1 Ekim 2026
20.4 C
İstanbul

IŞİD’in öldürülen lideri Ebubekir Bağdadi’nin eşi eşi anlattı: Çok korkardı, kadınlara düşkündü

IŞİD’in eski lideri Ebubekir Bağdadi’nin eşi Esma el-Kubeysi veya diğer adıyla Um Huzeyfe, Perşembe günü El-Arabiyye Hadis kanalına verdiği röportajda eşinin hayatına dair sırları açıkladı.

Esma el-Kubeysi, IŞİD’in “ilk halifesi” olan Bağdadi’nin 27 Ekim 2019’da öldürülmesinden bu yana ilk kez hayatına dair bilinmeyenleri anlattı.

2004’te El-Kaide’ye katıldı

Ebubekir el-Bağdadi, ilk eşi Esma el-Kubeysi ile 1999 yılında Bağdat’ta Siyasal Bilimler Fakültesi’nde yüksek lisans öğrencisiyken evlendi.

El-Kubeysi, o zamanlar Bağdadi’nin sıradan bir insan olduğunu, aşırılıkçı olmadığını ancak 2004 yılında ABD güçleri tarafından tutuklanıp bir yıl hapiste atıldıktan sonra kişiliğinin değiştiğini anlattı:

“Zaman zaman evden kayboluyordu. Kişilik sorunları vardı. Daha önce tanıdığım kişi değildi. 2010’dan sonra El Kaide’ye katıldığını öğrendim.”

El Kaide’nin Irak kanadı, IŞİD kurulmadan önce, 2003’ten sonra radikal İslamcı bir hareketti ve aynı zamanda hem ABD ve müttefik güçlerle ve hem de Irak güvenlik güçleriyle çatışıyordu.

Esma el-Kubeysi, “2008 yılında Samarra’ya ilk geldiğimizde akrabalarının evinde ABD güçlerinin onu aradığını öğrendim. ABD’liler evimize geldi ama o hazır değildi, ağabeyini aldılar ve bize arandığını söylediler ama o El Kaide’ye üye olduğunu inkar etti” dedi.

Bağdadi’nin 2010 yılında Selahaddin vilayetine bağlı Tacil ilçesindeyken arada bir evi ziyaret ettiğini anlatan el-Kubeysi, daha sonra sık görüşmediklerini söyledi.

Suriye’ye geçiş

Bağdadi’nin ilk eşi, 2012 yılında kendisi ve çocuklarının yaşadığı Bağdat’ın kuzeyindeki Termiye bölgesinden başlayarak Irak’tan Suriye’ye taşındıklarını anlattı.

Esma el-Kudeysi, “Biri onun aracılığıyla geldiğini ve bizi götüreceğini söyledi ama nereye götüreceğini söylemedi. Yoldaki tabelalardan Musul’a gittiğimizi biliyordum. Suriye’nin Rakka kentine gidene kadar bir süre Musul’da kaldık” dedi.

IŞİD Haziran 2014’te Musul’a saldırıp kontrol etti ve örgüt bu büyük kenti 2017 yılına kadar da hakimiyeti altında tuttu.

Bağdadi’nin yaverleri

Ebu Bekir el-Bağdadi Irak’ta olduğu müddetçe 2010-2012 yıllarında ona sürekli üç kişi eşlik etti. Bunlar Ebu Hasan el-Muhacir, Ebu Saif el-Tunusi ve Ebu Muhammed el-Adnani’ydi ve Esma’nın anlattığına göre her üçü de bekardı.

Ancak Rakka’da kendisine sürekli 23 yaşında Mansur isminde yakın bir koruması eşlik etmeye başlamış.

IŞİD’in koşulları, 2015’te Ebu Seyyaf’ın ölümünün ardından felakete dönüştü. El Bağdadi dikkat çekmemek için birkaç korumayla birlikte gezmeye başladı.

Bağdadi’nin eşi, “Arkadaşlarının ölümüne üzüldüğünü hiç görmedim” diye konuştu.

İHA’dan korkardı

Esma el-Kubeysi, Bağdadi’nin evdeyken çocuklar olduğu için bomba yüklü kemer takmadığını ama sürekli tabanca taşıdığını anlattı.

2016 yılında ABD, Bağdadi’nin tutuklanması veya öldürülmesi için bilgi verene 25 milyon dolar ödül teklif etmişti.

El-Kubeysi, “Halifeliğin sorumluluğunu üstlendikten sonra büyük bir kibre kapıldı ve halifeliğini Roma’ya kadar genişletmek istediğini söylerdi. Ama Amerikan dronlarından çok korkuyordu ve güvenlik konularında çok endişeliydi” diye belirtti.

