NATO, ilk bulgulara göre Polonya’ya dün düşen füzenin Ukrayna hava savunma sisteminden Rusya’nın seyir füzesine karşı ateşlenmiş olabileceğini duyurdu.
NATO: İlk bulgulara göre Polonya’ya düşen füze Ukrayna’ya ait olabilir
Son Haberler
İlham Ahmed: Entegrasyon tamamlandı ama mücadele bitmedi
Rojava TV’ye konuşan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi...
İran, Kürtlere karşı yeni gözaltı furyasını başlattı
İran istihbarat görevlileri, Merivanlı Kürt çevre aktivistinin ailesiyle yaşadığı eve baskın düzenleyerek mahkeme kararı olmaksızın tutukladı. Kaçırılan aktivist halkta korku uyandırmak amacıyla son haftalarda gerçekleştirilen bir dizi kapsamlı keyfi tutuklama dalgasına paralel olarak bilinmeyen bir yere götürdü.
Kürdistan İnsan Hakları Ağı (KHRN) tarafından bildirilen olaya göre, Devrim Muhafızları Ordusu istihbarat görevlileri 20 Ağustos'ta Merivanlı Kürt çevre aktivisti Hadi Roboseh'in evine baskın düzenledi.
KHRN’ye göre, Roboseh'in ailesi, oğullarının nerede olduğu, durumu, tutuklanma nedeni ve yeri konusundaki ısrarlı takiplerine rağmen, resmi kurumlardan hiçbir cevap alamadı.
Keyfi gözaltılar, İranlı yetkililer tarafından halk protestolarını bastırmak ve muhalefeti ezmek için “terörle mücadele” kisvesi altında uzun süredir bir araç olarak kullanılıyor.
Yetkililer; kültür ve toplum aktivistleri, dil öğretmenleri, sanatçılar ve gazeteciler de dahil olmak üzere muhalif olduğundan şüphelenilen kişileri sık sık hedef alıyor. İran’da zorla kaybedilmeler, yetkililerin halk arasında korku uyandırma çabalarının belirgin bir özelliği.
5 Kürt vatandaş tutuklandı
KHRN, Merivan'ın Kürdistan Bölgesi sınırındaki Sardoş köyünde 5 Kürt vatandaşın tutuklanmasını içeren başka bir olayı daha bildirdi.
Edinilen bilgiye göre çok sayıda araçla köye baskın düzenleyen onlarca güvenlik gücü, vatandaşları mahkeme kararı olmaksızın gözaltına aldı ve bilinmeyen yerlere götürdü.
Bu tutuklamalar, İran'ın Kürt vatandaşlar üzerindeki baskıların devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Aynı gün Kürdistan haber ajansı Kurdpa, Urmiye eyaletinin Piranşehr kentinde yaşayan 29 Kürdün, geleneksel Kürt dansı ve kıyafetlerini içeren 2024 yılındaki bir düğün törenine katıldıkları gerekçesiyle Urmiye'deki mahkeme tarafından mahkum edildiğini bildirdi.
Mahkeme, bu kişileri "dans ve sembolizm yoluyla devlete karşı propaganda yapmak" suçundan mahkum ettikten sonra, üç ay hapis veya 20 milyon tümen (yaklaşık 97 dolar) para cezası verilmesini öngören kararları onadı.
Geçen ay 62 Kürt vatandaş gözaltına alındı
Kurdpa tarafından toplanan aylık istatistiklere göre, temmuz ayında 15 şehirde en az 62 Kürt vatandaş İran güvenlik kurumları tarafından keyfi olarak gözaltına alındı. Bu tutuklamaların "büyük çoğunluğu" adli karar olmaksızın ve ev baskınları yoluyla gerçekleştirildi.
Kurdpa; gözaltına alınanlar arasında sivil ve çevre aktivistleri, eski siyasi mahkumlar, kadınlar, reşit olmayanlar, sanatçılar ve siyasi aktivistlerin aile üyelerinin bulunduğunu; birçoğunun bilinmeyen yerlere nakledildiğini ve nerede olduklarına dair bilgi verilmediğini belirtti.
