30 Eylül 2026
19.8 C
İstanbul

Suriye sahasında gerginlik arttı

Suriye’nin güneyindeki Dera ilinde varlığını sürdüren İran destekli gruplara hava saldırısı gerçekleştirildi.  Deyrezor’da da askeri bir aracın geçişi sırasında yaşanan patlama sonucu 3 Suriye destekli milis öldü. ABD’nin Deyrezor’daki üssüne İHA’lı saldırı girişimi oldu.

Dün Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan İran Konsolosluğu’na yapılan hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü komutanlarından Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahidi, Tuğgeneral Muhammed Hadi Hac Rahimi ile 5 yetkilinin hayatını kaybetmesi sonrası bölgede gerilim artıyor. Rusya, Katar, Umman, Ürdün, Irak ve Suudi Arabistan, Suriye’nin başkenti Şam’daki İran diplomatik misyonunu hedef alan saldırıyı kınadı.

Deyrezor’da patlama

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR),  Irak’a sınır Suriye’nin doğusundan Deyrezor vilayetinnin batısındaki El Tabni çölünde, askeri bir aracın geçişi sırasında IŞİD tarafından döşenen mayının patlaması sonucu Suriye ordusuna bağlı Difa el Vatani milislerine mensup 3 milis öldü, 4’ü yaralandı.

Dera’da milislere ait karargahlara bombardıman

Dün, aidiyeti bilinmeyen savaş uçakları, Dera’nın batısındaki Mariye köyünde, Suriye ordusu saflarındaki İran destekli gruplara saldırı düzenledi. Saldırıda İran destekli gruplara ait bir karargah hedef alındı.

Suriye rejimine yakın sosyal medya hesapları  Dera ilinin Mariye köyü yakınlarındaki saldırıları, İsrail’e ait savaş uçaklarının düzenlediğini iddia etti. Söz konusu saldırıya ilişkin, İsrail tarafından ve Suriye rejiminden henüz açıklama yapılmadı.

SOHR, Dera ilinin batı kırsalındaki Yermuk Havzası bölgesindeki Maariya köyü civarındaki askeri alan bombalandı. Bombardımanda şu ana kadar can kaybı olup olmadığı netleşmedi.

Humus’ta ABD üssüne saldırı girişimi

Öte yandan, Suriye’nin Humus ilinde ABD güçlerinin konuşlandığı Tenef bölgesindeki askeri üsse aidiyeti bilinmeyen kamikaze insansız hava aracıyla (İHA) saldırı girişiminde bulunuldu.

Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Humus’un çöl bölgesinde Ürdün sınırına yakın Tenef’te gece geç saatlerde ABD güçlerinin kullandığı üsse aidiyeti bilinmeyen bir kamikaze İHA ile saldırı teşebbüsü düzenlendi.

Üste konuşlu ABD güçlerinin İHA’yı üssün güneydoğusunda çöl bölgesinde düşürdüğü belirtildi.

İran büyükelçiliği bombalandı

İran’ın Şam Büyükelçiliği yerleşkesindeki konsolosluk binasına, dün akşam saatlerinde hava saldırısı düzenlenmişti. Saldırıda 5’i üst düzey yetkili 7 İranlı subay öldü.

İran Devrim Muhafızları Ordusundan yapılan açıklamada, Şam Büyükelçiliği yerleşkesindeki elçilik binasına dün İsrail tarafından düzenlenen füze saldırısında Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahidi ile Tuğgeneral Muhammed Hadi Hac Rahimi dahil 7 yetkilinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

Şam ve kırsalındaki bölgelerde, Suriye ordusu ile İran destekli terörist grupların yanı sıra Lübnan Hizbullah’ı unsurlarının da bulunduğu biliniyor.

Saldırıya kınama

Rusya, Katar, Umman, Ürdün, Irak ve Suudi Arabistan, Suriye’nin başkenti Şam’daki İran diplomatik misyonunu hedef alan saldırıyı kınadı.

Rusya: İsrail yönetimini provokatif askeri eylemlerden vazgeçmeye çağırıyoruz

Rusya Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan İran Konsolosluğuna yönelik hava saldırısını şiddetle kınadığını bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, dokunulmazlığı Viyana Sözleşmesine göre güvence altına alınan diplomatik ve konsolosluk tesislerine yönelik saldırının kabul edilemez olduğu belirtildi.

