1 Ekim 2026
18.1 C
İstanbul

‘Hareket Yönetimi’ tarafından sğrece ilişkin açıklama ve eleştiri

Metinde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin daha önce dile getirdiği “umut hakkı” ve “barış ve siyasallaşma koordinatörlüğü” ifadelerine atıf yapılırken, AK Parti’nin bu yaklaşımı benimsemediği iddia edildi. Açıklamada ayrıca CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı ve parti merkezine yönelik saldırının demokratik siyasete müdahale olduğu savunularak, bunun barış sürecini zedelediği ileri sürüldü.

PKK yönetimi, sürecin başarıya ulaşması için Abdullah Öcalan’ın “özgür ve serbest çalışır koşullara” kavuşması gerektiğini belirtirken, AKP-MHP iktidarına “demokratik çözüm için gerekli adımları gecikmeden atma” çağrısı yaptı.

Sürecin Başlangıcı ve Atılan Adımlar

Açıklamada, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısıyla Kürt sorununun çözümüne ilişkin çerçevenin ortaya konulduğu belirtilerek, bir gün sonra ateşkes ilan edildiği ifade edildi. 5-7 Mayıs tarihlerinde düzenlenen 12. Kongre’de PKK’nin feshedildiği ve silahlı mücadelenin sona erdirildiği kaydedildi.

Metinde, yaklaşık bir buçuk yıldır çatışma yaşanmadığı, silah bırakma iradesinin kamuoyuna açık şekilde ortaya konulduğu ve Türkiye sınırları içinden çekilen gerillaların 26 Ekim 2025’te açıklama yaptığı belirtildi. Ayrıca iki MİT yöneticisinin serbest bırakıldığı ve bazı savaş tünellerinin boşaltıldığı aktarıldı.

“Umut Hakkı” ve Öcalan’ın statüsü tartışması

Açıklamada, “negatif barış sürecinin” tamamlandığı ve artık “pozitif barış sürecine” geçilmesi gerektiği savunuldu. Bunun için yerel demokrasiyi güvence altına alacak “özgürlük yasalarının” çıkarılması gerektiği ifade edildi.

PKK yönetimi, Abdullah Öcalan’ın yeni süreçte rol oynayabilmesi için statüsünün belirlenmesi ve “özgür-serbest çalışma koşullarına” kavuşmasının gerekli olduğunu savundu. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dile getirdiği “umut hakkının” bugüne kadar hayata geçirilmesi gerektiği ileri sürüldü.

“Yasalar hazırlanmadı”

Metinde, 27 Mart’ta İmralı’da yapılan görüşmede devletin nisan ayında yeni yasal düzenlemeler hazırlayacağının ifade edildiği kaydedildi. Ancak bu düzenlemelerin gündeme gelmediği ve Abdullah Öcalan’la yaklaşık iki ay görüşme yapılmadığı dile getirildi.

PKK yönetimi, bu süreçte hem tecridin sürdüğünü hem de iktidara yakın medyada örgütün adım atmadığı yönünde propaganda yürütüldüğünü savundu.

Bahçeli’nin açıklamaları ve AK Parti’ye eleştiri

Açıklamada, Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında Abdullah Öcalan’ın statüsünün “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak tanımlanması gerektiğini söylediği ifade edildi. Bu yaklaşımın DEM Parti ve Kürt kamuoyunda olumlu karşılandığı belirtilirken, AK Parti yetkililerinin “statü yok” açıklamalarıyla buna karşı çıktığı iddia edildi.

“Tasfiyeye Odaklanmış Yol Haritası” Eleştirisi

Hareket  yönetimi, Bahçeli’nin 18 Mayıs’ta açıkladığı 7 başlıklı yol haritasını sert sözlerle eleştirdi. Açıklamada, metinde Abdullah Öcalan’ın statüsünün reddedildiği, mahkumiyet halinin devam edeceğinin belirtildiği ve demokratik siyaset yapmayı sağlayacak yasal düzenlemelere yer verilmediği savunuldu.