Hak grubu, temmuz ayındaki tutuklamaları "günde ortalama en az iki tutuklama" şeklinde tanımlayarak, bu yüksek hacmin; ev baskınlarını, bilinmeyen yerlere nakilleri ve avukata erişim veya aile ziyaretlerinin engellenmesini kapsayan "süregelen ve sistematik bir eğilimin" göstergesi olduğunu ifade etti. Ayrıca güvenlik güçlerinin yasal yetki olmaksızın rutin olarak telefonlara el koyduğu belirtildi.
BM insan hakları uzmanları ağustos ayı başında Tahran'ı, Kürtler de dahil olmak üzere "azınlık topluluklarına yönelik giderek artan hedef almalara" son vermeye çağırdı.
İlk toplantısı bugün İstanbul’da yapılacak olan Mekke İttifakı’nın yol haritası nasıl şekillenecek?
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından 7 Ağustos'ta kurulan...
ABD, İran’a bir kez daha saldırdı
Dünya piyasalarında petrol fiyatları yüzde 2’den fazla yükseldi. Artış, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki İran’a ait bir adaya saldırmasının ve Tahran’ın bu saldırıya karşılık vermesinin ardından geldi. Böylece Orta Doğu’daki çatışmalar altıncı ayına girdi.
Kuzey Denizi Brent petrolünün varil fiyatı 2,51 dolar veya yüzde 2,85 artarak 90,61 dolara yükseldi. ABD’nin Batı Teksas türü ham petrolünün (WTI) fiyatı da yüzde 2,55 artışla 85,53 dolara çıktı.
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim petrolü etkiledi
Pazar gecesi ABD güçleri, Hürmüz Boğazı'ndaki İran'a ait Lark Adası'nda bulunan iki füze fırlatma platformunu hedef aldı. Bu, geçtiğimiz temmuz ayının sonundan bu yana ABD'nin İran topraklarına yönelik duyurduğu ilk saldırı oldu.
Buna karşılık İran medyası, Devrim Muhafızları Ordusuna dayandırdığı haberlerde Tahran'ın Ürdün'deki iki ABD hava üssüne saldırı düzenlediğini bildirdi.
IG şirketinin finans piyasaları analisti Tony Sycamore, "Görünen o ki gerilimlerin tırmanmasında yeni bir aşamadayız. Bu durumun ne kadar süreceğini bilmek imkânsız. Birkaç gün veya birkaç hafta sürebilir." dedi.
Sycamore ayrıca teknik grafiklerin, savaşın tırmanması ve WTI petrolünün 85,80-85,90 dolar seviyesindeki direnci aşması halinde daha fazla yükselişin önünün açılabileceğini gösterdiğini belirtti.
Petrol fiyatının önce geçen haftanın en yüksek seviyesi olan 87,69 dolara, ardından temmuz ayının en yüksek seviyesi olan 93,50 dolara ulaşabileceği öngörülüyor.
Savaşın sona erdirilmesine yönelik görüşmeler çıkmaza girdi
Öte yandan savaşı sona erdirmeye yönelik müzakereler çıkmaza girdi.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD'nin İran'a yönelik her hafta yeni yaptırımlar uygulamasının beklendiğini açıkladı. Söz konusu yaptırımların, İran İslam Cumhuriyeti'nin dolara dayalı küresel finans sisteminden bağlantısını tamamen koparmayı amaçladığı belirtildi.
Petrol fiyatları bugün yükselse de Brent ve WTI petrolünün ağustos ayında sınırlı bir düşüş kaydetmesi bekleniyor. Her iki petrol türünün fiyatı geçen hafta yaklaşık yüzde 4 gerilemişti.
ANZ Bankası uzmanları, yatırımcılara yönelik bir notta, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda bir anlaşmaya varılmasının yolunun belirsiz olduğunu belirtti. Ancak petrol akışının boğaz üzerinden devam etmesinin, petrol arzının kesintiye uğrayacağı yönündeki endişeleri bir ölçüde kontrol altına aldığı ifade edildi.
Hürmüz'den geçen tanker sayısı azaldı
Denizcilik verileri, hafta sonunda Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi sayısının günde 5'e kadar düştüğünü gösterdi. Bunun, saldırı korkusu nedeniyle gemilerin boğazdan büyük bir dikkatle geçtiğine işaret ettiği belirtildi.
İngiltere Deniz Ticari Operasyonlar Birimi (UKMTO) de cumartesi günü bir petrol tankerinin körfeze giriş yaptığı sırada bilinmeyen bir cisim tarafından çarpıldığını açıkladı.