İran Konsolosluğuna yapılan saldırının sivil halk arasında kitlesel ölüm riski yüksek olan yoğun nüfuslu bir bölgede yapıldığına işaret edilen açıklamada, “İran’ın Suriye’deki konsolosluk binasına yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. İsrail’in bu tür saldırgan eylemlerinin kesinlikle kabul edilemez olduğu ve durdurulması gerektiği gerçeğinden yola çıkıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Bu olay karşısında uluslararası toplumun tüm sorumlu üyelerinin pozisyonlarını açıkça belirtmeleri ve bu eylemlere ilişkin uygun bir hukuki değerlendirme sunmalarının gerekli olduğu vurgulanan açıklamada, “İsrail yönetimini, Suriye ve diğer komşu ülkelerde, tüm bölge genelinde son derece tehlikeli sonuçlar doğuran provokatif askeri eylemler uygulamasından ısrarla vazgeçmeye çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Katar: Saldırı diplomatik normların açık ihlali

Katar Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, saldırı “diplomatik misyon merkezlerine saldırıyı suç sayan uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler ve diplomatik normların açık ihlali” olarak nitelendirildi.

Diplomatik ve konsolosluk misyonlarının hedef alınmasının tamamen reddedildiği ve personelinin uluslararası hukuk kurallarına uygun korunmasının gerektiği vurgulanan açıklamada, Katar’ın sebebi ve nedenleri ne olursa olsun, şiddet ve terörizmi reddettiği yinelendi.

Saldırının kınandığı açıklamada, ölenlerin ailelerine, İran hükümetine ve halkına başsağlığı ve yaralılara acil şifa dileklerinde bulunuldu.

Umman’dan kınama

Umman Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da Şam’daki İran diplomatik misyonuna düzenlenen saldırı kınandı.

Açıklamada, saldırı, Suriye’nin egemenliği ile diplomatik ve konsolosluk misyonlarının korunmasını gerektiren tüm uluslararası kanunların ve diplomatik dokunulmazlıkların ihlali olarak nitelendirildi.

Bölgedeki tırmanışın durdurulması ve saldırı ile güvenlik ve istikrarı tehdit eden diğer eylemlerin reddedilmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifa dileklerinde bulunuldu.

Ürdün’den açıklama

Ürdün Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da saldırı kınanarak, bunun “uluslararası hukukun ciddi ihlali ve diplomatik karargahların kutsallığına saldırı anlamına geldiği” vurgulandı.

Açıklamada, saldırıda yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifa dileklerinde bulunuldu.

Irak: Uluslararası toplum harekete geçmeli

Irak Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da saldırı kınandı ve bunun “uluslararası hukukun ve Suriye’nin egemenliğinin açık ve aleni ihlali anlamına geldiği” vurgulandı.

Bölgedeki şiddet döngüsünün genişlemesinin daha fazla kaos ve istikrarsızlığa yol açacağı konusunda uyarıda bulunulan açıklamada, uluslararası topluma Gazze Şeridi’ndeki ölüm ve yıkım ile Suriye topraklarının hedef alınmasını durdurmak için acilen harekete geçme çağrısı yapıldı.

Suudi Arabistan’dan kınama

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada da saldırı kınandı.

Ne tür gerekçe ve bahaneyle olursa olsun, diplomatik tesislerin hedef alınmasının tamamen reddedildiği kaydedilen açıklamada, bu saldırının uluslararası diplomatik yasaların ve diplomatik dokunulmazlık kurallarının ihlali anlamına geldiğine işaret edildi.

Yemen’deki İran destekli Husiler de yaptıkları açıklamada saldırıyı kınadı.

Son Haberler

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Eski İsrail Başbakanı Bennett: İsrail ordusu çöküş riskiyle karşı karşıya

Tom Barrack’ın Ortadoğu denkleminde Kürtler: Entegrasyon mu, merkeziyetçilik mi? Ortadoğu’da...

Öcalan’dan üç başlıkta düzenleme talebi

Abdullah Öcalan, Londra’da düzenlenen Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’na...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Türkiye Gündemi

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”