 

Avad İbrahim el-Bedri veya Ebubekir el-Bağdadi

 

Kadınlara çok düşkündü

IŞİD’i yabancı rehberler ve öncülerin idare ettiğini anlatan el-Kubeysi, ayrıca Bağdadi’nin kadınlara düşkünlüğünden de bahsetti.

Ebubekir el-Bağdadi’nin ikinci eşinin Saca Dilemi olduğunu ve bir kızları olduğunu ancak daha sonra ondan boşandığını söyledi.

El-Kubeysi “Bana Saca ile evlendiğini ve sonra boşandığını söyledi. Ama onunla ne zaman evlendiğini ve ne zaman boşandığını bilmiyordum” dedi.

Bağdadi’nin kadınlara olan düşkünlüğü ise Suriye’deyken daha çok öne çıkmaya başladı.

El-Kubeysi, “Bağdadi, Halepli evli ve beş çocuğu olan bir kadını eş yaptı. Suriyeli bir silahlı grubun liderinin eşiydi” diye anlattı.

Bağdadi’nin 2014 yılından sonra Iraklı Abdullah Zewbe isimli bir kadının 14 yaşındaki kızını eş yaptığını ve daha sonra 2015 yılında Çeçen bir kadınla evlendiğini aktardı.

10 Ezidi kadını “köle” yaptı

Bağdadi’nin 10’dan fazla Ezidi kadını kölesi olarak kullandığını anlatan el-Kubeysi ancak hepsini göremediğini söyledi.

Bağdadi ve destekçilerinin “hilafet devletini kadınlar devletine dönüştürecek kadar kadınlara olan takıntısından” bahseden Esma el-Kubeysi, Bağdadi’nin 11 çocuğu olduğunu, bunlardan birinin Suriye’de kendini havaya uçurmasının ardından öldüğünü ve diğerlerinin ise yakınlarda Irak’ta tutuklandığını sözlerine ekledi.

IŞİD Ağustos 2014’te Şengal’e saldırarak binlerce Ezidi kadın ve çocuğu kaçırdı ve onları “köle” olarak kullandı.

El-Kubeysi, Riham adında Ezidi bir kadının 2 ay boyunca kendileri ile yaşadığını ancak daha sonra kendisine ne olduğunu bilmediğini söyledi.

Türkiye’de yakalanmıştı

ABD Özel Kuvvetleri operasyonuyla öldürülen IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi’nin “yakın çevresinden” 13 kişinin Suriye’nin Halep kentine bağlı Azez ilçesinde Türkiye tarafından yakalandığı belirtilmişti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kadım 2019’da “Bağdadi’nin hanımını yakaladık” açıklamasını yapmıştı.

Yakalananlar arasında Bağdadi’nin eşi Esma Feysi el-Kubeysi ve kızı Leyla’nın da bulunduğu basına yansımıştı.

Irak’a teslim edildiler

İran resmi ajansı IRNA, 16 Şubat’ta, Al-Furat News’e dayandırdığı haberinde IŞİD’in ilk lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin “komşu ülkelerden birinde tutuklanan eşi ve kızının Irak’a iade edildiğini” duyurdu.

Katar merkezli Al Jazeera kanalına açıklamada bulunan bir kaynak da Irak Ulusal İstihbarat Teşkilatı’nın Türk yetkililerle işbirliği içinde Ebu Bekir el Bağdadi’nin eşi ve çocuklarını geri aldığını bildirdi.

İsmi belirtilmeyen kaynak, Bağdadi’nin eşinin Türkiye’de tutuklandığını öne sürdü.

Bağdadi’nin kızı: Esir kadınlar sürekli ağlıyorlardı

Öte yandan Bağdadi’nin kızı Umeyme el-Bağdadi de babasını hayatına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Umeyme, El-Arabiyye kanalına verdiği röportajda, Suriye’ye taşınmadan önce ailesiyle birlikte Irak’ın Et-Tarimiye bölgesinde yaşadığını belirterek, Musul’daki Büyük Ed-Devri Camii’nde ünlü vaazını vermeden önce babasının sözde “hilafet devletindeki pozisyonunu bilmediğini” söyledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Umeyme bu süre zarfındaki hayatından bahsederek “Bağdadi’nin o dönemde üç kadını vardı. Hayatlarımız o kadar sıkı bir güvenlik altındaydı ki komşularımız kimliğimizi bile bilmiyordu. Uçakların geçeceği endişesiyle bahçeye çıkmamıza izin verilmiyordu” dedi.