Trump: Venezuela petrolü stratejik rezerv için kullanılacak
ABD'de ise Donald Trump, yeni bir anlaşma kapsamında Venezuela'dan gelecek petrolün ülkenin stratejik petrol rezervlerini doldurmak için kullanılacağını açıkladı.
ABD'nin stratejik petrol rezervlerinin şu anda son 44 yılın en düşük seviyesinde olduğu belirtildi.
ABD, Peşmerge’ye doğrudan askerî desteği sona erdirmeye hazırlanıyor
ABD, Peşmerge’ye doğrudan askerî desteği sona erdirmeye hazırlanıyor.
ABD'de Trump...
Rojava Üniversitesi’nden Şam’a ‘Kürtçe’ tepkisi: Geriye doğru bir adım
Rojava Üniversitesi, Suriye Eğitim Bakanlığı’nın Kürtçe ders saatlerini haftada 4 saate düşürme kararını sert bir dille eleştirdi. Üniversite, bu adımı "eğitim sisteminin gelişimini engelleyen bir gerileme" olarak nitelendirdi.
Suriye hükümetinin eğitim müfredatında Kürtçe derslerini kısıtlama kararına Rojava Üniversitesi’nden akademik bir itiraz geldi.
Üniversite yönetimi tarafından Kürtçe ve Arapça yayımlanan açıklamada, söz konusu kararın bölgedeki 12 yıllık bilimsel birikimi ve eğitim kalitesini tehdit ettiği vurgulandı.
“Kürtçe sadece edebiyat değil, tıp ve mühendislik dilidir”
Açıklamada, son 12 yılda Rojava Kürdistanı’nda Kürtçenin eğitimin her aşamasında temel dil olarak kabul edildiği ve büyük bir tecrübe edinildiği hatırlatıldı. Kararın akademik gerçeklerle bağdaşmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
"Anadil kullanımı sadece edebi bölümlerle sınırlı kalmamış; tıp, matematik, fizik, kimya ve mühendislik gibi bilim dallarında da dersler başarıyla Kürtçe verilmiştir. Kürtçenin haftada sadece 3 saate indirilmesi, öğrencilerin anlama ve analiz yeteneğini zayıflatacak, 12 yıllık kazanımları ortadan kaldıracaktır."
Uluslararası standartlar vurgusu
Eğitimde anadilin önemine dikkat çeken üniversite, Şam yönetiminin bu hamlesinin anadilde eğitimi teşvik eden uluslararası eğitim sözleşmelerine ve normlarına aykırı olduğunu vurguladı.
Açıklamada, bu kararın öğrencilerin geleceği üzerinde ciddi akademik riskler oluşturacağı uyarısı yapıldı.
Çözüm önerisi: Çift dilli eğitim modeli
Rojava Üniversitesi, Kürtçe derslerini kısıtlamak yerine daha modern ve bilimsel bir çözüm olarak "çift dilli eğitim" (bilingual) modelini önerdi.
Dünya genelinde kabul gören bu modelle; fen ve sosyal bilimlerin hem Kürtçe hem de Arapça verilerek öğrencilerin dilsel haklarının korunabileceği ve toplumsal uyumun güçlendirilebileceği ifade edildi.
Şam’a çağrı: Kararı gözden geçirin
Anadilde eğitimin hem akademik hem de temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayan Rojava Üniversitesi, Şam yönetimine ve ilgili makamlara çağrıda bulunarak Kürtçe derslerini azaltma kararının yeniden gözden geçirilmesini talep etti.
Üniversite, eğitim kalitesini korumak ve öğrencilerin geleceğini güvence altına almak için son 12 yılda elde edilen kazanımların savunulması gerektiğini belirtti.
Vefat eden Kürt siyasetçi Mehdi Zana kimdir?
Siyasetçi Mehdi Zana, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.
Kürt siyasetinin tanınmış ismi ve Diyarbakır eski Belediye Başkanı Mehdi Zana tedavi gördüğü hastanede 86 yaşında yaşamını yitirdi.
Zana KOAH hastalığı teşhisiyle kısa süre önce Diyarbakır'da bir hastanede yoğun bakıma alınmıştı.
