2 Ağustos 2026
25.8 C
İstanbul

Sinan Ateş cinayeti davası başladı: Sanıklardan Eray Özyağcı ifade değiştirdi, Doğukan Çep ‘Ben azmettirdim’

Güven, ”Karşı taraftan size sataşma olabilir, sabırlı olacaksınız, tahriklere kapılmayın. Tahrik etmeye çalışan olacaktır, meseleyi şahsileştirmeyin. Bırakın işimizi yapalım” dedi

Sanıklar ve müştekilerin hazır bulunduğu duruşmayı bazı siyasetçiler de takip ediyor.

Duruşma salonunda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Sinan Oğan da izleyici olarak yer aldı. Duruşmayı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve bazı il baro başkanları da izliyor.

Özgür Özel, duruşma salonunda, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte oturdu.

MHP davaya katılım talebinin reddedilmesine tepki gösterdi: ‘Usul ve yasaya aykırıdır’

MHP, vekilleri avukat İbrahim Etken Yiğit ve Çağrı Can Pak davaya katılma talebinde bulundu.

Mahkeme heyeti, suçtan doğrudan zarar görme vasfı olmaması sebebiyle MHP’nin duruşmaya katılma talebini oy birliğiyle reddetti.

Bu kararın üzerin kalabalık mahkeme salonunda kuvvetli bir alkış koptu.

Mahkeme Başkanı Mehmet Güven salonu susturdu, ”Alkış istemiyoruz, gerek yok, bırakın işimizi yapalım, Kimsenin eline bir şey geçmez bunları yaparak” dedi.

MHP’nin Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, karar tepki gösterdi.

Yıldız, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ceza Muhakemesi Kanununun 237. Maddesindeki ”Suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler İlk derece mahkemesindeki kavuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar kamu davasına katılabilirler” ifadesini alıntıladı.

”Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesinin Milliyetçi Hareket Partisi’nin davaya katılma talebini reddetmesi usul ve yasaya aykırıdır” diye ekledi.

özgür özel

KAYNAK, X @ECZOZGOROZEL

Fotoğraf altı yazısı, Duruşma salonunda Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yan yana oturuyor.

Duruşmada iddianame özetinin okunmasının ardından sanıkların savunmalarının alınmasına geçildi.

Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Nisan’da sadece 22 tutuklu sanık hakkında dava açmış, iddianameyi 7 Mayıs’ta kabul etmişti.

Yargılanan 22 tutuklu sanık arasında eski Ülkü Ocakları yöneticileri Tolgahan Demirbaş, Emre Yüksel ve Serdar Öktem de bulunuyor.

İddianamede, tetikçi Eray Özyağcı ile onu olay yerine getiren ve kaçıran Vedat Balkaya ile Suat Kurt hakkında “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor

Sanıklardan ”silahlı eylemi organize ettiği” iddia edilen Doğukan Çep ve şüpheli eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş’ın ise ”suça azmettiren olarak maktüle yönelik toplu halde, iştirak halinde tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediliyor.

Sanıklardan Zekeriya Asarlaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Askın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çaglar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal hakkında ise ”iştirak halinde islenen suça yardım eden fail olarak maktüle yönelik toplu halde, iştirak halinde tasarlayarak kasten öldürme” suçundan hapis cezası isteniyor.

‘Senin için Sinan Ateş’i ayaklarından vururum’

Duruşmaya cinayetin tetikçisi olarak yargılanan Eray Özyağcı’nın ifadesiyle başlandı.

Bundan önceki ifadelerinin tamamen yalan olduğunu belirten Özyağcı, manevi “abisi” Doğukan Cep’i korumak için tamamen yalan ifade verdiğini söyledi.

Özyağcı, Doğukan Cep ve Sinan Ateş’in arasında borç kaynaklı bir problem olduğunu ve Doğukan Cep’in kendisini Ateş’i ayaklarından vurması için Ankara’ya gönderdiğini söyledi.

Özyağcı, “Abim (Doğukan Cep) ‘sadece Sinan Ateş’i ayaklarından vur ve uzaklaş, yanındaki diğerleriyle uğraşma’ dedi. ‘Ben senin için gider Sinan Ateş’i ayaklarından vururum’ dedim. Ben o ne diyorsa onu dinledim” dedi.

Sinan Ateş’in gelmesini bir süre kaldırımda bekleğini söyleyen Özyağcı, “Yukarıdan aşağı üç kişi geliyordu. Ben sadece Sinan Ateş’in sağlı sollu ayaklarına ateş ettim. Sonra bana kontrolsüzce ateş etmeye başladılar. Ben kaçarken arkadan, ‘Reisi vurduk, reisi vurduk’ diye bağırıyorlardı” dedi.

Mahkeme Başkanı ise “Mahkeme kayıtlarını izledim, o sırada sana doğru koşuyorlardı. Kim reisi vurduk diye bağıracak” diye sordu, Özyağcı, “Ben sadece duyduklarımı söylüyorum efendim” dedi.

