13 Ağustos 2026
25.4 C
İstanbul

Gazeteci Çiviroğlu: Pompeo, tüm Suriyeliler gibi, Kürtlerin katılmayacağı çözüm platformalarında kendilerinin de olmayacağını söyledi

Suriye’de son düzlüğe girilirken, bölgede bulunan uluslararası güçlerin  rekabeti ve kendileriyle birlikte hareket eden yerel güçlerin durumu merak konusu olmaya devam ediyor.

IŞİD cephe savaşında sona doğru yaklaşıyor, ABD’nin yerel de desteklediği Kürt, Arap ve Süryani Koalisyonunda oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilişki düzeyinin IŞİD sonrası süreçte ne aşamaya geçileceği konusu belirsizliğini koruyor.

Son dönemlerde Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye (Rojava) yönelik saldırıları, buna karşı ABD’nin tutumu ve nasıl bir politika izleyeceğini ve Türkiye’ye karşı politikalarında daha sert veya yumuşak bir hat izleyeceği konusu da bilinmiyor.

Şam yönetimi ile Kürtler arasında yapılan müzakere görüşmelerine Washington’da nasıl karşılandığı tam kestirilemiyor.

Amerika’nın Suriye politikası, Türkiye’nin Suriye’de varlığı, Kürtlerin Amerika ile olan ilişkisi Kuzey Suriye’ye yönelik Türkiye’nin saldırıları, ABD ve Kürtlerin bu duruma nasıl baktıkları ve bundan sonra ne yapacaklarına dair Amerika’da yaşayan deneyimli gazeteci Mutlu Çiviroğlu ile konuştuk

Röportaj | İhsan Kaçar – Ercan Ekinci

“Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı”

ABD’nin üst düzey 3 PKK’li yetkiliye dair aldığı karar ne anlama geliyor?

Bu kararı Türkiye’nin duymak istediği, Türkiye’yi memnun etmeyi amaçlayan bir karar olarak görüyorum. Pratik değerinin olup olmayacağı konusunda pek emin değilim. Olacağını sanmıyorum, ama Türkiye’yi tamamen memnun etme amacı taşıyan ve ABD Dışişleri Bakanı yardımcısı Matthew Palmer’in Ankara ziyaretinin hemen akabinde böyle bir kararın alınması, bu düşünceyi güçlendiriyor.

Bir diğeri mesaj da Türkiye’ye Rojava üzerinden verilmek istenen bir mesaj. ‘YPG ayrı bir yapı, sizin YPG’ye baktığınız gözle biz, bakmıyoruz. Biz buradayız. Suriye’deyiz, Rojava’dayız. Sen de buraya atmak istediğin adımları atma’, mesajı taşıyor. Bu adım ile ABD, hem Türkiye’yi kamuoyu önünde memnun edecek bir açıklama yapıyor, öte yandan da Suriye politikası ile Rojava üzerinden Türkiye’ye bu saldırılarını durdur mesajı veriyor. Burada biz varız, YPG de bizim ortağımız. Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı…

ABD’nin İran’a yaptırım uygulandığı bir dönemde bu kararla bir bağlantısı var mı?

ABD’nin bu kararı İran’la bağlantılı olduğunu sanmıyorum. İran’a karşı son dönemlerde gelişmekte olan bir ABD siyaseti göze çarpıyor. Özellikle Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’nun başını çektiği İran karşıtı sert bir politika var. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da bu yönlü düşündüğü biliniyor. Ama İran siyaseti daha farklı, kendi başına bir siyaset. İran’a yönelik devam ettirilen siyaset ileriki dönemde Türkiye’yi zor bir duruma sokabilir.

Her ne kadar İran’a yapılan yaptırım kararının dışında Türkiye muafiyet gösterilen 9 ülke arasında gösterilse de, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a karşı yaptırımlar konusundaki çıkışları, buradan dikkatlice izleniyor. Önümüzdeki dönem Türkiye için sorun yaratabilir. Çünkü bu yönetim İran’a karşı siyaseti sertleştirmekte oldukça kararlı görünüyor. Türkiye’nin bulunduğu konum; hem ABD ile ilişkisini sürdürmek istiyor, hem İran ile, bu zor. İleride yansımalarını göreceğiz. Ama …. üç üst düzey yönetici hakkında verilen kararın İran’a yapılan yaptırımla bir bağlantısı olduğunu sanmıyorum.

“YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor”

Bu karar Rojava ( Kuzey Suriye) siyaseti üzerinde bir etkisi olur mu?

Bu kararın Rojava’da nasıl bir etkisi olabilir. Dediğim gibi, bu kararın diğer bir boyutu da Rojava üzerinden Türkiye’ye. Öte yandan Rojava’ya da şöyle bir mesaj veriliyor; ‘Biz seni ayrı görüyoruz. Seninle ilişkilerimiz var. Biz seni koruyoruz, ama sen de ona göre pozisyonunu almak ve PKK ile arana mesafe koymak zorundasın. Yani bu konuda dikkatli olmalısın’. Rojava üzerinden verilen mesajın bir boyuttu da bu…

Elbette Rojava açısından önemli bir mesaj da vardı aynı zamanda. Çünkü Amerika Hükümeti, son dönemlerde YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor. En son birkaç hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Pompeo açıkça söyledi. Bütün Suriyeliler gibi Kürtlerin de çözüm süreçlerinin platformlarında yer almaları gerektiğini “Kürtler katılmadan kendilerinin katılmayacağını” ifade etti. Bu çok çok önemli bir açıklamaydı, Bu durum Amerika’nın çabalarının bu doğrultuda devam edeceğini gösteriyor.

Türkiye’nin baskı ve tehditlerine rağmen, Suriye’deki ilişkisini hem YPG ve SDG askeri ilişkisini, hem de Demokratik Suriye Meclisi ve onların müttefiki Arap, Süryani, Ezidi ve azınlıklarla sürdürdüğü siyasi ilişkilerini bırakmayacağını gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında; önemli bir karar, Rojava ve Kuzey Suriye’nin diplomatik açıdan da destek göreceğini okuyabiliriz.

ABD, Suriye politikasında Kürtleri nerede ve nasıl konumlandırıyor. Politika bütüncül mü?

ABD’nin henüz oturmuş, net bir dış siyasetinin varlığından söz etmek güç. Örneğin Kuzey Kore diyoruz, önemli bir zirve yapıldı, ama bir siyasi açıdan kamuoyunun anlayabildiği net bir politika yok. Washington’a bakıldığında bir kararsızlık var. Mesela İran konusunu konuştuk. Her ne kadar son birkaç aydır İran’a karşı bir sertleşme tutum görülse de bütünlüklü bir İran politikası görülmüyor ve Amerika yönetiminin İran konusunda tam olarak ne istediği okunamıyor. Keza, Suriye politikası da net değil. Öyle olduğu için de neyin olabileceğini kestirmek çok güç. Ama Suriye politikası veya var olan politika daha çok Pentagon’un öncülük ettiği Kobani’den başlayarak Cizre, Tabka, Menbiç, Rakka’da devam eden, oldukça başarılı sonuçlar alınan bir ilişki. Daha çok Pentagon üzerinden yürüttüğü bir ilişki, bu da Kürtler ve Kürtlerin müttefikleri üzerinden yürüyor.

