23 Ekim 2026
20.2 C
İstanbul

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot
Haber için Rojava’ya (Kuzey Suriye) geçmem gerekiyordu.

Kobani’nin karşısında, bana gelecek haberi bekliyordum. Karşıya geçebilmek için altıncı güne girmiştim.

Bana gelen telefonda, Amara Kültür Merkezi’ne uğramam gerektiği söylendi. Sevgili Muhittin’in arabasıyla kültür merkezine vardığımda büyük bir kalabalık vardı.

Şaşırmıştım.

Çantalarıyla, gruplar hâlinde gençler…
“Kobani’nin çocuklarına oyuncak kampanyası yapmışlar, götürmek için bekliyorlar,” dediler.
Fotoğraf makinesi ve çantamla içeri girmem dikkatlerini çekti. Kısa sürede tanıştık, sohbet etmeye başladık.

Büyük bir heyecanla kampanyalarından söz ettiler. Her biri Türkiye’nin farklı yerlerinden gelmişti. Kobanili çocuklar için oyuncak toplamışlardı. Bazıları Kürtçe bilmiyordu. “Kobani’de Türkçe bilen var mı?” diye sordular.

Ben de onlara Kobani savaşından kısa anekdotlar anlattım.

“Umarım birlikte gideriz. Sizden bol bol hikâye dinleriz,” dediler.

Gülümsedik…

Gülüşlerinde de, yüreklerinde de insanlık taşıyan gençlerdi. Hepsi çok heyecanlıydı.
“Daha gelecek arkadaşlarımız var, onları bekliyoruz,” dediler.

Ben görüşmemi tamamlayıp ayrıldım. Yetkili, gazetecileri ayrı gönderdiklerini söyledi. O gün geçemedim. Ertesi gün tekrar telefon geldi ve yeniden aynı yere gittim. Bu kez kalabalık daha da artmıştı.

Uzaktan selamlaştık.

Sonradan Bursa’dan geldiğini öğrendiğim uzun saçlı bir genç gülümseyerek yanıma geldi.
“Daha gidemedin mi?” dedi. “Biz kendi aramızda, ‘Gazeteciler torpillidir, kesin gitmiştir,’ diyorduk.”

“Hayır, gidemedim,” dedim.

Birlikte çay aldık. “Torpilden çok, koşulların uygun olmasıyla ilgili,” diye cevap verdim. Cümlemi yumuşatmaya çalışsam da, aslında geçmenin ne kadar zor olduğunu da anlatmış oluyordum.
“Ne zaman gideriz?” diye soruyorlardı.

Aceleci ama umut dolu bir heyecanları vardı.

Birbirimize bakıp gülümsedik.

Aradan iki gün geçti. Ben bir grup yabancı gazeteciyle birlikte karşı tarafa geçmiştim. Cephe haberlerini tamamladıktan sonra, savaşın ardından Kobani esnafıyla röportaj yapmak için sokaklara çıktım. Bir yandan da savaşın geride bıraktığı izlerine ilişkin notlar alıyordum. Haber yapmak için hazırlık yapıyordum ve bir tarfatan da fotoğraflar çekiyordum.

Her köşe başında bir acı, her sokakta bir hikâye vardı.

Yoldan geçen herkes yaşadıklarını anlatıyor, “Bunu da yaz,” diyordu.

O ağır şartlara rağmen esnafın misafirperverliği ayrı bir değerdi. Kısacık bir caddeyi ancak iki saatte yürüyebilmiştim.

O sırada Suruç’ta bulunan ve zaman zaman haber kaynağım olan Deniz aradı. Nefes nefeseydi. Kelimeleri boğazına düğümleniyor, ağlıyordu.

“Deniz, ne oldu?” diye sordum.
“Herkesi öldürdüler…” dedi ağlayarak. “Ceset parçaları her yere saçılmış.”

Tekrar sordum:

“Deniz, ne oldu?”

