3 Ekim 2026
15.1 C
İstanbul

İnsan beyni neden zamanla küçülüyor, zekamıza ne oluyor?

Araştırmalara göre modern insanın beyni, 100 bin yıl önce yaşayan Homo sapiens türünün beyninden yüzde 13 daha küçük. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini araştırıyor.

“Büyük beynimiz”, türümüzü başka hayvanlardan ayıran en önemli özelliğimiz olarak görülüyor.

Düşünme ve yenilik getirme becerimiz sayesinde ilk sanat eserlerini ortaya koyduk, tekerleği yarattık, hatta Ay’a dahi gittik.

Bizimle aynı boylardaki diğer hayvanlarla karşılaştırdığımızda beynimizin onlarınkinden daha büyük olduğu açık.

Geçtiğimiz 100 bin yılda insanın ortalama beyin büyüklüğü azaldı.

New York’taki Amerika Doğa Tarihi Müzesi’nden paleoantropoloji uzmanı Ian Tattersall, 2023 yılında yaptığı araştırma için eski hominin türüne ait kafatası hacimlerinin zaman içinde nasıl büyüdüğünü inceledi. En eski türlerden başlayıp modern insana kadar geldi.

Tattersall, farklı dönemlerde Asya, Avrupa ve Afrika’da yaşamış hominin türlerinin beyinlerinin birbirlerinden bağımsız bir şekilde hızlı büyüdüğünü gördü.

Ancak beynin genişlemesinde görülen bu eğilim, modern insanların gelişiyle tamamen değişti.

Bugünkü erkek ve kadınların kafatasları, Buz Devri sırasında yaşamış Homo sapiense göre ortalama yüzde 12 daha küçük.

Sebep dil edinimi mi, yoksa iklim değişikliği mi?

Tattersall’un bulgularına benzer başka araştırma sonuçları da var. Mesela Almanya doğumlu bilim insanı Gerhardt Von Bonin, 1934 yılında yayımlanan makalesinde “Avrupa’da insan beyninin son 10 bin ya da 20 bin içinde küçüldüğüne dair net işaretler olduğunu” yazmıştı.

Peki bu şaşırtıcı daralmayı nasıl açıklayabiliriz?

Tattersall’a göre, beyinlerimiz 100 bin yıl önce, daha önce sezgilere dayalı olan düşünme biçimimizin “sembolik bilgi işleme” adını verdiği düşünme biçimine dönüştüğü zaman aralığında küçülmeye başladı. Bu yıllarda insanların arkeolojik eserleri “daha sembolikti ve gravürlerde anlamlı geometrik çizimler üretiyorlardı.

Kısacası, daha küçük ve daha düzenli yapıdaki beyinler, karmaşık ölçümler yapma konusunda daha iyiydi; daha geniş beyinlere artık pek de gerek yoktu.

Tattersall, modern insanın sembolik düşünme biçimine dair şunları söylüyor:

“Anlaşılan atalarımız eskiden bir çeşit kaba kuvvet yoluyla bilgiyi beyinlerinde işliyordu ve bu koşullar içindeki zeka, beynin boyutunu belirliyordu. Beynin ne kadar büyükse, o kadar işe yarıyordu.

“Bizim düşünce biçimimiz bundan farklı. Bizler etrafımızdaki dünyayı soyut sembollerden oluşan bir kelime dağarcığı üzerinden anlamlandırıyoruz. Bu gibi sembolik düşünme biçimleri beyinde, eskisine oranla çok daha karmaşık bağlantılar kurmayı gerektiriyor. Bana kalırsa, bu gibi bağlantılar kuran beyin, enerjiyi daha etkin kullanarak çalışabilir hale geldi.”

Tattersall, insanın dil edinimi kazanmasının, yani dili algılama ve kavramaya başlamasının 100 bin yıl öncesine dayandığını söylüyor.

Öte yandan bazı diğer araştırmacılar, beynin Tattersall’un teorisine göre daha erken küçülmeye başladığını öne sürüyorlar. Bu durumda, beynin büyüklüğündeki değişiklik ile dil arasında bir bağlantı kurulamaz.

California’daki Doğa Tarihi Müzesi’nde biliş bilimi üzerine çalışan araştırmacı Jeff Morgan Stibel ise, dilin değil, değişen iklimin beynin küçülmesinde etkili olduğu teorisini ortaya attı.