Sanık Özyağcı, ifadesinin devamında, “Doğukan Abi’yi aradım, ben ayaklarından vurdum ama ‘Reisi vurduk’ diye arkadan ses geldiğini söyledim. ‘Bu işin içinde iş olmasın’ dedim. Sonra Doğukan Abi beni arayıp, ‘Oğlum Sinan Ateş ölmüş, ben size ayaklarından vurun demedim mi!’ diye kızdı. ‘Ben öldürmedim, ben yapmadım abi’ dedim. Kızdı, bağırdı, çağırdı.

“İfadelerimde Doğukan Abi’yi korumak için yalan söyledim” dedi.

Akabinde Cep’in kendisine attığı Gölbaşı’ndaki eve gittiğini ve orada 4 gün kaldıktan sonra bir bagaj içerisinde İzmir’e götürüldüğünü söyledi.

İzmir’deki villada 1 aydan fazla kaldığını söyleyen Özyağcı, daha sonra Edirne’den Yunanistan’a bir botla kaçırıldığını ancak Türk tarafından açılan bir ateşle suya düştüğünü, yüzerek Yunanistan’a ulaştığını ancak burada Yunan polisleri tarafından yakalandığını belirtti:

“Kendi askerimiz bota ateş etti, yüzerek Yunanistan’a çıktım. O halde donarak havanın açılmasını bekledim. Beni Yunan askerleri yakaladı, plastik ters kelepçeli haldeyken dövmeye başladılar. Türk’üm dedikten sonra çok ağır bir şekilde darp ettiler.”

“Savcılar, ‘bize iki üç MHP’linin adını ver’ dedi”

Özyağcı, kendisinden ifade alan savcıların, cinayeti siyasi bir amaçla işlenmiş gibi göstermek için baskı kurduklarını iddia etti. Özyağcı ayrıca kendisine bazı isimler ve fotoğrafların onaylatılmaya çalışıldığını belirtti:

“Üç tane savcı ifademi almaya başladı. Savcı ‘bize hikaye anlatma, bu işin siyasi olduğunu düşünüyoruz. Devlet Bahçeli’den talimat aldıysan söyle, iki üç MHP’linin ismini ver de kurtul’ dedi.

“Sana birkaç araç fotoğrafları göstereceğim, bunları onayla yeter dedi. Bana gösterilen fotoğraflardaki aracı bilmiyorum, kişileri tanımıyorum. Ülkü Ocakları mensubu olduklarını haberlerden öğrendim.

“Ben böyle bir iftiraya alet olmam, ben suç işledim ama karaktersiz değilim dedim. Sonra bana en ağır cezayı aldıracaklarını söyledi.

“Öyle bir ifade alıyorlar ki, abimi korumak için ne yazıyorsa yazsın dedim. Ben Doğukan Cep’in has kardeşiyim, Sinan Ateş’le yaşadığı sorundan ötürü sadece ayaklarına sıktım. Bunun araştırılmasını istiyorum.”

Özyağcı, tahliye talebi olmadığını söyledi.

Sanık Doğukan Cep ise, “Ben bu davanın baş aktörüyüm, soru sormak istiyorum” diyerek söz almak istedi ancak mahkeme başkanı, “Sıranı bekleyeceksin” uyarısında bulundu.

Doğukan Çep: ‘Ben azmettirdim’

Sanık Doğukan Çep savunmasına Gezi Parkı olayları sırasında ESP’nin bir derneğine girip 10 kişiyi vurmaları ve Hasan Ferit Gedik cinayeti davasında aldığı cezayı anlatarak başladı.

Çep’in dosya ile alakasız ifadeleri nedeniyle araya giren mahkeme başkanı, “Sen deminden beri ne anlatıyorsun? Olayı anlatacaksan anlat, hikaye anlatma, sen mi azmettirdin?” diye sordu.

“Ben azmettirdim” diye yanıtlayan Çep, bu dosyadan aldığı cezanın lehine çözülebilmesi için Sinan Ateş’ten yardım istediğini, Ateş’in karşılığında 1 milyon TL istediğini ancak parayı almasına rağmen sözünü tutmadığın söyledi.

Çep, Yargıtay’daki dosyası için aldığı para karşılığı kendisine yardım etmeyi kabul eden Sinan Ateş’in bir zaman sonra telefonlarına çıkmadığını iddia etti:

“Sinan Ateş’e Gezi olayları sırasında olanları anlattım, neden ceza aldığımı anlattım. Bana, ‘kardeşim helal olsun, bizim hayal ettiklerimizi gerçekleştirmişsin, ben senin için elimden geleni yapacağım’ dedi.”