“Abi… Gençleri öldürdüler. Kobani’nin çocukları için oyuncak toplayanların hepsini öldürdüler.”

Nasıl yani…!

“Kim yaptı?”

“Bilmiyorum… IŞİD yaptı diyorlar.”

Bunu duyunca içime bir şey çöktü.

Bir anda, Bursa’dan geldiğini söyleyen o uzun saçlı genç gözümün önüne geldi.

Sonrasını zaten Deniz anlattı.

Gözlerim doldu. Dalgın dalgın yürüdüm. Boğazım kupkuru kesildi; sanki nefes alamıyordum. Karşıda enerji içeceği satan küçük bir bakkal gördüm. Soğuk su bulmak neredeyse imkânsızdı. Savaştan yeni çıkmış bir kent, yavaş yavaş toparlanmaya çalışıyordu. Soğuk bulabildiğiniz tek şey enerji içeceğiydi.

Bakkalın camı da yoktu, çerçevesi de.
Zaten o günlerde sağlam camı olan dükkân bulmak zordu.

Sarhoş gibiydim.

Tanıdığın insanların ölüm öncesi umutlarına, ölüm sonrası acılarına tanıklık etmek insanın omzuna ağır bir yük bırakıyor.

Yolun karşısına geçmeye çalışırken yanımdan büyük bir hızla bir araç geçti. İçime tarif edemediğim garip bir sıkıntı çöktü.

Ben Suruç’taki katliamı düşünürken, o belirsiz tedirginlik peşimi bırakmıyordu.

Arkamı dönüp hızla uzaklaşan araca bir kez daha baktım. Sonra adımımı kapısız, penceresiz bakkalın içine attım.

Genç bir delikanlı, “Keremke…” (Buyur.) dedi.
Sonrasını yaklaşık bir dakika boyunca hatırlamıyorum.

Kendimi bakkalın içinde yere savrulmuş hâlde buldum. İyi ki o basınç beni fırlatmıştı. Bombalı araç saldırısının şiddetiyle demir parçaları erimiş, her yana saçılmıştı.

Kendime geldiğimde her yer kaostu,.

Küçük sıyrıklarla kurtulmuştum.

Suruç Katliamı’ndan yalnızca birkaç dakika sonra Kobani’de de büyük bir patlama yaşanmıştı.
Fotoğraf makinemi açtım, ses kayıt cihazımı aldım ve olay yerine koştum. Asayiş önce izin vermedi. Gazeteci olduğumu söyleyince geçebildim.

Dumanlar gökyüzüne yükseliyordu.

Herkes silahlıydı. Herkes elindeki silahla sokağa inmiş, ikinci bir saldırı ihtimaline karşı telaş içinde koşuşturuyordu.

Her an yeni bir patlama olabilirdi.
Olay yerine vardığımda hayatını kaybeden savaşçılarla karşılaştım.

Gazeteci olsanız da, bir gün içinde iki büyük felaket görmek fazlaydı.

Sonra insanın içine “Keşke…”ler yerleşiyor.

Keşke hiç görmeseydim…
Keşke hiç karşılaşmasaydım…
Keşke hikâyelerini hiç dinlemeseydim…
Ama olmuyor.

Velhasıl, bütün bunlar insanın içinde birer zula gibi kalıyor. Ve her yıl, aynı tarihler geldiğinde, o zulalardan çıkıp yeniden insanın karşısına dikiliyorlar.

İhsan Kaçar

Son Haberler

Fidan: Mekke İttifakı bölgesel güvenlik, barış ve refah için kuruldu

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nda...

‘Alihan Kuriş’ soruşturmasında 19 kişi daha tutuklandı

Alihan Kuriş'in liderliğinde "çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve...