Metinde ayrıca, Kürtlerin siyasi iradesinin tanınmadığı ve demokratikleşme söylemlerinin “tasfiyeye odaklı” bir yaklaşımı örtmek için kullanıldığı öne sürüldü.

CHP’ye Yönelik Karar ve “Demokratik Siyasete Müdahale” Vurgusu

Açıklamanın önemli bölümlerinden biri de CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı ve parti merkezine yönelik saldırıya ayrıldı. Hareket yönetimi, bu gelişmelerin Türkiye’de demokratik siyasete müdahale anlamına geldiğini kaydetti.

Metinde, Kürt sorununun çözümünde CHP’nin rol alması gerekirken partiye yönelik baskının “çözüm iradesinin olmadığı” düşüncesini güçlendirdiği ifade edildi. Demokratik siyaset alanına yönelik müdahalelerin barış sürecini zedelediği ve toplumdaki kuşkuları artırdığı öne sürüldü.

“Süreci başarıya götürmek için üzerimize düşeni yapacağız”

Hareket yönetimi, açıklamasının sonunda barış ve demokratik toplum sürecini başarıya ulaştırmak için üzerlerine düşeni yapmaya devam edeceklerini belirtti. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için Abdullah Öcalan ve örgüt üyelerinin demokratik siyaset yapabilecek koşullara kavuşması gerektiği savunuldu.

Açıklamanın sonunda AKP-MHP iktidarına, “Türkiye’nin hayrına olacak bir çözüm için gerekli adımları gecikmeden atma” çağrısı yapıldı.

Açıklamanın Tam Metni şöyle:

“Hareket Yönetimi, açıklamasında şunlar belirtildi:

‘Rêber Apo, 27 Şubat 2025 tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıyla Kürt sorununu ve bundan kaynaklanan çatışmalı durumun nedenlerini ve çözümünün ne olduğunu yalın biçimde ortaya koymuştur. Barış mücadelesi şehidimiz Sırrı Süreyya Önder de bu çağrının sonuç alması açısından hukuki ve siyasi gerekliliklerin yerine getirilmesinin önemine vurgu yaptı.

Bu çağrıdan bir gün sonra Kürt Özgürlük Hareketi ateşkes ilan etti. 5-7 Mayıs arasında da 12. Kongresini toplayarak PKK’yi feshetti ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı aldı. Nitekim bir buçuk yıldır tek bir çatışma yaşanmadı. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü temelinde demokratik siyaset yapma imkânı sağlandığında silahların bırakılacağı iradesinin ortaya konulduğu silah yakma töreni gerçekleştirildi. 26 Ekim 2025’te Türkiye sınırları içinden çekilen gerillalar açıklama yaptılar. 2 MİT yöneticisi serbest bırakıldı. Türkiye sınırları dışında olan bazı savaş tünelleri boşaltıldı. Böylece silahlı mücadelenin bırakılıp demokratik siyaset yoluyla Kürt sorununun çözümünü gerçekleştirme iradesi açık ve net biçimde ortaya konuldu. Nitekim devlet yetkilileri de Rêber Apo’nun çağrılarının yerine getirildiğini söylemişlerdir.

Umut hakkının bugüne kadar pratikleşmesi gerekiyordu

Rêber Apo, negatif barış süreci tamamlandı, artık çatışma etkenlerinin tümden ortadan kaldırılarak pozitif barış sürecine geçilmesi gerektiğini vurguladı. Bunun için özgür demokratik siyasetin yapılacağı, yerel demokrasinin güvenceye alınacağı özgürlük yasalarının çıkarılması gerektiğini belirtti. Öte yandan Rêber Apo’nun 2. aşama olan pozitif barış sürecinde rolünü oynaması için statüsünün belirlenip özgür ve serbest çalışır koşullara kavuşması Hareketimiz ve halkımız tarafından istenmiştir. Devlet Bahçeli’nin ilk konuşmasında vurguladığı “Umut Hakkının” bugüne kadar bir biçimde pratikleşmesi gerekiyordu.

