2 Ekim 2026
14.8 C
İstanbul

Komisyon raporu oy çokluğu ile kabul edildi

AK Parti, CHP, DEM Parti, MHP ve Yeni Yol “Evet”, TİP ve EMEP “Hayır” oyu kullandı. Bir üye de çekimser oy verdi.

TBMM’de oluşturulan komisyonun hazırladığı taslak rapor tamamlandı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, ortak metni “Af mahiyetinde algı üretmekten uzak, hukuku ve kamu vicdanını merkeze alan bir rapor” olarak değerlendirdi.

Hazırlanan rapor, komisyonda oy çokluğuyla kabul edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, oylama sonucunu kamuoyuyla paylaştı.

Kurtulmuş, “47 kabul oyu, 2 ret oyu var, 1 arkadaşımız da çekimser kaldı” ifadelerini kullanarak raporun komisyondan geçtiğini açıkladı.

Komisyondaki oylamada siyasi partilerin tutumu da netleşti. AK Parti, MHP, CHP, DEM Parti ve Yeni Yol Partisi oylamada “evet” oyu kullandı.

CHP’li Türkan Elçi, çekimser oy kullandı. TİP’li Ahmet Şık ve EMEP’li İskender Bayhan “ret” oyu verdi.

Tamamlanan rapor 7 bölümden oluşuyor:

• Komisyon çalışmaları

• Komisyonun temel hedefleri

• Türk-Kürt kardeşliği tarihi

• Komisyonda dinlenen kişilerin analizleri

• PKK’nin kendini feshetme süreci

• Sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri

• Demokratikleşme ile ilgili öneriler

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun 21’inci toplantısında, Komisyon tarafından hazırlanan rapor görüşüldü.

Rapor 7 bölümden oluşurken birinci bölümde, Komisyonun çalışmalarıyla ilgili süreç anlatıldı. İkinci bölümünde Komisyonun temel hedefleri üzerinden toplantılardaki tartışmalara yer verilirken, Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri ve kardeşlik hukuku raporun üçüncü bölümünde aktarıldı. Dördüncü bölümde Komisyonda dinlenenlerin söylemlerinden yapılan analizlerden ortaya çıkan mutabakat alanları, beşinci bölümde terör örgütü PKK’nin kendini feshetmesi ve silah bırakması süreci anlatıldı.

Sürece ilişkin yasal düzenleme ile demokratikleşmeye ilişkin önerilere ise Komisyon raporunun altıncı ve yedinci bölümlerinde yer verildi. Söz konusu bölümler TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Bozkurt tarafından Komisyon salonunda okundu.

Buna göre, “Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri”nin yer aldığı raporun altıncı bölümünün “Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması” alt başlığında şu ifadeler kullanıldı:

“Süreçte en kritik eşik, PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesidir. Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgüt tehdidinin sona erdiğinin ilanı ile sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinin hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktasını teşkil edecektir. Tespit ve teyit mekanizmasının, devletin ilgili kurumları arasındaki eş güdümle objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir ölçütlere göre işlemesi gerekir. Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır.”

Aynı bölümün bir diğer alt başlığı olan “Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirecek Yasal Düzenlemeler” bölümünde ise “Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek, amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.” değerlendirmesinde bulunuldu.

Silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak müstakil yasanın, sürecin sonuçlarını tümüyle ortadan kaldıracak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olmasının tavsiye edildiği söz konusu bölümde, şunlar kaydedildi:

“Kanun, silahı ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılmasını, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini amaçlamalıdır. Bu doğrultuda kanun, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır. Kanun, aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesini de hedeflemelidir. Kanun, kamu vicdanını ve toplumsal hassasiyetleri gözetmeli, kapsamı yorum yoluyla genişletilmeye müsait olmayacak şekilde net, bütüncül ve anlaşılır olmalıdır.”

Aynı bölümün “Örgüt Mensuplarının Durumu” alt başlığında ise mutlaka bir adli işlem yapılmasının gerektiği belirtilerek, “Yasal düzenlemeler, toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır” vurgusuna yer verildi. “Toplumsal Bütünleşme” ile ilgili ise raporda, “Yürütülen süreçte örgüt mensuplarının silahları bırakarak toplumsal düzene adapte olabilecek dönüşümü gerçekleştirmeleri hedeflenmelidir. Bu nedenle süreç, kişilerin toplumsal hayat içerisinde yaşamını idame ettirebilmesine yönelik tedbirleri içeren, kamu düzenine uyumuna ve toplumla bütünleşmesine yardımcı olacak hazırlık çalışmalarını kapsamalıdır.” ifadeleri yer aldı.

Süreci izleyecek ve raporlayacak mekanizma

Toplumsal bütünleşme sürecinin sağlıklı biçimde ilerlemesi, adalet ve eşitlik duygusunun toplumun tüm kesimlerinde kökleşmesine ve her bireyin ortak geleceğe eşit fırsatlarla dahil olmasına dayanan kapsayıcı bir anlayışı ve buna yönelik politikaların belirlenmesini zorunlu kıldığı belirtilen raporda, “Toplumun uyum kapasitesinin artırılması açısından ekonomik ve sosyal imkanların geliştirilmesi öncelikler arasında yer almalıdır. Bu kapsamda, şimdiye kadar bölgeye yapılan yatırımlar ile ekonomik ve sosyal programların geliştirilerek, genişletilerek ve zenginleştirilerek uygulanmaya devam edilmesi beklenmektedir.” tespiti yapıldı.

“İzleme ve Raporlama Mekanizması” alt başlığında ise kanunla, örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın oluşturulması gerektiği kaydedilerek, “Bu mekanizmanın tespit ve teyidi çerçevesinde, uygulamaların etkinliği ve hedefe ulaşma düzeyi denetlenmiş olacaktır. Böylece sürecin sağlıklı bir şekilde yürüyüp yürümediği gözlemlenecek ve gerekli tedbirler zaman kaybetmeksizin alınabilecektir. Bu çerçevede, kamuoyunun her aşamada bilgilendirilmesi de sağlanmış olacaktır. Kanunla yürütmeye verilecek çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında, kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi temin edilmelidir.” denildi.

Süreçte Görev Alanlara Yasal Güvence Sağlanması alt başlığında ise “Yürütülen süreçte görev alanlar, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir.” ifadesi kullanıldı.

 “AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli”

Komisyonun hazırladığı raporun yedinci bölümünde yer alan “Demokratikleşme ile İlgili Öneriler” başlığında, Türkiye’nin demokratik standartlarının yükseltilmesi amacıyla atılması gereken adımlar konusunda önerilerde bulunmanın, Komisyonun başlıca görevlerinden olduğu bildirildi.

Güvenli bir toplumsal ve siyasal ortamın, demokrasinin eksiksiz işleyebilmesi ve standartlarının yükseltilmesi ile kurumsallaşmasının ön koşulu olduğu belirtilirken, demokrasinin özü gereği fikirlerin eşit koşullarda ve özgür bir ortamda serbestçe ifade edilebildiği bir kamusal alanın varlığını gerektirdiği aktarıldı.

Raporda, silah, şiddet ve teröre dayalı yöntemlerin siyasal tartışmayı işlevsiz hale getirdiği gibi sorunların demokratik zeminde tartışılarak çözülmesini de zorlaştırdığı vurgulandı.

Karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde, zor ve hassas konuların dahi müzakere edilebildiği bir siyasal ortamın oluşturulmasının temel bir gereklilik olduğuna dikkati çekilen raporda, “Bu yaklaşım, toplumsal bütünlüğün korunması ve güçlendirilmesi açısından da belirleyici bir rol oynamaktadır. Ancak, bu çerçevede toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesi bireylerin tek tip düşünce ve kimlikler etrafında şekillendirilmesi anlamına gelmemektedir.” denildi.

Söz konusu bölümün “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Kararları” alt başlığında, AYM kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı vurgulandı.

Türkiye’nin AİHM kararlarını icra etme oranının yaklaşık yüzde 90 olduğu, hukuk devleti olma niteliğini perçinleme hususunda AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının öneminin belirtildiği raporda, “AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli, ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.” ifadelerine yer verildi.