Çep, yıllar içinde Ateş’le bu konu için birçok kez görüştüğünü, Ateş’in her seferinde kendinden farklı kişiler için yeniden para istediğini ama sonuç çıkmadığını söyledi:

“2022 kasım ayı paranın tamamını vermen lazım dedi, ne ayarlayabiliyorsan ver, dosyanın eli kulağında dedi, sağdan soldan borçla 250 bin lira daha verdim. Aralık ayı başlarıydı, aramaya başladım eli kulağındaydı abi ne oldu dedim, kardeşim sabret dedi.

“Abi olmuyorsa paramızı geri alalım dedim, kardeşim çocuk oyuncağı mı parayı nasıl alayım dedi, biraz sert yaptı bana. 4-5 gün sonra aradım şimdi müsait değilim diyerek telefonu kapattı. Sonra telefonlarıma çıkmamaya başladı. Ben de Ankara’ya gideceğim bunu ayaklarından vuracağım dedim.

“Suikast olduğunu kabul etmiyorum. Ben öldürmeye gitmedim. Öldürmeye gönderseydim delikanlı gibi ‘öldürmeye gönderdim’ derdim. Nasıl öldüğünü de bilmiyorum. Ölmesini istemezdim. Kimin mermisiyle öldüğünün araştırılmasını istiyorum. Yanındaki Selman’ın mermisiyle karnından vurulduğunu düşünüyorum.

“‘Eray, Sinan Ateş’in ayaklarına 2-3 tane at kimseyle uğraşma oradan çık’ dedim. Ayaklarından vuruyor ama nasıl öldüğünü bilmiyorum. ‘Sadece yaralayın’ dedim bütün dünyam yıkıldı, zaten 4 gün sonra yakalandım.”

Ateş’in avukatları Çep’e sordu: ‘Yargıtay’da dosyanız ve cezanız olmasına rağmen nasıl salıverildiniz?’

Ateş’in avukatları, Sinan Ateş’e yaptığı sık aramaları hangi telefon numarasından yaptığını sordu. Çep telefon numarası kullanmadığını, iPhone’un Facetime uygulamasıyla hatsız bir şekilde aradığını söylese de, Facetime kullanıcı adını veremedi.

Çep ayrıca bu cinayeti kimsenin kendisine talimatla yaptırmadığını, aksi halde ev ve araba gibi ayarlamaların başkası tarafından çözüleceğini iddia etti

Ateş’in avukatları Cep’e, “Yargıtay’da dosyanız ve cezanız olmasına rağmen nasıl salıverildiniz? Firari duruma nasıl düştünüz? Ayrıca Sinan Ateş zaten onanmış bir dosyayı nasıl çözebilir, onanmış bir dosyada size nasıl yardım edebilir?” diye sordu.

Cep yanıtlamakta zorlandı, Yargıtay’daki dosyası için ikinci bir hakkı daha olduğunu iddia etti.

Sanık Demirbaş: ‘Gizli kalması gereken bilgiler kamuoyu baskısı yaratmak için servis edildi’

Sanık Tolgahan Demirbaş, cinayetle hiçbir ilgisinin olmadığını, kendisiyle ilgili tüm iddiaların komplo olduğunu savundu:

“Böyle bir olay olacağından haberim yoktu, olayı olup bittikten sonra öğrendim. Maktulle hiçbir husumetim yoktur. Kendisiyle bağım yoktu. Ben maktule ait hiçbir bilgiye kimseye yönlendirmedim. Sanıkları tanımam, onlar beni tanımaz, ayrı şehirlerde yaşayan insanlarız.

“Dosyada gizlilik kararı olmasına rağmen, gizli kalması gereken bilgiler, bir camiayı zan altında bırakmak ve kamuoyu baskısı yaratmak için cımbızla çekilerek servis edildi.”

Demirbaş olaydan sonra Ankara’dan ayrılmadığını, cep telefonunu ve tüm şifrelerini kendisinin teslim ettiğini söyleyerek suçlamaları reddetti.

17 kişinin dosyası ayrıldı

Haklarında işlem yapılan 39 kişiden, yurt dışına çıkış yasağı getirilen diğer 17’si hakkındaki soruşturma ise ayrı bir dosya üzerinden sürdürülüyor.

Bu kişiler arasında Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım ve Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı Ömer Şanlı, Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Burak Kılıç ile Ülkü Ocakları Ankara İl Başkan Yardımcısı Suat Yılmazzobu, eski Çubuk Ülkü Ocakları Başkanı Gürsel Horat, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde komiser olarak görev yapan Talha Atalay, eski MHP Mersin Milletvekili ve eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz yer alıyor.

Sinan Ateş kimdir, nasıl öldürüldü?

@sinanates16

Eski Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ateş, 1984’te Balıkesir’de doğdu.

Bursa’da büyüyen ve lise yıllarından itibaren Ülkü Ocakları içerisinde yer alan Ateş, 12 yıl MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman’ın danışmanlığını yaptı.

Ateş, 2019’da Olcay Kılavuz’un yerine Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’na atandı, ertesi yıl Devlet Bahçeli tarafından görevden alındı, MHP ve Ülkü Ocakları içerisinde muhalif çizgisini sürdürdü.