Mehdi Zana bugün saat 18:35 sularında çoklu organ yetmezliğine bağlı yaşamını yitirdiği kaydedildi.
Rûdaw’a konuşan yakınları Zana’nın yarın öğlen vakti Yeniköy mezarlığına defnedileceğini söyledi.
Aileden yapılan açıklamaya göre Mehdi Zana’nın cenazesi, saat 13.00’te Ulu Cami’de kılınacak cenaze namazının ardından Yeniköy Mezarlığı’nda defnedilecek. Defin işleminin ardından Liceliler Yas Evi’nde taziyeler kabul edilecek.
Mehdi Zana kimdir?
20 Aralık 1940 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan(Ferqin) ilçesinde dünyaya gelen Mehdi Zana “Bilici” olan soyadını sonradan, bu sözcüğün Kürtçe karşılığı olan “Zana” ile değiştirdi.
Mehdi Zana, 1977-1980 yılları arasında Diyarbakır Belediye Başkanlığı yapmış, Kürt siyasi hareketinin en önemli figürlerinden Kürt siyasetçi, aktivist ve yazar olarak öne çıkan bir isimdi. Yaşamını Kürtlerin meşru haklarının elde edilmesine adadı.
Siyasi Hayatı ve Belediye Başkanlığı
TİP Dönemi: Siyasi kariyerine 1963 yılında Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) katılarak başladı ve 1965'te partinin Silvan ilçe başkanı oldu.
Diyarbakır Belediye Başkanlığı: 1977 yerel seçimlerinde bağımsız aday olarak Diyarbakır Belediye Başkanı seçildi ve bu görevi 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar sürdürdü.
Cezaevi Yılları ve Sürgün
Diyarbakır Cezaevi Dönemi: 12 Eylül askeri darbesinin ardından tutuklandı. Ağır işkencelerin yaşandığı dönemin ünlü Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'nde uzun yıllar hapis yattı.
Hayatının toplam 16 yılını cezaevinde geçirdi. Kürdistan Sosyalist Partisi (KSP / Özgürlük Yolu) ve DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) çizgisiyle bağlantılı faaliyetleri, "bölücülük" ve "Kürt propagandası yapmak" iddialarıyla açılan ana davalardan yargılandı.
Avrupa ve Sürgün Hayatı: Cezaevinden çıktıktan sonra uzun yıllar İsveç ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinde siyasi mülteci olarak yaşadı. 2004 yılında Türkiye'ye geri dönüş yaptı.
Aile Hayatı ve Eserleri
Evliliği: Türkiye'nin ilk Kürt kadın milletvekillerinden biri olan ve uluslararası alanda Sakharov Düşünce Ödülü sahibi olan Leyla Zana ile 1975 yılında evlenmiş, bu evlilikten iki çocukları dünyaya gelmişti.
Kitapları: Cezaevi anılarını ve Kürt siyasi mücadelesini anlatan birçok kitap kaleme almıştır. Bekle Diyarbakır (1991), Vahşetin Günlüğü - Diyarbakır Zindanlarından (1992), Sevgili Leyla - Uzun Bir Sürgündü O Gece (anı, 1995), Zelâl Yeniden Doğuş (1996).
Türkiye Gündemi
Bakırhan: Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rojava’da Kürtlerle Şam yönetimi arasında varılan uzlaşmaya dair, “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu” dedi.
Bakırhan Resmi Gazete'de yayımlanan çerçeve yasaya ilişkin de “Silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Urfa’da düzenlenen halk buluşmasında konuştu.
Hiçbir sözün evlat acısını gideremediğine dikkati çeken Bakırhan, “Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Anneleri’nin, Cumartesi Anneleri’nin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir” diye konuştu.
“Meclis’te tarihi bir yasa geçti”
Çerçeve yasaya dair de görüşlerini paylaşan Bakırhan, özetle şunları söyledi:
"İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına 'bilinmeyen dil' diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir.
“Taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz”
Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil.
“Diyor ki Selahattinler, Figenler dışarı çıkacak”
Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı.
Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve Meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt'ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi'nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı.”
“Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu”
Şimdi gelelim Rojava'ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye'nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte.”
“Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu”
“Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye'nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor.
“Bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var”
Kobani'de, Afrin'de değil, Halep'te de Şam'da da Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz.”
