24 Eylül 2026
14.2 C
İstanbul

Koronavirüs Salgına karşı hangi ülke, ne tür önlemler aldı?

Çin’in Vuhan kentinde Aralık ayında ortaya çıkan ve Covid-19 adı verilen hastalığa yol açan koronavirüs, Antarktika hariç tüm kıtalara ve Türkiye dahil 120’den fazla ülkeye yayıldı.

11 Mart’ta Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsü “pandemi” (salgın) olarak sınıflandırdı.

İstatistik sitesi Worldometers’a göre 13 Mart Cuma günü itibarıyla dünya çapında koronavirüs görülenlerin sayısı 134 bini aştı, virüsün yol açtığı Covid-19 hastalığı yüzünden ölenlerin sayısı 5 bine yaklaştı.

Koronavirüsün dünyanın dört bir yanında yayılmaya devam etmesi, çok sayıda ülkeyi çeşitli önlemler almaya itti. Bu önlemlerin bir kısmı günlük hayatın akışını sekteye uğratacak seviyede. Virüsten en fazla etkilenen ülkelerin aldıkları önlemleri inceledik:

Çin

Koronavirüsün ortaya çıktığı ve açık ara farkla en fazla sayıda bulaştığı ülke olan Çin, başlangıçta yeterli önlemi almayarak hastalığın dünyaya yayılmasına yol açmakla suçlanıyordu.

Ocak ayından itibaren önlemler almaya başlayan Çin, Şubat’tan itibaren salgının yayılma hızını azaltmayı başardı.

Fakat bunun için ülkedeki günlük yaşamı büyük oranda değiştirmesi gerekti:

Virüsün ortaya çıktığı Hubei eyaletinde 60 milyon kişi karantinaya alındı.

İş yerleri, okullar, ibadethaneler, toplu taşıma sistemleri ve çok sayıda kurum kapatıldı.

Spor müsabakalarının da aralarında bulunduğu toplu etkinlikler iptal edildi.

Vuhan kentinde stadyumlar kitlesel karantina merkezlerine dönüştürüldü ve hızlıca çok sayıda hastane inşa edildi.

Her haneden belirli sayıda insanın yalnızca hayati ihtiyaçlarını satın alması için evlerini terk etmesine izin verildi.

Başkent Pekin’e dışardan gelenler bir süre karantina altında tutulmaya başlandı. 6 Mart itibarıyla bu sayının 827 bin olduğu açıklandı.

Şinhua ajansı, Çin’in karantina önlemlerini ihlal edenlerin üç ile yedi yıl arasında hapisle cezalandırılacağını bildirdi.

Koronavirüs haritası: Küresel dağılım

Veriler Johns Hopkins Üniversitesi’nin düzenli olarak açıkladığı vaka verileridir. Her ülke için en güncel verileri yansıtmayabilir.

