30 Temmuz 2026
26 C
İstanbul

HDP’den kapatma davasında yeni hamle: ‘Seçim sonrasına bırakılmasını isteyeceğiz’

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partilerine yönelik kapatma davasında kararın seçimden sonra verilmesi için talepte bulunacaklarını açıkladı. Sancar, “Seçim sonrasına bırakılması hukuka ve vicdanlara en uygunu olandır. Biz AYM’den böyle bir talepte bulunacağız” dedi.

Habertürk Televizyonu’nda Fatih Altaylı’nın sunduğu “Teke Tek” programına katılan HDP Eş Genel Bakanı Mithat Sancar, gündemdeki konulara dair soruları yanıtladı.

HDP’ye yönelik kapatma davasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in, bugün Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) sözlü olarak mütalaasını verdiğini hatırlatan Sancar, “Usulü aşamaları var. Bu sözlü aşamanın başladığı an oluyor. Bizim avukatlar alınmadı, kapalı yapıldı. Bize savunma için süre verilecek. Savunmadan sonra AYM Başkanı dosyayı raportöre verecek ve AYM genel kurulu üçte iki çoğunlukta karar verecek. Kapatma, kapatmama ve Hazine yardımından kısmen men etme kararı çıkacaktır. Bu kararlar 15 üyeden 10’unun evet demesi gerekiyor” diye konuştu.

‘KARARIN SADECE MAHKEME SALONUNDA ALINACAĞINI DÜŞÜNMEK NAİFLİK OLUR’

AYM üyeleriyle ilgili olumsuz ifadeler kullanmayacağını belirten Sancar, “Davanın seyrini belirleyen mahkemenin kendi yönetimidir. Ben mahkeme üyelerine ilişkin hiçbir zaman olumsuz söz kullanmak istemem. Son ana kadar kendilerinin hukuka ve vicdana uygun karar verecek olan inancımı korumak istediğimi belirttim ama Türkiye’de yargının durumu ortada” dedi.

“Sadece mahkeme salonunda karara bağlanacak bir davadan söz etmek naiflik olur” diyen Sancar, “Biz de naif değiliz. İktidarın bu kararların herhangi birinde etkisi olacağı açık. Bu kararlardan hangisinin ne zaman çıkacağı önemlidir. Seçim sürecinin öncesinde çıkması önemlidir. Seçim sonrasına bırakılması hukuka ve vicdanlara en uygunu olandır. Biz AYM’den böyle bir talepte bulunacağız. Bunu da buradan sizin kanalınızdan duyurmak isterim” ifadelerini kullandı.

‘SİYASİ YASAK BAĞIMSIZ SİYASET YAPMAYA ENGEL DEĞİL’

Siyasi yasak talebi hakkında da konuşan Mithat Sancar, “Siyasi yasak bağımsız siyaset yapmaya engel değil. Seçim sürecine bu tehditle girilmesi sadece HDP’yi değil Türkiye’de seçim sürecinin adil, demokratik işleyişini de engelleyecektir. Karar ya seçim sürecini etkilemeyecek şekilde çıkmalı ya da seçim sonrasına resmen bırakıldığına dair karar alınmalıdır. Bunu Türkiye için istiyoruz” şeklinde konuştu.

‘KAPATMA DAVASI SEÇİM DÖNEMİNDE TEHDİT OLARAK KULLANILACAK ŞEKİLDE YÜRÜTÜLÜYOR’

Davanın açılacağı belli olduktan sonra çalışma grubu oluşturarak, bütün ihtimalleri değerlendirdiklerini söyleyen Sancar, şöyle devam etti:

“Parlamento seçimlerine girecek yolları bulma konusundaki çalışmalarımız erken zamanda başladı ve tamamlandı. Bütün yolları tıkayabilirler mi? Bunu yapabilmek için Anayasa’yı açık ve net askıya aldıklarını ilan etmeleri gerekir. Bütün yollar tıkansa elbette bir yol buluruz. Gelecek dönem demokrasi ile cumhuriyetin buluştuğu dönem olmalıdır. İkinci yüzyıla böyle girilmelidir. O nedenle bir yol bulacağız. Bulduğumuz yollar var. Ne yapılırsa yapılsın bu seçimlerde sayısal ve siyasal gücümüzü mutlaka yansıtacağız. Esasen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partiyi kapatmaları durumu değiştirmiyor. Biz seçimlerde tavrımızı belirleriz. Hangi tavrı alacağımız partinin kapatılmasından etkilenmez. Esas mesele parlamento seçimlerine girmektir. Kararın olumsuz çıkma ihtimalini esas alıyoruz. En kötü senaryoya göre çalışma yürüttük, tedbirlerimizi buna göre aldık. Şu anda öyle görülüyor ki, seçim döneminde bir tehdit olarak kullanılacak şekilde yürütülüyor.”