Netanyahu: Çatışma arayışında değilim, Güneye geldiğini görmek istemiyorum
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Türkiye ile olası bir çatışma ihtimaline ilişkin soruyu İsrail televizyonunda ilk kez doğrudan yanıtladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail televizyonuna verdiği röportajda Türkiye ile olası çatışma ihtimalinden Suriye'deki gelişmelere ve Gazze'ye yönelik saldırılara kadar Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
“Çatışma arayışında değilim”
Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında olmadığını söyleyen Netanyahu, İsrail'in güvenliği için askeri kapasitesini sürekli geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
"Çatışma arayışında değilim" diyen Netanyahu, İsrail'in güçlü askeri kabiliyetlere sahip olması gerektiğini belirtti.
Netanyahu, "Çünkü niyetler değişir; özellikle de zayıf olduğunuzda. Zayıfsanız size saldırırlar, güçlüyseniz size saygı duyarlar. Barışı da güçlü olanlarla yaparlar. Bu nedenle gücümüzü sürekli artırmak zorundayız" ifadelerini kullandı.
Bölgedeki güç dengelerinin değiştiğini ileri süren Netanyahu, "Bir güç zayıflıyor, başka bir güç yükseliyor. Ancak yükselmesi gereken en önemli güç bizimki olmalı" dedi.
Türkiye'ye açık mesaj: Güneye geldiğini görmek istemiyorum
Suriye'deki gelişmelere de değinen Netanyahu, İsrail'in bu ülkede bir "güvenlik bölgesi" kurmaya karar verdiğini açıkladı.
Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin de bulunduğunu belirten Netanyahu, Ankara'nın daha güneye ilerlemesini istemediklerini açıkça ifade etti.
Netanyahu, "Türkiye'nin güneye geldiğini görmek istemiyorum" dedi.
İsrail Başbakanı, Suriye'deki Türk askerlerinin konuşlanmasına ilişkin mesajların ABD aracılığıyla, farklı kanallar üzerinden ve doğrudan Şam yönetimine iletildiğini vurguladı.
Netanyahu, Suriye'de daha önce belirli bir statükonun bulunduğunu ifade ederek bu düzenin değiştiğini veya değiştirilmeye çalışıldığını iddia etti.
"Mesajımızı kinetik yollarla vermek zorunda kaldık"
Netanyahu, İsrail'in Suriye'deki askeri havalimanına yönelik saldırısına ilişkin de açıklamalarda bulundu.
İsrail Başbakanı, "Görünüşe göre mesajımızı almamışlardı. Bizim tabirimizle 'kinetik yollarla' mesaj vermek zorunda kaldık" dedi.
İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğusunda bulunan terk edilmiş Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.
Suriyeli bir yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirtmişti.
Saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumda bulunan bir yapının hedef alındığı kaydedilmişti. Saldırıda can kaybı veya yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi paylaşılmamıştı.
Bakırhan: Amed halkımız Trabzonspor’u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle karşılasın
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun” dedi.
Bakırhan, partisince Kağıthane'de düzenlenen "İstanbul Halk Buluşması Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum" etkinliğinde konuştu.Türkiye'de demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı "demokratik cumhuriyet" yaratmak için çalışacaklarını belirten Bakırhan, "Türkiye'nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedelleri sadece tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari'deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da, Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez. Birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız" diye konuştu.
Sürecin annelerin evlatlarını yitirmemesi süreci olduğunu dile getiren Bakırhan, şöyle devam etti:
"Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir ama Diyarbakır ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran, Ankara'da Güvenpark'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah'ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız."
“Barış Anneleri'ni ziyaret edecek”
Bakırhan, Diyarbakır'da Barış Anneleri'ni ziyaret edip acılarını paylaştıklarına değindi.
Asker ve gazi ailelerinin acılarının kıymetli ve değerli olduğunu kaydeden Bakırhan, "Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar 'Cumartesi Anneleri', 'Barış Anneleri', şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır, bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır." ifadelerini kullandı.
“Sabotajlar karşısında da yürümeye devam"
Bakırhan, süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın çok kıymetli olduğunu anlattı.
Bu yasaya ilişkin en başta "Şiddeti durduracak, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartışacak bir yasadır" dendiğini aktaran Bakırhan, tam da içeriğe uygun bir yasa çıktığını söyledi.
