31 Ağustos 2026
22.6 C
İstanbul

Erdoğan: Hamas barışa hazır, İsrail saldırıları durdurmalı

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, kent meydanında düzenlenen Sultanbeyli Toplu Açılış ve Temel Atma Töreni’nde yaptığı konuşmada, katılımcıları ve İstanbul’un 39 ilçesindeki her bir vatandaşı en kalbi duygularıyla selamladığını söyledi.

Erdoğan, tüm İslam dünyası ve insanlığın yakından takip ettiği bir hususa değinmek istediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gazze’de 2 yıldır devam eden soykırımın durdurulması için yoğun çaba içerisindeyiz. İnsani yardımdan diplomatik temaslara, her alanda imkanlarımızı seferber etmiş durumdayız. Amacımız, Gazzeli kardeşlerimizi bir an önce huzura, barışa ve güvenliğe kavuşturmaktır. Geçen hafta hem New York’ta hem de Washington’da bu yönde temaslarda bulunduk. İnsani felakete dikkat çektik. Mazlumların sesi olduk. Birleşmiş Milletler’de Gazzeli çocukların yaşadığı acıları fotoğraflarla tüm dünyanın gündemine taşıdık. Amerikan Başkanı Sayın Trump’la da bu meseleyi detaylıca konuştuk. Barış için atılması gereken adımları değerlendirdik.”

 “Hamas’ın Sayın Trump’ın barış planına verdiği cevabı memnuniyetle karşılıyoruz”

Erdoğan, ardından MİT Başkanı’nı Katar’a, Dışişleri Bakanı’nı da Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne gönderdiğini dile getirerek, “Dün akşam Sayın Trump’la olan telefon görüşmemizin en önemli gündemi yine Gazze’ydi. Gazze’ye barışı ve istikrarı getirmekti. Hamas’ın Sayın Trump’ın barış planına verdiği cevabı memnuniyetle karşılıyoruz. Hamas, daha önce defalarca yaptığı gibi barışa hazır olduğunu gösterdi. Böylece bölgemizde kalıcı barış için bir fırsat penceresi aralandı. İsrail’in saldırılarını derhal durdurması, bu bakımdan çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, filizlenen barış umutlarının solmasına müsaade edilmemesi gerektiğine dikkati çekerek, tüm tarafların sorumluluk duygusuyla hareket etmesi halinde akan kanı dindirmenin ve barışı tesis etmenin mümkün olduğunu vurguladı.

“Küresel Sumud Filosu’nun umut yolcularını da ülkemize getiriyoruz”

Erdoğan, şunları dile getirdi:

“Tek bir masumun daha ölmemesi ve Gazzeli yavruların yüzünün gülmesi için ne yapılması gerekiyorsa Türkiye olarak bunu yapmaya devam edeceğiz.

Küresel Sumud Filosu’nun umut yolcularını da ülkemize getiriyoruz, öyle zannediyorum ki bir saat sonra İstanbul Havalimanı’na Sumud Filosu’nun sadece Türkiye’den gidenler değil Malezya ve farklı ülkelerden de bazı Sumud Filosu yolcuları, gelen kafilenin içerisinde yerlerini alacaklar. Bir saat sonra İstanbul’a inmiş olacaklar. Rabb’im Gazze’nin huzura kavuştuğunu görmeyi bize, milletimize, Filistin davasına destek olan vicdan sahibi herkese nasip etsin diyorum. Buradan Gazzeli mazlumlara dayanışma mesajlarımızı iletiyor, Türkiye’nin her zaman yanlarında olacağını tekrar ifade ediyorum.

“Sizin kaynaklarınızı sizin için kullandık”

31 Mart seçimlerindeki desteğiniz için sizlere şükranlarımı sunuyorum. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Sultanbeyli’de de sizin emeklerinize, sizin her bir kuruşunuza, tüyü bitmedik yetimin hakkına sahip çıkıyoruz. Sizin kaynaklarınızı yine sizin için kullandık ve kullanıyoruz. İşte bugün bunların toplu açılışını yapmak üzere Sultanbeyli’deyiz. Karşımdaki katılım, bugünkü tüm kardeşlerimin bu toplu açılış törenine, temel atmaya ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Hem sizlerle hasret gideriyoruz hem de 41 projenin resmi açılışı ile 9 projenin temel atmasını gerçekleştiriyoruz.