‘AYM’DE ÖĞRENCİLERİM DE VAR AMA HÜLLE YÖNTEMİYLE YAPILAN ATAMALAR VAR’

Hukuk profesörü olan Sancar, “Anayasa Mahkemesi’nde çok değerli üyeler var. Bir kısmı meslektaşım, içlerinde öğrencilerim de var. Hukuk ve vicdan konusunda düzgün davranacaklarından şüphe duymadığım insanlar var. Özellikle son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde yapılan atamalar var. Tamamen hülle yöntemiyle AYM’ye atamalar yapıldı. Bu üyelerin bir kısmının vicdanla hareket etmek ister, kimseyi töhmet altında bırakmam ama bu kadar saflık ve naiflikle hareket edemeyiz. Burada sadece partinin değil bir toplumun nasıl şekilleneceği söz konusu” dedi.

‘KAPATMA DAVASI MHP’NİN KAMPANYASI SONUCU AÇILDI’

Kapatma davası açıldığında HDP’nin hesaplarına el konulması talebinin reddedildiğini belirten Sancar, “Bu dava hukuki bir dava değil. MHP uzun süre bir kampanya yürüttü. Hatta tehdit ettiler. Siyasi kampanya sonucunda açıldı. 17 Mart’ta açıldı. 18 Mart’ta MHP kongresi vardı. AYM oy birliğiyle reddetmişti. Sonra iddianameyi dayanaksız olarak niteledi. Sonra 7 Haziran’da iddianame sunuldu. Orada da aynı talepte bulunuldu, AYM onu da oybirliği ile reddetti. Şimdi 13 Aralık’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yeniden bloke talebinde bulundu. AYM bunu bize bildirmedi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi var. Karşı tarafı haberdar edeceksiniz. Onun görüşünü, savunmasını alacaksınız” diye konuştu.

‘KARARI BASINDAN ÖĞRENDİK, SAVUNMA YAPMAK İSTEDİK DİKKATE ALMADILAR’

Kararı basından öğrendiklerini aktaran Mithat Sancar, “Biz basından öğrendik. 3 Ocak’ta başvurduk, ‘basında haberler var, doğru mu’ diye sorduk. Savunmalarımızı yapmak istedik. Dikkate almadılar. Daha doğrusu çoğunluk dikkate almadı. 9 üye ‘evet’ oyu verdi. ‘HDP’ye savunma süresi vermeye gerek kalmadan tedbir koyalım’ kararını 9 oyla aldılar. HDP’ye süre verelim, itirazını bildirsin oylaması 8’e 7 çıktı. 7 üye ‘HDP’ye süre vermeliyiz’ dedi. Bunun üzerine bize tebligat yapıldı, sadece bir paragraf” dedi.

‘KARARIN GEREKÇESİ YOK, GEREKÇEYİ BİLMEDEN NEYE İTİRAZ EDECEĞİZ?’

Tebligatta kararın gerekçesinin bildirilmediğini ifade eden Sancar, şunları söyledi:

“Tedbir kararının alındığını belirtiyorlar ama gerekçesi yok. Normal şartlarda AYM gerekçesini yazar ve tebliğ eder. Bize 1 ay süre verdiler, tedbir kararına itiraz için. Tedbir kararının gerekçelerini bilmediğimiz için neye itiraz edeceğiz? Biz de varsayımlara göre itiraz edeceğiz. Karşı oy kullanan üyelerin gerekçeleri yok. Ortada siyasi bir müdahale olduğunu söylemek için başka hangi kanıtları söylemem gerekir. Ortada bir siyasi operasyon var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tek bir mevzuat hükmüne atıf yapmamış, AYM tek bir mevzuat hükmünü zikretmemiş. Burada seçim sürecini, siyasi dengeleri dizayn operasyonu var. Demokrasiye bir dizayndır bu, sadece HDP meselesi olarak görülmemelidir.”