Vaka sayısıÖlüm sayısı
134.5184.970
VakaÖlümler
Çin80.9323.172
İtalya15.1131.016
İran10.075429
Güney Kore7.86966
İspanya3.14686
Fransa2.87661
Almanya2.7456
ABD1.68640
İsviçre8687
Norveç8001
Diamond Princess yolcu gemisi6967
Japonya69119
İsveç6871
Danimarka674
Hollanda6145
Büyük Britanya59610
Belçika3993
Avusturya3611
Katar262
Bahreyn197
Singapur187
Malezya158
Avustralya1563
Kanada1421
Yunanistan1171
Çek Cumhuriyeti113
Finlandiya109
İzlanda109
İsrail109
Slovenya96
Birleşik Arap Emirlikleri85
Irak838
Mısır802
Kuveyt80
Portekiz78
Brezilya77
Hindistan741
San Marino725
İrlanda701
Tayland701
Lübnan683
Romanya59
Filipinler522
Polonya511
Tayvan491
Suudi Arabistan45
Vietnam39
Rusya34
Endonezya341
Şili33
Batı Şeria31
Arjantin301
Hırvatistan27
Estonya27
Cezayir262
Lüksemburg26
Brunei Sultanlığı25
Gürcistan25
Sırbistan24
Arnavutluk231
Bulgaristan231
Kostarika23
Peru22
Belarus21
Pakistan21
Slovakya21
Uman18
Ekvador17
Güney Afrika17
Macaristan16
Letonya16
Azerbaycan151
Panama141
Tunus13
Meksika12
Bosna-Hersek11
Senegal10
Kıbrıs10
Kolombiya9
Malta9
Kuzey Makedonya9
Maldivler8
Afganistan7
Fransız Guyanası6
Moldova6
Fas61
Kamboçya5
Dominik Cumhuriyeti5
Yeni Zelanda5
Paraguay5
Bangladeş3
Bolivya3
Guernsey3
Küba3
Litvanya3
Martinik3
Sri Lanka3
Burkina Faso2
Faroe Adaları2
Gana2
Honduras2
Jamaika2
Monaco2
Nijerya2
Saint Martin (Fransız bölgesi)2
Ukrayna2
Kamerun2
Andorra1
Ermenistan1
Bhutan1
Türkiye1
Fildişi Sahili1
Cebelitarık1
Guyana11
Vatikan1
Ürdün1
Liechtenstein1
Moğolistan1
Nepal1
Reunion Adası1
Saint Barthélemy adası1
Togo1
Trinidad ve Tobago1
Kongo Demokratik Cumhuriyeti1

İnsanların hayatları bu önlemlerden etkilense de ülkedeki günlük yeni vaka ve ölüm sayıları önemli ölçüde azaldı.

Şubat başında günlük 4 bine yaklaşan vaka sayısı Mart’ta 100’ün altını gördü. Şubat ortasında günlük 100-150 arasında seyreden günlük ölüm sayısı da yüzde 90 düştü.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Sekreteri Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, Çin’deki sert önlemlerin işe yaradığını söylüyor:

“Bu, salgının azaltılabileceğini gösterdi. Ama yalnızca devlet mekanizmasının tamamının dahil olduğu kolektif, koordine edilmiş ve kapsamlı bir yaklaşımla.”

Amerikan New York Times gazetesine konuşan Vanderbilt Üniversitesi’nden Dr. William Schaffner ise Çin’in yönteminin “dünyadaki en büyük kamu sağlığı deneyi” olduğunu düşünüyor. Schaffner’a göre Çin bu önlemlerle virüsün yayılmasını durduramayacak fakat yavaşlatması bile dünyaya önemli bir vakit kazandırıyor.

Bilim dergisi Science’a konuşan Georgetown Üniversitesi’nden küresel sağlık hukukçusu Lawrence Gostin ise pek çok ülkenin bu kadar sert önlemler almaktan çekinmek için geçerli nedenler olduğunu söylüyor.

İtalya

12 Mart itibarıyla Çin dışında en fazla koronavirüs vakasının görüldüğü ülke olan İtalya, kademeli bir şekilde koronavirüse karşı aldığı önlemleri artırdı.

Önce 11 kasabaya giriş çıkış yasaklandı ve bazı festivaller ertelendi, ardından 16 milyon kişinin yaşadığı İtalya’nın kuzey bölgeleri karantinaya alındı. Spor müsabakaları ertelendi ve karantina önlemleri bütün ülkeye yayıldı.

italya

Seyahatler büyük oranda kısıtlandı.

Önlemlere rağmen İtalya’da vaka ve ölüm sayılarında artış sürüyor.

3 Mart tarihinde tüm ülkedeki vaka sayısı 2 bin 500 civarındaydı. 11 Mart’ta ise yalnızca o gün teşhis koyulan kişilerin sayısı 2 bin 300, toplam vaka sayısı 12 bin 400 oldu.

Hayatını kaybedenlerin sayısı da benzer bir hızla arttı.