Tuncer Bakırhan, "Şimdi ilk defa Meclis'te 467 milletvekili, ‘Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim.' dedi. O açıdan bu mesele önemlidir” diye konuştu.
Bu yasanın çözümün önündeki ilk adım olduğunu ifade eden Bakırhan, Meclis’te kurulan, "çerçeve yasa" kapsamındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun çok önemli olduğunu belirtti.
“Kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü”
Çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin birilerini rahatsız ettiğine dikkati çeken Bakırhan, "Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bu günlerde siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü, belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır” değerlendirmesini yaptı.
Bakırhan, operasyonlara alet olunmamasını tavsiye ederek, sabotajlar karşısında bu sürecin sahiplenilerek yürümeye devam edeceğini vurguladı.
Stadyumlardaki ırkçı tezahüratlara son verilmesini isteyen Bakırhan, "Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor’la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin” dedi.
Kani Torun, Demirtaş’la görüşmesini anlattı: “Ankara’da görev almak istiyorum”
Bursa Milletvekili Kani Torun, yaklaşık üç ay önce Selahattin...
DEM Parti’den Öcalan’a atfedilen ‘görüşme notları’na açıklama: Metinlere müdahale edildi!
DEM Parti, "İmralı Heyeti'nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmî bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir" açıklamasını yaptı.
PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, çerçeve yasa sürecinde DEM Parti heyetleriyle yaptığı görüşmelerin dökümü olduğu iddia edilen metinlere ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti'nden açıklama geldi.
Heyet, "görüşme notu" adı altında paylaşılan metinlerde ekleme ve çıkarmalar yapıldığını belirterek, resmi kanallardan paylaşılmayan belge ve bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulundu.
DEM Parti İmralı Heyeti, son günlerde sosyal medyada Öcalan'a atıfla "görüşme notu" ve "tutanak" adı altında bazı metinlerin dolaşıma sokulduğunu belirtti.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Son günlerde bir kez daha sosyal medyada Sayın Abdullah Öcalan’a atıfla “görüşme notu” ve “tutanak” adı altında bazı metinler dolaşıma sokulmaktadır.
Bağlamı ve mesnedi belirsiz bırakılarak “görüşme notu” adıyla paylaşılan metinlerde ekleme, çıkarmalar yapılmakta, bir kez daha şahsiyetlere ilişkin kimi ibarelerin yerleştirildiği görülmektedir. “Tutanak” adı altında paylaşılan diğer bazı metinlerde de kamuoyunu yanıltmaya ve süreci provoke etmeye yönelik iddialar ortaya atılmaktadır.
Bu girişimleri, Sayın Öcalan’ı ve önemli bir eşiğe ulaşan süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet olarak değerlendirdiğimizi ve bunun hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığını açıkça ifade ediyoruz.
Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; İmralı Heyeti’nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmi bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
DEM Parti İmralı Heyeti
23 Ağustos 2026”
İsrail Dışişleri Bakanı Katz’tan ‘Türkiye’ açıklaması: Net istihbarat almıştık
İsrail savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nün vurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık” dedi.
Bakan Katz, Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıyla ilgili açıklama yayımladı. Katz açıklamada İsrail ordusunun üsse birden fazla kez saldırı önerdiğini, “Türkiye’nin orada İsrail güvenliğini tehlikeye atacak faaliyetler planladığına dair net istihbarat alındığını” söyledi.
Katz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte Suriye’ye üst düzey uyarı yapıldığını, istihbaratın ABD ile paylaşıldığını ve uyarılar dikkate alınmayınca saldırının onaylanıp başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti.
İsrail Savunma Bakanı Katz’ın açıklamasından öne çıkanşar şöyle:
“İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık. Güvenlik birimleriyle yapılan istişarelerin ardından Başbakan Netanyahu ve ben, Suriye yönetimine en üst düzeyde doğrudan bir uyarıda bulunmaya ve bu hamleyi engellemeye karar verdik. Bu istihbarat, ABD'deki ilgili makamlarla paylaşıldı. Uyarılarımız dikkate alınmayınca saldırıyı onayladık ve operasyon başarıyla gerçekleştirildi.