Raporun “Yargılama ve İnfaza İlişkin Düzenlemeler” alt başlığında, “İnfaz mevzuatının AİHM ve AYM içtihatları ile tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilerek infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınması önerilmektedir” denilerek, şunlar kaydedildi:

“Özellikle mahkumların infaz süreçlerinin, koşullu salıverilme şartları ile infaz süreleri de dahil olmak üzere ceza hukukunun evrensel ilkeleri kapsamında daha adil, daha eşitlikçi ve daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması düşünülmelidir. Hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlüler için, yaşam hakkının her hakkın önünde olduğu gerçeği göz önüne alınarak, infaz ertelemesi müessesesi değerlendirilmelidir. Cezaevleri idare ve gözlem kurullarının yapısı ve karar süreçleri, uygulamadaki aksaklıklar tespit edilerek gözden geçirilmelidir. Hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde ve AİHM ile AYM’nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmelidir. Kanundaki tutuklama şartlarına bağlı kalınarak, tutuklamanın istisna olduğu ilkesine uygun biçimde mevzuat gözden geçirilmelidir.”

“Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler” alt başlığında ise doğuştan gelen, dokunulamaz ve devredilemez nitelikteki, insan onurunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuatın gözden geçirilmesi istendi.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hak ve özgürlükleri genişletecek ve hakkın özünü muhafaza edecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilen raporda, diğer öneriler şu şekilde sıralandı:

“Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, etkinliği artırılacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli ve ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemler terör suçu sayılmamalıdır. Bu bağlamda, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatın kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Şiddet çağrısı, nefret söylemi ve terör propagandasıyla etkin mücadele sürdürülürken, hukuki sınırlar içinde kalan her türlü eleştiri, itiraz ve talebin demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak korunduğunu gözetmek ve temin etmek maksadıyla, basın ve yayınla ilgili kanunlar gözden geçirilmelidir.

Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları, suç oluşturmaz. Bu hükme bağlı olarak uygulamada basın özgürlüğünü sınırlayıcı sonuçlar doğuran yasalar hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır. Şeffaflık, demokratik katılım, parti içi demokrasi, çoğulculuk ve temsilde adalet ilkeleri doğrultusunda Anayasa’nın 79’uncu maddesi çerçevesinde genel yargısal süreçler ile seçim yargısının belirlilik ve kanunilik ilkelerine uygun şekilde düzenlenmesi amacıyla yeni bir Siyasi Partiler Kanunu ile yeni seçim kanunlarının siyasi partilerin uzlaşısı ile hazırlanması önerilmektedir. Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından olan siyasi partilerin kurumsal kimliklerinin korunması esas alınarak eksik ve yanlış uygulamalar gözden geçirilmelidir. Siyasi Etik Kanunu’nun hazırlanması önerilmektedir.”

Raporun “Yerel Yönetimler” alt başlığındaki önerilerinde, demokratik siyaset zeminini güçlendirmek amacıyla idari sistemin “daha demokratik ve hukuki standardı daha yüksek” bir şekilde organize edilmesinin mümkün olduğu anlatıldı. Söz konusu başlıkta, “Anayasadan kaynaklanan idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun olarak kullanılması, başkanın kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi önerilmektedir.” denildi.

“Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir”

Raporun, “Sonuç ve Değerlendirme” bölümünde ise Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun Meclis’in temsil gücünü, siyasetin çözüm üretme kapasitesini ve milli iradenin denetim imkanlarını aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koyduğu belirtildi.

Toplantılar boyunca oluşan müşterek kanaatin, şiddet ve terörle mücadele yönteminin sadece güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması gerektiği yönünde olduğuna dikkati çekilerek, “Tam demokrasiye dayanan yurttaşlık bilincinin, eşitlik temelli kardeşliğin ve kurumsal şeffaflığın kalıcı huzur ve barışı mümkün kılacağı değerlendirilmektedir. Komisyon raporu, idari ve hukuki düzenlemeler için yol gösteren bir çerçeve ortaya koyarken, toplumla uyum adımlarının ertelenemez bir alan olduğunu hatırlatmaktadır.” ifadeleri kullanıldı.

Siyasetin görevinin, toplumun farklı seslerini ortak geleceğin dilinde buluşturmak olduğu kaydedilerek, “Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, ‘Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir.” denildi.

Raporda, oluşan müşterek kanaatin sürecin kamu düzenini koruyan, hak ve hürriyetleri genişleten, toplumsal rızayı büyüten ve ortak geleceği kurumsal bir disiplin içinde taşıyan bir yol üzerinde ilerlemesi yönünde olduğu anlatıldı.

 

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...