Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Paris Match dergisine verdiği demeçte Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’ye karşı tavrıyla ilgili ifadeleri dikkat çekti.
Macron, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bir araya gelmesinden birkaç saat önce verdiği demeçte özellikle Türkiye konusuna değindi.
Emmanuel Macron, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘milliyetçi ve İslamcı ilkeleri harmanlayan genişlemeci bir politika’ izlediğini öne sürerek bu politikanın Avrupa’nın çıkarlarıyla örtüşmediğini ve bunu istikrar bozucu bir faktör olarak gördüğünü söyledi.
Avrupa’nın bu meselelerle doğrudan yüzleşmesi ve kendi çıkarına uygun hareket ederek bunun sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini belirten Macron, “Gerilimin tırmandırılmasından yana değilim ancak güçsüz diplomasiden kaçınılması gerektiğini düşünüyorum” ifadesini kullandı.
Bahsettiği sonuçsuz diplomasi ile Fransa’nın yaptıkları arasında bir ayrım çizgisi çizen Macron ‘Türkiye’ye karşı’ Yunanistan’a askeri destek gücü gönderilmesi konusuna atıfta bulunarak “Avrupa dayanışmasının gerçekçiliğini gösteren bir mesaj gönderdik” dedi.
Macron bu sözleri ile Türkiye’nin sismik araştırma gemisi Oruç Reis’i savaş gemisi eşliğinde Doğu Akdeniz’e göndermesi karşısında Yunanistan’a desteğini ifade etti. Bunun için Fransa’nın bölgeye iki Rafale savaş uçağı ve bir Lafayette fırkateyni göndermesine işaret etti.
Macron’u çileden çıkaran, Avrupa’nın yavaş tepkisi oldu
Türkiye’nin Libya stratejisine ilişkin açıklamalarda bulunan Macron beklediği yanıtı alamadı.
Macron daha önce Türkiye’ye ekonomik yaptırım çağrısında da bulunmuş ancak AB bugüne kadar uzlaşma gerektiren bu konuda ortak bir karara halen varamadı.
Fransa, 10 Haziran’da NATO Deniz Muhafızı Harekatı çerçevesinde bir Atlantik görevi yerine getirirken Türk donanma gemilerinin Le Courbet firkateynini taciz ettiğini iddia etti.
Ancak elde ettiği tek şey, NATO Genel Sekreteri’nin, sonuçları Paris’i tatmin etmeyen bir iç soruşturmayı kabul etmesi oldu.
Bunun ardından Fransa, Akdeniz’de yapılacak ‘Sea Guardian’ NATO tatbikatına katılımını askıya aldığını duyurdu.
Paris, bu sorunun çözüm anahtarının Washington’da olduğunun farkında. Fransa’nın Avrupalıları daha sert .bir duruşa itmek için kullanmak isteyeceği iki fırsat var.
Bunlardan ilki, AB dışişleri bakanlarının AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell tarafından sunulacak önerileri değerlendirmek üzere bu ayın 28’inde Berlin’de toplanacak olması.
İkincisi de Macron’un ağustos sonu veya eylül başında yapılmak üzere çağrıda bulunduğu Akdeniz’e kıyısı olan Avrupa ülkeleri zirvesi.
Le Courbet firkateyni ile Türk donanma gemileri arasında 10 Haziran’da yaşanan olayın ardından Paris, Akdeniz sularında Ankara ile silahlı çatışmaya girmek istemediğini bildirme konusunda hızlı davrandı.
Türkiye, Macron’u iç sorunlarından kaçmak için kendisiyle uğraşmakla suçlarken Paris ise Erdoğan’ın dış politikasının içeride karşılaştığı iç siyasi ve ekonomik zorlukların yanı sıra partisi içindeki bölünmelerden kaynaklandığını öne sürdü.
Bugün belirgin olan durum ise Paris ile Ankara arasındaki gerilimin, nedenleri devam ettiği sürece bitmeyeceğidir.
Gerçekte, gerilimi artırması ve istikrarı sarsmasına rağmen Erdoğan’ın geri adım atacağına dair hiçbir gösterge yok.
Macron’un ise ülkesinin ve genel olarak Avrupa’nın çıkarlarına zararlı olduğunu düşündüğü politikaları düzeltmeye devam edeceğini gösteren işaretler var.
Almanya, Türkiye’ye karşı katı politikalar izlemeye yanaşmıyor
Almanya, AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı geçtiğimiz ay ikinci kez üstlendi. Avrupalıların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilişkilerinde en büyük ağırlığı Almanya oluşturduğu için Merkel büyük bir sorumluluk taşıyor.
Ancak Almanya bugüne kadar Türkiye ile ilişkilerde katı bir politika izlenmesini isteyen Macron’a bu konuda eşlik etmekte isteksizdi.
Almanya’nın bu tavrının başlıca iki nedeni var.
Bunlardan ilki; Almanya, Avrupa’nın en büyük Türk toplumuna ev sahipliği yapmasıdır. Bu nedenle Berlin yönetimi Ankara’yı kışkırtmak istemiyor.
İkincisi ise Türkiye sınırlarını mültecilere açtığında yüz binlerce kişi Almanya’ya akın etti. Merkel, 2015’te gerçekleşen bu olayları tekrar yaşamak istemiyor.
Son yıllarda Merkel, politikasının ‘cömertliği’ nedeniyle popülaritesinin büyük kısmını kaybetti ve Afganistan, Suriye, Tunus ve Irak’tan gelen mültecilerin dahil olduğu terör eylemleri kendisine yönelik kızgınlığı artırdı. Bu da kendisini bu defa ihtiyatli hareket etmeye itti.