‘İLK MİTİNGİMİZİ 15 OCAK’TA, İSTANBUL KARTAL’DA YAPACAĞIZ’

HDP’nin 27 Eylül 2021’de “Demokrasiye, Adalete, Barışa Çağrı Deklarasyonu”nu açıkladığını hatırlatan Sancar, ” 15 ay önce stratejimizi açıklamışız. Parlamento seçimleri için halklar ve barış ittifakı, kadın dayanışması, ekoloji temelinde toplumsal ve siyasal muhalefet en geniş birlikteliği büyütmek, bu yolda yürüyüşümüzü sürdürme kararındayız, bunun dışında herhangi bir ittifak arayışında yer almadığımızı söylemişiz” diye konuştu.

“Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilkesel buluşmaların gerçekleşmesi, HDP seçmenlerinin ülkenin geleceğinde anahtar bir role sahip olmaları nedeniyle ister HDP’li ister başka aday olsun, ilkelerin, yöntemlerin tartışılmasının uygun olduğunu söylüyoruz” diyen Mithat Sancar, “Seçilecek cumhurbaşkanının rolünü ve işlevini ancak bu zeminde yerine getirebilir demişiz. Muhalefetin ortak adayla, önceden müzakere edilmiş, mutabakata varılmış ilkeler ve programlar üzerinden seçime girmesi için tartışmaya ve diyaloğa varız demişiz. Bunları kabul edin, şartlar bunlardır dememişiz. Türkiye’de demokrasiye giden yolun açılması için yapıcı bir rol üstlendiğimizi 15 ay önce söyledik. Bu çalışmaları devam ettirdik, ittifaklar da oluşturduk. İlk mitingimizi 15 Ocak’ta Kartal’da yapacağız” ifadelerini kullandı.

‘SÖZÜ DOLANDIRMIYORUZ, DOĞRUDAN SÖYLÜYORUZ’

Milletvekilliği seçimi için de çalışmalarının sürdüğünü söyleyen Sancar, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde adım adım kendi stratejilerimizi somutlaştıracağımızı söyledik. Demokrasi ve adalet isteyen herkese bir çağrı, öneriydi. Bu karanlıktan, otoriterliğin giderek yerleştiği sistemden kurtulmak için biz seçimlere giden yolda öneride bulunuyoruz, açık konuşuyoruz, çok doğrudan söz söylüyoruz. Sözü dolandırmıyoruz” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

‘BİZİM DIŞIMIZDAKİ MUHALEFET PARTİLERİNİN ADIM ATTIĞINI GÖRMEDİK’

“Bizim dışımızda kalan muhalefet partilerin bir adım attıklarını görmedik. HDP seçmenine sesleniyorlar diyorsunuz ya. Partisine en bağlı seçmen HDP seçmenidir. Partinin dikkate alınmaması seçmen nezdinde kendisinin dikkate alınmamasıdır. Seçmenimizin yüzde 94’ü “Partim ne derse onu yaparım” diyor. Onun temsilcisini dikkate almayan anlayış, o çeşitli sloganlar üretmeye kalkarak sonucu belirleyemez. Halk iradesiyle gelmiş parti var, olumlu siyaset yapıyor, yapıcı rol oynamak istiyor. Bizim aday belirlemek konusunda kararımız var diye çok açıklamamız mevcut. “Evet şimdi kendi adayımızı, Emek ve Özgürlük İttifakı dahil adayı belirlemek için çalışmalarımızı başlattık” dedik. Biz yakında artık açıklayacağız. Neden mi yapıyoruz bunu? AK Parti’ye yarasın veya başka parti zarar görsün diye yapmıyoruz. Siyasetin bu şekilde yürütülmesi bu girdaptan Türkiye’yi çıkarmaya yetmiyor.”

‘NEDEN ALTILI MASA’NIN ADAYINI BEKLEMEMİZ İSTENSİN?’

“Bizim Altılı Masa’nın adayını beklememizi neden istesin insanlar? HDP seçmenine karşı sorumluluğu olan bir hamleyi yapıyor. Sahada araştırma yaptık, yüzde 74 HDP’nin kendi adayını belirlemesi doğru olandır diyor. Biz istiyoruz ki siyaset hakikatle yüzleşerek yapılsın. Hakikatleri görerek yapılsın.”

‘ALTILI MASA DOĞRUDAN DİYALOĞA GEÇERSE BUNA HAYIR DEMEYİZ’

“Altılı Masa’da yer alma konusunda talebimiz ve politikamız olmadı. Farklı partilerin bir araya gelebilmeleri, konuşabilmeleri demokrasi adına güzel bir şeydir. Kendi aralarında farklılıklara rağmen bazı temel konularda buluşmaları olumludur. Bizimle açık diyaloğa girilsin dedik. Hakikatleri açık konuşmadıkça, hakiki siyaset üretemezsiniz, Türkiye’ye de sahici çözümler öneremezsiniz. Bizden beklenen ne? Bizi bu hamlemizle “AK Parti’ye avantaj sağladınız” diye eleştirenler bizden ne bekliyorlar? Sesimizi çıkarmayalım mı? Bedeller ödüyoruz, eski genel başkanımız içeride. Bir taraf gelsin desin, “Biz şunları oluşturduk, program çizdik, idare edin, bize oy verin sonra Allah kerim”. Bu Türkiye için çıkış değil. Altılı Masa doğrudan diyaloğa geçerse buna hayır demeyiz. Biz ikinci tura kalmayı hedefliyoruz. İkinci turun dinamikleri farklıdır, o zaman konuşulur.”

‘ADAY BELİRLEME ÇALIŞMALARINDA EPEYCE YOL ALDIK’

“2021’de belirlediğimiz çerçevede isim konuşma yoktu. Hiçbir ismi konuşmuyoruz. Bunu sağlayacak bir program oluşsun diyoruz. Biz kendi adayımızı belirleme çalışmalarını hızlandırdık. Bu çalışmalar sahada yapılıyor. Masa başında çalışan parti olmadığımızı söylüyoruz. Saha, tabanla çeşitli kuruluşların sürekli etkileşimi içinde çalışıyoruz. Adayımızı belirleme çalışmalarında epeyce yol aldık. Mitingimizden sonra Emek ve Özgürlük İttifakı olarak bir araya geleceğiz, havuz ona göre değerlendirecek. Demokrasi güçleri adını verdiğimiz güçlerle istişare edeceğiz. Bizim gündemimiz en geniş desteği alacak adayı belirlemektir. İsimler onların meselesidir, bizim meselesi değil. Adayımızı çıkaracağız, dengeler sahici oluşsun, çözümler gerçekçi bakışla olsun. Bütün Türkiye’de derdi olanların çalışma yapma zamanıdır. Biz üzerimize düşen demokratik sorumluluğu sonuna kadar taşıyacağımızı ilan ettik, bundan vazgeçmeyeceğiz.”

‘HDP’YLE DEMİRTAŞ ARASINDA SORUN YOK, BURADAN KİMSEYE EKMEK ÇIKMAZ’

“Partiyle Selahattin Demirtaş arasında bir sorun yok. İletişimimiz düzenli işliyor. İletişim aksamalarının olduğu dönemler yaşadık. Selahattin Demirtaş parti ve kitlemiz için çok değerli bir insandır, önemli katkıları vardır. Sürekli kişiler üzerinden siyasetin konuşulmasının bu parti yapısı geleneğinde sınırında vardır. Partiyi kişilerle özdeşleştirmeyi Demirtaş arkadaşımız da istemez. Kendisi de net belirtiyor, iletişimimiz var diye. Bazı konularda fikir farklılıkları olmuştur. Bugün yayınladığı tweetlere bakın ben partimin politikalarının yerine gelmesi için elimden gelen her şeyi yapacağım, diyor. Bana görev düşerse elbette onur duyarım, ama bu kararın çıkma şekli de partinin mekanizmalarının işleyişidir, dedi. Elbette Selahattin Demirtaş da adaylar arasında, havuzda ismi geçecek arkadaşlarımızdan. Bu mekanizmalardan kendisi çıkarsa buna kimsenin itirazı olur mu? Hayır. İçeriden sürekli parti politikalarına destek veren bir tutum takınıyor. Çok amiyane tabir kullanan biri değilim ama buradan kimseye ekmek çıkmaz diyorum. İçeride şu anda aynı süredir yatan Gültan Kışanak, Figen Yüksekdağ var. Onlarla da sürekli istişareler yapılıyor.”

HDP’NİN LİBYA ZİYARETİ: İKTİDARIN DIŞ POLİTİKASI TÜRKİYE’YE ZARAR VERİYOR

“(HDP’nin Libya’da general Halife Hafter’e bağlı isimlerle görüşmesi) Orta Doğu masamız çeşitli ülkelere ziyaretler yapıyor. Asıl sorun Libya tezkeresinde CHP hayır demişti. Biz de muhalefeti burada eleştiriyoruz. İktidarın çizdiği oyun sahası içinde kalıyorsunuz. Suriye politikasını doğru buluyor musunuz diyorum, hayır. Sonuç itibariyle farklı bir şeyi doğru yaptığınız zaman size doğrudan suçlama yöneltiliyor. Bizim bu iktidarın politikalarına alternatif politikalarımız var. Bizim burada yaptığımız şeyi Türkiye’nin çıkarlarına aykırı göstermek, iktidarı Türkiye’ye eşitlemek demektir. Türkiye’nin kara sularındaki haklarına itirazım olmaz elbette. Barışçıl dış politika, müzakere ile yani askeri gücü öne çıkaran yöntemlerle değil. Savunma amaçlı yapacağınız ayrıdır, sizin bu yöntemi temel olarak kabul etmeniz ayrıdır. Ortak çıkar olan herhangi konuda Türkiye düşmanlığı gibi bir tavrımız olamaz. Bu iktidarın dış politikası Türkiye’ye zarar veriyor. Hakikatlerle yüzleşmek, hakikatleri esas alan politika yapmazsınız. İktidar oyun sahasına sizi çeker. Siz de onunla oyun oynarsanız, bu iktidarı yenemezsiniz.”

Son Haberler

Rusya’dan Ukrayna’ya şiddetli bombardıman: Çok sayıda ölü ve yaralı

Ukrayna, Rus ordusunun, başta Kiev olmak üzere ülkenin farklı bölgelerine geceden beri düzenlediği saldırılarda en az 13 kişinin öldüğünü, 31 kişinin yaralandığını bildirdi. Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, sosyal medya hesabından yaptığı yazılı açıklamada, Rusya'nın yerel saatle 02.23'ten itibaren kente balistik füzelerle saldırı başlattığını belirtti. Kliçko, başkente yönelik saldırılarda iki semtte hasar meydana geldiğini ifade etti. Ukrayna'daki bazı sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlarda, başkent Kiev sakinlerinin güvenlik için geceyi kentin metro istasyonlarında geçirdiği görüldü. Ukrayna Devlet Acil Durum Servisinden yapılan açıklamada ise ilk belirlemelere göre, Kiev'e yapılan saldırıda bir kişinin öldüğü, 2 kişinin yaralandığı belirtildi. Açıklamada ayrıca, Kiev bölgesinde yer alan Skibin köyüne yönelik gerçekleştirilen saldırıda da 5 kişinin yaralandığı kaydedildi. Rus ordusunun Dnipropetrovsk bölgesindeki Raduşne köyüne saldırı düzenlediği aktarılan açıklamada, 2’si çocuk 5 kişinin öldüğü, 8 kişinin yaralandığı bilgisine yer verildi. Poltava bölgesine yapılan saldırıda bir kişinin yaşamını yitirdiği belirtilen açıklamada, Lviv kentine yönelik saldırıda ise en az 8 kişinin yaralandığı bildirildi. Açıklamada, bazı bölgelerdeki arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü ifade edildi. Öte yandan Kriviy Rig Kenti Savunma Konseyi Başkanı Oleksandr Vilkul da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Rusya'nın kentin dış semtinde yer alan Novopil yerleşim yerine füzeli saldırı düzenlediğini belirtti. Saldırıda 3'ü çocuk 6 kişinin hayatını kaybettiği bilgisini paylaşan Vilkul, 2'si çocuk 8 kişinin yaralandığını kaydetti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy dün akşam yaptığı açıklamada, Rus ordusunun bu gece ülkesine yoğun hava saldırısı gerçekleştirme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtmişti.

Halep ve El Bab’da IŞİD hücrelerine baskın

Suriye İçişleri Bakanlığına bağlı İç Güvenlik Güçleri, Genel İstihbarat Teşkilatı ile koordineli yürütülen operasyonlarda Halep ve El Bab'da IŞİD hücrelerine ait sığınakların hedef alındığını duyurdu. Yapılan açıklamada, Halep ili ve kırsalındaki örgüte ait çok sayıda noktaya eş zamanlı baskın düzenlendiği belirtilerek, operasyonlarda patlayıcı maddeler, el yapımı patlayıcılar (EYP), intihar yelekleri ve çeşitli silahların ele geçirildiği, çok sayıda IŞİD mensubunun da gözaltına alındığı bildirildi. Yetkililer, operasyon kapsamında örgütün kullandığı patlayıcı ve silah depolarının da tespit edilerek kontrol altına alındığını açıkladı. İç Güvenlik Güçleri, operasyona ilişkin görüntüleri de kamuoyuyla paylaştı. "Yedi kişilik iki IŞİD hücresi dağıtıldı" Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba, yerel basına yaptığı açıklamada, operasyon sonucunda yedi kişiden oluşan iki IŞİD hücresinin çökertildiğini söyledi. El-Baba, söz konusu hücrelerin Halep kent merkezi ile kırsalındaki hükümet binalarına yönelik terör saldırıları planladığını belirterek, operasyon sırasında patlayıcı maddeler ve intihar yeleklerinin ele geçirildiğini ifade etti. Yetkililer, operasyonun ülkede IŞİD hücrelerinin yeniden yapılanmasını engellemeye ve olası saldırıları önlemeye yönelik güvenlik çalışmaları kapsamında gerçekleştirildiğini kaydetti.

‘Suudi Arabistan ile birlikte Irak’taki İran destekli grupların üslerini vurduk’

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri ile ortaklaşa, Irak'ta İran tarafından desteklenen silahlı gruplara ait üs ve karargahlara yönelik çok sayıda hassas saldırı düzenlediklerini açıkladı. CENTCOM, çarşamba günü yayımladığı açıklamada, "ABD ve Suudi Arabistan güçleri, Devrim Muhafızları tarafından ABD güçleri ile Suudi Arabistan'ın enerji altyapısını hedef almak üzere yönlendirilen İran bağlantılı teröristlerin mevzilerine hassas saldırılar düzenledi." ifadelerini kullandı. Açıklamaya göre ABD ve Suudi Arabistan savaş uçakları, Irak'ın doğusundaki farklı bölgelerde bulunan bu gruplara ait çok sayıda lojistik merkez ve silah deposunu hedef aldı. CENTCOM, operasyonların son 72 saat içinde Devrim Muhafızları tarafından yönlendirilen 30'dan fazla İHA saldırısına verilen "güçlü bir yanıt" olduğunu belirtti. Komutanlık ayrıca, ABD güçlerine yönelik saldırı girişimlerinin başarısız olduğunu ancak tehdidin sürdüğünü vurguladı. Açıklamada, "2026 yılının Şubat-Nisan ayları arasında Irak'ta İran destekli milisler tarafından ABD vatandaşları ve tesislerine yönelik 600'den fazla saldırı girişimi kaydedildi." denildi. CENTCOM, İran'a yönelik sert uyarısında ise, "Devrim Muhafızları ve vekil grupları bu saldırılara son vermelidir. Aksi halde ABD'nin daha kapsamlı askeri karşılık vermesi kaçınılmaz olacaktır." ifadelerini kullandı. Haşdi Şabi ise aynı saldırılarla ilgili yaptığı açıklamada, Irak'ın çeşitli bölgelerindeki resmi üslerinin ABD ve Suudi Arabistan tarafından hedef alındığını, saldırılarda ölü ve yaralıların bulunduğunu bildirdi. Açıklamada, "Bu sabah Irak'ın çeşitli bölgelerindeki resmi Haşdi Şabi üsleri, ABD ve Suudi Arabistan güçlerinin düzenlediği hain terör saldırılarının hedefi oldu." denildi. İlk bilgilere göre saldırılarda çok sayıda kişi hayatını kaybetti ve yaralandı. Ayrıca Haşdi Şabi'ye ait bina ve tesislerde ağır maddi hasar oluştu. Haşdi Şabi, saldırıları "tehlikeli bir tırmanma" ve "Irak'ın egemenliğinin ihlali" olarak nitelendirerek, "Bu saldırılar resmi güvenlik kurumlarını hedef almaktadır." açıklamasını yaptı. Açıklamada, ilgili kurumların sahadaki gelişmeleri takip ettiği, can ve mal kaybına ilişkin tespit çalışmalarının sürdüğü belirtildi. Haşdi Şabi, hasar tespit çalışmalarının tamamlanmasının ardından kamuoyuyla daha ayrıntılı bilgi paylaşacağını da duyurdu. Öte yandan Ninova Operasyonlar Komutanlığı, vilayet sınırındaki Haşdi Şabi güçlerine yönelik saldırıda 8 Haşdi Şabi mensubunun öldüğünü, 4 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Irak İslami Direnişi: Suudi Arabistan’a yönelik saldırıyı biz yapmadık