Viyan Hababi: YBŞ Şengal’de kalacak

Ezidilerin savunmasını yapan  Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) Genel Komutanlık Üyesi Viyan Hababi, Irak hükümetiyle yürütülen görüşmelerin en üst düzeyde devam ettiğini belirterek, “YBŞ ve YJŞ (Şengal Kadın Birlikleri) savaşçıları Şengal’de kalacak” dedi. Hababi, taraflar arasında belirli bir uzlaşının sağlandığını ancak henüz resmi bir anlaşmanın imzalanmadığını ifade etti. Rojnews’e konuşan YBŞ Genel Komutanlık Üyesi, “YBŞ ve YJŞ savaşçılarının Şengal’de kalacağı ve kendi topraklarını koruyacağı konusunda bir anlayışa ulaştık” diye konuştu. “Bağdat’la görüşmeler sürüyor” Şengal’in geleceği, Irak’ın gündemindeki en önemli konular arasında yer alıyor. 12 Eylül’de Ezidi temsilciler ve Şengal savunma güçleri, Irak Başbakanı Ali Zeydi ile bir araya geldi. Son olarak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım Abudi, MERI Forumu’nda Şengal savunma güçleriyle uzlaşıya vardıklarını açıklamıştı. Hababi, çözüm amacıyla yürütülen görüşmelerin şubat ayından bu yana devam ettiğini belirtti. “Biz Iraklı bir gücüz” Hababi, en başından beri kendilerini Iraklı bir güç olarak tanımladıklarını vurgulayarak şunları söyledi: “Bizim Irak’a yönelik herhangi bir tehdidimiz yok. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız ve bu ülkenin bir gücüyüz. Ancak en başından beri Irak’tan talebimiz, savunma gücümüzün genel bir çatı altında, kendi yerinde kalarak toplumumuzu korumasıydı. Görüşmelerin amacı, güçlerimizin Irak ordusuna entegre edilmesi ancak özerkliğini korumasıydı.” “Savaşçılarımız Şengal’den ayrılmayacak” Viyan Hababi, Irak hükümetiyle uzlaşılan başlıklara ilişkin ise şu bilgileri paylaştı: “Genel bir çatı oluşturulacak ve bu yapı Irak hükümetinin bir bakanlığına bağlı olacak. Ancak Êzidî toplumunun özerkliği göz önünde bulundurulacak. Irak hükümetiyle YBŞ ve YJŞ savaşçılarının Şengal’de kalması konusunda anlaştık. Temel görevimiz topraklarımızı, yurdumuzu ve toplumumuzu korumaktır. Bazı çevreler aramızda ve Irak ordusu arasında çatışma çıkmasını istedi ancak biz kan dökülmesini önleyerek bunun önüne geçtik.” YBŞ komutanı Habibi, görüşmelerin bir sonuca ulaşması halinde kamuoyunu resmi bir açıklamayla bilgilendireceklerini söyledi.

Tom Barrack, Ahmed Şara ve Şeybani ile görüştü

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Özel Temsilcisi...

Azerbaycan 31 Türk’ü istenmeyen kişi ilan etti, Erdoğan Aliyev ile görüştü

Azerbaycan hükümeti 31 Türk vatandaşını, bu ülkedeki okullarda başörtüsü...

Yaşar Güler’den Irak ve Suriye açıklaması

Türkiye Milli Savunma Bakanı Güler, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki...

YPJ şartlarını açıkladı: ‘Kadınların kimliğini korumak temel çizgimizdir’

Rojava’da Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanlığı, Suriye hükümetiyle...

Türkiye Gündemi

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...

Halk TV nasıl kuruldu, CHP’yle ilişkileri nasıldı, yayın sürecinde neler yaşandı?

Halk TV'nin İstanbul'daki binasına sabahın erken saatlerinde polis operasyonu...

İhsan Kaçar: Barrack’ın Ortadoğu Denkleminde Kürtler

Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelere yalnızca günlük açıklamalar ve...

DEM Parti MYK’si süreci görüşmek üzere toplandı

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar...

Bakırhan: Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu’nun çalışması tarihi öneme sahiptir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup...