28 Ekim 2026
16.2 C
İstanbul

Jülide Kural, Kadir İnanır’ın mirasını ilk kez açıkladı

Kadir İnanır’ın hayat arkadaşı, sanatçı Jülide Kural, İnanır’ın mirasına dair açıklamalarda bulundu ve “Ben yalnızca kendi onurumu değil, yirmi yılı aşkın bir sevginin, emeğin ve ortak yaşamın hakikatini savunuyorum” dedi.

İnanır’ın hayat arkadaşı, sanatçı Jülide Kural, İnanır’ın mirasına dair T24’ten Sibel Yükler’e açıklamada bulundu.

Kural, “Öncelikle, Kadir İnanır’ın büyük bir servete sahip olduğu iddiası doğru değildir. Mal varlığı, birlikte yaşadığımız evimizden, eski üç otomobilden ve bankadaki bir miktar birikiminden ibarettir. Kurbağa koleksiyonu ise maddi değil, manevi değeri olan küçük eşyalardan oluşmaktadır. Sözü edilen 25 Rolex saat ve benzeri iddialar tamamen uydurmadır” dedi.

Kural, “Yıllarca maddi ve manevi destek verdiği bazı kişilerin, Kadir’in sağlık sorunları nedeniyle bu yardımları sonlandırmasını kabullenememeleri ve bugün gerçek dışı iddialarla ortaya çıkmaları düşündürücüdür. Hayatımızda yıllarca bulunmayan insanların, onun hastalığı ve ölümünün ardından söz sahibi olmaya çalışmalarını kabul etmiyorum. Kısa bir sağlık merkezi ziyaretinin bile tartışma konusu yapılması, şahsıma yönelik ağır bir psikolojik şiddetin açık göstergesidir” diye konuştu.

“Asıl mesele bir miras tartışması değildir”

“Bugüne kadar sessiz kalmayı tercih ettiğim gerçek dışı iddialar ve kişilik haklarıma yönelik sistematik saldırılar karşısında artık bazı gerçekleri açıklama gereği duyuyorum” ifadelerini kullanan Kural, sözlerine şöyle devam etti:

“Asıl mesele bir miras tartışması değildir. Asıl mesele, yaşamı boyunca kendi emeğiyle var olmuş bağımsız bir kadını, bir erkeğin servetine konmuş edilgen ve niteliksiz bir kişilik olarak göstermeye çalışmaktır. Bu, yalnızca şahsıma yönelik bir itibarsızlaştırma girişimi değil, kadınların emeğini ve özgür iradesini yok sayan zihniyetin de açık bir yansımasıdır.

Oysa ben yaşamım boyunca emeğiyle var olmuş, ekonomik bağımsızlığını ve özgürlüğünü korumuş bir kadınım. Evlenmeye sıcak bakmayan bendim çünkü Kadir’le birlikteliğimizin gücü hukuki bir statüden değil, sevgimizden, güvenimizden ve ortak hayat irademizden geliyordu. Kadir İnanır, yaşamı boyunca ilkelerinden ödün vermeyen, inandığı değerleri kararlılıkla savunan, sözünün ve kararlarının arkasında duran, iradesini hiçbir koşulda başkalarına teslim etmeyen bir insandı. 2015 yılında birlikte yaşadığımız evi, 2022 yılında ise tüm mal varlığını ve isim haklarını bana vasiyet etmiştir.

Son vasiyetnamesi, aynı gün alınan devlet hastanesi raporuyla, noter ve iki tanık huzurunda düzenlenmiştir”.

“Ah Kadir, sen gideli dünya fena… Çok fena!”

Kural, “Kimsenin benim emeğimi, kişiliğimi, bağımsız kadın kimliğimi ve Kadir’le kurduğumuz hayatı kendi çıkarlarına uygun bir hikayeye dönüştürme hakkı yoktur” diyerek açıklamalarını şöyle sonlandırdı:

 

“Ben yalnızca kendi onurumu değil, yirmi yılı aşkın bir sevginin, emeğin ve ortak yaşamın hakikatini savunuyorum. Bundan sonraki süreçte, şahsıma yönelik gerçek dışı beyanlar ve kişilik haklarımı ihlal eden tüm girişimler karşısında gerekli hukuki süreçler, avukatım Bişar Alinak tarafından başlatılacaktır. Kamuoyunun bilgisine sunarım.

Kadir’le birbirimize verdiğimiz bir söz vardı: ‘Her ne olursa olsun mutlaka ayağa kalkacağız. Bütün onurlu insanlar gibi.’ Bugün de o söze sadık kalmaya çalışıyorum. Ah Kadir, sen gideli dünya fena… Çok fena! Saygılarımla, Jülide Kural”.