Ama siyasi kanatta bir belirsizlik var. Bu yılın başlarında ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklaması olmuştu: “Suriye’den çekileceğiz” diye ve var olan karışıklığı iyice derinleştirmişti, o açıklama. Ama sonradan Pentagon’un kararlı tutumu, devleti yöneten diğer kurumların çabalarıyla Trump’ın çıkışı nötrleştirildi. Daha sonra Amerika yönetimi tarafından askeri ve siyasi yetkililerin yapmış olduğu açıklamalarda “Suriye’de uzun süre kalınacağını” açıkladı. Tabii bu Kürtler için Kürtlerin müttefikleri için, iyi bir karar; Amerika’nın Suriye’den çıkmıyor olmaması hem IŞİD’den kurtarılan bölgelerin istikrara kavuşturulması, IŞİD’in geri dönüşünü önlenmesi, hem de son dönemlerde İran’ın Suriye’deki etkisinin azaltılmasında da bir adım olarak görüp çok yönlü boyut kazanıyor. Kürtleri de biraz kaygılandırmıştı o açıklama ve bir takım alternatif arayışlara itmişti. Ama Washington’un ‘oluşmuş bir siyaset var mıdır’, diye sorulduğunda, ben oluşmuş bir siyaset olduğunu görmüyorum ve ABD’nin Suriye politikası daha yapım aşamasında olduğuna inanıyorum.

‘’Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor’’

ABD’nin Suriye politikasındaki ‘oluşmamış siyaseti’ Kürtlere yansıması ne olabilir?

Kürtlere yansıması şöyle olacak: ABD’nin bir Suriye politikası olmadığı için Kürtlere yönelik ne istenildiği belli değil, Kürtlerle olan ilişki askeri düzeyde sınırlı. Kobani’den başlayarak devam eden ilişki askeri düzeyde. Bunun politik, ekonomik sosyal boyutu yok. Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor. Bu nedenle bu ilişki her zaman Türkiye’nin baskılarına ve tehditlerine maruz kalıyor. Biraz da bunun etkisiyle ABD’nin Kürtler ile olan ortaklığı İŞİD ve benzeri yapılara karşı sınırlı bir ortaklık. Ama bu yerel ortaklar,( yani Kürtlerin) Suriye’de bugüne kadar, adeta diri diri gömüldükleri, yaşayan ölü konumuna düşürülmeleri, en temel haklarından mahrum bırakıldığı ve bu mağduriyetin nasıl giderileceği konusunda somut bir adımı yok. Her ne kadar – biraz önce belirttiğim gibi-, son dönemde söylemsel düzeyde Amerikan  Hükümeti Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de. Ama şu güne kadar somut bir adım atılmamış. Örneğin ABD’nin yatırımları daha çok Rakka, Menbiç gibi bölgeler yapıyor. Yani Kürt nüfusunun çok olmadığı, Arap nüfusunun yoğun olduğu bölgeler. Aynı şekilde Kobani her ne kadar dünyada sembol olmuşsa da Kobani’ye ABD ve müttefiklerin yardımları, diğer bölgelere yapılan yardımlardan kıyaslanamayacak kadar az. Bir de ABD’nin Kürt politikasının olmayışı biraz da bölgesel güçlerin politikası ve tavrına bağlı. Mesela Türkiye’nin bölge politikası ve tavrı Kürtlerin varlığına karşı bir politika. Bunu Cenevre görüşmelerinde gördük. ABD Cenevre görüşmelerinde Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de, bu konuda ciddi bir eğilim göstermedi.

Çünkü ABD Türkiye ile müttefik. Türkiye’nin hassasiyetleri önemli diyor Amerika, bu anlaşılır bir durum. Müttefik ülkeler birbirlerinin hassasiyetlerini anlayabilirler. Öte yandan dünya adına büyük bedeller vermiş, IŞİD’i durduran toplumdan bahsediyoruz,. Ama kimse onların hassasiyetlerinden bahsetmiyor, oradaki tarihsel hassasiyetlerinden bahsetmiyor.

Kürtler bu durumun farkında mı?

Kürtler bunun farkında, zaten Kürtlerin rejimle görüşmeleri, Kürtlerin alternatif aramaya çalışmaları bundan dolayı. Çünkü Washington’da Suriye politikası gel-git’ler üzerinden yürüyor. Bazı siyasetçiler, ABD’nin kendileriyle güçlü bir ilişki geliştirdiği için uzun vadede kalıcı olduğunu düşünüyorlar. Ama Afrin olayından başlayan süreçte bir şok yaşandı. Ben o dönemde de katıldığım programlarda Amerika’nın Afrin’e yönelik bir müdahalesinin olmayacağı -Türkiye’nin yaptıklarını desteklediğinden dolayı değil- ama Kürtler için de kendi müttefiki ile bir savaşa girmeyeceği, Afrin’in Amerika için stratejik bir değerinin olmadığını belirtmiştim. Kürtlerdeki beklenti şuydu: “Amerika bu işe izin vermez” düşüncesi vardı. Türkiye operasyona geçtikten sonra “ihanete uğradık, satıldık, Amerika destek verdi bu operasyona” bu da doğru olmayan bir değerlendirme, Amerika Türkiye’nin Afrin operasyonuna karşıydı. Bu operasyonun Kürt kamuoyunu rahatsız ettiğini, IŞİD’e karşı savaşanların motivasyonunu bozduğunu, IŞİD’in bu tür durumlarda toparlandığını ve güç kazandığını, çünkü hatırlarsınız Afrin’den dolayı SDG güçlerini önemli oranda Rakka’da çekmişti. IŞİD’e karşı operasyon uzadı, IŞİD toparlama fırsatı buldu. Amerika’nın karşı olması, Amerika’nın savaşa girip Türkiye’yi durduracağı anlamına gelmez. Kürtler o dönem süreci siyah ve beyaz olarak düşündüler. Hatırlıyorum, Kürt yöneticileri “Türkiye bunu yapıyorsa Amerika destek vermiştir.” gibi ifadelerde bulundular. Ben buna katılmıyorum. Amerika destek vermedi, ama Amerika Türkiye’yi durdurmak için de savaşı göze almazdı, almadı da. O nedenle bu bakış açısı önemli. Ama Türkiye Hükümeti attığı her adımı sanki Amerika ile beraber atmış gibi göstermekte başarılı ve özellikle bu imajı vermeye çalışıyorlar.

Son dönemlerde Amerika kamuoyunda ve siyasetinde Kürtlerin varlığı hissediliyor mu?

Kürtlerin Wansington’daki varlığını güçlendirmeleri çok önemli. Amerika sistemini anlamaları çok önemli, ona göre araçlar geliştirmeliler. Dışarda Amerika’yı anlamak çok güç. Her ne kadar herkes Amerika’yı iyi anlamaya çalıştığını tahlil ettiğini düşünse de, yani durum öyle değil. Amerika’yı anlamak için Amerika’da yaşamak ve sistemini anlamak lazım. Hem işleyiş sistemini hem de Washington işleyiş sistemini anlamak lazım. Irak Federal Kürtleri saymazsak, diğer Kürtlerin buradaki varlığı çok zayıf ve temsili durumdalar. Bu durumda Amerika kongresinde, senatosunda ve temsilciler meclisinde etkili olma durumları zayıf. Bu nedenle Kürtlerin mutlaka Washington’daki mevcudiyetlerini güçlendirmeleri lazım. Bu think tank olur, lobi kuruluşları ile olur. Bu tür araçlarla güçlendirmeleri lazım. Potansiyel var. Washington’da Kürtlere karşı bir sempati var. Özellikle Kobani sürecinden sonra Kürtlere karşı duyulan bir sevgi, saygı var. Ama bunu politik ve diplomatik kazanımlara dönüşmesinde güçlü araçların olmayışından dolayı bu potansiyel kullanılmakta. Bu nedenle çoğu zaman Kürt Sorununu, Kürt olmayan taraflar tarafından tartışılmakta, raporlar bu kişiler tarafından yazılmakta ve Kürt Sorunu daha çok Türkiye’nin bakış açısıyla değerlendirmekte…

“4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum”

Türkiye’de yapılan 4’lü zirveye gelelim. 4’lü zirve Amerika’ya rağmen mi yapıldı?