Rêber Apo’nun muhataplığı ve statüsünün yasallaşması

İkinci aşamaya geçme tartışmaları sonucu 27 Mart’ta İmralı’da yapılan görüşmede devletin Nisan ayında yasalar hazırlayacağı belirtilmişti. Bu yasaların süreci ilerletmesini sağlayacak biçimde olması için Rêber Apo ve Hareketimizle görüşmeler yapılacaktı. Ancak yasalar gündeme girmediği gibi, Rêber Apo ile 2 aya yakın görüşme yaptırılmadı. Hem Rêber Apo üzerinde tecrit uygulandı hem de iktidara yakın basın Hareketimizin adımlar atmadığı gibi propagandalar yaparak toplumu yanıltmaya çalıştı. Bu durum karşısında Hareket Yönetimi adına 5 Mayıs’ta yapılan açıklamada devletin bizim adımlarımız karşısında süreci ilerletecek adımlar atmadığı kamuoyuna duyuruldu. Bu açıklamada Barış ve Demokratik Toplum çağrısına bağlılığımız bir kez daha belirtildi. Sürecin ilerlemesi açısından Rêber Apo’nun muhataplığı ve statüsünün yasallaştırılması gerektiği vurgulandı.

AKP yetkilileri açıklamaya tutum koydu

Bu çağrının yapıldığı gün Devlet Bahçeli partisinin grup konuşmasında Rêber Apo’nun statüsünün ‘Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü’ olarak belirlenmesi gerektiğini açık biçimde ifade etti. Devlet Bahçeli’nin bu açıklamaları DEM Parti, Kürt kamuoyu ve demokrasi güçleri tarafından olumlu bulundu. Ancak daha ilk günden AKP yetkilileri statü yok, İmralı ile örgüt arasında hat kurulması var, diyerek yapılan açıklamaya karşı tutum koydular.

Tasfiyeye odaklanmış yol haritası

Kürt halkı Rêber Apo’nun statüsü, özgür ve serbest çalışır koşullara kavuşması konusunda olumlu gelişmeler beklerken Devlet Bahçeli’nin 7 başlıkta kapsamlı 18 Mayıs açıklaması yerini olumsuz algılara bıraktı. Bu yol haritasında Rêber Apo’ya, halka ve Özgürlük Hareketine saygı sınırını aşan bir üslup kullanılmıştır. Bu açıklamada Rêber Apo’nun konumuyla ilgili; bir statü yok, mahkûmiyet hali devam edecektir, denilmiştir. Barış ve siyasallaşma koordinatörlüğü rolü de örgütün tasfiye edilmesi süreciyle sınırlandırıldığı gibi, Rêber Apo’nun ve Kürt Özgürlük Hareketi üyelerinin özgürce demokratik siyaset yapacağı özgürlük yasalarından ise hiç söz edilmemiştir. Sadece hukuki meşruiyeti olanlar siyaset yapabilir, denilerek Rêber Apo ve Özgürlük Hareketi üyelerinin siyaset yapamayacağı ifade edilmiştir.

Metinde yer yer demokrasiden söz edilse de, bu da sadece çözüm içermeyen tasfiyeye odaklanmış yol haritasına bir sos olarak kullanılmıştır.

Bahçeli’nin ortaya koyduğu yol haritasında Rêber Apo’nun hiçbir toplumu temsil etmediği de belirtilmektedir. Bu zaten Kürdü ve siyasi iradesini tanımama, dolayısıyla Kürt sorununu çözmek istememe anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım demokratikleşme temelinde Kürt sorununu çözme iradesinin olup olmadığı konusunu tartışmalı hale getirmektir. Gerçek bir demokratikleşme Kürt varlığını tanır ve sorunun çözümünü de sağlar. Metinde zaman zaman dile getirilen demokrasiye böyle bir anlam yüklenmemiştir.