İnanır, zatürre nedeniyle tedavi gördüğü hastanede 27 Haziran’da 77 yaşında yaşama veda etti.

T24, İnanır’ın 2022 yılında Beyoğlu 48. Noteri’nde doktor raporu ve beraberinde iki tanıkla birlikte hazırlattığı vasiyetnameye ulaştı.

T24 tarafından görülen vasiyetnamede, İnanır’ın üç otomobilini, gayrimenkullerdeki tüm hak ve hisselerini, bankalardaki ve yatırım hesaplarındaki tüm parasını ve faizlerini, koleksiyonlarının da aralarında bulunduğu maddi-manevi değeri olan tüm eşyalarını, sanat eserlerini, tüm alacak haklarını ve tüm telif haklarını Kural’a bıraktığı ifade edildi.

İnanır’ın hayatını kaybetmesinden sonra Kural’ın da hayatta olmaması durumunda tüm mirasını Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Nesin Vakfı ve İnsan Hakları Derneği’ne bırakılmasını istediği aktarıldı.

Son Haberler

Trump iddia: Netanyahu’ya verdiğim destek seçimde dengeleri değiştirdi

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’deki parlamento seçimlerinde Başbakan Binyamin...

Ali Falih Zeydi, Şam’a gidiyor

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi, bölgesel gerilimi düşürme ve...

Kürtlere yönelil saldırıya ABD’den tepki

ABD Dışişleri Bakanlığı, Girê Spî’ye dönen Kürt ailelere yönelik...

İsrail’de seçim: Partiler meclis çoğunluğunu sağlayamıyor

İsrail'de 27 Ekim Salı günü yapılan parlamento seçimlerinde sandık...

Ürdün Suriye’nin güneyini vurdu: İki ülkeden farklı açıklama

Suriye'nin güneyindeki Dera ilinde, Ürdün tarafından düzenlenen hava saldırılarına...

Kritik gün, İsrail’de bugün genel seçim yapılacak

Hamas'ın liderliğindeki bazı Filistinli grupların 7 Ekim 2023'te İsrail'de...

Giré Spî’de Kürtler cihadistlerin saldırısına uğradı

Silahlı grupların kontrolünde bulunan Rojava’nın Girê Spî kentinde bazı...

Türkiye Gündemi

Üsküdar Belediye Başkanlığı yeniden AKP’ye geçti

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yapılan belediye başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda,...

