2 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

“İhraç sebebimi bilmiyorum, bu hukuksuzluğa karşı en iyi cevabı sanatla verdiğimi düşünüyorum”

“İhraç sebebimi bilmiyorum, bu hukuksuzluğa karşı en iyi cevabı sanatla verdiğimi düşünüyorum”

Civan Değer – Bilindiği gibi insanlar doğar, yaşar ve ölür. Atasözünden de anlaşılacağı gibi “At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.” Bu temelde kimi insanlar; yaşarken ömürleri boyunca çalışır, didinir, durmadan çabalar ve çocuklarına miras olarak; mal, mülk, para, pul, apartmanlar bırakır. Kimi insanlar da hayatları boyunca çırpına çırpına yaşamlarını insanlık için feda ederek kültür emekçisi, sanat işçisi olur ve gelecek nesillere yüzyıllar boyunca fayda sağlayacak eserler bırakır. İşte bunlardan biri de Batman’da yaşayan, devlet memuru iken KHK ile ihraç edilen Tov Sanat Merkezinin kurucusu tiyatro sanatçısı İhsan Gümüşten’dir.

İhraç edildikten sonra özel tiyatro atölyesinde onlarca gence eğitim veren İhsan Gümüşten ile yaptığımız özel söyleşiyi okuduğunuzda hayata bir kez daha umutla bakacağını düşünerek sohbetimizden keyif alacağınızı umuyoruz..!

İhsan Gümüşten’i kısaca tanıyabilir miyiz?

İhsan Gümüşten yaşadığı coğrafyada ve dünyada yaşanan adaletsizlik ve istismarlar sebebiyle karın sancısı olan bir insandır ve bunun tedavisi ile uğraşıyor.  Tedavi ile uğraşırken aynı sancıları olan insanlar ile buluşmayı ve onlar ile daha yaşanılır bir dünyanın mümkün olduğu inancında bir insan…

Tov Şano ne zaman kuruldu ve amacı nedir?

Tov’un en temel amacı; dokunmak..! Yaşama dokunmak, canlıya dokunmak, insana dokunmak, dokundukça empati oluştururuz, dokundukça hissederiz ve severiz…!

Biz sevgimizi paylaşmak istiyoruz, sevmek ve sevilmek istiyoruz…

Tov Şano Şubat 2013 yılında kuruldu. Farklı kentlerde farklı gruplarla ve kurumlarla tiyatro çalışmaları deneyimlemiş kişilerin bir araya gelerek kendi oluşumunu gerçekleştirmiştir.

Tov’u sadece ‘Tov Şano’ olarak tanımlamamız Tov’un içeriğini eksik bırakacağı kanısındayım. Çünkü Tov, edebiyat, sinema, tiyatro, resim gibi birçok alan ile ilgili hem etkinlik hem de çalışmalar yürütmektedir. Örneğin; Tov’da her ay tiyatro gösterileri, yazarlar ile imza ve söyleşi günleri, şiir günleri, kısa film günleri, dengbêjlik günleri ve çîrok ((masal) anlatım günleri mevcut. Bunun dışında tiyatro – gitar ve bağlama kurslarımız mevcut. Bu sebepledir ki; Tov Şano artık Tov’un bir alt kolu durumunda kaldığı için Tov Sanatevi tanımlaması daha isabetli olur.

“TOV, BİR NEVİ HARD DİSK GÖREVİ YAPAR”

Tov, Kürtçe bir kelime ve tohum anlamına gelir. Tov Sanatın temel dinamiği tiyatroculardır. Tov Şano bu topraklarda var olan şiir, şarkı, hikâye, masal, mesele ve söylenceleri günümüze uyarlayarak kendi diliyle kendi rengi ile sahneye taşıyor. Yani anlayacağınız; geçmişte var olan değerleri günümüze aktararak bir nevi hard disk işlevini gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.

Bir diğer amacımız ise yaşadığımız kentte ekonomik anlamda alt ve üst sınıfları daha eşit şartlarda yakınlaştırmak, birbirlerine dokunmalarını ve fikirlerini buluşturmak istiyoruz. Gayemiz, ortalama akıl ile buluşmak ve bununla yürümek… Ortalama akıl ile buluştuğumuzda bir enerjinin oluşacağını ve bu enerjinin sinerjiye dönüşeceğine inanıyoruz. Oluşacak sinerjinin ise hem yaşadığımız kentlere hem de daha geniş alanlara olumlu dönüşümler sağlayacağı inancımız tamdır.