Ateş, 30 Aralık 2022’de arkadaşı Selman Bozkurt ile Çankaya ilçesinde Çukurambar semtindeki Kızılırmak Mahallesi’nde bir binadan çıktıkları sırada silahlı saldırıya uğradı.

Saldırıda Ateş bacaklarına ve başına isabet eden kurşunla ağır yaralanırken, Selman Bozkurt omzundan yara aldı. Ateş daha sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

MHP ve Ülkü Ocakları, cinayet sonrası herhangi bir taziye mesajı yayımlamadı.

İddianame niçin eleştirildi?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 145 sayfalık iddianame, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in ve birçok siyasi partinin tepkisini çekmişti.

Ayşe Ateş, 5 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, “Olay gerçekleşir gerçekleşmez bu iddianameyi yazıp önümüze koyabilirlerdi. 1,5 yıl bekleyip çok basit, adi bir cinayet vakası gibi servis edilerek asıl faillerin alenen korunup kollandığı çok açık. Kocamı kimin öldürdüğü de, katilleri kimlerin koruduğu da gayet net” demişti.

Ayşe Ateş’in 17 sayfalık ifadesinde iddianameden sadece “Olay tarihinde öldürülen Sinan Ateş’in eşi olduğunu, olayın bütün yönleriyle araştırılmasını talep ettiği, eşinin öldürülmesi olayını gerçekleştiren tüm şüphelilerden davacı ve şikayetçi olduğunu beyan ettiği anlaşılmaktadır” şeklinde bahsedilmişti.

Ayşe Ateş ifadesinde pek çok MHP’liye ve Ülkü Ocakları üyesi kişilere işaret etmesine rağmen iddianamede MHP ve Ülkü Ocakları’ndan bahsedilmemişti.

Yine iddianamede, cinayetin neden işlendiği ve azmettiricinin kimler olduğuna ilişkin bilgeler de yer almamıştı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, üç kez Ayşe Ateş’le görüşmüştü.

@ayseatesaa

Davanın takipçisi olacaklarını belirten Özel, “Sinan Ateş suikastı tam anlamıyla aydınlanana kadar peşini bırakmayacağız” dedi, iddianameyi de şu sözlerle eleştirmişti:

“İddianame sis perdesini aralamak şöyle dursun, kamuoyunun bildiği pek çok gerçeği gizlemeye çalışıyor.”

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da 11 Haziran’da Ayşe Ateş ile kızları Bengisu ve Banuçiçek’i Beştepe’de kabul etmişti.

@ayseatesaa

Ateş görüşme sonrası, Erdoğan’ın kendisini ve kızlarını uzun süre dinlediğini söyledi, “Durumu anlattım, izah ettim, dosya hakkında konuştuk. Tek talebim yargılamanın bir an önce hızlı bir şekilde gerçekleşmesi ve adaletin yerini bulması. Kendisi de gerekenin hızlı bir şekilde yapılacağını söyledi” demişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise 25 Haziran’da partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Bizi terbiye etmeye, manevramızı azaltmaya çalışıyorlar” demişti.

@MHP_Bilgi

“Kimin kimlerle iş tutuştuğunu, hangi iftira düzeneklerinin hazırlandığını çok iyi bildiklerini” belirten Bahçeli, “Davamızı üç beş çapulcunun keyfine göre yargılatmayız” diye konuşmuştu.

“MHP ve Ülkü Ocaklarını sorgulatmayacaklarını” vurgulayan Bahçeli, “Herkes eteğindeki taşı döksün de şahit olalım. Kim ne biliyorsa, hangi belge, bilgi ve bulguya sahipse, mahkemeye sunsun da ense tıraşını görelim” ifadelerini kullanmıştı. Kaynak- BBC Türkçe

 