Bunun üzerine 11 Mart Çarşamba akşamı Başbakan Giuseppe Conte tarafından açıklanan yeni tedbirlerle, o güne kadar kısıtlamalarla da olsa açık kalan mağazalar, restoran, bar, kafe gibi mekanların kapatılacağı duyuruldu.

Ancak temel kamu hizmeti veren kurum ve işletmeler açık kalabilecek. Bankalar, postaneler, fabrikalar ve toplu taşıma servisi işlemeye devam edecek.

Uyarı: Üçüncü tarafların sağladığı içerikte reklam bulunabilir.

BBC News Türkçe tarafından yapılan numaralı Youtube paylaşımının sonu

Halktan, sağlık ve iş gerekçesiyle gerekli olmadıkça evlerinden çıkmamaları isteniyor.

Hükümet koronavirüsle mücadele amacıyla 25 milyar euro tahsis edildiğini açıkladı. 25 milyar euro’luk fonun bu tedbirlerden zarar gören ailelere, işletmelere ve sağlık sistemine destek amacıyla kullanılması öngörülüyor.

İş, sağlık, ya da gıda gibi temel ihtiyaçlar gerekçesiyle evden çıkanların, polis kontrolüyle karşılaşırlarsa bu gerekçelerini yazılı olarak bildirmeleri gerekiyor.

Gerekçesiz olarak ya da temel ihtiyaç sayılmayan nedenlerle dışarıda “yakalanan” kişilere cezalar kesilmeye başlandı.

İran

İran, İtalya ile birlikte virüsün uzak doğu dışında en hızlı yayıldığı ülkeler arasında yer aldı.

12 Mart itibarıyla hem ölüm hem de vaka sayısı açısından İtalya’nın ardından dünyada üçüncü sırada yer alıyor.

Ülkede vakaların artış hızında belirgin bir azalma trendi henüz görülmedi. Günlük ölüm sayılarındaki artış da 11 Mart itibarıyla sürüyor.

İran da Çin gibi gerekli önlemleri almakta geç kalmakla eleştirilmişti. Türkiye, İran’dan virüsün yayıldığı Kum şehrini karantina almasını talep etmiş, bu gerçekleşmeyince de sınırlarını kapamıştı.

iran

Şiiler için kutsal kentlerden olan Kum’daki dini yapıları görmek için her yıl çok sayıda kişi bölgeye gidiyordu.

Bahreyn, Afganistan, Gürcistan, Irak, Kuveyt, Lübnan ve Umman, ülkelerindeki ilk vakaların İran’dan gelen kişilerden kaynaklandığını açıkladı.

İran Sağlık Bakan Yardımcısı İraj Harirçi, insanların evlerinde karantinaya girmeye zorlanmasını “Dünya Savaşı öncesi türden bir strateji” olarak adlandırdı.

Bundan kısa bir süre kendisi de koronavirüse yakalandı. Virüs ülkenin cumhurbaşkanı yardımcılarından birine ve Meclis’in yüzde 10’una yakınına denk gelen 24 milletvekiline de sıçradı. Milletvekillerden ikisi hayatını kaybetti. Meclis kapatıldı.

Ülkede yeterli sayıda koronavirüs test kitinin bulunmadığı, bu yüzden doktorların her şüpheli vakayı test edemediği belirtiliyor.

Hükümet virüsün yayılmasının önüne geçmek için okulları kapattı, insanlardan seyahat etmemelerini talep etti.

Cuma namazları iptal edildi, bazı bölgelere girenlerin vücut sıcaklıkları ölçülmeye başlandı.

Metanol içmenin koronavirüsü engellediği söylentileri üzerine bunu yapan 16 İranlı hayatını kaybetti.

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Nevruz kutlamaları kapsamında yapacağı konuşmayı iptal ettiğini duyurdu.

Futbol müsabakalarının da iptal edildiği ülkede yaklaşan Nevruz’da insanların ailelerini ziyaret etmemesi tavsiye edildi.

