Çocukluğumun tek kanallı döneminde İran-Irak savaşını televizyondan takip ederdim. Savaş ile ilgili kim saldırmış, hangi tarafın kaç kaybı var gibi istatistiki bilgiler haberlerin ilk konusu olmaktaydı. Zaman geçti Körfez Savaşı’nda Birleşik Güçler’in Irak’ı modern silahlarla yok etmesini bu kez canlı ve renkli izlemeye başladık. Gazze’de ve Batı Şeria’da göstericilerin İsrail’in işgaline karşı taş, sopa ve molotof kokteyli saldırıları haberlerin en önemli konusu olurken Ortadoğu’da kan hiç durmadı.
2010 yılında Tunus’ta seyyar satıcılık yapan üniversite öğrencisi Muhammed Buazizi’nin zabıtalar tarafından tokatlanması üzerine kendisini yakması sonucu gösteriler kısa sürede ülkenin her tarafına yayılırken, daha sonra hızla Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye gibi yolsuzluk ve rüşvet batağına düşmüş ülkelere de sıçradı. Bernard Henry Levy’nin ‘Arap Baharı’ adını verdiği ayaklanmalarda uzun yıllar diktatörlükle yönetilen halklar, demokrasi ve daha çok özgürlük için sokaklara çıktılar/çıkarıldılar. Ayaklanmaların çıktığı ülkelerin diktatör yönetimleriyle de iyi anlaşan Batılı ortaklar halkın sokağa çıkmasıyla birlikte bir anda demokrasi havarisi kesildiler.
Vekalet savaşları ve ülke içindeki mezhep kavgaları Suriye halkına büyük bedeller ödetti ve ödetmeye devam ediyor. İç savaşta herkes kendini haklı görürken karşısındakileri dinlemeyi, müzakere etmeyi düşünmedi ya da gerek duymadı. Olan yine kadınlara ve çocuklara oldu. Kirli savaşın tüm sıkıntısını çeken, IŞİD’in barbarlığı karşısında topraklarını terk etmek zorunda kalan, terk edemeyip de IŞİD’in eline düşen Ezidi kadınların çığlıklarıyla Ege sahiline vuran Aylan bebeğin cansız vücudu bize insanlığımızı sorgulattı.
Bulunduğu konum, barındırdığı farklı etnik, dinsel mozaik, tarihsel birikimi ve uyguladığı aktif politika nedeniyle bölgede önemli bir aktör olan Suriye’nin yakın tarihine göz atacağız. Ortak kanıya göre modern Suriye tarihi Hafız Esad ile başlamaktadır. Özelde Esad ailesini incelerken genelde modern Suriye tarihinde gezineceğiz.
‘Şam-ı Şerif’
Büyük İskender’in ölümünden sonra, Anadolu’nun güney bölümünden başlayıp neredeyse Hindistan’a kadar bölümü alan General Selevkos’un soyundan gelenlere Selevkos ya da Suriyeli dendi. Tarih boyunca İbraniler, Asurlular, Babilliler, Persler, Yunanlar, Romalılar, Bizans, Emevîler, Abbâsîler, Eyyubiler, Selçuklular, Memlûklular ve Osmanlı Devleti tarafından yönetilen Suriye’nin başkenti Şam, Emeviler ve Memlûklulara başkentlik yapmıştı. 1516’da 1. Selim döneminde Osmanlı yönetimine geçen ve yaklaşık 400 yıl Osmanlı yönetiminde kalan Suriye’ye Osmanlılar Şam-ı Şerif derlerdi. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’a bırakılan Suriye’yi 1920’de Faysal’dan teslim alan Fransa, ülkedeki etnik ve mezhepsel farklılıkları körükleyerek Suriyelilerin kendine karşı birleşmesinin önüne geçerek böl-yönet politikasını uyguladı. Güçlü toprak sahipleriyle özellikle Sünni elitle çatışmak yerine onları kazanma politikası izleyerek varlığını korumaya çalıştı. Tüm bunlara rağmen Suriye toplumunda manda yönetimine karşı oluşan muhalif sesler II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle bağımsızlık mücadelesine dönüşerek 17 Nisan 1946’da Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla taçlandı.
1930 yılında Kuzeybatı Suriye’nin yoksul bölgesi Kardahar’da dünyaya gelen Hafız El Esad adlı çocuğun yoksulluk ve sefaletten kurtulma ümidi okula gitmekti. Yoksul olan bölgenin yeterince işlenecek toprağı da olmayınca zorunlu olarak şehre gidilirdi. Bölge halkından şehre gidenler hizmetçilik yaparlarken çocuklar Sünni ve Hristiyan zenginlerin hizmetine verilirdi ki hizmete verilen çocukların başlarına gelen olaylar yürek acısı olarak anılmaktadır. Fakir Alevilerin bu şartlardan kurtulma yolu ya okumak ya da orduya katılmaktı.
‘Erken kalkan darbe yapar’
Lazkiye’de ortaokula giden Hafız Esad ailede ilkokuldan sonra okuyan tek kişi idi. Sınıflarını başarı ile bitiren Esad, Hristiyan Mişel Eflak ve Sünni Salahattin El Bitar tarafından Şam’da kurulan, ‘Arap ulusu tek olduğu gibi ideolojisi de tek olmalıdır’ diyen ve her türlü yabancı sömürüsüne, iç çürümüşlüğe, yolsuzluğa ve halk düşmanlığına karşı başkaldırıyı temsil eden Baas Partisi’ne henüz 16 yaşında, Arap Cumhuriyeti’nin kurulduğu yılda yani 1946’da girdi. Bağımsızlıktan sonra 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulması tüm Arap dünyasında olduğu gibi Hafız Esad’da da travmaya yol açtı. İsrail karşıtlığı Hafız Esad’ın ve Suriye’nin temel politikası haline geldi. İsrail’e karşı topraklarının bir kısmını kaybeden Suriye’de Arap-İsrail sonrası mevcut yönetimlerin İsrail’e karşı sert olmaması bahane edilerek birbiri ardına darbeler olmaya başladı. Bağımsızlıktan sonra Suriye’nin ilk Cumhurbaşkanı Şükrü El Kuvvetli olurken 1949’da General Hüsnü El Zaim aynı yıl darbe yaparak yönetime el koydu. Aynı yıl başka bir General Sami Hannavi, el Zaim’i devirdi. Yılsonunda ise Edip Çiçekli darbe yaparak devlete el koydu.

Liseden sonra kırsaldan gelen pek çok genç gibi Hafız Esad’ın ailesinin üniversite öğrenimini karşılayacak gücü yoktu. Hafız Esad ve diğer alevi gençler için tek yol parasız eğitim ile askeri akademi idi. Akademide çocuklar lise üstü eğitim görebiliyorlardı. Ayrıca okula yazılır yazılmaz maaş bağlanıyor, günde üç öğün yemek, kıyafet ve silah veriliyordu. Hafız Esad 1951 yılında akademide havacılık bölümüne girdi. Başarılı bir öğrenci olan Hafız Esad, Sovyetler Birliği’ne savaş pilotu eğitimi için gönderildi. 1950’lerin sonunda fakir Alevi köylüsü çocuk artık usta bir pilotu. Hafız Esad askerlik görevinin yanı sıra Baas Partisi çalışmalarına katılmayı ihmal etmiyordu.