Tov Sanat; sadece kapalı salon etkinlikleri ile kitleyle buluşmaz, aynı zamanda bir ayağı da sokaktadır. Çünkü sokaklar bizim hafıza depomuz ve de özgürlük alanımız olduğundan Tov’un terk etmeyeceği yegâne alanlardır.                  Mesela; Yılbaşı, Newroz,1 Mayıs, Cumartesi Anneleri ve bu günlerin dışında birçok zaman Tov Sanat sokaklara akar. Yani anlayacağınız Tov Şano; kâh solonu, kâh kafeyi, kâh sokakları kendine sahne sayar.

Bir diğer amacımız; yaşadığımız kentte ekonomik anlamda alt ve üst sınıfları daha eşit şartlarda yakınlaştırmak, birbirlerine dokunmalarını ve fikirlerini buluşturmaktır. Varmak istediğimiz seviye ortalama akıl ile buluşmak ve bununla yürümek… Ortalama akıl ile buluştuğumuzda bir enerjinin oluşacağını ve bu enerjinin sinerjiye dönüşeceğine inanıyoruz. Bu sinerjinin ise hem yaşadığımız kente, hem de ötesine olumlu dönüşümleri sağlayacağına inanıyoruz.

Tov ne demektir? 

Kelime anlamı; tohum, dediğim gibi ya bu kadim topraklarda ki değerleri günümüze aktarmak ya da atölye işçiliğinde çıkan eserleri kitleye ulaştırmak istiyoruz…

Biz tohum serpmek istedik bu kadim toprakların değerleri ile dünyaya bütün canlılar için bir ağaç ekmek istiyoruz..!

“YÖNTEMİMİZ ÇOK BASİT İKİ DENKLEMDEN OLUŞUR”

İnan, motive ol ve anlat…

Dokun hisset ve sev…

Bu iki sade başlık Tov Sanatın omurgasıdır.

Şimdiye kadar hangi oyunları sahnelediniz?

Salon oyunları: Şîzo, Şaşitî, Çeprast, Dîk û Mirîşk, Çîrok, Ta û Derzî … Ta û Derzî; deneysel performans çalışmasıdır. Her hafta farklı bir konuyu ele alarak izleyicisi ile buluşur.

Yazılıp henüz sahnelenmeyen salon oyunlarımız ise Deng, Mehmutt ve Navber.

Sokak etkinliklerimizin çoğu isimsizdir, bu yüzden sayısını bilemeyeceğim. Yukarıda belirttiğim gibi; Yılbaşı, Newroz, 1 Mayıs, Cumartesi Anneleri ve farklı birçok gün sokağa çıkıyoruz.

Tov Şano oyuncularını nasıl seçiyor ve nasıl yetiştiriyor?

Öncelikle şunu belirtmek isterim. Tov Şano atölyelerinde yetişen oyuncularımızın çoğu toplumun alt tabaklarından gelen insanlardır. Amaçlarımızdan biri de bu zorlu yaşam şartlarında mücadele eden insanlara fırsat verildiğinde neleri başarabileceklerini görmelerini sağlamaktır. Dünyadaki temel sorunlardan biri de fırsat eşitsizliği olduğu kanısındayız. Bu insanlarımıza sanat ile kendilerini daha güçlü ve daha yüksek ses ile ifade etmelerini amaçlamaktayız.

Tiyatro atölyelerine katılan arkadaşlarımızın çalışmalarda ne istediklerini sorgulatırız. Bu farkındalık kişinin ne istediği sorusuna cevap olur. Böylelikle hayatında istediği alana kanalize ederiz. Yani tiyatro atölyelerimizin ilk amacı oyuncu kazanmak değil, dokunmak ve bu dokunuşlarla farkındalık sağlamak, istedikleri yolculuğun tespitini yapmak ve yolculuklarında onlara destek olmaktır.

“OYUNCU KAZANMAK İKİNCİ AMACIMIZDIR”

Tov Şano’da yetişip konservatuara giden öğrencimiz de var. Sosyal medya kullanarak fenomenleşen öğrencilerimiz de var. Dışarıda pek bilinmeyen ama sahneyi coşturan oyuncularımız da var. Biz eğitimlerimizi verirken, ünlü bir oyuncu yaratmayı vaat etmeyiz ama iyi bir oyuncu olabileceklerini vaat edebiliriz ki bunun yolu da disiplinden ve çok çalışmaktan geçtiğini söyleriz.

Tov Şano ne gibi mesajlar veriyor?

Kültürel değerlerimiz ve tarihsel zenginliklerimize sahip çıkarak dünyaya kendi dilimiz ve kendi rengimiz ile yeni bir melodi sunmayı hedefliyoruz.

Bir diğer husus ise güncel konuları eleştirel bir dille işleyerek hem farkındalık hem de yaşanan hukuksuzlukların unutulmamasını istiyoruz

Sanat; eğlence, toplumsal ve siyasal eleştirel dilin ötesinde bireyi ve toplumu rehabilite etme özelliği de vardır. İşte sanatın rehabilite edebilme ve sağlıklı bireyler yaratma konusunda çalışmalarımız devam etse de bazı imkânsızlıklar sebebiyle ya eksik kalıyoruz veya yeterli kitleye ulaşamıyoruz.  Lakin bu çalışmalarımızda tetikleyici olmak adına ısrar ediyoruz ki, doğru ve eğitimli kadrolar ile imkânları daha fazla olan kurumlarımızın sanatın rehabilite edebilme gücünü kullanmalarını arzuluyoruz. Çünkü sağlıklı birey sağlıklı toplumu doğurur ki bu da dinamik bir toplum yaratır.

Özellikle tiyatro için şunu aktarmam gerekir ki, çeviri oyun sahneleyebilirsiniz. Bu oyun klasik bir eser de olabilir buna itirazımız yok, hatta bunu bir zenginlik olarak görüyoruz. Ama soru şu; oynadığınız oyunların yüzde kaçı çeviri, işte bunun cevabı sorun teşkil ediyor.

“ÇEVİRİ OYUNLARI DEĞİL DE YENİ OYUNLAR ÜRETMEK GEREK”

Kendi değerlerimiz ve kendi rengimiz ile dünyaya bir melodi sunabilmemiz mümkün. Bunun için de kendi değerlerimiz ve motiflerimiz üzerine çok ama çok çalışmamız gerek.

İşte bu sebepten ötürü kurumlarımızın ağırlıklı olarak çeviri oyun oynamalarını kolaya kaçış ve sorumsuzluk olarak yorumluyorum.

KHK ile işine son verilen ilk kişilerden biri de İhsan Gümüşten’dir. Buna rağmen çalışmalarınızı daha da büyük bir şevkle ve moralinizi bozmadan yapıyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Tov Sanatın temel kuralı; inanmak, motive etmek, motive olmak ve aktarmaktır. Aynı zamanda dokunmak, hissetmek ve sevmek… İşte bunları bilmek ve hissetmek bana güç veriyor. Bir diğer husus ise her insanın mutlaka bir B planı olması gerekiyor. B planı motivasyonunuzu kaybetmemenizi ve gardınızın düşmemesini sağlar. Her son içinde yeni bir başlangıç uyandırır… Evet, ihraç edilme sebebimi hala bilmiyorum, bu hukuksuzluğa karşı en iyi cevabı sanat ile verdiğimi düşünüyorum… Benim memur olmam rastlantısal bir durum ve hayatın rastlantılar zincirinden oluştuğunu düşünüyorum. Evet, ihraç olmam ekonomik açıdan sıkıntıları getiriyor ama başka bir şey de veriyor. Temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra ötesinin gereksiz olduğunu kavratıyor, içinizdeki mücadele azminin daha yüksek bir irade ile yürüyüşünü sağlıyor… Yani sistem, sizi kendine muhtaç bıraktığını düşündüğü noktada, madalyonun bir diğer yüzünün olduğunu hatırlamak gerek, çünkü madalyonun diğer yüzünde, kazanımlarınızı görürsünüz İşte hiçbir sistemin alt edemeyeceği durum; yaşamı pozitif düşünmek.

Son süreçte Kürt tiyatrosu ne durumdadır? Bu bağlamda Tov Şano nasıl bir misyon yüklenmiş durumda?