Umeyme, Suriye’nin Rakka bölgesine, oradan da El-Meyadin’e taşındığını anlattı. Bu sırada babasının o dönemde 4 eşi olduğundan ve onlarla birlikte El-Meyadin’de yaşadığından bahsetti.

Babasının evinde bir süre kendileriyle birlikte yaşayan kadın savaş esirleriyle ilgili gözlemlerini aktaran Umeyme, kadınların durumlarının kötü olduğunu ve sürekli ağladıklarını vurguladı.

Umeyme “Bu konuyu (kadın savaş esirleri konusunu) babamla tartıştım ancak kendisini şeriat hükümleriyle haklı çıkarıyordu” dedi.

Umeyme “Tanıştığım Ezidi kadınlar arasında Dalal, Reham, Raha, Hayfa ve Siban isimli kadınlar vardı” dedi.

 

Bağdadi’nin kızı Umeyme el-Bağdadi

Ebubekir Bağdadi kimdir?

Gerçek adı İbrahim Avad İbrahim el-Bedri yani Ebu Bekir el-Bağdadi, 1971 yılında Irak’ın Samarra kentinde doğdu.

Katı şeriat kurallarına riayetiyle tanınan Bağdadi 1996’da Bağdat Üniversitesi’nin İslami Çalışmalar bölümünden mezun oldu.

Daha sonra ise Saddam İslami Çalışmalar Üniversitesi’nde 1999’da yüksek lisans, 2007’da doktorasını tamamladı.

Bağdadi lisans eğitiminin ardından 2004 yılına kadarki dönemi Bağdat’ın Tobçi mahallesinde, iki eşi ve altı çocuğuyla birlikte geçirdi.

Şubat 2004’te ABD güçleri tarafından Felluce kentinde tutukladı ve 10 ay boyunca Bucca kampındaki tevkif merkezinde kaldı.

Hapisten çıktıktan sonra, El Kaide’nin Irak sorumlusu Ürdünlü Ebu Musab El-Zerkavi ile temas kurdu. Zerkavi, Haziran 2006’da bir ABD hava saldırısında öldürüldü ve yerine Mısırlı Ebu Eyyüp El-Masri geldi.

Aynı yılın Ekim ayında Masri, Irak El Kaidesi’ni dağıttı ve Irak İslam Devleti (IŞİD) örgütünü kurdu. Grup, özel olarak El Kaide’ye bağlılığını bildirmeye devam etti. Bağdadi bu grup içerisinde yer aldı Nisan 2010’da örgütün “yeni emiri” seçildi.

2011’de Suriye’deki kargaşadan yararlanmak isteyen Bağdadi, orada örgüt üyelerinden birine, gizlice Irak-Şam İslam Devleti’nin bir kolunu kurmasını istedi.

Bağdadi kısa süre sonra El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi lideri Ebu Muhammed el-Colani ile anlaşmazlığa düştü. 2013 baharında Bağdadi, Nusra Cephesi’nin Irak İslam Devleti’ne katıldığını ve ortaya çıkan yeni örgütün adının IŞİD olduğunu açıkladı.

El Kaide lideri Ayman El-Zevahiri Bağdadi’ye, Nusra Cephesi’nin bağımsızlığın sağlamasını emretti. Bağdadi ise emri yerine getirmedi.

Şubat 2014’te Zevahiri IŞİD’i El Kaide’den çıkardı. IŞİD buna Nusra Cephesi’yle çatışarak cevap verdi.

Örgüt Temmuz 2014’te IŞİD Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’u işgal etti. Bundan kısa bir süre sonra da Bağdadi “halifelik” ilan etti.

Rojava ve Kürdistan Bölgesi’ne saldıran örgüt, Kürt güçlerinin sert direnişi ile karşılaşarak ilk defa yenilgi yüzü gördü. Nitekim örgütün Suriye ve Irak’ta işgal ettiği alanların büyük bölümü uluslararası koalisyonun desteği ile Kürt güçler tarafından tekrar kurtarıldı.

Koalisyon’un desteği ile DSG’nin, örgütün son kalesi olan Deyrezor’un Bağoz kasabasını kontrol etmesi ile örgütün halifeliğini ilan ettiği toprakların tamamı elinden alınmış oldu. Bağdadi’nin Bağoz’da yaralandığı iddia edildi.

Bağdadi, 26 Ekim 2019’da İdlib’de Türkiye sınırına yakın bir bölgede ABD özel kuvvetleri tarafından düzenlenen operasyonla öldürüldü.

Dönemin ABD Başkanı Donald Trump, ABD kuvvetlerince düzenlenen operasyona destek veren Rusya, Türkiye, Rojava Kürtlerine ve Irak’a teşekkür etti.

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...