1955 yılında Süveyş Krizi’nin sonrası Nasır’ın Arapların tek bir devlet çatısı altında birleşmesi gerektiği yönündeki çağrısı Suriye’de de karşılığını buldu. Anti-emperyalist, ulusalcı, milliyetçi sol söylem yükselirken iktidarı darbe ile ele geçiren Şükrü el-Kuvvetli yönetimi Mısır ile birleşmek için yoğun bir çaba içine girdi.1958’de Nasır’ın başkanlığında Suriye ile Mısır’ı birleştiren ‘Birleşik Arap Cumhuriyeti’ kuruldu. Mısır ile Suriye gibi bölgenin iki güçlü devletinin birleşmesi birliğe girmek isteyenleri de birliği bozmak isteyenleri de harekete geçirmişti. Hafız Esad Mısır’a hayrandı, Arap birliğini destekliyordu. Ancak Mısır’ın birliğe hakim olmasından Nasır’ın Baas Partisini dağıtmak istemesinden de rahatsız oluyordu. Suriye’nin Moskova ile 1955 yılında imzaladığı silah alımı antlaşması dolayısı ile Batı ülkelerinin eleştirileri, Moskova’nın Şam’a verdiği destek ve Şam’ın komünist devlet nitelemesiyle karşı karşıya kalması bahanesiyle Nahlavi’nin ‘komünizmle mücadele’ kapsamında gerçekleştirdiği darbe sonucunda birlik dağıldı. Suriye tekrar istikrarsız bir döneme girerken Hafız Esad ve arkadaşları bu istikrarsız ortamdan yararlanarak bir darbeyle Baas Partisi’ni iktidara taşıdılar.
Darbe ile genç alevi subaylar iktidara gelmişti. Hafız Esad 33 yaşında hava kuvvetleri komutanı olurken kendisi gibi köylü olan Muhammet Umran ve Salah Cedid de bu grupta bulunuyordu. Devlet başkanının Sünni olmasına rağmen iktidar üç alevi genç; Umran, Cedid ve Esad’ın kontrolündeydi. Darbe ile iktidara gelen Baas Partisi büyük toprak sahiplerinin topraklarına el koyup dağıtmaya başlarken devlette etkin ailelerin üyelerini devlet memurluğundan çıkararak siyasal seçkinler sınıfını yeniden yapılandırmaya başladı. Partinin sosyalist bir boyuta sahip olması kırsaldaki insanlar ile orta sınıf kentlilerin (öğretmen, öğrenci, memur) partiye yönelmesini de beraberinde getirdi. Bu esnada parti içinde sivil kanat ile subaylar arasında anlaşmazlıklar baş göstermeye başladı. Subaylar parti içinde güçlenmeye başladıkça ayrılıklar ve çatışmalar da belirdi ve iki taraf da birbirini ‘parti ilkelerine ihanet’ ile suçlamaya başladılar. Hafız Esad’ın da içinde bulunduğu, Umran ve Cedid’in başını çektiği genç, devrimci ve taşralı kanat Suriye’de sosyalizmin gelişmesini (Ulusal Liderlik) savunurken, parti kurucuları Mişel Eflak, Salahattin El Bitar ve General Emin el-Hafız’ın başını çektiği, eğitimini Batı’da tamamlamış kentli gelenekçi grup, Arap ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesini içeren Pan-Arabist siyaset izliyorlardı. İki grup arasında yaşanan fikir ayrılıkları sonucu 1966’da Esad’ın da içinde yer aldığı ekip iç darbe ile Emin el-Hafız rejimini devirip Eflak ve Bitar gibi gelenekçi kadroları temizleyerek iktidarı bütünüyle ele geçirdiler. Darbe sonucunda 33 yaşındaki genç subay Hafız Esad hava kuvvetleri komutanlığının yanında savunma bakanı olarak silahlı kuvvetlere hakim olurken Salah Cedit ise Partiyi ve sivil yönetimi kontrol ediyordu. Muhammet Umran ise iki isim tarafından tehdit olarak algılanınca orduda Alevileri kayırarak mezhepçiliği körüklemek ile suçlanarak tasfiye edildi. Gönderildiği sürgünde Muhaberat tarafından vurularak öldürüldü.
İsrail’in Golan Tepeleri’ni işgal ettiği (6 Gün Savaşı) Haziran 1967 Savaşı’nda hem hava kuvvetleri hem de savunma bakanı olan Hafız Esad Suriyeliler için utanç verici olan yenilginin faturasını kendi sorumluluğu üst düzeyde olmasına rağmen yenilgiyi Cedid’in yanlışlarından kaynaklandığını bahane ederek faturayı Cedid’e çıkardı. Cedid Esad’dan kurtulma planları yaparken, Cedid’in planlarını öğrenen Hafız Esad, Parti kongresi toplandığında salonu kuşatarak Cedid ve arkadaşlarını kendisine darbe yapmakla suçlayarak tutuklattı. Ardından devletin tüm kurumlarındaki Cedid yandaşlarını tasfiye etti. Kendisi gibi Alevi olan en yakın dostunu tasfiye ederken ülkeyi büyük felaketten, hainlerden (!) kurtardığı operasyonlara ‘el hareke el tahsisi’ yani ’yanlışları düzeltme harekatı’ dedi. Bu gün 2000 yılına kadar bayram olarak kutlandı.1971 yılında yapılan referandum ile köylü kökenli Hafız Esad artık Suriye’de tek başına iktidardı.
1963 Baas darbesinden sonra ülke siyasetinde aktif olan tüm aktörler saf dışı edildikleri için 1970 yılındaki parti içi darbesinden sonra tüm rakiplerinden kurtulmuş halde iktidara gelen Esad, 1967 yılındaki İsrail’e karşı yaşanan ağır yenilgiden sonra muhalefetini sertleştiren Müslüman Kardeşler ve rejimin güvenliğini tehdit eden her türlü oluşuma karşı şiddet ve sindirme politikasını devreye sokacaktı.1973 yılına gelindiğinde Halk Konseyi denilen seçilmiş bir meclisi doğuran anayasa referandum ile kabul edildi. Ancak anayasa Cumhurbaşkanına öyle geniş yetkiler veriyordu ki meclisin işlevi sembolik kalıyordu. Cumhurbaşkanının halk tarafından sınırsız kez seçileceği maddesi her şeyi gözler önüne seriyordu. Anayasa’dan Cumhurbaşkanı’nın ‘Müslüman olması’ şartının kaldırılması Müslüman Kardeşler için Esad’ın Müslüman olmadığının kanıtıydı. Müslüman Kardeşler’in muhalefetiyle ülkenin büyük şehirlerinde gösteriler organize edilince Esad geri adım atmak zorunda kaldı. Anayasa maddesini ‘Cumhurbaşkanının Müslüman olması‘ olarak değiştirdikten sonra Şii ulemadan Alevilerin Müslüman olduğunu belirten fetva aldı. Medreselere ve dini yardım kuruluşlarına kişisel servetinden bağışlar yaparken imamların maaşlarında artışa gidildi. Cuma günleri Sünnilerle namaz kılmaya başlayarak Müslüman olduğunu gösterecek adımlar atmaya başladı.