Lübnanlı yetkili: Mihraç Ural, Türkiye ve Suriye istihbaratınca kaçırıldı

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Beşar Esad yanlısı silahlı grupların liderlerinden ve "Ali Keyyali" adıyla tanınan Mihraç Ural'ın, Lübnan topraklarında Suriye ve Türk istihbaratına mensup kişilerce kaçırıldığını açıkladı. Yetkili, Lübnan makamlarının operasyondan haberdar edilmediğini belirtti. Lübnanlı güvenlik yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP'ye yaptığı açıklamada, Suriye resmi haber ajansı SANA'nın Ural'ın yakalandığını duyurmasının ardından konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.     İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Suriye tarafının operasyonun Lübnan'la koordinasyon içinde gerçekleştirildiği yönündeki açıklamasını yalanlayarak şunları söyledi: "Lübnan makamlarının bu operasyondan haberi yoktu. Suriye ve Türk istihbarat teşkilatlarına mensup kişiler, söz konusu şahsı Beyrut yakınlarındaki dağlık Mansuriye bölgesinden kaçırdı. Şahıs önce Lübnan'daki Suriye Büyükelçiliğine, ardından Suriye topraklarına götürüldü."    SANA, 15 Ekim Perşembe günü Ural'ın yakalandığını duyurmuştu. Suriyeli bir güvenlik kaynağı da AFP'ye yaptığı açıklamada, Ural'ın "Lübnan tarafıyla koordineli olarak Lübnan topraklarında düzenlenen bir güvenlik operasyonuyla yakalandığını" belirtmişti. Suriye: Eski rejim yetkililerinin takibi sürecek Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, 15 Ekim'de Ural'ın yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Zeydan, Ural'ın Suriye halkına karşı katliamlar gerçekleştirmekle, özellikle Banyas kentindeki el-Beyda köyünde yaşanan katliamla suçlandığını belirterek eski rejimin sorumlularının takibinin sürdürüleceğini ifade etti.  Zeydan, hiçbir suçlunun Suriye güvenlik birimlerinden kaçamayacağını kaydetti. Bu gelişme, Suriye İç Güvenlik Terörle Mücadele Dairesinin 4 Ekim'de Ural'ın yardımcısı Cemal Trablusi'nin yakalandığını duyurmasının ardından yaşandı. Mihraç Ural'ın geçmişi 1956'da Hatay'ın Antakya ilçesinde doğan Mihraç Ural, 1970'li yıllarda Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist silahlı örgüt THKP-C/Acilciler'in liderlerinden biri olarak biliniyor. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Reyhanlı saldırılarına ilişkin kararında yer alan iddianameye göre Ural, 1976'da Malatya'da polisle yaşanan çatışmada örgütün üst düzey yöneticilerinin öldürülmesinin ardından grubun liderliğini üstlendi. 1979'da Engin Erkiner ile birlikte cezaevinden firar eden Ural, daha sonra örgütün faaliyetlerini Suriye'ye taşıdı. Uzun yıllar Suriye'de yaşayan Ural'ın özellikle Lazkiye ve çevresindeki faaliyetleri ile Suriye istihbaratıyla ilişkileri, Türkiye'deki adli soruşturma ve dava dosyalarında yer aldı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, örgütün Suriye hükümetinin desteğiyle "Mukaveme-i Suriye" (Suriye Direnişi) adlı silahlı grubu kurduğu belirtildi. Grubun, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad yönetiminin güçleri saflarında çatışmalara katıldığı ve çeşitli askeri operasyonlarda yer aldığı kaydedildi. Banyas katliamı suçlaması Suriye makamları, Ural'ı 2013'te Banyas kentinde yaşanan katliamın sorumlularından biri olmakla suçluyor. 2 ve 3 Mayıs 2013'te Esad yönetimine bağlı güçler ve müttefik silahlı gruplar, Tartus vilayetine bağlı el-Beyda köyü ile Banyas'ın Ras el-Naba Mahallesi'nde saldırılar düzenledi. Olaylarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti. İnsan Hakları İzleme Örgütünün Eylül 2013 tarihli raporuna göre, hükümet güçleri ve müttefik silahlı gruplar söz konusu iki bölgede en az 248 kişiyi kurşuna dizerek öldürdü. Yerel kaynaklar ise Mayıs 2013'te kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 264 sivilin öldürüldüğünü bildirdi ve Ural'ı katliamın sorumluları arasında gösterdi. Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Araştırma Komisyonu ile İnsan Hakları İzleme Örgütü, olaylardan rejim güçlerini ve müttefiklerini sorumlu tutarken Ural'ın saldırılardaki kişisel sorumluluğunu kesin olarak ortaya koyamadı. Ural da hakkındaki suçlamaları reddetti. Reyhanlı saldırılarıyla bağlantılı suçlamalar Ural, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013'te düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle Türkiye'de hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar arasında yer alıyor. İki bomba yüklü aracın patlatıldığı saldırılarda 5'i çocuk 52 kişi hayatını kaybetmiş, 155 kişi yaralanmıştı. İddianamede, Ural'ın Suriye istihbaratına bağlı bazı kişiler aracılığıyla saldırının planlanması ve organize edilmesinde rol oynadığı bildirilmişti. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran'da saldırılardaki rolleri nedeniyle sanıklar Mehmet Gezer, Temir Dükkancı ve Cengiz Sertel'in her birini 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve toplam 3 bin 921 yıl ek hapis cezasına çarptırmıştı.    Ural ile firari sanık Ömer El Hatip hakkındaki yakalama kararları infaz edilemediği için bu iki sanığın dosyaları ana davadan ayrılmıştı. Mahkeme, yargılamanın ayrı dosya üzerinden sürdürülmesine ve haklarındaki yakalama kararlarının devamına hükmetmişti.

Türkiye’nin açtığı okullar Suriye’ye devrediliyor

Türkiye ve Suriye arasında imzalanan yükseköğretim mutabakatıyla, Gaziantep Üniversitesi'ne...

Halk TV nasıl kuruldu, CHP’yle ilişkileri nasıldı, yayın sürecinde neler yaşandı?

Halk TV'nin İstanbul'daki binasına sabahın erken saatlerinde polis operasyonu...

İhsan Kaçar: Barrack’ın Ortadoğu Denkleminde Kürtler

Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelere yalnızca günlük açıklamalar ve...

DEM Parti MYK’si süreci görüşmek üzere toplandı

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar...

Bakırhan: Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Kurulu’nun çalışması tarihi öneme sahiptir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup...