2 Ekim 2026
14.8 C
İstanbul

Fidan: Amerikalılar ile en çok YPG ve Suriye konusunu konuşuyoruz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldığı Ülke TV canlı yayınında gündemi değerlendirdi ve soruları yanıtladı.

“Suriye meselesini çok ciddi yürütüyoruz”

Fidan, Şam yönetimiyle yoğun temas halinde olunduğunu belirterek, iki ülke arasında yapılan üst düzey ziyaretleri anlattı.

“Suriye meselesini çok ciddi yürütüyoruz. Cumhurbaşkanımızın o konuda ilk günden itibaren koyduğu bir yapısal konu var. Birincisi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Bey başkanlığında yürüyen ilgili bakanlıkların katılımıyla kurulu bir üst strateji kurulu var. Suriye’ye yönelik mevzuların bir an önce götürülmesi. Bu mültecilerle ilgili konu, alanda konu, enerji konusu, ticaret konusu, gümrük kapıları konusu, yardımlar konusu, çok detay isteyen konu var.” diyen Fidan, bunun yanı sıra Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz’ın koordinatörlüğünde teknik koordinasyon komitesi olduğunu hatırlattı.

Fidan, Suriye’de devlet kurumlarının ve kurumsal kapasitelerin çok yeni olduğunu ve bunun inşa edilmesi gerektiğini belirterek, şunları aktardı:

“Sizin istediğiniz profesyonellikte, sizinle işbirliği, muhataplığı içerisine giremeyebilir. Bunu da normal kabul etmek gerekiyor. Bazı yerlerde onu da biz kendi üstümüze alıyoruz ama günün sonunda Türkiye-Suriye ilişkileri, Türkiye’nin Suriye merkezli konularda başka ülkelerle ilişkileri çok planlı ve sistemli şekilde gidiyor.”

“YPG filan daha kastetmeden söylüyorum”

Suriye’deki merkezi idarenin otorite tesisinin ne aşamada olduğuna yönelik soruya Fidan, “Çok yakından takip ettiğimiz bir konu. Şimdi birinci büyük proje, ülkedeki silahlı grupların tek bir silahlı kuvvetlerin yapısı altında toplanması. Ben, YPG filan daha kastetmeden söylüyorum. Direniş grupları, muhalif gruplar, ayrı ayrı silahlı gruplar kuzeyde, güneyde. Şimdi burada büyük bir geçiş, büyük ölçüde sağlandı.” yanıtını verdi.

Fidan, detaylar olduğuna ve onların yürütülmesi gerektiğine işaret ederek, genel mutabakatın ve kabulün sağlanmasının önemli olduğunu vurguladı.

“YPG 10 Mart anlaşmasında frene bastı”

Suriye’de işlerin iyi yönde gittiği sırada Lazkiye’de, Süveyda’da olaylar çıktığını hatırlatan Fidan, “YPG, 10 Mart anlaşmasından geri adım atan bir frene basma ameliyesine girdi ve kurumsal kapasite inşası, ülke normalleşmesi faaliyetleri bir an için inkıtaya uğrayıp sistem bütün ağırlığını ve dikkatini bu ortaya çıkan kriz alanlarına odaklandırdı.” diye konuştu.

“En büyük risk, İsrail yayılmacılığının Suriye üzerinden devam etme riski”

Kriz alanlarının iyi yönetilmesi gerektiğini ve bu konuda ciddi mesafeler alındığını vurgulayan Fidan, “En büyük risk, İsrail yayılmacılığının Suriye üzerinden devam etme riski; en fazla konuştuğumuz, istişare ettiğimiz, Amerikalılarla da görüştüğümüz konu, bu konu. İsrail’in şundan vazgeçmesi gerekiyor. Onu anlatmak gerekiyor onlara, onunla biraz meşgulüz, dolaylı veya direk yollarla. Kendisine komşu ülkeleri zayıf, bölünmüş bırakarak, başkasının güvensizliği ve zayıflığı üzerinden güvenlik üretmek çok riskli ve tehlikeli bir strateji. Şu ana kadar devam ettikleri bu, onların dünyasında.” dedi.

Bakan Fidan, Mısır ve Ürdün’de bunların olduğunu ancak Türkiye’ye uzakta olduğu için Türkiye’nin birinci dereceden müdahil olma durumunda olmadığını kaydetti.