Güney Kore

Çok sayıda vakanın görüldüğü diğer ülkelerden Güney Kore, Şubat ayında parlamentosunu ve mahkemelerini kapattı.

Güney Kore genelinde şüpheli vakaların test edilebilmesi için yüz civarında laboratuvarı kullanıyor.

Ülkede şoförlerin arabalarından inmeden ve kimseye temas etmeden virüs testi yapmalarını sağlayan merkezler de var.

Kore

WHO, dünya genelinde koronavirüse yakalananlardan yüzde 3,4’ünün hayatını kaybettiğini açıklamıştı.

Güney Kore’de bu oran yüzde 0,7 seviyesinde kaldı. Bu farka neden olarak ülkenin 2000’li yılların başındaki SARS virüsü nedeniyle bu tür salgınlara daha hazırlıklı olmasını gösterenler var.

Başka bir görüşe göre ise dünya çapında hastalanan herkesin test yaptırmamasına karşın, Güney Kore’de test yaptıran çok sayıda kişi var. Bu da çoğu hastanın tespit edilmesi yüzünden ölüm oranının düşmesini beraberinde getiriyor.

BBC Seul Muhabiri Laura Bicker, doktorların başlangıçta virüs tespit edilen herkesi hastane yatağında karantinaya almaya başladığını ve bu yüzden bazı hastaların hastane koridorlarında öldüğünü; bunun ardından yetkililerin uygulamayı değiştirerek semptomları hafif olanları başka merkezlerde karantina altına almaya başladığını ve böylece hastane yataklarının acil hastalara ayrılabildiğini aktarıyor.

Ülkede konserler ve çok sayıda etkinlik iptal edildi.

Güney Kore, diğer ülkelerin henüz uygulamadığı sıra dışı bir yöntem izleyerek virüs tespit edilen herkese bir GPS çipi taktı ve koronavirüslü insanların nerede olduğunu internetten canlı harita ile yayımlamaya başladı.

Haritada hastaların isimleri yer almıyor. Harita ile halka hastalardan uzak durma imkanı tanınıyor.

Havalimanlarında ise ülkeden çıkmak isteyenlerin üç aşamalı bir kontrolden çıkması hedefleniyor.

Ülke virüsle mücadeleye 25 milyar dolarlık kaynak ayırdı.

Alınan önlemlerin ardından ülkedeki günlük vaka sayıları Mart sonundan itibaren azalmaya başladı, ölüm sayılarında ise artış durdu.

Fransa

Fransa, hem günlük yeni vaka hem de günlük yeni ölüm sayılarındaki artışın devam ettiği ülkelerden.

1 Mart’ta 100 olan vaka sayısı 11 Mart’ta 2 bin 281’e çıktı.

Ülkede bazı milletvekillerinin yanı sıra Kültür Bakanı Franck Riester da virüse yakalandı.

1000’den fazla kişinin bir araya geleceği türden toplumsal etkinlikler yasaklandı.

Fransa

Disneyland Paris’te çalışan üç kişide virüs tespit edildi.

Önce bazı okullar kapatıldı, 12 Mart günü ise ülke genelinde tüm okulların kapatılacağı açıklandı.

Toplu taşıma işçilerinin bir kısmı iş bıraktı. Başkent Paris’te Louvre Müzesi bir süreliğine kapandı. Tekrar açılan müze, 12 Mart itibarıyla yalnızca önceden internetten alınan biletlere sahip kişileri kabul ediyor.

Paris’te Eyfel Kulesi ise nakit para kullanımına son verdi.

Fransa’da bazı spor ve kültür sanat etkinlikleri de iptal edildi.

Ülkedeki Müslüman örgütleri, namazların cami yerine evde kılınma çağrısında bulundu.

İspanya

Akdeniz’deki komşusu İtalya’nın akıbetine uğramak istemeyen İspanya, parlamentodaki bazı oturumları erteledi, İtalya’ya uçuşları sonlandırdı ve kitlesel toplanmaları yasakladı.

Karardan iki gün önce başkent Madrid’de 375 bin civarında kişi, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü için buluşmuştu.

Ülkede son günlerde görülen vaka sayısı artmaya devam etti. 8 Mart’ta 149 yeni vaka görülürken bir gün sonra 557 kişide koronavirüs görüldü. 11 Mart itibarıyla bu sayı 582’ye çıktı.

Madrid, İspanya’da virüsün en fazla yayıldığı kent oldu.

İspanya

12 Mart’ta açıklanan bir karar ile İspanya’da futbol müsabakaları iki hafta ertelendi.

Bazı bölgelerde tüm okullar ve üniversiteler kapılarını kapattı.

150 bin kişinin katılması beklenen Malaga Film Festivali dahil pek çok etkinlik iptal edildi.

İspanya Parlamentosu da bir haftalığına kapatıldı.

Ülkenin turizm sektörünün de olumsuz anlamda etkilenmesi bekleniyor.

Almanya

Almanya da yeni vaka sayısının artmaya devam ettiği ülkelerden.

4 Mart’ta 59, 8 Mart’ta 240 olan günlük yeni vaka sayısı 11 Mart’ta 400’e çıktı.

2 bin 512 vakanın yaşandığı ülkede 11 Mart itibarıyla yalnızca 5 kişi yaşamını yitirdi.

Almanya Başbakan Angela Merkel, Almanya’nın yüzde 60’ına koronavirüs bulaşma ihtimali olduğunu söyledi.

Almanya

Aralarında Bayern Münih’in Chelsea ile Şampiyonlar Ligi maçı ve Bundesliga maçlarının da bulunduğu çok sayıda futbol karşılaşmasının seyircisiz oynanmasına karar verildi.

Lufthansa, 29 Mart – 24 Nisan arası uçuşlarından 23 binini iptal ettiğini açıkladı.

Ülkede Güney Kore’dekine benzer, insanların arabalarıyla gelip inmeden test yaptırabilecekleri laboratuvarlar kuruldu.

Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, 1000’den fazla katılımcısı olan etkinliklerin iptal edilmesi tavsiyesinde bulundu.

Başbakan Merkel, bütün çabalarının salgının yayılmasını erteleyerek hastaneler üzerinde daha az baskı oluşmasını sağlamayı hedeflediğini söyledi.

Virüse karşı doktorların kullandığı maskelerin de aralarında olduğu ekipmanların yurtdışına satışı izne bağlandı.

Japonya

11 Mart itibarıyla en fazla koronavirüs vakasının görüldüğü 11. ülke olan Japonya, Reuters’a göre virüse karşı 4,1 milyar dolarlık bir paket hazırladı.

Hükümet, 10 Mart günü bir acil durum taslağı hazırladı. 12 Mart itibarıyla uygulamaya geçmemiş olan taslakta insanların evlerinde tutulması gibi planlar var.

Japonya, yaz aylarında Olimpiyat Oyunları’na lara ev sahipliği yapacak. Açılışın 24 Temmuz’da yapılması planlanıyordu. Fakat salgının büyümesi, oyunları tehlikeye atıyor.

japonya

Japonya, dünyanın en fazla yaşlı nüfusuna sahip ülkelerinden biri. Bu nedenle acil durum önlemlerinin kapsamı geniş tutuluyor.

Taslakta yer alan önlemler arasında eğitime ara verilmesi ve çok sayıda kişinin bir araya gelebileceği türden mekanların kapatılması da var.

Plan, hükümete ihtiyaç duyulan bina veya arsaları geçici bir süreliğine hastaneye dönüştürme izni de veriyor.

Fakat hükümetin bu taslağı ne zaman hayata geçireceği belli değil.