Amerika’ya haber verilmiş olması ya da Amerika’nın haberdar olması, Amerika’nın süreçte yer aldığı anlamına gelmiyor. Ama ABD ile Türkiye ilişkileri oldukça kötü. Her ne kadar Rahip Brunson olayında biraz yumuşamış görünse de aslında çelişkiler derin. Yine Amerika’nın yani Trump yönetiminin Avrupa ile ilişkileri belli. Rusya ile yaptırımdan dolayı bir gerginliği devam ediyor. 4’lü zirvedeki katılımcılara bakıldığında ABD’nin o zirvede ilişkilerinin çok da istenilen düzeyde olmadığı görülüyor. Yani 4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum. Elbette sonuçta Fransa ve Almanya, ABD’nin ezelden beri müttefikleri. Türkiye’de dönemsel olarak kesintiler yaşasa da ABD’nin müttefiki. Yani Amerika 4’lü zirvenin içeriği ile haberdar olmuştur elbette, ama Amerika’nın yer almayışı önemli, bunun son dönemde uygulanan politik- ekonomik etkisi var. Özellikle Washington’un İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi birçok müttefikinin tepkisine yok açtı. Bir bütün olarak bakıldığında, Avrupa ile ilişkilerinde zaten bir gerginlik var. En son bu seçimlerde AB’nin açıklamaları çok netti “ Amerika halka umut verdi” diye. Trump’ın ara seçimlerde alt kanadı, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesi Avrupa’da büyük oranda memnuniyet yaratmış durumda. Böyle bir gerginlik de var. Bunu da görmek lazım.

Zirve sonrası Kürt bölgesine saldırı oldu, Kürt tarafı saldırının 4’lü zirveden bağımsız olmadığını dile getirdiler, sizde öyle mi okuyorsunuz.

Ben bu saldırıların 4’lü zirve ile direk bir ilgisinin olduğunu sanmıyorum. Fransa örneğin uluslararası arenada Kürtlere en olumlu yaklaşan devletlerden birisi. Almanya da ne kadar Türkiye ile ekonomik, askeri ve sanayi ticari ilişkileri çok çok iyi olsa da- en büyük kaygılardan biri mültecilerin Avrupa’ya özellikle Almanya’ya gelişini önlemeye yönelik olsa da- Türkiye’nin saldırıları 4’lü zirve ile bağlantılı olduğunu sanmıyorum. Ya da en azında böyle bir kararın bu zirvede alındığı ve katılımcı devletlerin sessiz kaldığı veya onayladığı kanısında değilim. Maalesef Kürtlerde her şey gizemli ve perde arkasında yapılan görüşmelere bağlayan bir bakış açısı var. Benim gördüğüm rahip Brunson olayında ABD’nin memnun edilmesi, Kaşıkçı olayında Türkiye’nin gazetecilerin hamisi konumuna kendini getirmeye çalışması, Avrupa’ya yani batı dünyasına sizin en iyi müttefikiniz gene benim, Ortadoğu’da, bu coğrafyada en iyi müttefikiniz benim mesajı vermesi. Bu yolla batı medyasında, batı kamuoyunda imaj düzeltmeye çalıştığı bir dönemde Kobani’ye, Girê Spi’ye (Tel Abyad) saldırının gelmesi, zamanlama olarak ilginç buluyorum. Yine, yerel seçim takviminin açıklandığı bir gündemde, artık yerel seçimlerin gündeme girildiği bir dönemde de olması enteresan, yani ben biraz bu şekilde okuyorum. 4’lü zirve ile direk bağlantılı olarak görmüyorum.

Rusya Türkiye’yi Afrin dâhil, Türkiye’yi bu kadar öne çıkartan ve öne çıkmasını sağlayan etken Rusya. Moskova’nın Türkiye’ye yaktığı yeşil ışık ve verdiği desteği ayrı tutmak gerek. Türkiye, Suriye’de Rusya’sız bir şey yapamıyor. Rusya’nın da Kürtlere vermek istediği mesaj çok açık; “Avucunuzdaki kuşu tutmak yerine, siz gökte ulaşamayacağınız kuşları tutmayı hedeflediniz”, diyor, ABD’yi kastederek. Ama Rusya’nın orada olması Almanya, Fransa’nın da bu durumu desteklemiş olması anlamına gelmez. Dediğim gibi Rusya’nın özel bir yeri var. Türkiye, Suriye’deki adımlarını Rusya’nın onayıyla atıyor. Ama ben bu toplantının öyle bir saldırının karar mekanizması olduğuna inanmıyorum.

Türkiye’nin saldırıları ne anlama geliyor?

Türkiye’nin yapmak istediği biraz nabız ölçmek, nabız yoklamak. Gelecek tepkilere göre adım belirlemek, Afrin’de yaptığı gibi geniş bir operasyon düzenlemek ve Menbiç ve diğer bazı başka konularda taviz alabilmek. Ama saldırılara karşı Amerika’nın da verdiği sert tepki ortada. Kendi güçlerini sınıra göndererek, Koalisyon ve Pentagonun üzerinden verdiği mesajlarla duruşunu belli göstermiş oldu. Muhtemelen Türkiye mesajı almış durumda. Türkiye’de olası bir saldırının kamuoyu nezdinde tepkisiz kalmayacağını görmüş oldu diye düşünebiliriz. Türkiye’nin şu an kontrolü altında tuttuğu Afrin ile Kürtlerin onların müttefiklerinin kontrolündeki Kobani, Cizre, Menbiç’teki durum farklı. Bu bölgeler YPG’nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri’nin ve ABD’nin başını çektiği koalisyonun ortaklaşa özgürleştirdiği bölgeler. O nedenle Amerikan hükümeti Menbiç, Kobani, Tabka ve Rakka bölgeleri kendi başarısı olarak da görüyor. Yani yerel güçlerle kurulan ittifakın, nasıl da bu bölgelerin IŞİD’den temizlediği, alt yapı ve istikrarı sağlayarak geri dönüşleri gerçekleştirdiği, şimdi de iç ve dış tedbirleri alarak da bir istikrarsızlığın doğmasının önüne geçiliyor. Aynı zaman da bu bölgelerdeki istikrarı ve yaşanan gelişmeleri bir başarı öyküsü olarak görüyor. Onun için Türkiye dahil herhangi bir gücün saldırmasına izin vermeyeceği görülüyor.

“ABD’nin genel olarak bir Kürt politikası da yok”

Pentagon veya Beyaz Saray kulis bilgilerinde, Suriye’nin geleceği, Kürler, ÖSO, El Nusra, Şam veya Türkiye’nin girdiği bölgeler hakkında ne konuşuluyor?