Esad elde ettiği iktidarı kaçırmamak için kararlıydı. Muhalefetini saf dışı bırakmış, Baas Partisi’nin genel sekreterliğini de üstlenerek hem devletin hem de partinin başına geçmişti ama yeterli değildi. Yandaşlarını çoğaltmak için bireylere kişisel çıkarlar sağlıyor ya da insanları korkutuyordu. Yönetime, yakın akrabalarını ve arkadaşlarını getiriyordu. Bunlardan biri de pahalı zevkleri olan ve karanlık işler çeviren kardeşi Rıfat idi. Toplumu ve devleti Baas Partisi’nin istediği yönde planlayan Esad, istihbarat örgütlerini de etkin hale getirdi. Ülkeye giriş ve çıkışlar, işyeri açabilmek gibi gündelik işleri istihbarat örgütleri inceliyor, vatandaşların devlete sadakatleri Partiye üye olmak ile ölçülüyordu. Rejim Alevi görüntüsü almaya başladıkça Sünni kısımda kuşkular uyanmaya başlıyordu.
Ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olan Suriye’de Esad köylülerin hayat standartlarını yükseltmek için kırsal kesimde eğitim ve sağlık hizmetlerini geliştirme, çiftçilere tohum, makine ve kredi sağlamak için çalışmalar yaparken topraksız köylülere toprak dağıtma planlaması uygulamaya konuldu ancak tarımsal üretimde istenilen artışa erişilemedi. Eski iktidarlar devlet kontrollü ekonomi uygulamak için birçok kurumu millileştirmişlerdi. Esad kamu gücünü korumakla birlikte özel sektörün faaliyetlerini gevşetti. Suriye’de okuryazar oranının düşük olması hükümetin dikkatini eğitim alanına vermesine neden olmuş, okula devam eden öğrenci sayısında artış olurken nüfus artış oranının yüksek olması, kalabalık sınıflar ve düşük eğitim şartları gibi olumsuz sonuçları getirmişti. Eğitim öğrencilere Baas ideolojisini aşılamak için kullanılıyor, Baas Partisi ve önemli kişilerin çocukları üniversiteye alınıyor, burslu olarak yurtdışına gönderiliyordu. Esad döneminde kadınlar da birçok haktan yararlanabiliyor parlamentoya girebiliyor -1976 yılında Kültür bakanı bir kadındı- yargıçlık yapabiliyorlardı. Hafız Esad’ın kadın-erkek eşitliğine yönelik çabaları, bu yöndeki teşvikleri muhafazakar toplumda karşılık bulmuyor, aksine İslami değerlere saygısızlık olarak vurgulanıyordu. Esad toplumu değiştirmeye çalışıyor, ülke gelişiyor ancak eğitimli insan sayısının az olması, görevleri liyakate değil de Baas Parti’sine sadakate göre dağıtılması verimsizliğe yol açıyordu. Toplumsal değişim bireylerin enerjisiyle değil devletin boğucu kontrolüyle sağlanmaya çalışıyordu.
İç politikada toplumu dizayn etmeye çalışan Hafız Esad dış politikada Filistin davasına sahip çıkıyor İsrail’i bir tehdit olarak görüyor, Büyük Suriye’nin (Ürdün ,Filistin,Lübnan toprakları) İsrail tarafından işgal edildiğini düşünüyordu. Bu durum tek Suriye’de değil diğer Arap ülkelerinde de ilgiyle izleniyordu. Rejimin meşruiyetini kuvvetlendirmek için Arap ve Batı ülkeleriyle ilişkilerini sıcak tutmaya çalışıyordu. Mısır, Libya, Sudan, Suriye arasında bir federasyon kurulmasını öngören ‘Tiripoli Bildirisi’ yanı sıra İbn Suud’un ‘Körfez Ülkeleri Federasyonu’ tasarısına destek vermesi, Kaddafi’nin Şam’ı ziyaret edip mali yardımda bulunması ve İran Şahı’nın da maddi desteği Suriye’yi ekonomik olarak rahatlatırken Hafız Esad’ın da elini güçlendiriyordu. Ancak 1967 yılından sonra İsrail’e yönelik eylemlerini artıran Filistinli gerillalar ile Suriye ve Mısır’ın 67’de kaybettiği toprakları alma hevesleri artınca Suriye Sovyetler Birliği’nden silah alımını artırmaya başladı.1967’de 50 bin olan silahlı kuvvetler mevcudu 1973’te 225 bine yaklaşmıştı. Yoğun güvenlik ve silah için ayrılan para ekonomiyi de zora sokuyordu. Hafız Esad 67 savaşını acısını çıkartmak ve İsrail’e kaybettiği Golan Tepeleri’ni geri almak istiyordu. Kendisi gibi düşünen Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile birlikte İsrail’e karşı bir harekat planladılar. Başlangıçta Mısır ve Suriye için savaş iyi giderken Mısır’ın savaştan çekilmesi, İsrail ile antlaşmaya varması, üstelik Nasır’ın İsrail parlamentosu Knesset’te konuşması Esad ve Suriye halkı için Sedat’ın Arap davasına ihanet etmesi anlamına geliyordu. Savaş sonunda müttefikini kaybetse de Golan Tepeleri’nin bir kısmını geri alan Esad savaşın kahramanı olurken itibarını da artırıyordu. Mısır gibi güçlü bir müttefikini kaybetse de Esad bu davanın devam etmesini düşünüyordu. Yolu ise basit, bilinen bir yoldu: Silahlanma ile İsrail’e karşı askeri denge politikası.
Büyük Suriye’nin bir parçası olarak kabul edilen Lübnan’ın, Ürdün’ün ve Filistin’in kontrolünde olmasını isteyen Hafız Esad, Filistinli örgütleri kontrol ederek hem Lübnan siyasetini şekillendirmek istiyor hem de Lübnan ve Ürdün’ün Mısır gibi İsrail ile barış yapmasının önüne geçmeye çalışıyordu. Esad, Lübnan’ın Beka vadisini savunamaması durumunda bölgenin İsrail’in kontrolüne geçmesi ile İsrail’in oradan Suriye’ye saldırabileceği endişesini taşıyordu.
Falanj’ın 1975 baharında Filistinlilerle dolu bir otobüse saldırması zaten tepeden tırnağa silahlı olan tüm gruplar arasında çatışmaların başlamasına neden oldu. Lübnan’da iç savaş devam ederken Esad Suriye ordusunu Lübnan’a gönderdi. FKÖ’nün Lübnan’da sağlayacağı üstünlüğün İsrail’in Lübnan’a müdahale gerekçesi olacağını düşünen Esad, müslüman olan FKÖ’ne karşı Hristiyan Maruni milislerinin yanında yer aldı. Suriye ordusunun Lübnan’da bulunması çatışmaları geçici olarak durdururken bu durum Suriye’nin Lübnan siyasetine doğrudan müdahale etmesi anlamına geliyordu. Esad Lübnan başkanlık seçimlerinde desteklediği kişileri seçtirerek Lübnan’ı rejimin çıkarlarına uygun kullanmak istiyordu.
Esad Sovyetler Birliği’ne yakın duruyor gibi görünse de Soğuk Savaş döneminde pragmatik politikalar geliştirerek elini güçlü tutuyordu. Bölgedeki konumu ve zamanın şartlarına göre ne Sovyetler Birliği ne de ABD’nin kendisini gözden çıkaramayacağının farkında olan Hafız Esad kartlarını da ona göre oynuyordu. İki kutuplu dünyanın herhangi bir tarafına bağlanmadan şartları gözeterek çok kartlı politika geliştiriyordu. İran’ı Suriye’nin bölgesel çıkarları konusunda tehdit olarak algılamasına rağmen İran Şahı’nı ziyaret etmekten geri kalmadı. İran’da gerçekleşen devrim sonrası yeni kurulan rejimi de ilk tanıyan ve destek veren Esad oldu. Sürekli Arap milliyetçiliğine vurgu yapan Esad’ın İran-Irak savaşı patlak verdiğinde Arap olmayan İran’a karşı Arap ülkesi Irak’ı desteklemesini bekleyenler hayal kırıklığına uğradı. Tüm Arap ülkelerinin tepkisini çekse de İran-Irak Savaşı’nda Esad İran’a destek verdi. Esad’ın pragmatik siyaset anlayışı Türkiye ilişkilerinde de kendini gösterdi. Bağımsızlığından sonra Suriye’nin Hatay’a ilişkin talepleri olsa da 80’lerde Suriye -Türkiye ilişkileri normalleşmeye başladı. Ilımlı havada Esad’ın PKK kartını oynaması üzerine gerilim artsa da zarar göreceğini anlayan Esad örgüte verdiği desteği bir anda geri çekmekten de çekinmedi.
Esad’ın FKÖ’ne karşı Falanjistleri desteklemesi, İran-Irak Savaşı’nda İran’ı desteklemesi, bunların yanı sıra rejimin despotluğu, önemli ailelerin çocuklarına ayrıcalıklar (Bedelli askerlik yasası, Sovyetler Birliği’ne burslu öğrenci gönderme) verilmesi toplumda ve muhalefette öfkeyi biriktiriyordu . Rejim yolsuzluğa batmış, Esad’ın yakın akrabaları ve çevresi ülke zenginliklerinin büyük bölümünü eline geçirmişti. Aile bireyleri önemli noktalara atanıyor, ismi yolsuzluklara karışmasa da aile bireylerinin yaptıklarına göz yumuluyor, ordu, istihbarat gibi hassas görevlere Aleviler getiriliyordu. Bütün bu olanlar karşısında başta İhvan olmak üzere İslamcılar Esad’ı, içten zorlamaya başladılar. Yeni zenginler ve seçkinler üreten rejimin laik görüntüsü de muhafazakarları rahatsız etmeye başladı. İhvan’a göre ‘laik kafir’, mezhepsel olarak sapkın İslam düşmanı olan Baas rejimi yıkılmalıydı. Halep, Humus ve Hama’da öncelikle protestolarla başlayan gösteriler 1973 Savaşı’nda Golan Tepeleri’nin İsrail’e bırakılmasıyla İhvan’ın muhalefeti için büyük bir koz olmuştu. Buna karşın Esad İsrail’i dış düşman olarak gösterirken içten gelen İhvan saldırılarına karşı da İhvan’ın arkasındaki gücün Mısır ve Siyonistler olduğu tezini işliyordu.
1970’lerde artan olaylar, 1979’da Halep Topçu Okulu’ndaki Alevi öğrencilerin kurşuna dizilmesi, Esad’a Şam’da sarayının önünde suikast girişiminde bulunulması ile işler çığırından çıktı. Rejim bütün gücüyle İslamcı tehdidi ortadan kaldırmak için orduyu sokaklara sürdü. Bunun yanı sıra Baas üyelerinin de silahlanmasına müsaade edildi. Güvenlik güçleri yüzlerce kişiyi tutuklayıp ardından infaz etti ancak şiddet yayılmaya devam etti. İhvan üyelerine ölüm cezasını öngören 49 no’lu yasa ile içteki muhalefeti sindirmeye çalışan Esad şiddetin tırmanmasına engel olamadı.
Rejim karşıtı güçler 1982 Şubatında Hama’yı özgürleştirdiklerini söyleyip bütün Suriye’yi rejime karşı cihada davet ederken Rıfat Esad komutasındaki ordu Hama’da kıyıcı bir saldırı başlattı. İki hafta sonra yaklaşık 20 bin kişinin öldüğü operasyonun sonunda, binlerce kişi hapse atılıp işkencelerde öldürüldüğünde isyan bitmişti. Rejim sadece isyanı bastırmadı, her Suriyelinin boğazında hissettiği bir yıkımla intikamını aldı. 2011’de başlayan gösteriler ile belki de Hama katliamının rövanşı alınmaya çalışıldı. Rejim muhalifi köktendinciler mezhep kutuplaşmasını bilinçli olarak körükleyerek rejimi mezhepçi gösterip rejime karşı Alevi olmayan çoğunluğun desteğini kazanmak istediler. Es geçtikleri nokta ise ordu, polis ve güvenlik güçlerinin kontrolünün Aleviler’de olduğuydu ve onlar da rejime sadıktı.
Hafız Esad’ın otoritesine karşı ilk meydan okuma Baas Partisi 7. Kongresinde ikinci adam konumuna yükseltilen kardeşi Rıfat Esad’tan geldi. Hama katliamında orduyu ağır silahlarla birlikte şehir sokaklarına süren ‘Halk Örgütleri’ adı altında Baas üyelerinin silahlanmasına göz yuman seçkin savunma bölükleri komutanı Rıfat Esad ağabeyinin kalp krizlerini fırsat bilip ‘başkan olabilirim’ diye düşünmeye başladı. Rıfat Esad kendi planını yaparken Hafız Esad’da karşı önlemler almakta gecikmedi. Rıfat, savunma bölükleri ile Şam’a girip iktidarı ele geçirmeye hazırlanırken Hafız Esad’a bağlı generaller de kendilerine bağlı birlikleri Şam’ a taşıdılar. Rıfat Esad kardeşinin usta manevrası karşısında sessizce pazarlığa oturmak zorunda kaldı. Rıfat önce iktidardan, ardından da yüklü bir para karşılığında Suriye’den uzaklaştırıldı. Sürgün karşılığında aldığı yüklü paralar ile Londra’da oğlu Ribal’e muhalif bir televizyon kurdurarak muhalefetini oradan sürdürmeye devam etti. Esad’ın ise Hama’da isyancılara, Şam’da kardeşine karşı güçlü durması otoritesinin halk onayından ziyade silahlı kuvvetlerin sadakatine bağlı olduğunu göstermişti.