Bir defa şunu tüm samimiyetimle söylemek isterim. Bir İstanbullu olarak eser ve hizmetlerimizle, proje ve yatırımlarımızla sizlerin huzurunda olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Kentsel dönüşüm projelerinden gençlik ve spor merkezlerine, sıfır atık projelerinden çevre ve yeşil alan düzenlemelerine, mesleki eğitim ve bilim merkezlerinden prestij caddelere, toplam değeri 8 milyar 425 milyon lirayı bulan projelerimizin ilçemize ve İstanbul’umuza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

“1,5 yılda 50 projeye imza atan Sultanbeyli belediyemizi tebrik ediyorum”

Bir buçuk yıl gibi oldukça kısa bir sürede tam 50 projeye imza atan Sultanbeyli Belediyemizi, Ali Tombaş kardeşim ve ekibini huzurlarınızda tebrik ediyorum. Bu yatırımlarda emeği geçen işçisinden mühendisine, mimarından proje personeline tüm kardeşlerime de ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Sevgili kardeşlerim, burası insanıyla, tabiatıyla ve genç nüfusuyla öne çıkan bir ilçemiz. Biz de ilçemizin bu vasfını daha da güçlendirmenin gayretindeyiz. 140 bin metrekare alana yayılan Fetih Korusu’nu ve 110 bin metrekare büyüklüğündeki Aydos Korusu’nu hizmete açarak İstanbul’a yeni oksijen depoları kazandırdık. Kent Meydanı düzenleme projemizle meydan çevresindeki cadde ve sokakları rehabilite ettik, altyapıyı güçlendirdik.

Deprem, malumunuz, ülkemizin en sancılı gerçeği. 6 Şubat’ta yaşadığımız asrın felaketinde depreme dayanıklı binaların ne kadar önemli olduğunu hep beraber gördük. Perşembe günü yaşanan 5 büyüklüğündeki sarsıntı, bize Marmara’da da elimizi çabuk tutmamız gerektiğini hatırlattı. İstanbullu kardeşlerime tekrar geçmiş olsun diyorum. Depremi engellemek elimizde değil ama can ve mal kayıplarının önüne geçmek mümkün. Bunun için kentsel dönüşüm projeleri hayati öneme sahip. Büyükşehir Belediye Başkanlığımızdan itibaren bizim kentsel dönüşüm meselesindeki hassasiyetimizi herkes çok iyi bilir. Sultanbeyli’deki kentsel dönüşüm çalışmalarına da bu anlayışla hız verdik.

Battalgazi Mahallemizde 15 bin metrekarelik alanda 450 bağımsız bölüm ve üç ticari ünite ile birlikte sosyal yaşam, kültür ve spor alanları, Mimar Sinan Mahallemizde ise 70 bin metrekare alanda 710 bağımsız bölüm, üç ticari ünite, 4 bin 500 metrekare ticari bölüm ve yeni yaşam alanları inşa edeceğiz. Böylelikle toplam 6 milyar 625 milyon liralık yatırımı Sultanbeyli’mize kazandırmış olacağız. Şimdiden ilçemize hayırlı uğurlu olsun.

Vatandaşa kentsel dönüşüm çağrısı

Benim burada sizlerden özel bir ricam olacak. Kentsel dönüşüm projelerini hızla yapabilmemiz için vatandaşlarımızın da desteğine, yardımına ihtiyacımız var. Önce can, önce güvenlik, önce huzur. Bu hesapla meseleye bakmamız gerekiyor. El ele vererek bu projeleri hayata geçirirsek inşallah çok kısa sürede çok büyük işler başarırız. Fakat ana muhalefetin ve marjinal örgütlerin tezviratlarına prim verirsek neticede kaybeden yine biz oluruz. İnanıyorum ki Sultanbeyli burada da şu andaki tabloyla örnek bir duruş sergileyecektir. Sadece Sultanbeyli’den değil, tüm İstanbul’dan, tüm İstanbullulardan bu konuda yapıcı tavır bekliyorum.

