1 Kasım 2026
14.4 C
İstanbul

Politik Tiyatronun İlk Örneği Olarak- KEŞANLI ALİ DESTANI

Hatice Çiftci

1960’lı yıllara kadar “benzetmeci” türde oyunlar yazan Haldun Taner “Keşanlı Ali Destanı” ile Türkiye tiyatrosunu, epik tiyatroyla tanıştırmıştır. Haldun Taner, bu ve sonrasında yazdığı diğer oyunlarıyla, epik tiyatro geleneği ile geleneksel Türkiye halk tiyatrosunu buluşturmuş ve kendine özgü bir tarz ortaya koymuştur.


Haldun Taner

Taner’in Batı tiyatrosunu bire bir kopya etmek yerine geleneksel olan ile batı tiyatrosunu birleştirmiş olması yine Türkiye tiyatrosu için dönüm noktası olmuştur. Taner, tarihten yaşadığı döneme kadar, epik tiyatro geleneğinin yerel halk tiyatrolarında var olduğunu, Brecht’in epik tiyatroyu sistemli bir yapıya kavuşturduğunu şu ifadelerle vurgulamaktadır:

 

 

“Epik oyun ne Brecht ile başlamıştır, ne de onunla bitecektir. Tarih boyunca çeşitli formlarda, perakende olarak var olagelmiştir. Brecht; Uzakdoğu, Yunan parabese’leri, Ortaçağ morahy’leri, Elizabeth devri tiyatrosu yabancılaştırmalarını derleyip bir sistem hâline getirmiştir. Brechtyen tiyatroyu, söylemek istediklerinin biricik ve vazgeçilmez aracı sanan yazarlar, donmuş kalmış bir kalıba saplanmak zorunda değillerdir. Bilakis kendi çevrelerine, kökenlerine ve kalıtımlarına yönelip, yeni yeni epik yollar arayıp bulmalıdırlar.”

Türkiye tiyatrosunun ilk epik tiyatro eseri olan “Keşanlı Ali Destanı” ile de Taner, Brecht tiyatrosunun kalıpları ile Türkiye halk tiyatrosunu sentezleyerek bir bakıma, Türkiye epik tiyatrosunu oluşturmuştur.

“Sineklidağ burası

Şehre tepeden bakar

Ama şehir ırakta

Masallardaki kadar“

Keşanlı Ali Destanı;  gecekondulaşmayı, yolsuzluğu, rüşveti, çok partili sistem ve seçimlerin işleyişini, ahlaki değerler ve ahlaki değerlerin sınıf bilinci ile ters ilişkilendirilmesini, legal ve illegal olanın birbiri içerisine geçişini, küçük bir gecekondu mahallesinde yaşanan olaylar üzerinden ele alır. Epik olarak kaleme alınan oyun metinin başında, asal tipler, geleneksel Türkiye tiyatrosunda olduğu şekliyle izleyiciye tanıtılır. Oyun meddah geleneğinin devamı niteliğindeki cümlelerle açılır:

“Şerif- (Paravanın arkasından çıkıp ön sahneye gelir. Seyircilere.)

Hoş dostum diye başlayım söze

Hoş olsun beyler kıssamız size

Şu suret (Keşanlı Ali’yi gösterir) Destanı var işte her yerde söylenir.

Gel gör bakalım neymiş bu destan.

On beş fasılda edelim beyan.”

Seyircilerin arasından çıkıp gelen oyuncular, hem geleneksel ortaoyunu tiyatrosu hem de epik unsurlar ile hareket ederler. Oyuncuların seyirciyle diyalog kuruyor olması epik (politik) tiyatro öğeleri arasında görüldüğü gibi geleneksel Türkiye tiyatrosunda da görülmektedir. Müzik, hem oyun içinde kişilerin takdimi hem seyirciyi oyuna hazırlama hem de seyircinin oyundan uzaklaşmasını engellemek için kullanılmıştır.

Oyun, destansı özellikleri içerisinde barındırır. Destanlarda; öne çıkarılan, yüceltilen, savaşan, ölümsüzlüğü sembolize eden bir baş kahraman mutlaka bulunur. İnsanlarda olması dilenen ama olmayan tüm özellikler bu baş kahramana yüklenir. İyiliğin sembolü olan bu kahraman; doğruluk, ahlak ve savaşçılığı ruhunda barındırır. Keşanlı Ali Destanı’nın baş kahramanı da Keşanlı Ali’dir. Ama Ali, diğer destansı kahramanlara göre farklılıklar gösterir. Ali’nin sevgilisi olan Zilha’nın dayısını öldürdüğü ve hapse girdiği söylenir mahalleli tarafından. İnsan öldürmek, kahramanlarla özdeşleştirilecek bir özellik olmasa da öldürülen kişinin; mahallenin başına bela olmuş bir mafya olması, onun ölümü ile birlikte mahallelinin rahat bir nefes alması ve bu sebeple de mahallelinin Ali’yi kahramanlaştırmış olması Ali’nin kahramanlığını meşrulaştırmıştır. Ali’nin kimseyi öldürmediğini oyunun ilerleyen bölümlerinde görürüz. Muhtemelen mahalleli de Ali’nin kimseyi öldürmediğinden şüphe etmektedir ama kahramanlarını yüceltmek, onlarda umudun var olmasını sağlamaktadır. Ali’nin “kurşun işlemez”, “şerbetli” biri olarak mahalleli tarafından kabul görüşü de destan kahramanlarına özgü bir özelliktir. Yazar, bu özellikleri Ali’ye yüklerken aynı zamanda antik dönem kahramanlarından Akhilleus’a  “ancak topuğuna isabet alır” cümlesi ile göndermede bulunmuştur.