Kanser olduğu konuşulan Esad’ın iktidarı oğlu Basil’e bırakacağı söyleniyordu. 1962‘de Şam’da dünyaya gelen Basil inşaat mühendisliğinden mezun olduktan sonra Harp okulunda tank subayı eğitimini aldı. Futbola meraklı olan Basil okçuluk ve at yarışlarında da başarılar kazanmıştı. Basil, Esad ailesinde yolsuzlukla lekelenmeyen az sayıda kişiden biri sayılıyordu. Esad ailesi üyeleri arasında meydana gelen anlaşmazlıklarda arabuluculuk görevi üstleniyordu. Samimi, dürüst ve son derece aktif olan Basil halkın sorunlarına ilgi gösterdiği için halk tarafından da seviliyordu.
Basil’in kendi kullandığı aracı ile takla atarak hayatını kaybetmesinde üst düzey kişilerin yasadışı işlerini düzenlemek için oluşturdukları ‘Şebbiha’ (hayalet) -Camları karartılmış Mercedes arabalar ile gezerken hayaleti andırmaları- denilen milis güçlerin parmağı olduğu düşünülmesine yol açtı. Şebbiha Rıfat Esad sayesinde dokunulmazlık zırhı ile güçlenmiş ve şımarıklıkta sınır tanımayan bir grup olmuştu. Bu durum Esad ailesini de rahatsız edince Basil Esad bu gruba savaş açmıştı. Basil’in şebekeye öncülük eden kuzenini adamlarının önünde dövmesi Suriye’de efsane gibi anlatılırdı. Büyük oğlunun zamansız ölümü üzerine Esad diğer oğlu Beşar’ı iktidar için hazırlamaya koyuldu.
Soğuk Savaş döneminde hem Sovyetler Birliği ile hem de ABD ile ittifak kurmaya çalışan Esad kendini bir blok içinde konumlamadı. Sovyetler Birliği’ne yakın dursa da Batıyı karşısına alacak pozisyondan uzak durdu. Ancak İran İslam Devrimi’ni desteklemesi ABD ile Suriye ilişkilerin gerilmesine neden oldu. Çift kutuplu dünya düzeninde denge politikasını takip eden Esad, Sovyet kanadının gücünü kendileri namına değerlendirirken Sovyet dünya sisteminin bir parçası olmadıklarını söylüyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra tek güç olarak ABD’nin kalması sonucu Esad’ın kartlarını yeniden dağıtması gerekmekteydi.
Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle başlayan süreçte Esad Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e mektup yazarak Kuveyt’ten çekilmesini, aksi takdirde büyük bir saldırıya hedef olacağını belirtti ancak Saddam’ın kararının değişmemesi üzerine Koalisyon Güçlerine katıldı. ABD güçleriyle birlikte hareket ederek yeni dönemde ABD ile buzların erimesini sağlamış, Batı bloğuna yaklaşmıştı. Zaman zaman da Batıya karşı politikalar üretmeye devam etmişti. ABD, Ortadoğu’ya dönük planlarında Suriye’nin rolü önemli olduğundan Şam’ın çıkışlarını görmezden gelmişti.
Genelkurmay başkanı olduğu dönemlerde İsrail ile barışa yanaşmayacağını ve İsrail’i kovmak için kan dökmeye hazır olduğunu belirten Esad’ın 1991’de Arap-İsrail uyuşmazlığının çözümüne yönelik yapılan Madrid Konferansı’na katılmayı kabul etmesi, 1999’da İsrail-Suriye barış görüşmeleri müzakere etme girişimleri, hatta 2000 yılında Esad ile Clinton’un Cenevre’deki Suriye-İsrail barışına dair görüşmeler sonucu müzakerenin çıkmaza girmesinden İsrail’i sorumlu tutması Esad’ın İsrail karşıtı politikalarından dönüş yaptığı şeklinde değerlendirildi. Cenevre görüşmelerinin çıkmaza girmesi, Lübnan’da Refik Hariri hükümetinin Suriye’den bağımsız politika üretmeye çalışması ve 2000 Mayıs’ında İsrail’in Lübnan’dan askerini çekmesi Esad’ın hareket alanını kısıtlarken, Haziran ayında Esad’ın ölümü Suriye için yeni bir dönemin başlayacağını gösteriyordu.
‘Şam Baharı’
First Lady’ Anisa Makluf’un, 11 Eylül 1965 tarihinde doğurduğu ikinci çocuk da erkekti. Adını “haberci” anlamına gelen ‘Beşar’ koydular. Şam’da Fransızca eğitim veren okula giden Beşar okul çağlarında Baas Partisi’nin gençlik kollarına katıldı. Şam Üniversitesi’nden göz doktoru olarak mezun olan Beşar Esad 1988’den 1992’ye kadar Şam’daki Tişrin Askeri Hastanesi’nde çalıştı. Ardından Londra’ya gitti. Hafız Esad’ın kendisinden sonra iktidarı oğlu Basil’e bırakacağı söyleniyordu. Kardeşi Basil’in 1994 yılında trafik kazasında ölmesi sonucu Beşar Esad, apar topar Şam’a çağrıldığında 29 yaşındaydı. Askeri eğitim almak için Humus’taki askeri akademiye giden Beşar Esad, bir yıl sonra binbaşı ve üç yıl sonra yarbay ve albay oldu. Hafız Esad’ın ölümünün ardından önce tuğgeneral ve ardından mareşal rütbesi aldı. Hafız el Esad’ın 2000 yılında ölümü üzerine parlamento, Baas Partisi’nin tek adayının iktidara gelebilmesi için başkanlık yaşını 40’tan 34’e düşürdü. Beşar, Humus’lu Sünni bir aileden gelen Esma Akhras ile yılın sonunda evlendi. Esma Esad, emekli bir diplomat kızı olarak 1975’de dünyaya geldi. 1996 yılında King’s College’den mezun olup ardından Deutsche Bank‘da çalışan Esma Esad, Hafız Esad’ın ölümünden sonra, Aralık 2000’de Devlet Başkanı Beşar Esad ile evlenerek Suriye’ye döndü ve kariyerini bıraktı. Kadın hakları ve eğitimi konusunda ki pozitif tavırları ve giydiği şık kıyafetler ile medyanın ilgisini toplayan Esma Esad Suriye ayaklanması sırasında büyük ölçüde sessiz kalacağı için olumlu imajını zedelemiş oldu. First Lady Esma El Esad, verdiği röportajlarda iç savaştaki ülkesinden kaçması için çok sayıdaki teklifi geri çevirdiğini bu tekliflerin “İnsanların başkanlarına olan inancını sarsmak için yapılmış olduğunu” belirtecekti. Batı medyasını da Suriye savaşına yönelik tek yanlı haber yapmakla suçlayacaktı.

Beşar Esad göreve geldikten sonra babasından farklı bir siyaset izleyeceğinin sinyallerini vermişti. Yaptığı açıklamalarda şeffaf, insan haklarına saygılı, uluslar arası hukuka uygun hareket edileceği yeni bir siyasi anlayış ve ekonomik özgürleşmenin olacağı yönünde ümitlerin doğmasına yol açtı. Batı dünyası ile yakınlaşmaya başlayan Beşar Esad babasının Batı ile mesafeli olan ilişkisini daha ileriye götürmek istiyordu.
