29 Eylül 2026
17.6 C
İstanbul

Erdoğan savaşın başından bu yana ilk kez Ukrayna’ya gidiyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savaşın başlamasından bu yana ilk kez Ukrayna’ya gidiyor. Bugün Ukrayna’nın batısındaki, Rusya bombardımanından nispeten daha az etkilenen Lviv kentinde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya gelecek Erdoğan’a Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres de eşlik edecek.

Erdoğan daha önce Ukrayna’da savaşı başlatan Rusya’ya giderek Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile görüşmüştü.

Rusya ile Türkiye arasında savunma sanayi alanı başta olmak üzere birçok stratejik alanda yakın iş birliği var. İki ülke ticari ilişkileri ve Rusya’nın Türkiye’deki yatırımları da birçok alanda yaptırımlarla karşı karşıya olan Moskova için bir nevi nefes borusu oldu.

Erdoğan, bu süreçte Zelenskiy ile de defalarca telefon görüşmesi yaptı.

Birçok NATO üyesi ülkenin aksine Rusya’ya yaptırım uygulamayan Türkiye, Ukrayna ile de insansız hava aracı sevkiyatı dahil yakın bir iş birliği içinde.

“Dengeli siyaset” olarak açıklanan bu siyaset sonucu iki ülke arasında arabuluculuk yapan Ankara, savaşın ilk haftalarında Rus ve Ukraynalı dışişleri bakanlarını bir araya getirdi. Ancak henüz krizin diplomatik yollarla çözümü için bir ilerleme sağlanamadı.

Ancak küresel bir gıda krizinin yaklaşmakta olduğu bir dönemde, BM’nin ve Türkiye’nin arabuluculuğu, tahıl koridorlarının açılmasını sağladı.

Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasına göre, Erdoğan-Zelenskiy ikili görüşmesinde ve Guterres’in de katılacağı üçlü görüşmede Ukrayna tahılının dünya pazarlarına ihracı amacıyla teşkil edilen mekanizmanın faaliyetlerinin artırılarak sürdürülmesi ile Ukrayna-Rusya savaşının diplomatik yollarla sona erdirilmesine yönelik olarak atılabilecek adımlar ele alınacak.

Guterres’in Cuma günü Karadeniz kıyısındaki Odessa Limanı’nı ziyaret etmesi; ardından Cumartesi günü de İstanbul’da tahıl sevkiyatının yönetildiği Müşterek Koordinasyon Merkezi’ni ziyaret etmesi planlanıyor.

Dünyanın tahıl ihtiyacı önemli oranda Ukrayna ve Rusya’dan sağlanıyor.

24 Şubat’ta başlayan savaş sebebiyle milyonlarca ton tahıl Ukrayna limanlarında kalmış; Afrika başta olmak üzere birçok bölgede gıda krizi riski ortaya çıkmıştı. Uzmanlar küresel gıda krizinin yaklaşmakta olduğu uyarısında bulunuyordu.

Ukrayna, Rusya’nın kendisine kıyılardan da saldıracağı kaygısıyla limanlarını açmazken, Rusya da Ukrayna’ya giden yolları “gemilerle ek silah taşınacağını” savunarak bloke etmişti.

BM ve Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında iki aydan uzun süren arabuluculuk çalışmaları geçen ay sonuç vermiş; 22 Temmuz’da Türkiye ve BM’nin kontrolünde Karadeniz’de oluşturulacak güvenli koridorlardan tahılın dünyaya ulaştırılması konusunda uzlaşı sağlanmıştı.

Sürecin sağlıklı yürütülmesi için İstanbul’da Milli Savunma Üniversitesi içerisinde kurulan ve Türkiye, Rusya, Ukrayna, Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerinin yer alacağı Müşterek Koordinasyon Merkezi de 26 Temmuz’da açıldı.

Anlaşmanın ardından ABD’deki vadeli işlemler piyasasında buğdayın fiyatı yüzde 5 azalışla Şubat’tan beri en düşük seviyeye geriledi. Reuters’a göre mısırda da yüzde 1 düşüş yaşandı.

Tahıl koridoru oluşturulmasına dönük çabaların ilk amacı, Odessa başta olmak üzere mayınlar nedeniyle Ukrayna limanlarında sıkışıp kalan tahıl ve diğer gıda ürünleriyle yüklü gemilerin dünya pazarlarına açılmasını sağlamaktı.

Ukrayna’dan tahıl sevkiyatı 1 Ağustos’ta 26 bin ton mısır taşıyan geminin İstanbul’a doğru yola çıkmasıyla başladı.

Gemi ilk aşamada İstanbul Boğazı’nın Karadeniz girişine demirledi; Türkiye, Rusya, Ukrayna ve Birleşmiş Milletler’den oluşan heyet tarafından denetlenmesinin ardından Lübnan’a gitti.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Ukrayna limanlarından Afrika’ya gıda yardımı götürecek ilk gemi de 16 Ağustos’ta yola çıktı. Etiyopya’ya gıda nakletmek için Cibuti’de bir limana yanaşacak olan gemi 23 bin ton buğday yüklü.

Ukrayna Altyapı Bakan Yardımcısı Yuriy Vaskov, Eylül ayında 3 milyon ton tahıl ihraç edebileceklerini, bu kapasitenin ayda 4 milyon tona kadar çıkarılabileceğini söyledi.

Rusya, Ukrayna, Türkiye ve BM’nin Temmuz’da imzaladığı tahıl anlaşmasından bu yana 600 bin ton tahılın dünya pazarlarına ulaştığını duyuran Vaskov, önümüzdeki iki haftada 30 geminin Ukrayna limanlarından tahıl almak için başvuru yaptığını belirtti.