Bu soruya Türkiye’de Kürt tiyatrosu ne durumdadır kısmına cevap vermeye çalışayım. Özellikle 2000’li yıllardan sonra Kürt tiyatrosunda, kurum tiyatrosu ve şehir tiyatroları dışında kurulan özel tiyatrolar ile birlikte bir nevi Kürt tiyatrosunun olumlu boyutuyla kabuklarına sığmama ve kabuklarını kırarak daha geniş alanlara yayılma sürecine tanıklık ederiz. Son süreçte, Kürt tiyatrosunun ayakta kalabilmek için direnmeye çalıştığını düşünüyorum. İşte son süreçte yaşanan baskılardan ötürü ‘ayakta kalabilme çabasını’ , öncesi ile ilişkilendirmek gerekiyor.

Kürt tiyatrosunda özel ve kurum tiyatrosu arasında hiçbir zaman yeterli düzeyde dayanışma sağlanamadı.  Bunun sebebini özel tiyatrolardan ziyade, kurum tiyatro çalışanlarında aramak gerektiğini düşünüyorum. Ben kurum tiyatrosunun özünde toplumun her tabakasıyla kucaklaşmak ve bütünleşmek olduğunu biliyorum. Lakin buralarda yer alan bazı kişilerin kişisel çıkarları ile örtüşen hırsları ve egoları, yanlış ve kirli bilgi akışına sebebiyet verdiği için Kürt tiyatrosu istenilen düzeye varmıyor. Bu kirli bilgi akışının özel ve kurum tiyatroları arasına her zaman set ördüğü kanısındayım.

Oyunlarının büyük bir çoğunluğunu çeviri olarak sahneleyen Kürt tiyatro grup ve kurumlarının kümülatif tanımlamasının ne olacağını tartışmak gerek. Çünkü kültürel değer ve motifleri ile bezenmemiş hiçbir sanatsal yapıtın taklitçiliğin ve özentinin ötesinde bir yarının olamayacağı kanısındayım.

Saydığım bu birkaç tespitten sonuçla OHAL süreci ile birlikte Kürt tiyatro grup ve kurumlarının bir artçı sarsıntısı geçirdiğini fakat yeniden toparlandığını söyleyebilirim. Lakin dayanışma konusu ise gene aynı…

Konu ile ilgili ikinci sorunuza gelince; Tov’un neleri yaptığını ve neleri başardığını veya başaramadığını sokağa sormak lazım.  Diğer sorularınızda Tov’un kuruluş amacını ve hedeflerini anlattım. KHK’lar öncesi ve sonrası çalışmalarımızdan hiçbir taviz vermedik. Tov ne amaçladıysa aynı düzlemde kesintiye uğramadan devam etti. Tov yaşadığı toplumunun tarihsel geçmişine ve değerlerine sahip çıkarak kendi dili, kendi rengi ve kendi üretimleriyle yoluna devam ediyor. Bu bir farklılık mı bilemiyorum, yorum sizin.

İhsan Gümüşten ve Tov Şano KHK’lara rağmen yılmadı, buna yorumunuz nedir?

Biz yaşama sevgi ile bakıyoruz ve hiçbir öfkenin sevgiyi yenemeyeceğine inanıyoruz. Hayatınıza müdahalesi amaçlanan sıkıntının daha güçlü bir çıkışının olduğuna inanıyoruz… Bu yüzden sistem hayatınıza hangi müdahaleyi yaparsa yapsın, onu kendi silahıyla vuracak alternatif bir perspektifimiz her zaman mevcut. Ama şu çok iyi bilinmelidir ki bizim silahımız mizah, tiyatro ve sanattan başka bir şey değildir.

Sizin gibi ihraç edilip ama kabuğuna sığınan diğer arkadaşlarınıza mesajınız nedir?

Yaşanan adaletsizlik ve istismarlar sebebiyle karın sancısı çektiğinizi biliyorum. Bu sancıları sadece sizin çekmediğinizi bilmenizi istiyorum. Yapmanız gereken tek şey aynı sancıları çeken insanlarla veya oluşumlarla bir araya gelmeniz…   Çünkü bu hayat bizim ve daha güzel bir dünya yaratmak mümkün. Bunun için; inanmak, motive olmak ve bir araya gelmek gerek..!

 

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...