 “Suriye meselesi, birinci dereceden milli güvenlik meselesi”

Suriye meselesinin Türkiye için birinci dereceden milli güvenlik meselesi, fiziksel bir sorun olduğunun altını çizerek, şunları dile getirdi:

“Orada olan biten her şey benim buradaki toprak bütünlüğümle, vatandaşımın malıyla, canıyla, kanıyla alakalı bir konu. Devlet olarak bu sorumluluğu üstüme alıp ona göre davranmak zorundayım. Şimdi bunu bu şekilde sistematize ettiğiniz zaman ortaya koyduğunuz tavırlar da ona göre ister istemez gelişiyor. Bizim buradaki mesajımız çok net: Suriye, İsrail’de dahil kimseye tehdit olmasın ama hiç kimse de Suriye’ye tehdit olmasın. Herkes otursun, kendi sınırları neredeyse o sınırlar üzerinden kimse kimsenin sınırına, toprağına, işine gücüne karışmasın, hayatına devam etsin. Bizim istediğimiz bu. Ama sen, ‘Bunlar Sünni Arap Müslümanlar, biz bunların niyetini okuyoruz, 50 yıl geçtikten sonra bunlar güçlenirlerse, bana bilmem bir şey yapacaklar, onun için ben şimdiden bunları böleyim, parçalayayım, yutayım, kaos içerisinde bırakayım, sıkıntı üreteyim.’ diye bir güvenlik politikası geliştiriyorsan, bu çok tehlikeli politika.”

Bu politikadan sadece Suriye’nin etkilenmediğini, çevre ülkelerin de etkilendiğini anlatan Fidan, kriminal grupların da dini ögeleri kullanarak IŞİD maskesi altında ortaya çıkmasının ayrıca incelenmesi gerektiğini söyledi.

Fidan, gerekli görüşmelerin ve planlamaların yapıldığını aktararak, yakın zamanda ABD, Türkiye ve Suriye’nin üçlü toplantı yapmasının planlandığı bilgisini paylaştı.

 Suriye’ye geri dönen sığınmacılar

Suriye’ye geri dönen sığınmacıların sayısıyla ilgili soruya yanıt veren Fidan, “500 bine yakın mültecinin geri dönmesi söz konusu. Biz sınırdan gidenler üzerinden ölçüm yapıyoruz ama Suriye’ye geri dönüş sadece Türkiye üzerinden olmuyor. Başka ülkelerden de geri dönüşler var. Bir de Türkiye’den dönenlerin miktarı var, bir de Suriye’ye geri dönenlerin toplam miktarı var.” diye konuştu.

Fidan, Suriye’de istikrar ve güven devam ettikçe nüfusta artışın sürdüğünü belirterek, iş gücü ihtiyacının ortadan kalkması, ekonominin işlemesi, hayata geçmesi, fabrikaların çalışması, bürokrasinin çalışması için bu nüfusun dönmesine ihtiyaç olduğunu vurguladı.

 “Arapların olduğu bölgeden YPG’nin çekilmesi birinci öncelik”

Bakan Fidan, 10 Mart mutabakatına ilişkin soruya, “Nüfusu Arap olan yerlerden YPG’nin behemehal çekilmesi birinci öncelik, birinci aşamada olması gereken konu. Ama bu henüz hala hazırda uygulamaya başlanmış bir konu değil. Burada Arap aşiretlerinde de belli miktar zaten baştan beri bir rahatsızlık hep var. Herkes şu anda bu çözülecek diye bekliyor, çözülmemesi durumunda çok ciddi çatışmaların çıkacağını ön görmek aslında mümkün. Şu anda Arapların olduğu bölgeden YPG’nin çekilmesi birinci öncelik.” yanıtını verdi.

“Deyrizor’un devri söz konusu vardı”

Mevcut devam eden birtakım görüşmeler olduğunu ancak halihazırda bir içerik olmadığını ifade eden Fidan, şunları aktardı:

“Şimdi özellikle silahlı unsurların entegrasyonu konusundaki keyfiyet ne olacak konusu, kendi aralarında tartışılan bir konu. Deyrizor’un devri söz konusu vardı. Deyrizor’u biliyorsunuz, Arapların çoğunlukla yaşadığı bir yer. Deyrizor ve o vilayet etrafındaki diğer nahiyeler. Deyrizor’un da o konuda henüz bir kağıt üzerinde mutabık kalınmış değil. Burada YPG’nin maksimalist bir tutum içerisinde olduğunu görüyoruz. Bu işgalci tavrının, bu sömürgeci tavrının bir an önce ortadan kalkması gerekiyor.”