Şimdiye kadar ihracatın yüzde 70’inden fazlası Türkiye, İran ve Güney Kore’ye yapıldı.

Son Haberler

Rusya’dan Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye olası transferine yeşil ışık

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin S-400 füze sistemlerinin...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

AK Parti’li Sayan Kaya ve eşi hakkında vurgun iddiası: ‘Soruşturma başlamadan paraları çekmişler’

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü...

Hakan Fidan’dan Şengal ve Beşika açıklaması!

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Irak’ın ülkedeki tüm silahlı...

Lavrov: Suriye’de Kürtlerle ilişkilerimiz iyi, Rusya yardıma hazır

Sergey Lavrov, Suriye’deki neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilere sahip olduklarını belirterek, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Mazlum Abdi’yi de bu kapsamda saydı. Lavrov, ilgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istemesi halinde yardıma hazır olduklarını söyledi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sonrası New York’ta düzenlediği basın toplantısında Rûdaw New York muhabiri Namo Abdullah’ın sorusunu yanıtlayan Lavrov, Suriye’deki Kürtlerin durumu ve yeni Suriye Anayasası’nda Kürt haklarının güvence altına alınmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var” Lavrov, Suriye’deki Kürt hareketleriyle ilişkilerine dikkat çekerek, “Suriye Demokratik Güçleri de dahil olmak üzere neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var. Sayın Mazlum’la da...” dedi. Kürt hareketlerinin daha önce yaşadıkları krizlerde Rusya’ya başvurduğunu belirten Lavrov, Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundan çekileceğini açıklamasının ardından SDG’nin Rusya’dan yardım istediğini söyledi. Lavrov, “Bunun üzerine Suriye Demokratik Güçleri hemen bize başvurdu: ‘Lütfen bu süreçlerde bize yardımcı olun.’ Yardım etmeye başladık” ifadelerini kullandı. “Taraflar isterse dinlemeye hazırız” ABD’nin daha sonra Suriye’ye geri döndüğünü ve SDG’nin Rusya’ya olan ilgisinin azaldığını belirten Lavrov, “Dolayısıyla biz her zaman yardım sağlamaya hazırız” dedi. Suriye’nin kuzeydoğusunun Şam’daki merkezi yönetimle ilgili belgeyi gönüllü olarak imzalamayı kabul ettiğini belirten Lavrov, bunun “onların egemen kararı” olduğunu ifade etti. Rusya’nın gelecekte Suriye’de rol üstlenmesine ilişkin ise Lavrov, “İlgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istediği bir durum olursa, biz dinlemeye hazırız” diye konuştu. “Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım” Rûdaw muhabiri Namo Abdullah’ın Kürtlerin dilsel, kültürel ve siyasi haklarının yeni Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması konusunda Rusya’nın Suriyeli yetkililerle görüşmelerinde girişimde bulunup bulunmadığı yönündeki sorusuna Lavrov, Kürtçe konusunda herhangi bir yasaklama duymadığını söyledi. Lavrov, “Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım, hiç duymadım” ifadelerini kullandı. Rus Bakan, Suriye’deki durumun Ukrayna’daki durumla aynı olmadığını belirterek, Ukrayna yönetiminin “milliyetçi görüşlerini” uyguladığını söyledi. Namo Abdullah: Geçen ay Suriye’de Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim, on yılı aşkın bir süredir faaliyet gösterdikten sonra sona erdi. Şimdi Suriye’deki Kürtler, dilsel ve kültürel haklarının yanı sıra ülkedeki siyasi haklarını korumak için mücadele ediyor. Rusya uzun süredir kendisini tüm Ortadoğu’da Kürt haklarının destekçisi olarak tanıtıyor. Suriyeli mevkidaşlarınızla yaptığınız görüşmelerde, önümüzdeki süreçte Kürt haklarının yeni Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması için baskı yapıyor musunuz? Sergey Lavrov: Bakın, sevgili meslektaşım, Suriye Demokratik Güçleri de dahil olmak üzere neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var. Sayın Mazlum’la da... Sanırım bu insanları tanıyoruz. Ne zaman bir kriz yaşasalar, örneğin Amerikalılar onları desteklemeyi bıraktığında... Bu, Donald Trump’ın ilk döneminde onların Suriye’nin kuzeydoğusundan çekileceğini açıkladığı zamandı. Bunun üzerine Suriye Demokratik Güçleri hemen bize başvurdu: “Lütfen bu süreçlerde bize yardımcı olun.” Yardım etmeye başladık. Daha sonra Amerikalılar geri döndü ve Suriye Demokratik Güçleri’nin bize olan ilgisi azaldı. Dolayısıyla biz her zaman yardım sağlamaya hazırız. Ancak Suriye’nin kuzeydoğusunun gönüllü olarak Şam’daki merkezi yönetimle ilgili belgeyi imzalamayı kabul etmiş olması bir gerçek. Bu onların egemen kararıdır. Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım, hiç duymadım. Bu, Ukrayna rejimi gibi değil; rejim gerçekten kendi milliyetçi görüşlerini uyguluyor. Dolayısıyla şunu anlamak istiyorum: Gelecekte, ilgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istediği bir durum olursa, biz dinlemeye hazırız.

‘İran’ın artık ABD’ye güveni yok’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri...

Rojava’da tartışmanın ekseni değişti: Statüden siyasi haklara

SAMER’in 175 X paylaşımını inceleyen araştırmasına göre, DSG’nin Suriye...

Türkiye Gündemi

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”