Dönemin koşullarını irdelediğimizde; 1940’lı yıllarda başlayan 60’lı yıllarda daha da belirginleşen “köyden kente göç” sorunu belirgin bir hâl almıştır. Dönem içerisinde köylerden kentlere göç eden saf ve fakir kent köylülerinin, kentlerin açık gözlüleri tarafından sömürülmesi, 60 darbesi öncesi ve sonrasında hukuk düzeninin kurulamaması, savaş öncesinde başlayan ve savaş sonrasında da devam eden ekonomik düzensizliğin büyüyerek devam etmesi, çok partili dönem ile birlikte politikacıların seçim öncesinde vaat ettiklerini seçim sonrasına taşımaması ve yolsuzlukların ciddi boyutlara ulaşmasının toplumda ciddi bir sorun hâlini aldığını görüyoruz. Bu koşullara bakarak, gecekondu toplumunun Ali’ye bu denli bir kahramanlık yüklemesinin sebeplerini daha belirgin bir şekilde anlayabiliyoruz. Halkın, yasalara ve adalet kavramına güven duymadığını, oyunun başında gördüğümüz şişman ve zayıf polis ile olan diyaloglarda net bir şekilde görüyoruz.

Ali’nin hapisten çıkması muhtarlık seçimlerine denk gelir. Ali, bu şansı kaçırmaz ve muhtarlık seçimlerinde aday olur. Oyunda,  Ali’nin muhtarlık seçimlerine girerken çeşitli hilelere başvurduğunu görürüz. Yazar, seçimlerin işleyişine muhtarlık seçimleri üzerinden göndermeler yapar. Ali’nin seçimlerde hileye başvurmasının yanı sıra esrar şüphesi ile üzerinin aranacağını daha önceden öğrenip kuşağına Kur’an saklamış olması ise toplumun dini duygularının sömürülmesine de göndermedir.

Muhtar seçildikten sonra değişmeye başlaması, hilelerinin devam etmesi, rüşvet ve yolsuzluğa başvurmasından dolayı mahalleli homurdanmaya başlasa da Ali inceden inceye mahalleliye tehditlerde bulunur. Bunun sonucunda mahalleli “kötünün iyisi” olarak gördüğü Ali’nin bu yaptıklarını sineye çeker.

Keşanlı, düzen içinde kendi kuralları ile oyun içinde hem muhtar, hem yasa, hem polis, hem de siyasetçi olur. Seçim öncesi oy için gelen milletvekili adayı ile olan diyaloglarında siyaseti tamamen öğrenmiş olduğunu görürüz.

Kahvehaneyi ofise çevirir Ali. Ofisinde bürokratik işleyişle birlikte kendi sistemini oluşturur. Ali’nin, evlere temizliğe giden kadın ve şantiyelere çalışmaya giden işçiler için belgeler çıkarmak için ekip kurması, onları güvence altına alması ile sendikacı kimliğini de görürüz. Hangi kurumu temsil ederse etsin, Ali, her zaman kazanç elde eden bir “kurumsal” kahramandır.

Zilha-  Aklı temsil eder

Ali’nin sevgilisi Zilha, Ali’nin dayısını öldürmesi ile birlikte Ali’yi terk eder. Ali’nin muhtar seçilmesi, mahallenin tüm gelir giderini kontrol etmesi ile birlikte Zilha’nın Ali’ye karşı öfkesi daha da artar.  Zilha’nın yaşamı da tıpkı Ali’nin yaşamı gibi farklı bir yöne doğru tesadüf sonucu değişir.

Zilha yetiştiği mahalleden çıkarak zengin bir eve gider. Evde karşımıza çıkan Bülent, Filiz, Olga ve şoför;toplumda karşımıza çıkan karakterler ile büyük benzerlikler göstermektedir. Profesör ise hafıza sorunları yaşamaktadır. Profesör karakteri ile bilim eleştirisi yapılır.