“Bizim projelerimize rantsal dönüşüm diyerek çamur attılar”

Kardeşlerim, bakınız bunu özellikle şunun için söylüyorum. Yıllarca bizim projelerimiz ‘rantsal dönüşüm’ diyerek çamur attılar. İşin bir yanından tutmak yerine vatandaşı kışkırtıp çabalarımızı sabote etmeye kalktılar. Peki sonra ne oldu? Olan maalesef millete oldu. Bizim yüreğimiz yandı. ‘Rantsal dönüşüm’ iftirasıyla projelerimize kara çalanların hiçbiri 6 Şubat depremlerinde ortalıkta yoktu. En fazla bir iki fotoğraf çektirdiler, sonra sırra kadem bastılar. Ama biz hamdolsun tüm kapasitemizle deprem bölgesindeydik. Halen 3 bin 481 şantiyemizle oradayız. Şehirlerimizi tekrar ayağa kaldırana kadar da inşallah oralardan ayrılmayacağız.

Geçen ay 304 bininci yuvamızın anahtarlarını teslim ettik. Önümüzdeki ay 350 bininci konutumuzun kurasını çekiyoruz. Yılbaşına kadar toplam 453 bin bağımsız bölümü hak sahibi ailelerimize teslim etmek için gece gündüz çalışıyoruz. ‘Bedava oy vereceğiz’ diyerek meydanlarda ahkam kesenleri ise bir daha bölgede gören, duyan olmadı. İzmir’de TOKİ’den bile iyi olacak iddiasıyla başlattıkları projede de sonuç büyük bir hüsran oldu. Binlerce vatandaşın parasını aldılar, insanımızı boş yere umutlandırdılar, sonra da milleti dolandırıp yüzüstü bıraktılar. Şimdi mahkemede bunun hesabını veriyorlar. Kötüledikleri TOKİ’miz ise vatandaşa güvenli, dayanıklı, hesaplı yuvalar inşa etmeye devam ediyor. Bugüne kadar 1 milyon 740 bin sosyal konut üreten TOKİ’miz, projelerine yenilerini ekliyor.

“Vatandaşa onca sözü niçin verdiniz”

Aziz kardeşlerim, tüm bu gerçekler ortadayken biz bunlara ‘millete yanlış yapmayın, biraz dürüst olun’ deyince beyler hemen rahatsız oluyor. Peki buradan soruyorum: Halkın parasını oy vaadiyle alıp bunları iç etmek tokatçılık değil midir? Bedava ev sözü verip sonra bir daha hiç oralı olmamak dolandırıcılık değil midir? Meydanlarda bol keseden atıp tutup sonra bunların arkasında durmamak yalancılık değil midir?

Öyle ya, madem yapmayacaktınız, milleti niçin umutlandırdınız? Madem çark edecektiniz, vatandaşa onca sözü niçin verdiniz? Biz bunları sizin yüzünüze çarpmayalım mı? Bunları size hatırlatmayalım mı? Bunların peşine milletimiz adına düşmeyelim mi? Kusura bakmayın, biz milletin hak ve hukukunu korumakla mükellefiz. Bu görevimizi de Allah’ın izniyle sonuna kadar yerine getireceğiz. Aynı şekilde yargı ve emniyet mensuplarımız da vazifelerini yapacak. Buna tehditleriniz, hakaretleriniz, yargı ve emniyetimizi hedef göstermeniz engel olmayacak.

Ortada harcanan milyarlar var ama eser yok, hizmet yok, icraat yok. Şimdi bunun hesabı yargımız tarafından sorulmasın mı? Meblağlar büyümüş ama sorunlar küçülmemiş, hatta daha da artmış. Kesilen faturaların tutarı büyürken hizmetin kalitesi değil, suç örgütünün banka hesapları büyümüş, ahtapotun kolları büyümüş, bavulların ebatı büyümüş, bir de döviz dolu baklava kutularının hacmi büyümüş.”

Kiralık sosyal konut kampanyasının detayları

İstanbul’da TOKİ tarafından hayata geçirilecek “Kiralık Sosyal Konut Projesi” kapsamında inşa edilecek konutlar, piyasa rayiç bedelinin altında kiraya verilecek. Konutlardan, belirlenen kriterlere uygun vatandaşlar yararlanabilecek.