Son Haberler

OPEC+ petrol üretimini artıracak

OPEC+ üyeleri, bugün (Pazar) çevrimiçi bir toplantı gerçekleştirecek. Suudi Arabistan, Rusya ve diğer beş üye ülkenin, bölgedeki istikrarsız durumun enerji piyasası üzerinde etki yarattığı bir dönemde, Eylül ayı için petrol üretim kotalarını artırması bekleniyor. Rystad Energy merkezli analist Jorge Leon, OPEC+'ın petrol üretimini günde 188 bin varil artırmasının beklendiğini bildirdi. Analiste göre bu artış, son aylarda kararlaştırılan bir dizi artışın son halkası olacak. Üretim ve ihracat sorunları UBS bankası analisti Giovanni Staunovo, OPEC+ üyelerinin çoğunun, ülkelerindeki "üretim kapasitesindeki düşüş" nedeniyle kendileri için belirlenen hedef üretim miktarına ulaşamadığını belirtti. Körfez ülkeleri, Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimler nedeniyle petrol ihracatında sorunlarla karşılaştı. Aynı şekilde Rusya'da, Ukrayna'nın ülkenin petrol altyapısına yönelik saldırıları nedeniyle üretim, hedeflenen günlük 9,8 milyon varil yerine 9 milyon varil seviyesinde kaldı. BAE'nin çekilmesi ve kotaların geleceği Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) geçen Mayıs ayında gruptan çekilmesi, OPEC+'ın birliği için bir zorluk oluşturdu. Abu Dabi, bu adımın "ulusal çıkarları ve stratejik hedefleri doğrultusunda" atıldığını, çünkü BAE'nin petrol sektörüne büyük yatırımlar yaptığını ve OPEC'in kısıtlamalarına uymak yerine üretimini artırmak istediğini açıkladı. OPEC+, şu anda üye ülkeler için "en yüksek sürdürülebilir üretim seviyesini" belirleme sürecinde. Gelecek yıl ülkelerin yeni kotalarının belirlenmesi konusunda çok zorlu müzakerelerin başlaması bekleniyor. OPEC ve Rusya dahil müttefikleri, 5 Temmuz 2024 Pazar günü, Haziran ve Temmuz ayları için belirlenen artışa ek olarak, Ağustos ayında üretim seviyesini günde 188 bin varil daha artırma konusunda anlaştı.

Kurtulmuş: Çerçeve yasa teklifi gelecek hafta partilerin ortak imzasıyla TBMM’ye gelecek

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa teklifinin gelecek hafta partilerin ortak teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacağını açıkladı. Barış sürecine ilişkin yasal düzenlemeye ilişkin çalışmalar sürerken, gözler Meclis'e çevrildi. Kurtulmuş, yasa teklifinin gelecek hafta TBMM gündemine geleceğini belirterek, "Yasa teklifi, inşallah önümüzdeki hafta partilerin ortak bir teklifi olarak TBMM'ye gelecek" dedi. Hedef, Meclis tatile girmeden yasalaştırmak Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin düzenleme, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında da ele alındı. Erdoğan'ın toplantıda, "Meclis kapanmadan süreci tamamlayalım" mesajını verdiği öğrenildi. Bu kapsamda yasa teklifinin TBMM'nin tatile girmesinden önce Genel Kurul'da görüşülerek yasalaştırılması planlanıyor. Çerçeve yasada neler yer alacak? Hazırlanan düzenlemeyle, örgütten ayrılanların dönüş sürecine ilişkin hukuki çerçevenin belirlenmesi öngörülüyor. Düzenlemenin geçici ve müstakil bir yasa niteliğinde olacağı, genel af veya kişiye özel af kapsamında değerlendirilmeyeceği belirtiliyor. Yasanın yürürlüğe girebilmesi için ise örgütün tamamen silah bıraktığının tespit ve teyit edilmesine yönelik bir mekanizmanın oluşturulması öngörülüyor. "Geçici ve müstakil bir yasa olacak" Numan Kurtulmuş daha önce yaptığı değerlendirmede, düzenlemenin temel ilkelerine ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı: "Ortak anlayışın gündeme getirilmesine çalışıyoruz. Komisyon raporumuzun 6'ncı bölümünde yer alan münfesih örgütün bundan sonra nasıl hareket edeceğine ilişkin yasal çerçeve korunacaktır. Yani bu geçici ve müstakil bir yasa olacaktır." Kurtulmuş ayrıca, düzenlemenin örgütün silah bıraktığının tespiti ve teyidine ilişkin bir mekanizma içereceğini vurgulayarak, bunun genel af ya da kişiye özel af niteliğinde olmayacağını ifade etmişti.

ABD, Erbil’deki Patriot sistemlerini çekiyor

ABD ordusunun, Irak’taki son birliklerini Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’deki havalimanı çevresinden çekmeye başladığı bildirildi. Amberin Zaman imzalı haberde Al-Monitor’a konuşan ve süreci yakından bilen kaynaklar, ABD’nin Erbil Havalimanı çevresinde konuşlu son güçlerini çekmeye başladığını doğruladı. Kaynaklara göre, gelen füze, İHA ve diğer hava araçlarını tespit ederek imha etmek için kullanılan Patriot hava savunma sistemleri askeri yerleşkeden kaldırıldı. Çekilme sürecinin geçen hafta başladığı ve halen devam ettiği, ABD güçlerinin büyük bölümünün ve ağır askeri ekipmanlarının bölgeden çıkarıldığı belirtildi. Kaynaklar, tüm Patriot füze savunma bataryalarının açıklanmayan başka bir noktaya yeniden konuşlandırıldığını, ancak diğer savunma sistemlerinin haberin yayımlandığı sırada bölgede kalmaya devam ettiğini aktardı. Bölge yetkilileri çekilmeyi rutin bir süreç olarak nitelendirdi. Yetkililere göre çekilme, ABD’nin Bağdat ile vardığı ve tüm güçlerini 30 Eylül’e kadar Irak’tan çekmesini öngören anlaşma doğrultusunda gerçekleşiyor. Ancak İran ve İran destekli Şii silahlı grupların özellikle Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşen çekilmenin, Kürtleri savunma açısından daha kırılgan bir konumda bıraktığı değerlendiriliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, devam eden asker hareketliliği konusunda yorum yapmadı. Kürdistan Bölgesi Hükümeti yetkilileri ise Al-Monitor’un yorum talebine yanıt vermedi. Erbil Havalimanı sürekli hedefte Patriot sistemleri ABD güçlerini korumak amacıyla konuşlandırılmış olsa da Kürtler de bu güvenlik şemsiyesinden önemli ölçüde yararlandı. Erbil Havalimanı, İran ile yaşanan savaşın şubat ayında başlamasından bu yana İran ve İran destekli silahlı grupların sürekli saldırılarına maruz kaldı. Kaynaklara göre ABD’nin önleme sistemleri bu saldırıların en az yüzde 95’ini başarıyla engelledi. İran ve milislerin gerçekleştirdiği saldırıların büyük bölümü Kürdistan Bölgesi’nde bulunan İranlı Kürt muhalif grupları hedef aldı. Ancak Erbil’deki ABD yerleşkesi de birçok kez saldırıya uğradı. Patriot sistemlerinin operasyonel menzilinin 60 ila 100 mil (100-160 kilometre) arasında olduğu belirtildi. “Patriotların kaldırılması iki ucu keskin kılıç” New York merkezli Horizon Engage araştırma kuruluşunun araştırma direktörü Michael Knights, Patriotların kaldırılmasını “iki ucu keskin bir kılıç” olarak değerlendirdi. Knights, sistemlerin bir yandan kara birliklerini koruduğunu, diğer yandan ise kendilerinin hedef haline geldiğini söyledi. ABD’nin Irak’tan çekilmesinin, iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin sona ermesi anlamına gelmeyebileceğini belirten Knights, ABD özel kuvvetlerinin düşük profilli ve gizli tutulan bazı noktalarda konuşlandırılmış durumda olduğunu ifade etti. ABD’nin Patriot stokları tartışılıyor Al-Monitor’a göre ABD güçleri, Irak’ın İran ile ortak sınıra sahip olması ve İran destekli grupların Irak ve Körfez’de saldırılarını sürdürmesi nedeniyle bölgede özellikle savunmasız durumda. Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin İran destekli milisleri kontrol altına alma, silahsızlandırma ve 30 Eylül’e kadar dağıtma yönündeki taahhütlere rağmen bunu henüz gerçekleştiremediği belirtildi. Haberde, söz konusu grupların Suudi Arabistan’daki petrol sahalarına yönelik son saldırılarının ardından Suudi Arabistan’ın bu hafta Irak genelinde misilleme saldırıları düzenlemek üzere ABD güçleriyle açık şekilde iş birliği yaptığı aktarıldı. ABD güçlerinin karadan çekilmesinden önce Patriotların kaldırılması ise Washington’ın elindeki önleyici füze stoklarının durumu ve bu sistemlerin bölgedeki ABD askerlerini korumak için nasıl önceliklendirildiği konusunda yeni soru işaretleri yarattı. Kaynaklardan biri, “Kürdistan Bölgesi bir öncelik değil; açıkça Körfez ve Ürdün daha önemli” dedi. Washington merkezli Uluslararası ve Stratejik Çalışmalar Merkezi’nin yayımladığı bir araştırma da ABD’nin İran ile ateşkesin bozulması ve taraflar arasında mayıs ayında varılan mutabakatın ardından azalan kaynaklarına dikkat çekti. Nisan ayında yayımlanan önceki araştırmada ABD’nin Patriot stoklarının yüzde 55’ini kaybettiği belirtilmişti. Bu hafta yayımlanan yeni araştırmada ise Patriot sayısının yüzde 10 daha azaldığı ifade edildi. Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nün yakın tarihli bir raporunda ise ABD’nin yılda yaklaşık 600 Patriot ürettiği, ancak Ukrayna’ya yapılan transferler nedeniyle mevcut stokların daha önce de önemli ölçüde azaldığı belirtildi. Editör notu: Al-Monitor, 31 Temmuz 2026'da haberi güncelleyerek ABD’nin yıllık Patriot üretim kapasitesine ilişkin rakamları revize etti.

İspanya’nın Afrika’daki toprağı Ceuta’ya bir günde 60 bin göçmen girdi; en az 57 kişi hayatını kaybetti

İspanya Başbakanı, yaklaşık 60 bin göçmenin Fas'tan İspanya'nın Kuzey...