Mutabakatın olumsuz çıkması sonucunda Türkiye’nin olası tutumuna ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, Türkiye’nin Suriye ile bu konuda bir işbirliği içerisinde olduğunu hatırlattı.

“YPG, henüz Türkiye’nin milli güvenliği için tehdit olan unsurlardan vazgeçtiğine ilişkin deklarasyonda bulunmuş değil”

Fidan, “Amerikalı dostlarımızla da konuşuyoruz. Onlar biliyorsunuz YPG ile de konuşuyorlar. Her üç tarafla da konuştukça kim ne kadar rasyonel, kim ne kadar gayri rasyonel ve neyi ne kadar makul istiyor, ortaya çıkıyor. Biz bunu defaatle söyledik, bizim için sorun kendi milli güvenliğimizle alakalı bir sorun. YPG, henüz halihazırda Türkiye’nin milli güvenliği için tehdit olan unsurlardan vazgeçtiğine ilişkin bir deklarasyonda veya eylemde bulunmuş değil. Bunun da nasıl olacağına ilişkin bir şey yok.” dedi.

Bakan Fidan, Irak, İran kökenli PKK militanlarından nasıl kurtulunacağına ilişkin yol haritası, Türkiye’ye yönelik tünellerin, füze sistemlerinin, diğer başka unsurların ortadan kaldırılacağına ilişkin bir şey sunulmadığını vurguladı.

Trump yönetiminin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ı aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi olarak atadığını, Lübnan meselesiyle ilgilendiğini hatırlatan Fidan, Barrack’ın bölgede daha fazla özel temsilci rolü üstlendiğini belirtti.

Fidan, “Aslında Ankara üzerinden bölgeye yaklaşımı fevkalade önemli. Burada yürüyen çalışmalar var. Bir defa Trump yönetimi, Suriye’deki duruma, başka yerlerdeki durumlara olduğu gibi yeniden topyekun kendi Trump yönetimi yaklaşımını getirme peşinde, bunu görüyoruz. Bu oluşturulurken bizim ortaya koyduğumuz yapıcı tutum, tavır önemli” şeklinde konuştu.

PKK’den sadece Türkiye’nin etkilenmediğini, şu anda en az etkilenen ülke durumunda olduğunu, en fazla etkilenenin de bu virüsü taşıyan ülkeler olduğunu söyleyen Fidan, “Biz zamanında çok dedik bu PKK meselesini. ‘Bakın, bu adamlar virüs kardeşim. Türkiye güçlü bir ülke. Bizi biraz hafif ateşlendirir ama bu size girdi mi sizi öldürür. Kaldıramazsınız siz, siz zayıfsınız, imkanlarınız, bedeniniz, gücünüz zayıf, almayın bunu. Alırsanız ölürsünüz. Taşıyamazsınız. Bana hastalık bulaştıracağım diye kendin ölüyorsun kardeşim. O da ayrı bir stratejik zihniyet geriliği işte.” dedi.

Fidan, Erdoğan’ın liderliği olmasaydı Gazze ve Suriye dahil olmak üzere bölgedeki olumlu süreçlerin olduğu gibi ilerleyemeyeceğini belirterek, şunları söyledi:

“Halk meşruiyetine dayalı, arka arkaya seçim kazanarak son 23 yıldır kesintisiz, büyük bir nüfusu olan bir ülkenin meşru lideri olmak, seçilmiş lideri olmak ve bunu her 4 yılda bir, 5 yılda bir yenileyerek devam ettirmek ve bu kadar süre bu meşruiyetle gelmek ve bunu yaparken de içeride ve dışarıda ayağınıza çelme atmak için birçok operasyona muhatap olmanız, bunlarla mücadele etmeniz ve bunlardan da muzaffer olarak gelmeniz var. Tabii ki bunun sonunda aslında böyle bir başarı hikayesini bütün dünyadaki liderler hayal ediyorlar. Ama Allah bir tanesine nasip ediyor.”

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...