11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a gerçekleştirilen saldırılar sonrası Beşar Esad’ın teröre, özellikle el-Kaide gibi rejime tehdit olabilecek bir örgüte karşı ABD’yi desteklemesi bir şeylerin değişeceğine yönelik umutların artmasına neden olduysa da 11 Eylül saldırıları sonucu ABD’nin tehdit olarak algıladığı devlet ve yapıları yok etmek için önce Afgaistan’a ardından Irak’a müdahale etmesi sonucu Beşar Esad babasının denge politikası aksine ABD’nin karşısında yer aldı. Beşar Esad döneminde babası zamanında sorunlu olan ülkelerle diplomatik, siyasi ve ekonomik konularda işbirliği başlatılmıştı. Yıllardır rekabet içinde olunan Irak ile de işbirliğine gidilmiş ABD’nin Irak’a olan mesnetsiz müdahalesinden vazgeçmesini, Irak’ın Arapların davası olduğu, birlikte direnişe destek vermeleri gerektiğini, daha da ileri giderek işgal karşısında ABD’nin yanında olan Arapların düşmandan daha çok tehlikeli olduğunu belirterek ABD’yi ve Körfez Ülkelerini ağır dille eleştirdi. Esad’ın bu tavrına karşı Suriye’yi köşeye sıkıştırmak isteyen ABD Suriye’nin Irak’taki silahlı gruplara destek verdiğini ve Iraklı liderlerin ülkeye girmelerine göz yummakla suçlayıp ekonomik siyasi yaptırımlar uygulamaya başladı. Buna karşın Esad ise özellikle Avrupa Birliği ile ilişkileri genişleterek yaptırımların olumsuz etkilerini önlemeye çalıştı.
‘Hariri Suikasti’
Suriye’nin Lübnan’ı kendisinin bir parçası olarak görmesi Lübnan’ın iç işlerine karışmasının bahanesi oluyordu. Lübnan iç savaşının 1976 yılında Suriye’nin girişimleriyle bitirilmesi ve akabinde Suriye ordusunun Lübnan’a yerleşmesi Suriye’nin Lübnan üzerinde etkisini artırdı. Ancak Refik Hariri’nin başbakanlık koltuğuna oturması, Suriye karşıtı bir politika izlemesi ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1559 sayılı kararında ‘Lübnan’daki tüm yabancı güçlerin Lübnan’ı terk etmesi ve Lübnan Hükümeti’nin kontrolü ele almasını’ ifade eden kararı Esad’ı zor durumda bıraktı. Esad’ın, Emil Lahud’un başkanlık süresinin uzatılması konusunda müdahalesi ve Refik Hariri ve taraftarlarının Suriye’nin Lübnan’dan tamamen çıkmasını talep etmeye başladığı dönemde 14 Şubat 2005’te Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen bombalı saldırıda Refik Hariri’nin öldürülmesi tüm dikkatleri Suriye’ye çekti. Suikasti “korkunç bir suç“ olarak niteleyen Devlet Başkanı Esad, olayın hem Lübnan’a hem de Suriye’ye yöneltilmiş bir saldırı olduğunu dile getirdi. Ancak Suriye karşıtı bir muhalifin öldürülmesi uluslar arası arenada suikastin sorumlusu olarak Beşar Essad’ın görülmesi, ABD başkanı Bush’un Suriye’nin teröre destek verdiğini ve bu nedenle Ortadoğu’da barışa engel oluşturduğunu söylemesi Esad’ı zor durumda bıraktı. Beşar Esad Suriye birliklerinin Lübnan’dan çekileceğini ilan etti. Esad, birliklerinin komşu ülkede kalmasının aynı zamanda ülkesi için mali bir yük olduğunu belirterek Güvenlik Konseyi’nin Hariri suikasti ile ilgili komisyonun taleplerini yerine getirmesini istedi. Esad, yönetiminin de komisyona yardımcı olmasının yanı sıra Şam yönetimini suçlayacak deliller bulunmaması sonucu zorlu bir süreçten yara almadan kurtuldu.
‘Temmuz Savaşı’
Hizbullah’ın İsrail sınırını geçerek İsrailli askerleri taraması ve kaçırması sonucu İsrail’in karşı saldırı başlatması üzerine 33 gün süren Temmuz savaşı başladı. Beşar Esad savaşın başlamasının hemen ardından İsrail’e karşı net tavrını gösterdi. Arap ülkelerinden İsrail’e karşı direnişi desteklemelerini isteyen Esad, ABD’nin Ortadoğu planının hayal olduğunu söyledi. Savaş için “Hizbullah’ı desteklediğimiz için bizi suçlayanlara karşı her Arap’ın büyük bir gururla göğsünde taşıdığı bir madalya“ diyen Esad’ın bu süreçte izlemiş olduğu yol Arap toplumları nezdinde güçlü bir lider imajı oluştururken, 2007 Mayıs sonunda yapılan referandumda oyların yüzde 97’den fazlasını alarak ikinci kez göreve seçildi.
‘Suriye Baharı’
Suriye’de nüfus olarak çoğunluğu oluşturan, ancak Şam yönetiminde ağırlığı olmayan Sünni aşiretlerin merkezidir Dera. Halk kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi, olağanüstü hal yasasının kaldırılması, reformların yapılması, internet ve medyanın serbest olması gibi isteklerle gösterilere başladı. Öncesinde silahsız olan eylemler daha sonra silahlı bir biçimde diğer şehirlere de yayılmaya başlayınca ordu birlikleri devreye girdi. Beşar Esad bu protestolara sert şekilde karşılık verirken, protestoculara ateş açılmasını emretti ve böylelikle Suriye Ordusu’nun kendi halkına karşı bir savaş başlatmasına yol açtı. Gösterilerin şiddeti artarken Beşar Esad’a bağlı birlikler ve rejime destek veren paramiliter güçlerin (Şebbiha), rejim karşıtlarına yönelik operasyonlarında insanlığa karşı savaş suçu işlemekten çekinmediler.
Esad’ı destekleyenler ülkenin Irak’taki gibi bir iç savaşa sürükleneceği endişesini taşırken bu kesim içerisinde Aleviler çoğunluktaydı. Birçok kişi Suriye devletinin yıkılması veya değişimden korkuyordu. Muhalif grupların Esad’ın gitmesi dışında hiçbir konuda uzlaşamamaları Esad’sız bir Suriye’nin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin de bir görüş birliği oluşturamamaları Esad’ın zaman içinde güçlenmesine yol açtı. Suriye’de olaylar başladıktan sonra harici aktörler devreye girerek vekalet savaşını başlattılar. Suriye’nin kırılgan, etnik, dinsel ve mezhepsel yapısı kaşınıp kışkırtılınca ülkenin parçalanma senaryoları yanı sıra bölgesel haritalar da devreye girdi. İran rejim karşıtı ayaklanmaların başladığı andan itibaren Esad rejimini destekleyerek Devrim Muhafızları’nı ve paralı askerleri Suriye’ye gönderdi. Suriye’deki iç savaşın Sünni cihatçılar kaynaklı mezhep boyutu, İran’a kendini Şiilerin koruyuculuğu misyonunu yüklenmesi yanı sıra İran’ın Lübnan ve Filistinli örgütlerle olan bağını koruması bakımından da Suriye’nin önemi çok büyüktü. Rusya, Esad’ın iç savaşı kaybetmesine artık kesin gözüyle bakıldığında devreye girdi. 2015 yılında Rusya, Suriye rejimine askeri desteğini başlattı. Rusya resmi hedefini ‘terörle mücadele’ olarak açıklarken sadece IŞİD’i değil Esad karşıtlarını da hedef aldı. Rusya’nın müdahalesi Esad’ın elini güçlendirirken Esad ülkenin büyük bölümünde kontrolü yeniden sağladı. Ama Rusya bu süreçte sivillere karşı işlenen savaş suçları hakkındaki iddialara hep kulaklarını tıkadı. Veto yetkisi olan Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye savaşı ile ilgili karar tasarılarını veto etti. Suudi Arabistan ve Katar 2003 Irak savaşından bu yana İran’ın bölgede artan nüfuzunu engellemeye çalışıyorlardı. Ayaklanmaların başladığı andan itibaren Suriye muhalefetine güçlü destek sağlayan Suudi Arabistan’ın hedefi Esad’ı devirmek ve Suriye‘de Suudi Arabistan’la dost bir rejim inşa etmekti. Bu amaç doğrultusunda da cihatçı gruplar da dahil olmak üzere muhalifleri, para ve silahlarla destekledi. Suudi Arabistan’ın Mısır ve Tunus diktatörlerinin arkasından ağlarken Suriye’nin demokratikleşmesini, halkının daha fazla özgürlüğe kavuşmasının istemesi ise tam bir ironiydi. Türkiye-Suriye ilişkileri 2000’li yılların ortalarına kadar sorunsuz devam etmişti. Hatta 2004 ve 2007 yılında Beşar Esad’ın Türkiyeyi ziyaret etmesi ile ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyordu. Bu dönem Türkiye için Suriye ile ilişkilerin en üst düzeye çıkarıldığı dönem oldu. Karşılıklı diplomatik ziyaretler ve gelişen ilişkilerde, Türkiye, Golan Tepeleri Suriye’ye geri verilmeden Suriye-İsrail arasında bir barışın gerçekleştirilemeyeceğini söylerken Beşar Esad ise PKK ile mücadele etmenin Türkiye’nin en tabi hakkı olduğunu söylüyordu. Suriye’de iç savaşın başlamasıyla Esad’ın devrilmesinden yana tavır alan Türkiye ile Suriye arasında gerilim hiç düşmedi. Türk savaş uçağının 2015’te Suriye tarafından hava sahasına girdiği iddiasıyla vurularak düşürülmesi, iki ülke arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı. Türkiye Esad’sız bir Suriye düşlerken Esad Suriye’deki rejim karşıtı en büyük iki grubun; IŞİD ve El Kaide bağlantılı Nusra’nın büyümesinde Türkiye’nin bu gruplara verdiği desteğin hayati önem taşıdığını iddia etti. “Bu siyaseti izledikleri sürece sığınmacı sayısı daha da artacak. Eğer sığınmacılar ile ilgili endişeniz varsa, o zaman teröristleri desteklemeye son verin” diyerek Türkiye’yi uyarmaktan geri kalmadı. İran Devrim Muhafızları ile Tahran destekli milislerin Suriye’de bulunması İsrail’in en büyük korkusuydu. Bu nedenden ötürü İsrail, iç savaş başladığında sessiz kalsa da zaman zaman yaptığı hava saldırısıyla, İran’ın Suriye’de kalıcı olmasına izin verilmeyeceği konusunda uyarılarda bulundu.

İç savaş başladıktan sonra Beşar Esad küçük tavizlerden oluşan bir karışımla iktidarını ayakta tutmaya çalıştı. Esad yönetimi açıkladığı önlemlerle Kürtler’den muhafazakar dincilere, çeşitli gruplara göz kırptı. Kısmî afla birlikte, isyan dalgasının Kürt bölgelerine dağılmasını engellemek için ülkedeki pasaportsuz on binlerce Kürt’e vatandaşlık verilmesi, öğretmenlere başörtüsü yasağının kaldırılması ve Suriye’deki tek kumarhanenin kapatılması gibi önlemler almaya çalışırken zaman içerisinde Baas Partisi dışında da siyasi partilerin kurulmasına olanak sağlayan yasal düzenlemeler ile muhaliflere yönelik genel af çıkardı. Ancak muhalifler bu açılımları özgürlük ve siyasî hak taleplerini karşılamaktan uzak oyalama olarak görürken Beşar Esad bu gösteriler için ‘Ülkeyi yıkmaya yönelik bir İsrail komplosu olarak adlandırıyordu.
Rejimin muhaliflere karşı acımasız şiddeti karşısında Avrupa Birliği ülkeleri, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın bazı akrabaları ile rejimin bazı üst düzey yetkililere seyahat yasağı uygulanmasına ve mal varlıklarının dondurulmasına karar verirken zamanla yaptırımlar arttı. Yaptırım uygulanacak kişiler arasında Suriye’nin ikinci güçlü adamı Cumhuriyet Muhafızları Komutanı Mahir Esad ve kuzeni Rami Makluf vardı.Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, tüm uluslararası baskıya rağmen, geri adım atmayacağını açıklayarak yaptırımların önemli bir etki yaratmayacağını Suriye’nin zaten son 30-35 yıldır yaptırımlarla karşı karşıya kaldığını belirtiyordu. İç savaş devam ederken muhaliflerin silah isteklerine AB’nin, muhaliflere yönelik silah ambargosunu sona erdirme kararı karşısında Beşar Esad, “Eğer Avrupalılar silah gönderirlerse Avrupa’nın arka bahçesi teröristleşir ve Avrupa da bunun ceremesini çeker” diyerek isyancılara gönderilen silahların Avrupa’ya terör ihraç etmek anlamına geleceğini söylüyordu. “Savaş tecrübesi edinmiş teröristler, radikalleşmiş ideolojileri ile Avrupa’ya geri döneceklerdir” derken, kendisi de iç savaşta zehirli gaz veya misket bombası kullanmaktan imtina etmedi. Guta ve daha sonra Hama’da olamak üzere yaklaşık 23 kimyasal saldırıdan Esad sorumlu tutulmaktaydı. Esad tüm iddiaların doğru olmadığını ve herkesin sarin gazını üretebileceğini iddia etti. Bu konuda Esad’a Rusya ve Çin’den destek geldi. ABD’nin İdlib’teki kimyasal silah saldırısından Suriye’yi sorumlu tutarak, Suriye rejimine bağlı güçlere saldırı düzenlemesi üzerine Beşar Esad, Suriye ordusunun, sahip olduğu “kimyasal silahlardan daha önceden feragat etmiş olduğunu” belirtirken saldırının “ahmakça ve sorumsuzca olduğunu’ belirtiyordu.