Irak Ulaştırma Bakanı, Kalkınma Yolu Projesi’ndeki imza krizine açıklık getirdi

Ankara’da düzenlenen Türkiye-Irak anlaşmalarının imza töreninde yaşanan gecikmenin ardından Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, "Kalkınma Yolu" projesine ilişkin imza krizine açıklık getirdi. Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, Türkiye ile imzalanan Kalkınma Yolu Projesi Mutabakat Zaptı sırasında yaşanan tartışmalara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Haseni, imza töreninde yaşanan gecikmenin, mutabakat zaptının nihai metnine ilişkin teknik ve protokol kaynaklı düzenlemelerden kaynaklandığını belirtti. Bakan, olayın kamuoyunda yanlış yorumlandığını ve gerçeği yansıtmayan iddialara konu olduğunu ifade etti. "Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı" Haseni, Irak Ulaştırma Bakanlığı'nın anlaşmanın imzalanması için gerekli tüm resmi ve teknik hazırlıkları tamamladığını vurgulayarak, Kalkınma Yolu Projesi'nin Irak açısından stratejik önem taşıdığını ve anlaşmanın sonuçlandırılmasını desteklediklerini söyledi. Açıklamada, Kalkınma Yolu Projesi'ne ilişkin çerçeve mutabakat zaptının aynı gün, gerekli teknik ve protokol işlemlerinin tamamlanmasının ardından imzalandığı belirtildi. Görüntüler tartışma yaratmıştı Tartışmalar, Ankara'daki ortak basın toplantısında kaydedilen görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla başladı. Görüntülerde Irak Başbakanı Ali Zeydi, Ulaştırma Bakanı Haseni'ye dönerek, "Kalkınma Yolu anlaşmasını neden imzalamadın? Sorun ne?" diye soruyordu. Söz konusu görüntülerin ardından Haseni'nin anlaşmayı imzalamayı reddettiği yönünde yorumlar yapılmıştı. "Resmi olmayan bilgilere itibar etmeyin" Iraklı Bakan, kamuoyu ve basın kuruluşlarına resmi kaynaklarca doğrulanmamış bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulunurken, bakanlık hakkında asılsız bilgi yayan kişiler hakkında yasal haklarını saklı tuttuklarını ifade etti. Haseni ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı'nın Kalkınma Yolu Projesi'ni Irak'ın stratejik konumunu güçlendirecek ulusal bir vizyon doğrultusunda hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.

Trump: Hamas silah bırakacak

ABD Başkanı Donald Trump, Gazze'de Hamas'ın silah bırakması konusunda Barış Kurulu'nun "tarihi" bir anlaşmaya vardığını ve silahsızlanma tamamlanınca İsrail'in Gazze'den geri çekileceğini bildirdi. ABD Başkanı Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Barış Kurulu'nun bugün önemli bir anlaşmaya vardığını ilan etti. Trump, "Barış Kurulu, Hamas ve Gazze’deki diğer tüm silahlı grupların tamamen silahlarını bırakması konusunda bugün tarihi bir anlaşmaya vardı” ifadesini kullandı. İsrail'in bölgeden çekilmesi konusunda ise Trump, şunları kaydetti: "Silahsızlanma tamamlandıkça İsrail güçleri geri çekilecek ve Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacaktır." Türkiye, Katar ve Mısır'a teşekkür Trump, söz konusu süreçteki arabulucu rolleri nedeniyle Türkiye, Katar ve Mısır'a teşekkür ederek, "Tarihi bir ilerleme kaydettik ve hala yapılacak çok iş var” ifadesine yer verdi. Söz konusu anlaşmanın Gazze'nin yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine yönelik kritik bir adım olduğunu vurgulayan Trump, sürecin Ortadoğu'da kalıcı barış için tarihi bir öneme sahip olduğunun altını çizdi

Rojava’da kayıp kişilere ilişkin açıklama

Rojava'da faaliyet gösteren Tutuklu ve Kayıplar Komitesi, bölgede kayıp kişilerin sayısının 628 olduğunu açıkladı. Komite, ayrıca Suriye Geçici Hükümeti'ne bağlı cezaevlerinde tutulan 138 kişinin varlığının doğrulandığını bildirdi. Komitenin verdiği bilgilere göre, tutuklu olduğu doğrulanan 138 kişi İdlib, Rakka, Deyrezor, Halep, Menbic ve Humus'taki cezaevlerinde bulunuyor. Açıklamada, kayıp vakalarının 6-29 Ocak 2026 tarihleri arasında Kuzey ve Doğu Suriye ile Halep'te yaşanan çatışmalarla bağlantılı olduğu ifade edildi. DSG ve YPJ mensupları esir alındı Söz konusu dönemde Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri ile Kuzey ve Doğu Suriye'deki bazı bölgelere saldırılar düzenlendi. Saldırıların, Demokratik Suriye Güçleri'nin (DSG) Deyr Hafir bölgesinden çekildiği süreçte gerçekleştiği, geri çekilme sırasında DSG’nin çatışmalara maruz kaldığı belirtildi. Komite, yaşanan olaylar sırasında DSG, İç Güvenlik Güçleri ve Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) mensuplarından bazılarının esir alındığını açıkladı. Ayrıca yüzlerce kişinin akıbetinin hâlâ bilinmediği, kayıplara ilişkin yeni bilgilere ulaşılamadığı kaydedildi.