Zilha kurtulmaya çalıştığı mutsuzluğunu, yeni geldiği zengin evinde de yaşar. Çünkü idealize ettiği yaşamın oyunda zenginliği temsil eden evde de olmadığını, aynı çarpıklığın kılıf değiştirerek burada da devam ettiğini görür. Yetiştiği mahallede değer yargıları nasıl iç içe girmişse, gittiği evde de değer yargıları iç içe girmiştir. Yolsuzluk, yalan, yapay bir yaşam burada da karşımıza çıkmaktadır. Fakat bir farkla: Zengin bir yaşamda ahlaki yozlaşma, yolsuzluk, hile vb. olaylar meşru görülmektedir.

Yazar koro üzerinden eleştirisini şöyle ortaya koyar:


“Nezaketle atılan kazık

Kazık değildir artık

Zarafetle yapılan zina

Zina sayılmaz asla

İnsan her yerde aynı kumaş

Yalnız istili değişik biraz

İstil ile nezaketlen

Adam öldür suç olmaz

Sivilizasyon

Ne fabrika demektir

Ne de atom patlatıp

Dünyayı yere sermektir

Sivilizasyon

Etiket bilmek

Ve bunu tatbik edebilmektir.”


Zilha, ait olmadığı bir yaşamda, sırf Ali’den intikam almak amacıyla bulunur. Zilha, Bülent ile evleneceği gece; daha önce Bülent’i terk edip başka bir adama kaçmış olan karısı, sevgilisinin isteği üzerine konağa, Bülent’e, geri döner. Aynı zamanda Zilha’nın dayısının gerçek katili de ortaya çıkar. Bütün bunlar üzerine Zilha, konaktan kaçıp Ali’ye gider.

Oyunun sonuna doğru Cafer’in repliği ise seyirciye, tekrar bunun bir oyun olduğunu hatırlatmaya yöneliktir.

“Cafer – (Salonun gerisinden girmiştir. Seyircilerin arasından geçer.)

Haayyt…

Ağır ol arkadaşım, bu oyun bu kadar tatlı bitmez.”

Oyunun açılışının meddah geleneği usulüyle açılması gibi oyun yine meddah geleneği ile bitmektedir.

KISSADAN HİSSE

Sayın baylar bayanlar!

Bizi seven ihvanlar!

Burda biter kıssamız

Gördünüz işittiniz…”

Hem epik hem de geleneksel Türkiye tiyatrosu öğelerini bir arada barındıran bu oyun Türkiye tiyatrosunun hem ilk epik oyunu olması hem de toplumsal sorunları ele alış şekliyle Türkiye tiyatrosu içinde önemli bir yer tutmaktadır.

“Yazar iki antogonist dünyayı parodi ve satır sınırlarına vardırıp, ne yapacağını çok iyi bilen ustalıklı bir güçle karşılaştırıyor. Yalan bir efsanenin üstüne konan Keşanlı Ali, sonunda mecburi olarak bu efsaneyi gerçekleştirirken, kapılandığı büyük kentin kofluğunu anlayan ve orada iğreti bir kukla olmaktansa basit ama gerçek benliğine dönmeyi yeğleyen Zilha, çok daha olgun bir oluşum geçiriyor.”

Oyundaki karakterlerin yönelimleri, olaylar ve durumlar günümüz bakış açısı ile değil de 1960’larda yaşanan olaylar ve durumlar üzerinden ele alındığında dönemi içinde ne derece önemli bir yer tuttuğunu görmek daha kolay olacaktır.

Son Haberler

Şam’dan ‘Mekke İttifakı’ açıklaması: ‘Katılmayı görüşüyoruz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, ülkesinin Mekke İttifakı'na katılımına...

ABD şirketinden Rojava’daki petrol sahalarına yatırım kararı

Kürdistan Bölgesi petrol sektöründe köklü bir geçmişe ve deneyime...

Mustafa Sarıgül korumasının cinsel istismar iddiaları hakında konuştu

Mustafa Sarıgül, eski yakın koruması Beşir Ömer Demir’in cinsel...

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Barış Anneleri, aynı anda 24 ketten Ankara’ya ‘Barış Nöbeti’ için yola çıkacak

Barış Anneleri, 1 Kasım’da Ankara’da “Barış Nöbeti” başlatacak. İnsan...

Obama’dan Trump’a eleştiri: ‘İran’da, kimsenin istemediği gereksiz bir savaşı başlattı’

Eski ABD Başkanı Barack Obama, ABD Başkanı Donald Trump’ın...

Türkiye Gündemi

Bu fotoğraf İYİ Parti’i karıştırdı

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun, Anıtkabir'deki 29 Ekim...

Özel: Vahim iddialar doğru çıkarsa Sarıgül’ü biz de savunamayız

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Mustafa...

Numan Kurtulmuş: Süreç başarıyla ve hakikaten fevkalade üstün bir koordinasyonla rotasında devam ediyor

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda,...

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...

Halk TV nasıl kuruldu, CHP’yle ilişkileri nasıldı, yayın sürecinde neler yaşandı?

Halk TV'nin İstanbul'daki binasına sabahın erken saatlerinde polis operasyonu...

İhsan Kaçar: Barrack’ın Ortadoğu Denkleminde Kürtler

Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelere yalnızca günlük açıklamalar ve...