Kendilerini "Irak İslami Direnişi" (el-Mukavemet'ul İslami) olarak adlandıran İran destekli silahlı gruplar, Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik İHA (insansız hava aracı) saldırılarının Irak topraklarından yapıldığı yönündeki iddiaları reddetti. Grup, Riyad yönetimini Irak'a yönelik olası bir saldırıya karşı uyararak "Pişman olursunuz" tehdidinde bulundu. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Turki el-Maliki, 27 Temmuz 2026 Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Doğu bölgesi ve başkent Riyad'daki petrol tesislerini hedef alan çok sayıda İHA'nın imha edildiğini duyurmuştu. El-Maliki, söz konusu saldırının "Irak topraklarından ve İran'a bağlı terörist milisler tarafından" gerçekleştirildiğini ileri sürmüş ve Suudi Arabistan'ın bu saldırıya uygun zaman ve mekanda karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu belirtmişti. Silahlı gruptan Riyad'a sert yanıt Bu iddiaların ardından, İran'a yakınlığıyla bilinen Irak İslami Direnişi'nden yazılı bir açıklama geldi. Suudi Arabistan'ın iddialarının kesin bir dille reddedildiği açıklamada, "Suudi Arabistan'ın bu iddiası, Irak'a ve halkına düşmanlık etmenin bu rejimin ayrılmaz bir parçası olduğu yönündeki inancımızı pekiştiriyor" denildi. Açıklamada, Riyad yönetiminin Yemen'deki başarısızlığını örtbas etmeye çalıştığı savunularak, "Bu suçlamalar, Yemenlilerin ülkenin altyapısını sarsan darbelerine karşılık vermedeki acziyetlerini haklı çıkarma girişimidir" ifadelerine yer verildi. Olası bir misillemeye karşı Suudi Arabistan'ı uyaran Şii silahlı grup, "Onlar tarafından yapılacak herhangi bir aptalca eyleme, pişmanlıktan parmaklarını ısıracak kadar sert bir yanıt verilecektir" dedi. Grup ayrıca Riyad yönetimine, Irak'ı suçlamak yerine "Yemen halkına yönelik zalimane ablukayı kaldırması" çağrısında bulundu. Irak Hükümeti soruşturma başlattı Öte yandan, karşılıklı açıklamalar üzerine Irak Hükümeti de harekete geçti. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Sözcüsü Sabah Numan, Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Falih Zeydi'nin, Suudi Arabistan'ın "Saldırılar Irak topraklarından yapıldı" iddialarını araştırmak üzere ilgili güvenlik birimlerine özel talimat verdiğini duyurdu. Irak'ın iyi komşuluk ilkelerine anayasal düzeyde bağlı olduğunun altını çizen Sözcü Numan, şunları kaydetti: "Irak topraklarının, kardeş ve dost ülkelere yönelik herhangi bir saldırı için geçiş güzergahı veya başlangıç noktası olarak kullanılmasına asla izin verilmeyecektir. Hükümetimiz iddialara ilişkin kanıtları titizlikle inceleyecek ve soruşturma sonuçlarına göre olaya karıştığı tespit edilen herkese karşı en sert yasal yaptırımları uygulayacaktır."