Dediğim gibi Amerika’nın belli bir politikası olmadığı için kestirmek güç, açıkçası biraz Pentagon’un inisiyatifi ile Pentagon’un IŞİD’e savaş endeksli siyaseti, biraz da son dönemlerde İran karşıtı bir siyasetle yürütülüyor. Genel olarak bir Kürt politikası da yok. Öyle olduğu için de genelde dış gelişmelere bağlı olarak devam ediyor. O yüzden Suriye’de ne olacağını kestirmek çok güç, ama Pentagon’un dediği, ya da yönetimin içerisinde bazı yetkili isimlerin söylediği geri çekilmenin olmaması gerektiğini Amerika’nın Suriye’de kalması ile ilgili, bunun da İran’ın öncülük ettiği Şii nüfus bölgesini engellemek gibi bir yaklaşım var. Ama dediğim gibi; Suriye politikası olmadığı gibi bir Kürt politikası da yok. O nedenle ilerde neler olabileceğini kestirmek çok zor. Ama şunu da belirteyim ki Amerikalı siyasi ve askeri yetkililer IŞİD’le savaşın yakın zamanda bitmeyeceğini belirtiyorlar. Deir-Ez Zour’da devam eden şiddetli çatışmalarda bu durum iyice görülüyor. Özellikle ABD’nin askeri raporlarında Türkiye’nin Afrin’e yönelik saldırısı YPG ve SDG’nin IŞİD’e karşı mücadelesine büyük zarar verdiğini ve IŞİD’in o esnada tekrar toparlandığını belirtiliyorlar. Şuanda da Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolü altındaki bölgelere yönelik olası bir saldırı söylemi bile devam eden operasyonları etkilediğini söyleyebilirim. Bunu belirtmekte fayda var.

.”Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor”

Bir süre önce. Şam Yönetimi ile Kuzey Suriye heyetleri arasında Federasyon maddeleri üzerine müzakereler yapıldı. Şuan ne aşamada ve ABD’nin bakışı neydi?

Amerika’nın Kürt yetkililere ve Kuzey Suriye’deki oluşuma Rejimle görüşün dediğini veya görüşmeye yeşil ışık yaktığını ve herhangi bir itirazları olmadığı biliniyor. Çünkü Amerika’da da Beşar Esad’ın iktidarda kalacağı görülüyor. Esad’ın gidilmesine yönelik eskisi gibi güçlü bir istem de yok. Her ne kadar yönetimin içerisinde bazı sesler bazen ‘Esad gitmeli’ dese de Amerika politikası olarak Esad’ın kalacağı görülüyor zaten. Ama bunun yanında ABD hükümeti kendisiyle çalışabileceği grupların inisiyatifli olmasını istiyor. Bunların başında gelen Kürtler var. Kürtlerle birlikte hareket eden Araplar ve Süryaniler var. Rejimin de birlikte hareket ettiği Rusya ve İran var. Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor. O nedenle Kürtlerin Şam’la görüşmesini cesaretlendirmişti. Ama Esad Hükümetine karşı bir alerji her zaman var burada. Şam ile olan görüşmelerde biraz da ‘size uygun olanı yapabilirsiniz’ denilmişti Kürtlere. Görüşmeye ilişkin Washington’dan herhangi bir tepki de gelmedi. Beyaz Saray da Kürtlerin durumunu biliyor, Esad realitesini de görüyor. Sonuçta Suriye yönetimi hâlâ Esad’ın elinde ve kendisi devlet başkanı. Bu da herkes tarafından bilinen bir durum.

Türkiye ile Rusya arasında İdlib’de “çatışmasızlık” anlaşması ne anlama geliyor! Süreli devam eder mi? Veya nihai sonuca ulaşır mı?

İdlib’deki durum; Rusya’nın inisiyatifi, Avrupa da mülteci sorunundan dolayı baya hevesli, böyle bir çözümün işlemesinde çok hevesli. Çünkü başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın kaygısı, yeni bir durum karşısında orada bulunan binlerce sivilin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın edebileceği, bunun da zaten var olan mülteci karşıtlığını daha da güçlendireceğini, Avrupa hükümetlerini ekonomi ve siyasi yönde çok zor duruma sokacağını göz önünde bulundurursak Suriye içerisinde böyle bir bölgenin olması onların da işine geliyor. Hem sivillerin korunması veya öldürülmemesi. Öte yandan da bu durumun işlenmesi için herkes destek verdi İdlib’deki anlaşmaya.

İdlib’de son durum nedir. “ Çatışmasızlık” durumu işliyor mu?

Şam yönetimi tarafından radikal grupların varlığından dolayı bazı şikâyetler var. Şam yönetimine muhalefet eden grupların da rejimin saldırısından dolayı şikâyetleri var. Yani her iki taraftan da çeşitli konularda rahatsızlık var. Ama görünen o ki, şu ana kadar ciddi sorunların olmadığı, biraz Rusya’nın inisiyatifiyle- Rusya bazı şeyleri tolere ederek veya görmemezlikten gelerek- bu çatışmasızlık sürecini devam ettirdiği görülüyor. Suriye’deki gelişmelerde ana aktör Rusya. Türiye orada inisiyatif aldı. Rusya’nın onayıyla Afrin’e girildi. Rusya’nın desteği ile Türkiye Afrin’i elinde tutuyor. Mevcut durumlar biraz Rusya’nın tutumuna bağlı. Rusya’nın politikasını biraz kestirmek güç. Öncellikle kendi çıkarları, ikinci olarak da Esad rejiminin çıkarları. Görünen şey İdlib’dekidurumun Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği. Ama bu durumda değişiklik olduğunda veya ilerde bazı şartların değiştiği gördüğünde, Rusya’nın tutumu da değişebilir, daha sert bir tutum da alabilir. Askeri opsiyonları devreye sokabilir. Ama şuanda görünen şu ki çatışmasızlık sürecinin birçok çevrenin rahatsızlığına rağmen işliyor olması… | @iznews agency

 

Son Haberler

Hakan Fidan, Mısır’ı ziyaret edecek: Sisi ve üst düzey isimlerle görüşecek

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 13-14 Ağustos tarihlerinde Mısır'a ziyarette bulunacak. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, ziyaret kapsamında Bakan Fidan ile Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati eş başkanlığında Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu (OPG) İkinci Toplantısı düzenlenecek. İlgili kurumlardan yetkililerin de katılımıyla yapılacak toplantıda, 4 Şubat'ta iki ülke cumhurbaşkanlarının eş başkanlıklarında Kahire'de düzenlenen Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDSK) İkinci Toplantısı'nın sonuçları ile 2028'de Türkiye'de tertiplenmesi öngörülen YDSK Üçüncü Toplantısı'nın hazırlıkları ele alınacak. Bakan Fidan'ın ziyaret kapsamında ayrıca, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi tarafından kabul edilmesi ve üst düzey Mısırlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirmesi öngörülüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ziyaret kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerde Türkiye-Mısır ilişkilerini siyasi, ekonomik, ticari ve askeri boyutlar başta olmak üzere kapsamlı şekilde ele alması, müzakereleri devam eden anlaşmaların güncel durumunu gözden geçirmesi, ikili ticaret hacminin 15 milyar dolar seviyesine çıkarılması yönündeki ortak hedef doğrultusunda, ilgili kurum ve kuruluşların yanı sıra iş çevreleri arasında temasların yoğunlaştırılmasına ve karşılıklı yatırımların teşvikine yönelik iradeyi teyit etmesi bekleniyor.