CHP’ye mutlak butlan kararı demokratik siyasete yönelik bir saldırıdır

CHP’ye yönelik butlan kararı ve merkezine saldırı AKP iktidarının demokrasi anlayışının nalıncı keseri gibi kendine yontması olduğunu göstermiştir. Türkiye’de 100 yıllık Kürt sorununun çözümünde CHP’ye rol verilmesi gerekirken, CHP’ye bu yönelim Kürt sorununda çözüm anlayışının olmadığı düşüncesini güçlendirmektedir. Kürt sorunu demokratikleşme temelinde çözülecekse demokratik siyasal alana yönelik böyle bir müdahalenin olmaması gerekirdi. Demokrasinin en temel koşulu olan özgür siyaset yapmaya saldırılacak, ondan sonra da demokrasiden söz edilecek! Buna demagojiden başka ne denilebilir!

Rêber Apo, Kürt Özgürlük Hareketine silahlı mücadeleyi bıraktırıp demokratik siyasal mücadele içine sokmaya çalışırken, demokratik siyasete yönelik bir saldırı yapılmıştır. Bu saldırı barış ve demokratik toplum sürecine bir sabotaj ve provokasyon olarak değerlendirilirse; böyle değerlendirme yapanlara kim yanlış söylüyorsunuz, diyebilir. Yine AKP iktidarı barış ve demokratik toplum sürecini araçsallaştırıyor, kendi parti çıkarı için kullanıyor, diyenlere kim yanlış söylüyorsunuz diyebilir? DEM Parti haklı olarak CHP’ye yönelik saldırı sadece CHP’yi ilgilendirmiyor, dedi. CHP, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına oy verdiğinde, demokrasi güçleri bu size de döner, demiştir. CHP’ye yönelik böyle bir saldırının tüm siyasi alana yöneleceği de açıktır. Bu açıdan bu yönelime karşı çıkmak demokrat olmanın ve demokrasi gereğidir. CHP içindeki iç mücadele şöyle ya da böyle olabilir. Butlan kararı ve sonrası yaşananları sadece CHP ile ilgili görmek; bu yönelimin içeriğinin yaratacağı sonuçları anlamamak olur. Bu saldırı Türkiye’de özgürce demokratik siyaset yapılabileceğine yönelik kuşkuları daha da artırmıştır.

Süreci başarıya götürmek için üzerimize düşeni yapacağız

Biz, Özgürlük Hareketi olarak barış ve demokratik toplum sürecini sonuca götürmek için bundan sonra da üzerimize düşeni yapacağız. Rêber Apo’nun barış ve demokratik toplum sürecini başarıya götürme çabalarına sahip çıkmaya devam edeceğiz. Ancak bu çabaların sonuç vermesi için Rêber Apo’nun ve Özgürlük Hareketi üyelerinin demokratik siyaset yapacak konumda olması gerekir. Hem Önderlik bir mahkûm olarak tutulacak hem de barış ve demokratik toplum sürecinden sonuç beklenecek! Bu, mevcut sürecin karakterini anlamamaktır.

Rêber Apo’nun özgür siyaset yapacağı özgürlük yasalarının çıkarılması gerekirdi

İki yıla yakındır bu sürecin başarısı için Rêber Apo’nun özgür siyaset yapacağı, özgür siyaset yapmanın engelsiz hale geleceği özgürlük yasalarının çıkarılması gerekirdi. Demokratik siyasetin merkezinde olduğu demokratik entegrasyon ancak böyle gerçekleşir. Böylece barış ve demokratik toplum sürecinin amacı olan demokratikleşme temelinde Kürt sorununun çözümü sağlanmış olur.

Hareket Yönetimi olarak, AKP-MHP iktidarına mevcut sürece ciddi ve sorumlu yaklaşması, Türkiye’nin hayrına olacak bir çözüm için gerekli adımları gecikmeden atma çağrısı yapıyoruz.’

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...