“Barrack'ın açıklaması çok sayıda yanlış barındırıyor”
Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor. Buna izin vermeyeceğiz. Erdoğan için en iyisi, İsrail'in kendini savunma kararlılığını sınamaya çalışmak yerine, Meclis'te İsrail'e yönelik boş ve hayalperest konuşmalar yapmaya devam etmesidir. Erdoğan eli kurabiye kavanozundayken yakalandı ve geri çekilmek zorunda kaldı. ABD Özel Temsilcisi Barrack'ın açıklaması, çok sayıda yanlışlık ve Trump'ın Golan Tepeleri konusundaki kendi tutumuyla çelişen görüşler içeriyor."
İdris Naim Şahin’den Kuriş açıklaması: ‘Kiraladığım araç benden izinsiz kullanılmış’
Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş'e yönelik soruşturmada aranan kardeşi...
Barrack: İsrail saldırısı sırasında Türkiye’ye haber verilmedi, üçlü çatışmasızlık mekanizması kurulabilir
ABD'nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye’de, Türkiye sınırı yakınlarındaki Ebu Zuhur hava üssünü vurmasının ardından, ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir "çatışmasızlık mekanizması" kurmak için çalıştığını duyurdu.
Aynı zamanda ABD'nin Ankara Büyükelçisi olan Barrack; Türkiye'nin İsrail saldırıları konusunda önceden uyarılmadığını belirterek, "Sonuç olarak Türkiye, kendi topraklarına doğru kuzeye yönelen uçakları gözlemledi ve bu durum karşısında doğal olarak kendi askeri yanıtını hazırlayabilirdi" diyerek olası bir Türk askeri reaksiyonuna dikkat çekti.
Reuters'a konuşan Barrack, "Neyse ki sağduyu galip geldi ve durumun daha da kötüleşmesi engellendi" ifadelerini kullandı.
Türkiye saldırıyı kınadı
Türkiye ise, Suriye'nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik İsrail saldırılarını kınadı ancak olası bir çatışmasızlık mekanizması hakkında açıklama yapmadı. "Çatışmasızlık mekanizması” askeri veya siyasi aktörler arasında yanlış anlaşılmaları veya kazara meydana gelebilecek çatışmaları önlemeyi amaçlayan bir iletişim kanalı olarak biliniyor.
NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ve geçamn hafta Pakistan ve Suudi Arabistan ile karşılıklı savunma paktı imzalayan Türkiye, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri. Ankara; Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapısının yeniden inşasına yardımcı oluyor, ayrıca askeri ve diplomatik destek sağlıyor.
Barrack, "Türkiye" ismini kullanarak yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye hava üssüne yönelik saldırılarının, "Türkiye'nin yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceğine dair doğru ya da yanlış bir algıyı yansıttığını" söyledi. Özel Temsilci Barrack, "Bu durum; İsrail, Suriye ve Türkiye'yi kapsayan bir çatışmasızlık mekanizmasına duyulan ihtiyacı vurguluyor. Gelecekteki iletişim kopukluklarını önlemek adına böyle bir mekanizma kurmak için aktif olarak çalışıyoruz. Şu anki öncelik gerilimi düşürmek ve daha ölçülü bir yaklaşım için alan açmaktır” dedi.
Hizmet dışı kalmıştı
Türkiye sınırının yaklaşık 70 km doğusunda bulunan hava üssü, 2013 yılından bu yana münhasır bir askeri havaalanı olarak hizmet dışı kalmış durumda. Üs, Suriye'de Beşar Esad'a sadık güçler ile muhalif gruplar arasında 14 yıl süren iç savaş boyunca birkaç kez el değiştirmişti.
Suriye devlet televizyonu, askeri bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İsrail'in üssün pistine ve depolama tesislerine sekiz hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Ayrı bir askeri kaynak ve üs yakınında yaşayan bir sivil, herhangi bir can kaybı yaşanmadığını bildirdi. İsrail ordusu ise saldırılar hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
İsrail, yıllardır İran nüfuzunu dizginlemek ve Lübnan'daki Hizbullah'a silah ulaşmasını engellemek amacıyla Suriye'deki hedefleri vuruyor. 2024 yılında Beşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'nin yeni yöneticilerine de şüpheyle yaklaşan İsrail, ülkede askeri operasyonlarını sürdürüyor; son olarak mart ayında Suriye'nin güney ve orta kesimlerindeki hükümet tesislerine saldırılar düzenlemişti.