Mısır neden Mekke Anlaşması’nda yok?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın Mekke'de imzaladığı ortak savunma...

PJAK’la saldırılar tırmanırken İranlı Kürtleri Tahran’la iş birliğine karşı uyardı

Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Rojhılatlı Kürtleri İran Devrim Muhafızları Ordusu ile iş birliği yapmamaları konusunda uyararak, haziran ayında Mahabad yakınlarında 4 PJAK savaşçısının öldürülmesine yardım etmekle suçlanan bir kişinin "cezalandırıldığını" duyurdu. PJAK’ın silahlı kanadı YRK tarafından yapılan açıklamada, 28 Haziran’da Mahabad yakınlarında 4 savaşçının ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin yürütülen soruşturmanın, yerel Kürt işbirlikçilerin Devrim Muhafızları’na birliğin yerini tespit etmede yardım ettiği sonucuna vardığı belirtildi.Açıklamada, olaya karıştığı iddia edilen Ömer Dehkan isimli şahsın kimliğinin tespit edildiği ve savaşçılar tarafından "cezalandırıldığı" ifade edildi. PJAK, başka isimlerin de tespit edildiğini ve bu kişilerin de hedef alınacağını belirtti. Söz konusu iddialar bağımsız kaynaklarca henüz doğrulanmadı. Grup, İran güvenlik güçleriyle ortak hareket eden Kürtlere de Tahran ile iş birliğini durdurma ve halklarının "saflarına geri dönme" çağrısında bulundu. Saldırılar düzenledi Bu uyarı, Tahran ile İranlı Kürt muhalif gruplar arasındaki gerilimin tırmandığı bir dönemde geldi. İran; dün ve bugün Erbil yakınlarındaki Komala ve İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP) hedeflerine yönelik füze ve İHA kullandığı saldırılar düzenledi. Bu saldırılar, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İran savaşından bu yana yoğunlaşan gerilimin bir parçası aynı zamanda. PJAK’a göre, 28 Haziran’da Mahabad yakınlarındaki çatışmada Zarin Akbaş, Parasto Safeypur, Halil Çiçek ve Resul Yeganeh isimli YRK savaşçıları hayatını kaybetti. PKK’ın uyarısı, Kürt bölgelerindeki İran güvenlik personeline ve yerel işbirlikçilere yönelik silahlı saldırıların arttığı bir sürece denk geliyor. 29 Haziran’da Besic milislerinin Kürt üyeleri Halid Halidiniya ve Burhan Karisani, Paveh’teki evlerinin önünde vurularak öldürülmüştü. Halidiniya, Kürt aktivistler tarafından 2022'deki "Kadın, Yaşam, Özgürlük" protestolarının şiddetle bastırılmasına katılmakla suçlanıyordu. Son haftalarda birçok kişi öldürüldü İran medyası ve Kürt muhalif kaynaklarına göre, son haftalarda İran güvenlik güçleriyle iş birliği yapmakla suçlanan yaklaşık 6 kişi öldürüldü. Kürt aktivistler ve hak grupları, devletin yerel topluluklara sızmakta zorlandığı bölgelerde bu tür devşirme faaliyetlerinin özellikle önemli olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda İran, Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarını da artırdı. Bu sabah, Erbil'in yaklaşık 90 kilometre kuzeydoğusundaki Alana Vadisi'ndeki bölgelere isabet eden füze ve İHA’lar, Komala ve İKDP mevzilerini hedef aldı. Bir gün önce de aynı bölgedeki Komala mevzilerine isabet eden İran füzeleri iki savaşçıyı hafif yaralamıştı. Komala, savaşın başlangıcından bu yana 102’den fazla İran füzesi ve İHA’sının mevzilerini hedef aldığını, temmuz ayı ortasında ise Süleymaniye yakınlarındaki karargahına düzenlenen saldırıda dokuz üyesinin öldüğünü açıkladı. İran’ın Kürdistanı Bölgesi’ndeki Kürt muhalif gruplara yönelik yoğunlaşan saldırıları ile İran’ın batısındaki gerilla faaliyetlerinin birleşimi, genişleyen bir çatışma olasılığını artırıyor. PJAK’ın son açıklaması, grubun Tahran’ın savaşçılarını takip etmek için güvendiği yerel istihbarat ağlarını caydırmaya çalıştığını ve DMO’ya yardım etmekle suçlanan Kürtlerin bizzat hedef haline gelebileceği uyarısında bulunduğunu gösteriyor.

Haseke Valisi Ahmed’den Kamışlo açıklaması: Güvenliğimiz kırmızı çizgimizdir

Haseke Valisi Nureddin Ahmed, Kamışlo kırsalında Suriye ordusuna ait bir askeri noktayı hedef alan ve can kayıplarına yol açan saldırıyı sert bir dille kınadı. Haseke Valisi Nureddin Ahmed, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bölgedeki son güvenlik durumuna ilişkin önemli mesajlar verdi. Vali Ahmed, Kamışlo kırsalında ordu noktasına düzenlenen saldırı sonucunda iki askerin hayatını kaybettiğini, iki askerin ise yaralandığını duyurdu. Saldırıyı en sert şekilde kınadığını belirten Vali Ahmed, hayatını kaybeden askerlerin ailelerine ve silah arkadaşlarına başsağlığı dileklerini iletirken, yaralılara acil şifalar diledi. Vali Ahmed, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Haseke vilayetinin güvenliği, istikrarı ve vatandaşlarımızın selameti bizim için kırmızı çizgidir. Yetkili birimler, bu saldırının tüm ayrıntılarını ortaya çıkarmak ve sorumlulardan hesap sormak üzere kararlılıkla çalışacaktır." Ne olmuştu? Kamışlo'nun Tewîl Herbê köyünde Suriye Savunma Bakanlığı'na bağlı 60. Tugay'ın bir askeri noktasına dün saldırı düzenlendi. Rûdaw muhabiri Viviyan Fetah, motosikletli bir kişinin askeri bir noktaya bomba attığını bildirdi. Söz konusu tugayın büyük çoğunluğunun DSG’nin entegrasyonu sonrası Kürtlerden oluştuğu belirtildi. Kamışlo Bölge Müdürü Cihan Hesam, saldırıya ilişkin bir açıklama yayımladı. Cihan Hesam, saldırıda 2 Kürt askerin hayatını kaybettiğini, 2 askerin de yaralandığını belirtti. Hesam, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Kamışlo kırsalında Suriye ordusuna ait bir noktaya yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı sonucu 2 askerin şehit olduğu ve 2 askerin de yaralandığı haberini büyük bir üzüntüyle aldık. Kurbanların ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara ise acil şifalar diliyoruz." Hayatını kaybeden askerlerden Arteş’in ablası Rûdaw’a yaptığı açıklamada “Kardeşim 13 yıldır tüm zorlu cephelerde savaştı. Keşke cephede düşmanla çatışmada, ya da devrim sürecinde şehit olsaydı. İhanet eliyle değil. Ben de bir şehit anasıyım. Yeğenlerim şehit. Ama en çok zoruma giden Arapların eliyle, ihanetle olması. Nereye kadar! Yeter artık. Yöneticilerimiz koltuk peşinde” dedi. Hayatını kaybeden Arteş isimli savaşçının evli ve 1,5 yaşında bir çocuk sahibi olduğu öğrenildi.