Beşar Esad 2014 yılında yalnızca hükümet birliklerinin kontrolü altındaki bölgelerde yapılan seçimlerde oyların yüzde 88.7’sini alarak üçüncü kez devlet başkanı olurken seçimler öncesinde de Esad’ın seçimlerden de zaferle çıkacağı neredeyse kesin gibiydi. Zira parlamento, Esad’ın tekrar seçilmesi için gerekli altyapıyı hazırlamıştı. Adaylık başvurusunda bulunanların Suriyeli anne ve babadan olmaları ve 10 yıldır Suriye’de yaşaması gerekiyordu ki Suriyeli muhaliflerin uzun süredir yurtdışında oldukları birçoğunun da Suriyeli olmayan eşleri olduğuna bakılırsa amaç muhalifleri saf dışı bırakmak olduğu açık olarak görülmektedir. Esad rejiminin tüm çabalara rağmen uyguladığı şiddet devam ederken ABD ordusunun Irak’tan çekilmesinin ardından bölgedeki boşluktan yararlanarak güçlenen IŞİD, Suriye’deki ayaklanmaların başlamasının ardından ülkedeki kaosu fırsat bilerek ülkenin geniş kesimlerini kontrolü altına aldı.Sünnî nüfusun yoğun olduğu bölgelerde bir hilafet devleti kurmak isteyen IŞİD’in en büyük mali kaynağını rejime sattığı petrol gelirleri oluşturuyordu.Rejim, Özgür Suriye Ordusu ve diğer muhalifleri zayıflatmak için IŞİD ile işbirliği yaparak ondan petrol alıyordu. IŞİD yakarak, ağır şiddet uygulayarak, acımasızca öldürerek yüksek binalardan atarak ya da başlarını keserek öldürdüğü insanların görüntülerini dünyaya yayarken, hem korku uyandırıyor, hem de örgüte pek çok militan kazandırıyordu. IŞİD, gittiği her yerde hemen kendi bayrağını dikip, Hilafet’in yeniden gelmesi için çalıştığını, Müslümanlar’dan ibadetlerini camide yapmalarını isteyerek, sigara, uyuşturucu ve alkolü yasaklayıp, kadınların acil bir durum olmadıkça evlerinde kalmasını belirten kurallarını koyuyordu.
Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 15’ini oluşturan Kürtler ülkenin dörtte birini kapsayan bir alanda yer alıyordu. Yarı özerk konumda olan bölgenin kontrolü PYD’nin (Demokratik Birlik Partisi) elinde bulunuyordu. İç savaşta IŞİD’e karşı konumlanmış olan Kürtler ve Rejim güçleri arasında çatışma yaşanmamıştı. Kürtler IŞİD’le mücadelede önemli rol oynadılar. Rejim ile YPG iç savaş boyunca bazen ittifak yaptı bazen karşı saflarda yer aldı. PYD’nin “Kuzey Suriye Federasyonu”nun kurulduğunu ilan etmesi, Şam yönetiminin ise böyle bir federal yapıyı tanımadığını açıklaması üzerine ilişki rekabete evrilirken Esad,‘Ne olursa olsun müzakerelere açık olduğunu, müzakereler sonuç vermez ise bölgeyi güç kullanarak özgürleştireceğini belirtiyordu.
Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaş ardında milyonlarca kurban bıraktı. Yedi yılda 500 binden fazla insan hayatını kaybederken, Suriye içinde ve dışında 11 milyondan fazla insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. 5 milyon insan başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Şehirler harabeye çevrildi. Ayaklanmacıların merkezi durumundaki Haçlı kalesi Crac des Chevaliers hükümet güçlerinin top atışlarına maruz kaldı. Ve hatta ikonik Roma dönemi ören yeri Palmira, savunma amaçlı toprak kazıları ve tank ateşi yüzünden tahribata uğradı. Ardından yaklaşık bir yıl IŞİD’ın kontrolünde kalan Palmira antik kenti IŞİD militanlarınca yakılıp yıkıldı. Yapılan yağmacılık, kültürel mirasa geri dönülmeyecek ölçüde zarar verdi. Bunun yanı sıra Suriye’nin ticaret başkenti sayılan Halep’in sütü kesildi. Kerem Aslı’ya Halep’te yanmıştı. İç savaşta Halep’in kendisi yandı.1986 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınan Halep 2006’da İslam Kültür Başkenti ünvanını da taşıyordu. Camileri, kiliseleri Alevisi, Sünnisi ve Hristiyanı ile birlik içinde yaşayabilen eşsiz şehir Suriye halkı gibi yakıldı, yıkıldı parçalandı. Özellikle Halep’in ortaçağ Arap mimarisiyle dünyaca ünlü tarihi merkezi, savaşın ilk günlerindeki şiddetli çarpışmalar sırasında harap oldu. Birçok uluslararası aktörün müdahil olduğu ve sekiz yıldır devam eden iç savaşı bitirmek için aralarında Rusya, Türkiye ve İran’ın da bulunduğu pek çok devletin şu ana kadar yaptıkları girişimler başarılı olmazken, isyanın başında Esad’a ömür biçenlerin atladıkları şey Lübnan’da yıllarca at oynatmış Suriye gizli servisinin ve ordusunun rejime olan bağlılığıydı. Suriye ordusu Mısır’da olduğu gibi tamamen çözülmedi. Ordudan kaçışlar olsa da bütünlüğünü korudu. Rusya’nın sahaya inmesi Suriye’nin iç savaş sonucunda birçok küçük devletçiğe parçalanacağı beklentilerinin de sonu oldu. Beşar Esad; Hama, Halep, Humus gibi şehirlerin yeniden hakimi oldu. “Esad gidici” diyenler artık Suriye’de barış ya da en azından savaşın sona ermesi için, Beşar Esad ile de konuşmak gerekeceğinin farkına vararak onun Suriye’nin tamamında zafere ulaştığını kabul ettiler. Korkunç iç savaştan, çeyrek milyon insanın ölümünden, işkenceden ve sürgünden birinci derecede sorumlu olan Beşar Esad, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın dediği gibi “savaşı kazandı ama barışı hala kazanamadı”.
Ortadoğu’da barış mı? Şimdilik güzel bir hayal…
Önerilen Okumalar
Modern Ortadoğu Tarihi/William L.Cleveland
Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi/Hamit Bozarslan
Suriye’de İktidar Mücadelesi/Nikalaos Van Dame
Suriye.Yıkıl Git, Diren Kal/Fehim Taştekin
Rojava-Kürtlerin Zamanı/Fehim Taştekin
Suriye/M.Hüseyin Mercan
Terörizmin Tarihi/Gerard Chaliand,Arnaud Blin
Al Sana Bahar/Hüsnü Mahalli
Diren Suriye/Hüsnü Mahalli
Ortadoğu’da Diktatörler/Hüsnü Mahalli
Rüştü Nar
@iznewsagency