Stibel, geçen yıl yaptığı araştırmada, son 50 bine yıla ait 298 Homo sapiensin kafataslarını karşılaştırdığında, insan beyinlerinin son buz devrinin sona ermesinden sonra, son 17 bin yıldır küçüldüğünü öne sürdü.

Stibel’in araştırmasında iklim değişikliği sonucu dünya ısındıkça insan beyninin küçüldüğü, soğudukça da büyüdüğü ortaya konuyordu.

Daha küçük beyinler, insanların daha çabuk serinlemesini de sağlıyor. İnsan vücudunun ısı kaybını kolaylaştıracak şekilde daha uzun ve ince olacak şekilde evrimleştiği uzun zamandır biliniyor. Beynimiz de bu şekilde evrimleşmiş olabilir.

kafatası

İnsan evrimi üzerine çalışan Cambridge Üniversitesi’nden Marta Lahr da, besin zafiyetinin kafatasının daralmasında etkili olduğunu öne sürdü. Lahr, 2013’teki araştırması için Avrupa, Afrika ve Asya’dan alınmış kafataslarını incelediğinde, en büyük beyinli Homo sapienslerin 20 bin ila 30 bin yıl önce yaşadığını, insan beyninin 10 bin yıl önce küçülmeye başladığını ortaya koydu.

Bu zaman aralığında atalarımızın avcılığı bırakıp tarıma yöneldiği düşünülüyor. Lahr, tarımın temel geçim kaynağı olması sonucu insanlarda vitamin ve mineral eksikliği oluştuğunu, bunun da büyümeyi durdurduğunu belirtiyor.

Bazı araştırmacılar ise, aynı köpek ve kedilerde görüldüğü gibi, insanlarda da evcilleşmenin kafataslarının küçülmesine yol açtığı görüşünde.

Nitekim kedi ve köpeklerin beyinleri vahşi atalarına göre yüzde 10-15 daha küçük.

Beynimiz küçülürken zekamıza ne oluyor?

Ancak ortaya atılan bu teoriler hâlâ soru işaretleri yaratıyor çünkü beynin neden küçülmeye başladığını anlamak için beynin tam olarak ne zaman daralmaya başladığını belirlemek gerek. Bu da, eski fosilleri bulmak zor olduğu ve genelde kayıtlar daha yeni insan türlerini odağına aldığı için oldukça zor.

Peki beynin küçülüyor olması, zekamızın da giderek gerilemesine neden olur mu?

Biliyoruz ki, beynin büyüklüğü zeka için tek etken değil.

Mesela erkeklerin beyni, beden boyutlarının daha büyük olması nedeniyle, kadınların beyninden yüzde 11 daha büyük.

Buna rağmen araştırmalar, kadın ve erkeklerin aynı bilişsel yetkinliklere sahip olduğunu gösteriyor.

Genel olarak, bedeninize bağlı olarak daha büyük bir beyniniz olması, zekanızla ilişkili değil.

Öte yandan Stibel’e göre son 10 bin yıl içinde yarattığımız araçlar ve teknolojiler sayesinde artık bilişsel yükümüzü üretimlerimize aktarabiliyoruz:

“Bilgiyi artık bilgisayarlarda depolayabiliyor, hesap makinesi ile hesap yapabiliyoruz. Belki de beyinlerimiz artık zeka ve beyin gücü için daha az kapasite sunuyor ancak bu, türümüzün toplu olarak daha az zeki hale geldiğini göstermiyor.”

Kaynak-BBC Türkçe

Son Haberler

Felsefenin öncü isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu...

Irak Dışişleri Bakanı Hüseyin duyurdu: ABD talebimizi kabul etti

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, ABD Hazine Bakanı Scott...

Kaynak: Irak’ta silahlı gruplar ‘silah bırakma’ taleplerini esnetiyor

Irak hükümetinin silahlı gruplarla silahların devlete teslim edilmesine yönelik...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Barzani Bağdat’ta ‘Egemenlik Günü’ne katıldı: Tam egemen ve federal bir Irak istiyoruz

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Bağdat'ta düzenlenen Egemenlik Günü...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Türkiye Gündemi

Felsefenin öncü isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetti

Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu...

Zeydi: Irak topraklarında hiçbir yabancı silahlı yapıya izin verilmeyecek

Irak Başbakanı Ali Faleh Zeydi, ülkesinin sınırları, hava sahası...

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.