PKK’den ilk yorum: Çerçeve Yasa bir başlangıçtır, bundan sonra demokratikleşme adımları atılmalı

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Çerçeve Yasa’nın Meclis’ten geçmesinin ardından yaptığı değerlendirmede, yasanın Kürt sorununu çözen bir düzenleme olmadığını ancak çözüm sürecinin hukuki ve siyasi zemine taşınması açısından “bir başlangıç” olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Yasanın dilini ve Kürt sorununa doğrudan atıf yapılmamasını eleştiren Karasu, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünün yasada belirtilmemesinin de önemli bir eksiklik olduğunu savundu. Karasu, bundan sonraki aşamada demokratikleşme adımlarının atılması gerektiğini belirterek, “Bu sürece seyirci kalınmamalıdır, bu sürece müdahil olunmalıdır” dedi. PKK’nin üst yapılanması KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karası Medya Haber'de yayınlanan özel bir programda Meclis’ten geçen Çerçeve Yasa’ya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Bir buçuk yıl sonra çıktı” Çerçeve Yasa’nın uzun süre beklendiğini belirten Karasu, yasanın gecikmeli olarak Meclis’e geldiğini söyledi. Sürecin 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile başladığını hatırlatan Karasu, aradan geçen sürede yasanın hazırlanabileceğini ifade etti. Karasu şöyle konuştu: “Aslında çok gecikmiş bir yasa. Süreci 27 Şubat 2025'te başlatsak bile -Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yaptı- o günden bugüne bir buçuk yıl geçti. Böyle bir yasa rahatlıkla çıkarılabilirdi.” Yasanın gecikmesini iktidarın demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda yeterince hazırlıklı olmamasının göstergesi olarak değerlendiren Karasu, buna rağmen yasanın önemli olduğunu belirtti: “Bir buçuk yıl sonra çıktı. Bu yasa tabii şu an anlamda önemlidir, eleştirilecek çok yanı vardır ama bir kulvara girilmiştir.” Karasu, yasayı Kürt sorununun çatışmasızlık temelinde demokratik ve siyasi yollarla çözümünün başlangıcı olarak gördüklerini söyledi. “Bu yasayı böyle hukuki ve siyasi çözüm, siyasi sürece girmenin bir başlangıcı olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada bir adım atılmıştır.” “Kürt sorununu çözen bir yasa değil” Yasanın mevcut haliyle Kürt sorununu çözmediğini vurgulayan Karasu, buna rağmen sürecin ilerletilmesi gerektiğini söyledi. “Önderliğin dediği gibi ‘bin kilometre bir adımla başlar.’ Böyle değerlendiriyoruz. Yoksa bu yasa Kürt sorununu çözen, çözüm getiren bir yasa değil. Ama hedefi, amacı o olan bir yaklaşımın ilk adımı olarak değerlendirmek gerekiyor.” Karasu, yasanın Kürt sorunundan söz etmemesini ve Kürtlerin yaşadığı sorunun çözümüne ilişkin açık bir çerçeve ortaya koymamasını ise önemli bir eksiklik olarak değerlendirdi. “Kürt sorunundan söz etmemesi, Kürt sorununun çözümünü ortaya koyan, Kürt gerçeğini ortaya koyan bir yasa olmaması tabii ki önemli bir eksikliktir.” Bundan sonraki sürecin nasıl ilerleyeceğinin belirleyici olacağını ifade eden Karasu, kendi tutumlarının süreci ilerletmek yönünde olduğunu söyledi: “Biz kesinlikle bu süreci başarıya götürmek istiyoruz. İrademiz bu yöndedir. Devletin yaklaşımı şöyledir, böyledir değerlendirilebilir. Değerlendiriyoruz zaten. Ama bizim açımızdan yasa gerçekleşti. Biz bundan sonra önümüze bakacağız.” “Barış önce dille başlar” Karasu, Çerçeve Yasa’nın diline ilişkin de eleştiriler yöneltti. Barış sürecinde kullanılan dilin önemine dikkat çeken Karasu, mevcut yaklaşımın değişmesi gerektiğini söyledi. “Barış ilk önce dille başlar. Bu önemlidir. Bu 100 yıllık bir sorundur. Evet, 50 yıllık bizim öncülük ettiğimiz mücadele var. 50 yıllık bir çatışma var. Fakat bu sorun 100 yıllıktır.” Karasu, tarafların bir yandan barış için görüşürken diğer yandan eski çatışma döneminin ifadelerini kullanmasının doğru olmadığını savundu. “Dil değişmeden, üslup değişmeden, yaklaşım değişmeden barışı gerçekleştirmek mümkün değildir. Hem barış için oturacağız, konuşacağız, görüşeceğiz hem de dilimizi buna göre ayarlamayacağız. Bu doğru değil tabii.” Yasada “Kürt” kavramının kullanılmamasını da eleştiren Karasu, demokratikleşmeye ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamasının da eksiklik olduğunu söyledi. “Özellikle bu yasanın hiç Kürt kavramını kullanmaması, yine daha sonra atılacak adımlar konusunda bir gönderme yapmaması, bir belirleme yapmaması, demokratikleşmeden söz etmemesi gerçekten eleştiri konusudur.” “Sorunu sadece silah bırakmaya indirgemek yanlış” Karasu, Çerçeve Yasa’nın süreci yalnızca silah bırakma ekseninde ele almasını da eleştirdi. Kürt sorununun yüz yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirten Karasu, sorunun nedenlerinin göz ardı edilmesi halinde kalıcı bir çözümün mümkün olmayacağını söyledi. “Sorunu sadece silah bırakmayı indirgemek, sanki silah bırakıldığında her şey hallolacakmış gibi yaklaşmak, sonra yetersiz yaklaşsın. Nedenlerini görmemek, nedenlerini doğru görmeden hiçbir sorun çözülemez.” Bu nedenle yasanın yalnızca silahsızlanmaya endekslenmesini yeterli bulmadıklarını belirten Karasu, bunun gelecekteki siyasi yaklaşımları da etkileyebileceğini söyledi. “Biz böyle bu yasanın sadece silah bırakmaya endeksli bir biçimde hazırlanmasını tabii yeterli görmedik. Çünkü bunu şunun için yeterli görmüyoruz. Daha sonraki yaklaşımları, daha sonraki politikaları da etkileyecek bir durumdur.” “Önder Apo’nun konumunun belli olması gerekiyor” Karasu, yasanın en önemli eksikliklerinden birinin Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünün açık biçimde düzenlenmemesi olduğunu savundu. Devlet Bahçeli’nin daha önce silahlı mücadelenin sonlandırılması ve örgütün feshedilmesi halinde “Umut Hakkı”ndan yararlanılması yönünde açıklamalar yaptığını hatırlatan Karasu, bu konunun yasada yer almamasını eleştirdi. “Şimdi böyle bir söz söylendi. Bu bir taahhüttür.” Öcalan’ın sürecin başlamasında ve ilerlemesinde belirleyici bir rol oynadığını savunan Karasu, şöyle devam etti: “Bu süreci başlatan Önder Apo. Devlet Bahçeli’ye Önder Apo cevap verdi. Barış ve Demokratik Toplum çağrısını Önder Apo yaptı. Hukuki ve siyasi zemine çekebilirim çatışma durumunu bunları Önder Apo söyledi ve gereklerini de yerine getirdi.” Karasu, bu nedenle Öcalan’ın rolünün yasada açıkça belirtilmesi gerektiğini söyledi: “Bu yasada Önder Apo’nun konumunun belirtilmemesi bir eksikliktir.” “Önder Apo bu işin merkezinde olmazsa süreç ilerlemez” Karasu, Öcalan’ın yalnızca gazeteciler ve siyasetçilerle görüşmesinin yeterli olmayacağını, süreçte etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini savundu. “Önder Apo bu işin merkezinde olmazsa bu sürecin yönetilmesinde, yönlendirilmesinde rol oynamazsa o yasada belirtilenleri gerçekleştirmek mümkün değildir.” Öcalan’ın sürecin yönetilmesi ve yönlendirilmesinde rol almasının gerekli olduğunu belirten Karasu, bunun yalnızca bir kişiyi değil, geniş bir topluluğu ilgilendirdiğini ifade etti. “Çünkü bu durum bir kişiyi ilgilendirmiyor ki. Bir toplumu ilgilendiriyor. Binlerce savaşçıyı ilgilendiriyor. Binlerce kadroyu ilgilendiriyor.” Karasu, Öcalan’ın süreçteki konumunun hukuki bir karşılığının olması gerektiğini de söyledi: “Sadece birkaç görüşme yaptırmakla olmaz. Önder Apo’nun konumunun belli olması ve Önder Apo’nun çalışması gerekiyor. Çalışmasının da bir sonucunun olması gerekiyor. Bir hukuki sonucunun olması gerekiyor.” Karasu, Öcalan’ın sürece dahil olmaması halinde yasanın işlevsiz kalacağını ileri sürdü: “Önder Apo’nun devreye girmediği bir yasa açık söyleyelim kadük kalır.” “Demokratikleşme olmadan süreç ilerleyemez” Çerçeve Yasa’nın gerçek anlamına kavuşması için bundan sonraki adımların demokratikleşme yönünde olması gerektiğini belirten Karasu, silahların yerine demokratik siyasetin geçebilmesinin ancak demokratik bir zeminin oluşturulmasıyla mümkün olacağını söyledi. “Demokratik siyasal mücadele içine girmek de, demokratik siyasal çözüm de neyle gerçekleşecektir? Demokratikleşmeyle gerçekleşecektir.” Karasu, özellikle düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün genişletilmesi gerektiğini ifade etti: “Demokratikleşme adımları olmadan nasıl demokratik siyaset yapılacak? Nasıl silahların yerine demokratik siyaset devreye girecek? Demokratik siyasetin devreye girmesinin yolu demokratikleşme. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğüdür.” Kürt sorununun çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu savunan Karasu, geçmişte uygulanan politikaların sorunun çözümünü engellediğini söyledi. “Bu sürece seyirci kalınmamalıdır” Karasu, son olarak sürecin yalnızca iktidarın atacağı adımlara bırakılmaması gerektiğini belirterek demokratik güçlerin ve toplumun sürece müdahil olması çağrısında bulundu. “Biz bu konuda kararlıyız, bunun olabileceğine inanıyoruz. Türkiye toplumu ihtiyacı bu. Türkiye halkı demokratikleşme istiyor.” Sürecin ilerlemesi için toplumsal ve siyasi bir mücadelenin yürütülmesi gerektiğini ifade eden Karasu, şöyle konuştu: “Demokrasi güçlerinin, Kürt halkının, herkesin bu mücadele içine girmesi gerekiyor. Bu yönüyle iktidarı, devleti etkileyecek bir mücadele içinde, örgütlenme içinde olması gerekiyor.” Karasu, Çerçeve Yasa’nın hayata geçirilmesinin toplumun sürece katılımıyla mümkün olacağını savunarak sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Bu sürece seyirci kalınmamalıdır, bu sürece müdahil olunmalıdır. Halk ve demokrasi güçleri bu sürece müdahil olursa o zaman bu yasanın pratikleşmesi, bu süreç içindebir buçuk, iki yılda yapılan tartışmalar çerçevesinde düşünülen, tartışılan demokratik Türkiye hedefine böyle ulaşılabilir.”