Türkiye Gündemi

Kurtulmuş: Çerçeve yasa teklifi gelecek hafta partilerin ortak imzasıyla TBMM’ye gelecek

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, iktidarın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa teklifinin gelecek hafta partilerin ortak teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacağını açıkladı. Barış sürecine ilişkin yasal düzenlemeye ilişkin çalışmalar sürerken, gözler Meclis'e çevrildi. Kurtulmuş, yasa teklifinin gelecek hafta TBMM gündemine geleceğini belirterek, "Yasa teklifi, inşallah önümüzdeki hafta partilerin ortak bir teklifi olarak TBMM'ye gelecek" dedi. Hedef, Meclis tatile girmeden yasalaştırmak Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin düzenleme, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında da ele alındı. Erdoğan'ın toplantıda, "Meclis kapanmadan süreci tamamlayalım" mesajını verdiği öğrenildi. Bu kapsamda yasa teklifinin TBMM'nin tatile girmesinden önce Genel Kurul'da görüşülerek yasalaştırılması planlanıyor. Çerçeve yasada neler yer alacak? Hazırlanan düzenlemeyle, örgütten ayrılanların dönüş sürecine ilişkin hukuki çerçevenin belirlenmesi öngörülüyor. Düzenlemenin geçici ve müstakil bir yasa niteliğinde olacağı, genel af veya kişiye özel af kapsamında değerlendirilmeyeceği belirtiliyor. Yasanın yürürlüğe girebilmesi için ise örgütün tamamen silah bıraktığının tespit ve teyit edilmesine yönelik bir mekanizmanın oluşturulması öngörülüyor. "Geçici ve müstakil bir yasa olacak" Numan Kurtulmuş daha önce yaptığı değerlendirmede, düzenlemenin temel ilkelerine ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı: "Ortak anlayışın gündeme getirilmesine çalışıyoruz. Komisyon raporumuzun 6'ncı bölümünde yer alan münfesih örgütün bundan sonra nasıl hareket edeceğine ilişkin yasal çerçeve korunacaktır. Yani bu geçici ve müstakil bir yasa olacaktır." Kurtulmuş ayrıca, düzenlemenin örgütün silah bıraktığının tespiti ve teyidine ilişkin bir mekanizma içereceğini vurgulayarak, bunun genel af ya da kişiye özel af niteliğinde olmayacağını ifade etmişti.

Irak Ulaştırma Bakanı, Kalkınma Yolu Projesi’ndeki imza krizine açıklık getirdi

Ankara’da düzenlenen Türkiye-Irak anlaşmalarının imza töreninde yaşanan gecikmenin ardından Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, "Kalkınma Yolu" projesine ilişkin imza krizine açıklık getirdi. Irak Ulaştırma Bakanı Vehb el Haseni, Türkiye ile imzalanan Kalkınma Yolu Projesi Mutabakat Zaptı sırasında yaşanan tartışmalara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Haseni, imza töreninde yaşanan gecikmenin, mutabakat zaptının nihai metnine ilişkin teknik ve protokol kaynaklı düzenlemelerden kaynaklandığını belirtti. Bakan, olayın kamuoyunda yanlış yorumlandığını ve gerçeği yansıtmayan iddialara konu olduğunu ifade etti. "Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı" Haseni, Irak Ulaştırma Bakanlığı'nın anlaşmanın imzalanması için gerekli tüm resmi ve teknik hazırlıkları tamamladığını vurgulayarak, Kalkınma Yolu Projesi'nin Irak açısından stratejik önem taşıdığını ve anlaşmanın sonuçlandırılmasını desteklediklerini söyledi. Açıklamada, Kalkınma Yolu Projesi'ne ilişkin çerçeve mutabakat zaptının aynı gün, gerekli teknik ve protokol işlemlerinin tamamlanmasının ardından imzalandığı belirtildi. Görüntüler tartışma yaratmıştı Tartışmalar, Ankara'daki ortak basın toplantısında kaydedilen görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla başladı. Görüntülerde Irak Başbakanı Ali Zeydi, Ulaştırma Bakanı Haseni'ye dönerek, "Kalkınma Yolu anlaşmasını neden imzalamadın? Sorun ne?" diye soruyordu. Söz konusu görüntülerin ardından Haseni'nin anlaşmayı imzalamayı reddettiği yönünde yorumlar yapılmıştı. "Resmi olmayan bilgilere itibar etmeyin" Iraklı Bakan, kamuoyu ve basın kuruluşlarına resmi kaynaklarca doğrulanmamış bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulunurken, bakanlık hakkında asılsız bilgi yayan kişiler hakkında yasal haklarını saklı tuttuklarını ifade etti. Haseni ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı'nın Kalkınma Yolu Projesi'ni Irak'ın stratejik konumunu güçlendirecek ulusal bir vizyon doğrultusunda hayata geçirmek için çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...