ABD

ABD’de koronavirüs vakalarının sayısı katlanarak artıyor. 8 Mart’ta 106 yeni vaka tespit edilirken bu sayı 11 Mart’ta 307’ye çıktı. Günlük ölüm sayılarındaki artış da sürüyor.

Virüs neredeyse her eyalete yayılmış durumda.

Ülke çapındaki büyük şirketler, çalışanlarını evden çalışmaya sevk ediyor.

Bazı eyaletlerde okullar kapatılırken bazılarında da üniversiteler internet üzerinden ders vermeye başladı.

Pazartesi günü Orlando’da ABD Başkanı Donald Trump’ın katılması planlanan küresel sağlık konferansı iptal edildi.

Ülke genelinde basketbol, beyzbol, futbol ve hokey ligleri maçlarını erteledi.

İngiltere

İngiltere’de 11 Mart Çarşamba, o güne kadar en çok yeni vaka ve ölümün gerçekleştiği gün oldu.

12 Mart’ta bir açıklama yapan Başbakan Boris Johnson, virüse karşı eylem planlarında değişikliğe gideceklerini, bugüne kadar yürütülen virüsün bulaşmasını engelleme aşamasından virüsün yayılmasını geciktirme aşamasına geçtiklerini duyurdu.

Johnson, hastalık belirtileri gösterenlerin 7 gün boyunca evlerinden çıkmamalarını istedi.

johnson

Hükümetin planına göre hedef, çok sayıda kişinin hastalanmasının kaçınılmaz olduğu bu noktada hastalığı zamana yayarak sağlık sistemi üzerindeki baskıyı azaltmak ve halihazırda kış hastalıkları nedeniyle yoğun olan hastaneleri rahatlatmak.

Başbakan Johnson, okulları henüz kapatmayacaklarını, bu aşamada kapatmanın daha fazla zarar verebileceğini söyledi. Johnson, spor etkinliklerine de şimdilik seyircilerin gidebileceğini söyledi.

Ülke genelinde okulların yurt dışı tatillerini iptal edilmesi tavsiye edildi, hasta ve yaşlıların da yolcu gemileriyle tatile çıkmaması önerildi.

İngiltere’de 12 Mart’a kadar 596 teyitli vaka bulunuyor. Fakat virüs taşıyan herkesin hastaneye gidecek kadar kötü hissetmediği hesaba katılınca ülke genelinde 5-10 bin kişide virüs bulunabileceği düşünülüyor.

Başbakan Johnson, 12 Mart’taki konuşmasında İngiltere’de pek çok ailenin sevdiklerini zamanından önce kaybedeceğini söyledi.

Belçika

Belçika’daki Leuven Katolik, Antweğen (Anvers) ve Gent üniversiteleri, Perşembe gününden itibaren dersler ağırlıklı olarak internet üzerinden verilecek. Thomas More Uygulamalı Bilimleri Üniversitesi de, gelecek haftaya kadar eğitime ara verdi.

Koronavirüs salgınına önlem amacıyla, 50’den fazal olan gruplar, çevrimiçi uzaktan eğitim alacak. Küçük gruplar ise mümkün olduğunca büyük salonlarda, birbirine uzak mesafelerde bulunmak koşuluyla ders alabilecek. Gent Üniversitesi Rektörü Rick Van de Walle, önümüzdeki günlerde mümkün olduğunca çok sayıda dijital öğretim yöntemi uygulanacağını söyledi. Üç üniversite de, personelinin mümkün olduğunca evden çalışmasını istiyor.

Koronavirüs salgını nedeniyle aile hekimleri için mevzuat değişikliğine gidildi. Telefon görüşmelerinde soğuk algınlığı şikayetini dile getiren herkes, seyahat geçmişine bakılmaksızın doğrudan 7 günlük hastalık iznine ayrılacak. 7 gün boyunca evden çıkmaması istenen hastada bu süre sonunda semptomların devam etmesi halinde hastaneye sevk edilecek.

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”