oldu, onlardan da bu vesileyle özür diliyorum. Onun dışında defalarca izlediğini söyleyenler oldu. İzlerken ağladıklarını söyleyenler oldu. Teşekkür edenler oldu. 

Bu sadece benim hikâyem değil, sadece bizim hikayemiz değil, bu hepimizin hikâyesi aslında. O yüzden insanlardan gelen yorumlar benim için çok kıymetli. Aynı şeyleri yaşadığım insanların bir “Teşekkür ederim” demeleri bile başka insanların yazdıkları şeylerden daha kıymetli. Çünkü aynı şeyleri yaşadık. Bir nebze de olsa onların derdini anlatabildiysem ne mutlu bana. Kötü tepki bekliyordum. Hatta Youtube’de yayınlarken yoruma kapalı paylaştım. Tatsız yorumlar görmek istemediğimden kaynaklıydı. Açıkçası sosyal medya flatformlarında herhangi kötü bir yorumla karşılaşmadım.

Annenizin aktif bir siyasetçi olmasının hayatınızda nasıl bir etkisi oldu? Hayatınızda boşluklar oluştu mu? 

Annemle hiç vakit geçiremiyorum diyebilirim. Bu pandemi sürecinde ilk kez annemle üç ay beraber vakit geçirdik, aynı evde kaldık. Annem milletvekilliğinden öncede sürekli, her zaman dışarıdaydı. Ama geriye dönüp baktığım zaman gerçekten çok iyi bir anneydi. Hep söylüyorum bize hem annelik hem babalık yaptı. O dönemde bile bize yokluk duygusunu yansıtmadı. Şu anda da çok yoğun ama hep gurur duyduğum işler yaptığı için annemle zaman geçiremiyorum üzüntüsüne hiç girmedim tam tersi hep gurur duydum. 

Babasının ardından adalet arayan Zelal olgunlaştıkça kendisini nereye koyuyor, bundan sonra ‘adalet’ mücadelesinin neresinde olacak? 

Hep bir adalet arayışı içerisinde oldum. Ömrümün sonuna kadar da olacağım. Ben bu belgeseli çekerken babamın katilleri beraat etti. Daha belgeselin kurgu aşamasındayken bu karar çıktı. Açıkçası umudum da yok. Şu anki Türkiye’de hiçbir şeye umudumun olmadığı bir dönemdeyim. Ama bu benim adalet arayışımdan vazgeçeceğim anlamına gelmiyor. Herkes farklı kollardan arıyor. Annem siyaset yaparak bu arayışın içerisinde oldu. Ben daha çok sanata yöneldim. Tabii ki yolun çok başındayım. İki belgesel çektim. Son olmayacak. İlerleyen zamanlarda başkalarının hikayelerini de anlatma gibi bir planım var. Ben kendimi ve derdimi sanatla ifade etmekten yanayım. 

Belgeselde babanızla ilgili anlatamadığınızı düşündüğünüz bir şey var mı? 

Annemle karşılıklı konuşmayı isterdim. İlk annem konuşacak, ben konuşacağım sonrada beraber konuşacağız gibi plânlamıştım. İlk iki aşamayı yaptık, annem konuştu, sonra ben konuştum. Fakat sonrasında beraber konuşmayı yapamadık. Daha doğrusu belgeselinde sonunda dediğim gibi, annemden daha duygusal bir şeyler beklerdim. Ama bu konuşamayışta bir şey anlatıyor. Zaten belgeselin temeli bu konuşulmamışlıklar, konuşamamak… 

Annenizi ikna etme sürecinde zorlandınız mı? 

Belgesele karar vermek de başlamakta çok zordu. Bunun için tabii ki annemin onayı gerekiyordu. Aslında kabul edeceğinden çok emin değildim. Ama hiç beklemediğim bir anda kabul etti. Şöyle mi olsa ya da ne yapmayı planlıyorsun sormadan ‘tamam ne istiyorsan yapalım’ dedi. Her şeyi benim planlayacağımı, onu üzmeden yapacağımı bilerek, yahut böyle bir şeye onunda ihtiyacı vardı. Bu yüzden aradım annemi böyle bir fikrim olduğunu, babamla ilgili belgesel çekmek istiyorum, bu yüzden seninle konuşmak istiyorum dedim, annem de ‘tamam ne zaman istiyorsan yapalım’ dedi. Beklediğimin aksine sancısız geçti o süreç. İsteksiz olsaydı eğer ona acı verir diye, ikna etmek için çabalamazdım. Bu fikrimden vazgeçerdim. Ama o bana güvendi. İkimize de iyi geldi. 

İlerleyen zamanlarda  bir şeyler yapacak mısınız?

Siyasete girme gibi bir düşüncem yok, ben sanatı seçtim, sinemayı, belgesel çekmeyi seçtim. Uzun metrajlı film fikirlerim var. Hayatıma sanatla devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü kendimi daha iyi ifade ettiğim bir alan diye düşünüyorum. İzleterek de insanlara bir şeyler katmak çok kıymetli. 

O zaman Zelal’ı biraz tanıyalım mı?

Zelal Buldan – Pervin Buldan

26 yaşındayım, Ortaokul ve Liseden sonra Üniversitede Sinema ve Televizyon okudum. Bitirme projem olarak kısa film yada belgesel çekmem gerekiyordu, o dönem küçük yaşlarda tanıştığım, içerisinde büyüdüğüm dediğim Cumartesi Annelerinden Hanım Tosun’un belgeselini çektim. Sonrasında çok güzel tepkiler aldım. Londra merkezli bir film festivalinde finale kaldık. Üniversitede yazmayı daha çok seviyordum. Sonrasında belgesele yoğunlaştım. Belgesel üzerine master yaptığım zaman kendi hayatıma odaklandım.

@ iznews

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”