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

Çerçeve yasa kanunlaştı: Partilerin oy dağılımı belli oldu

TBMM Genel Kurulunda kabul edilen tarihi düzenleme, 31 milletvekilinin katılmadığı oylamada 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla yasalaştı. Oylamaya YENİ Parti'deki 54 ret oyuyla yaşanan çatlak, İYİ Parti'nin tam kadro "ret" kararı ve CHP'de çıkan ikinci hayır oyu damga vurdu. DEM Parti ve PKK’nin “Demokratik Entegrasyon” iktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı sürecin yasal altyapısını oluşturan düzenleme TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. ''Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'' oylama sonrası gözler partilerin oy dağılımına çevrildi. Açık oylamanın kesin sonuçlarına göre yasa; 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla Meclis'ten geçti. 12 saatlik maraton oylama ile sonuçlandı TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanvekili Celal Adan başkanlığında dün saat 11.00’de toplanarak kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak bilinen düzenlemeyi masaya yatırdı. Yaklaşık 12 saat süren yoğun mesai boyunca kanun teklifinin maddeleri tek tek ele alınarak detaylıca görüşüldü. Görüşmelerin tamamlanmasıyla birlikte geçilen tarihi oylamada düzenleme; 467 "kabul", 87 "ret" ve 7 "çekimser" oyla kabul edilerek yasalaştı. 31 milletvekilinin oylamaya katılmadığı görüldü. AK Parti'den oylamaya katılmayan isimler Oylama sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte iktidar partisindeki katılım tablosu dikkat çekti. AK Parti grubundan 8 milletvekilinin Genel Kurul'daki oylamada yer almadığı görüldü. Oylamaya katılmayan isimler Tuğrul Türkeş, Kürşad Zorlu, İsmail Emrah Karayel, Ahmet Ersagun Yücel, Sami Çakır, Tahir Akyürek, Bülent Tüfenkçi ve Lütfi Bayraktar olarak kayıtlara geçti. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise tüzük gereği yürüttüğü görevi nedeniyle oy kullanmayan bir diğer isim oldu. YENİ Parti'de serbest oy çatlağı: 54 ret Oylamada en belirgin oy ayrışması YENİ Parti grubunda yaşandı. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in, parti yöneticileriyle birlikte "evet" oyu vereceklerini ancak milletvekillerini serbest bıraktıklarını açıklamasının ardından sandıktan dikkat çeken bir tablo çıktı. Meclis grubunun serbest kalmasıyla YENİ Parti’nin 91 milletvekilinden aralarında Veli Ağbaba, Mahmut Tanal ve Cemal Enginyurt gibi isimlerin olduğu tam 54 vekil ret oyu kullandı. Partide evet oyu veren milletvekili sayısı 35'de kalırken, 2 milletvekili de oylamaya katılmadı. CHP’de red oyu veren ikinci isim merak konusu CHP grubunda ise oy dağılımı 29 kabul ve 2 ret şeklinde gerçekleşti. Oylama öncesinde yasaya "hayır" diyeceğini açıkça ilan eden İstanbul Milletvekili İlhan Kesici’nin dışındaki diğer ret oyunun kime ait olduğu merak konusu oldu. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Tereddütsüz destek" mesajına rağmen 14 CHP'li vekilin oylamaya katılmaması ise dikkat çekti. En çok fire CHP’den: On dört vekil katılmadı Meclis Genel Kurulu'ndaki oylamada devamsızlık sayısının en yüksek olduğu parti Cumhuriyet Halk Partisi oldu. On dört milletvekili açık oylamada oy kullanmazken, bu isimler Mustafa Adıgüzel, Türker Ateş, İlhami Özcan Aygun, Aysu Bankoğlu, Tahsin Becan, Gülizar Biçer Karaca, Vecdi Gündoğdu, Ömer Fethi Gürer, Mehmet Güzelsmansur, Selma Aliye Kavaf, Serkan Sarı, Ahmet Baran Yazgan, Nermin Yıldırım Kara ve Nurten Yontar olarak sıralandı. Milliyetçi Hareket Partisi'nde ise TBMM Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Celal Adan ile Devlet Bahçeli'nin eski yardımcısı İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter oylamaya katılmayan isimler arasında yer aldı.  İYİ Parti fire vermedi Düzenlemeye baştan beri sert muhalefet yürüten İYİ Parti, oylamada tam kadro blok hareket etti. Parti grubundaki 29 milletvekilinin tamamı ret oyu kullanırken, hiç kabul oyu çıkmadı. İYİ Parti'den oylamaya katılmayan vekil de olmadı. Oylamada ayrıca 1 bağımsız milletvekili ile 1 Demokrat Parti milletvekili de ret oyu kullandı. Diğer partilerdeki devamsızlıklar Oylamaya iştirak etmeyen vekiller diğer partilerde de gözlemlendi. Yeni Parti sıralarında Ulaş Karasu ve Gamze Taşcıer oturumda yer almazken, Yeni Yol Grubu'ndan İdris Şahin de oylamaya katılmadı. Bağımsız milletvekillerinden Adnan Beker ile ilerleyen günlerde AK Parti'ye geçmesi beklenen Ümit Dikbayır ve DEM Parti'den bazı vekiller de oylamada oy kullanmayan isimler listesine dahil oldu.  Partilere göre oy dağılımı netleşti 31 vekilin katılmadığı oylama sonucunda rakamlar 467 kabul, 87 ret, 7 çekimser olarak kayıtlara girdi. Meclis Genel Kurulu'ndaki oylamanın partilere göre dağılımı da tamamen belli oldu. İktidar partisi AK Parti 268 kabul oyu verirken, 9 fire verdi. Yeni Parti grubunda ise 35 milletvekili kabul, 54 milletvekili ret oyu kullanırken, 22 milletvekili oylamaya katılmadı. DEM Parti grubundan 55 kabul oyu çıkarken 2 milletvekili oylamada yer almadı. MHP'de 44 milletvekili kabul oyu kullandı, 2 milletvekili oylamaya katılmadı. Grup kararı olmadan oylamaya katılan CHP'de 29 milletvekili kabul, 2 milletvekili ret yönünde oy kullandı, 14 milletvekili ise oylamaya katılmadı. İYİ Parti 29 fire vermeden blok halinde ret oyu verdi. Yeni Yol Partisi'nden 16 kabul, 3 çekimser oy çıkarken 1 milletvekili oylamaya katılmadı. Bağımsız milletvekillerinden 7'si kabul, 1'i ret oyu verdi. Hür Dava Partisi 4 kabul, TİP 3 kabul, Demokratik Bölgeler Partisi 2 kabul, Emek Partisi 2 kabul, DSP 1 kabul ve Saadet Partisi 1 kabul oyuyla teklife destek verdi. Yeniden Refah Partisi 4 milletvekiliyle çekimser kalırken, Demokrat Parti ise 1 ret oyu kullandı. Parti başkanları da oy kullandı AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkanvekili Efkan Ala, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, TİP Genel Başkanı Erkan Baş da oylamaya katılarak oy kullandı.

Türkiye Gündemi

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye’nin beklediği tarihî kanun teklifinin tam metni!

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye'nin beklediği tarihî kanun teklifinin...

Çerçeve Yasa teklifine ilk imzayı Devlet Bahçeli attı

Süreç kapsamında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adıyla 51...

DEM Parti MYK, ‘çerçeve yasa’ gündemiyle olağanüstü toplanıyor

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında TBMM'ye sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifini değerlendirmek üzere bugün olağanüstü toplanacak. Toplantıda, sürecin geldiği aşama, yasa teklifinin içeriği ve partinin izleyeceği yol haritası ele alınacak. DEM Parti MYK, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında bugün parti genel merkezinde bir araya gelecek. Normal şartlarda 12 Ağustos'ta yapılması planlanan MYK toplantısı, TBMM'de "çerçeve yasa" hazırlıklarında gelinen son aşama nedeniyle erkene alındı. Çerçeve yasa ve Meclis takvimi masada Toplantının ana gündemini, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ve bu hafta TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen "çerçeve yasa" teklifi oluşturacak. MYK'da, süreçte gelinen son durumun yanı sıra teklifin Meclis'teki görüşülme takvimi, Adalet Komisyonu ve Genel Kurul aşamaları değerlendirilecek. Ayrıca teklif kapsamında gündeme gelen denetimli serbestlik düzenlemeleri ile Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde yer alan "hak yoksunluğu" hükümlerine ilişkin tartışmalar ve DEM Parti'nin bu konulardaki yaklaşımı ele alınacak. Toplantıda, DEM Parti'nin 20 Eylül'de yapılması planlanan 5. Olağan Büyük Kongresi'ne yönelik hazırlıkların da görüşülmesi bekleniyor. AK Parti teklifi imzaya açtı Bilindiği gibi AK Parti, "çerçeve kanun" teklifini dün milletvekillerinin imzasına açtı. Milletvekillerinden teklifi bugün saat 17.00'ye kadar imzalamaları istendi. Teklif öncesinde AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, HÜDA PAR, DEM Parti ve MHP temsilcileriyle bir araya gelerek düzenlemenin içeriğine ilişkin bilgi verdi. Görüşmeye HÜDA PAR milletvekilleri Şehzade Demir ve Serkan Ramanlı, DEM Parti'den Öztürk Türkdoğan, Faik Özgür Erol, Meral Danış Beştaş ve Nevroz Uysal Aslan ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız katıldı. Son görüşmeler yapıldı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, 3 Ağustos'ta AK Parti Grup Başkanvekili Efkan Ala, Grup Başkanı Abdullah Güler ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile "çerçeve yasa" taslağını değerlendirdi. Haberde, görüşmenin bir bölümüne DEM Parti İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ın da katıldığı, toplantılarda taslak metne ilişkin son değerlendirmelerin yapıldığı aktarıldı. Teklifin bu hafta Meclis'e sunulması bekleniyor Siyasi partilerle yürütülen temasların tamamlanmasının ardından teklifin çarşamba günü TBMM Başkanlığı'na sunulması bekleniyor. Teklifin, Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerin ardından bu hafta Genel Kurul gündemine alınması hedefleniyor. Bu kapsamda bugün yapılacak Danışma Kurulu toplantısında siyasi partiler arasında uzlaşma zemini aranacağı belirtiliyor.