BM Genel Sekreteri Guterres: İsrail, Suriye’yi kendi haline bırakmalı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail'in Suriye'deki ihlallerinin kabul edilemez olduğunu belirterek, "İsrail, Suriye'yi kendi haline bırakmalıdır." dedi. Guterres, Suriye devlet televizyonu El İhbariye'ye yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye topraklarındaki faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "İsrail, Suriye'yi kendi haline bırakmalıdır. İsrail'in ihlalleri kabul edilemez." diyen Guterres, Suriye'nin kendi geleceğini belirlemesine izin verilmesi gerektiğini vurguladı. Guterres, Suriye'ye yönelik bazı yaptırımların halen yürürlükte olduğuna işaret ederek, bunların kaldırılması ve Suriye hükümetine somut mali destek sağlanması gerektiğini söyledi. Uluslararası toplumun Suriye'yi desteklemekle yükümlü olduğunu belirten Guterres, "Suriye, bölgesel istikrar ve barışın sembolü haline gelmiştir." değerlendirmesinde bulundu. BM Genel Sekreteri, çok sayıda kişinin işkence gördüğü ve öldürüldüğü Sednaya Hapishanesi'ni ziyaretinde derinden etkilendiğini belirterek, kayıp kişilerin hayatta mı yoksa ölü mü olduğunun bilinmemesinin kendisini en fazla etkileyen konulardan biri olduğunu belirten ifade etti. Yerinden edilenlerin dönüşü Suriye'deki insani duruma da değinen Guterres, çok sayıda yerinden edilmiş kişinin kendi bölgelerine döndüğünü belirtti. Guterres, mağdurlara ve ailelerine özel destek sağlanması gerektiğini belirterek, hayatta kalanlara da gerekli yardımın ulaştırılması çağrısında bulundu. Ülke içinde yerinden edilen kişi sayısının hızla azaldığını ifade eden Guterres, Suriye'nin yeniden istikrar kazanması ve kalkınması için uluslararası desteğin önemine dikkati çekti. Guterres ayrıca, devrik Esed rejiminin Suriyelilere yönelik uyguladığı baskılar nedeniyle 15 yıl boyunca Suriye'yi ziyaret etmediğini belirterek, ziyaretin kendisi için özel bir anlam taşıdığını söyledi.

‘Netanyahu, Trump’ın Suriye, Lübnan ve Gazze’den çekilme talebini reddedecek’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail ordusunun Suriye ve Lübnan'ın güneyinin yanı sıra Gazze Şeridi'nden çekilmesi yönündeki talebi reddedeceği öne sürüldü. İsrail’de yayın yapan Kanal 13 televizyonunun haberinde, Netanyahu'nun ABD’ye hareket etmeden önce düzenlediği haftalık kabine toplantısında, Washington yönetiminin İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nden çekilmesini talep ettiği aktarıldı. Netanyahu'nun kabine üyelerine, "Buna şiddetle karşı çıkacağım ve onlara hayır diyeceğim" dediği belirtilen haberde, Trump'ın İsrail ordusunun çekilmesini istediği Gazze Şeridi'ne Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) girişine Tel Aviv yönetimince onay verildiğine dikkati çekildi. Kanal 13'e konuşan kaynaklar, Tel Aviv yönetiminin Hamas tamamen silahsızlanana ve Gazze Şeridi’nden çıkarılıncaya kadar İsrail ordusunun "Sarı Hat" üzerindeki kontrolünü sürdüreceği ve geri çekilme olmayacağı ilkesini savunduğunu söyledi. Sadece 200 temcilci var Kaynaklar, şu aşamada ISF'de Uganda ve Fas gibi İsrail’le dost ülkelerden yalnızca yaklaşık 200 temsilci bulunduğunu ifade etti. İsrail kabinesinin ISF'ye "Uluslararası Kuruluşlar İçin Dokunulmazlıklar" yasası çerçevesinde dokunulmazlık tanınmasını onayladığına işaret eden kaynaklar, bu güçlerin İsrail ordusunun işgali dışındaki bölgelerde ve orduyla tam koordinasyon içinde faaliyet göstereceğini vurguladı. Bir yetkili, "Herhangi bir ISF unsurunun ülkeye girişi başbakan, savunma bakanı ve dışişleri bakanının ayrı ayrı onayına tabi olacaktır. İsrail, hangi ülkelerin güç gönderebileceğini yalnızca barış anlaşmamız bulunan ve uluslararası alanda ülkeye veya yetkililerine karşı faaliyet yürütmeyen devletler arasından seçecektir” ifadelerini kullandı. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun yarın Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geleceği bildirilmişti.

Şara: ‘İsrail ile anlaşmaya çalışıyoruz’

Suriye'de geçiş yönetiminin Devlet Başkanı Ahmed Şara, ülkesinin İsrail...

Türkiye Gündemi

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.