Deprem riski altındaki İstanbul’da bir yandan kentsel dönüşüm çalışmaları, bir yandan Yarısı Bizden Kampanyası ile konut stokunu yenilemeye çalışan Bakanlık, 81 ilde 500 bin sosyal konutun inşa edileceği projeyle de megakentin konut talebine cevap verecek.

Kampanya kapsamında inşa edilecek kiralık sosyal konutlarla vatandaşların üzerindeki kira yükü hafifletilecek.

Sadece 500 bin konut İstanbul’da inşa edilecek

500 bin sosyal konutun inşa edileceği ‘Yüzyılın Konut Projesi’ kapsamında İstanbul’da satışa sunulacak konutların yanı sıra kiralanacak konutlar için de kontenjan ayrılacak.

Devletin ev sahibi olacağı sistem için TOKİ koordinesinde bir mekanizma kurulacak. Konutların yapımının tamamlanmasının ardından kiralama süreci başlayacak.

“Kurada kiracı olmaya hak kazanan vatandaşlar sözleşme imzalayacak”

Piyasa rayiç bedelinin altında kiraya verilecek bu konutlardan belirlenen kriterlere uygun vatandaşlar faydalanabilecek. Konutların ne kadar süreliğine kiralanacağını TOKİ duyuracak. TOKİ’nin konut satışında olduğu gibi başvuru yapanlar arasında hak sahipliği süreci kurayla belirlenecek. Kurada kiracı olmaya hak kazanan vatandaşlar sözleşme imzalayacak.

Bu süreçte düzenli kira ödemelerinin yapılıp yapılmadığı, evlerin durumu düzenli denetime tabi olacak. Kontratta belirlenen sürecin dolmasının ardından evler gerekli bakımlar yapıldıktan sonra tekrar kriterlere uygun olan ve kurayla belirlenen hak sahiplerine kiralanabilecek.

Mevcut yapı stokunun eskimesi, afet riski ve güvenli konut ihtiyacının artması, fahiş konut ve kira tutarlarına karşı hayata geçirilecek bu sistemle İstanbul’da yaşayan vatandaşlar uygun ücretli kiralık dairelere erişebilecek.

Son Haberler

ABD, Peşmerge’ye doğrudan askerî desteği sona erdirmeye hazırlanıyor

ABD, Peşmerge’ye doğrudan askerî desteği sona erdirmeye hazırlanıyor. ABD'de Trump...

Rojava Üniversitesi’nden Şam’a ‘Kürtçe’ tepkisi: Geriye doğru bir adım

Rojava Üniversitesi, Suriye Eğitim Bakanlığı’nın Kürtçe ders saatlerini haftada 4 saate düşürme kararını sert bir dille eleştirdi. Üniversite, bu adımı "eğitim sisteminin gelişimini engelleyen bir gerileme" olarak nitelendirdi. Suriye hükümetinin eğitim müfredatında Kürtçe derslerini kısıtlama kararına Rojava Üniversitesi’nden akademik bir itiraz geldi. Üniversite yönetimi tarafından Kürtçe ve Arapça yayımlanan açıklamada, söz konusu kararın bölgedeki 12 yıllık bilimsel birikimi ve eğitim kalitesini tehdit ettiği vurgulandı. “Kürtçe sadece edebiyat değil, tıp ve mühendislik dilidir” Açıklamada, son 12 yılda Rojava Kürdistanı’nda Kürtçenin eğitimin her aşamasında temel dil olarak kabul edildiği ve büyük bir tecrübe edinildiği hatırlatıldı. Kararın akademik gerçeklerle bağdaşmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi: "Anadil kullanımı sadece edebi bölümlerle sınırlı kalmamış; tıp, matematik, fizik, kimya ve mühendislik gibi bilim dallarında da dersler başarıyla Kürtçe verilmiştir. Kürtçenin haftada sadece 3 saate indirilmesi, öğrencilerin anlama ve analiz yeteneğini zayıflatacak, 12 yıllık kazanımları ortadan kaldıracaktır." Uluslararası standartlar vurgusu Eğitimde anadilin önemine dikkat çeken üniversite, Şam yönetiminin bu hamlesinin anadilde eğitimi teşvik eden uluslararası eğitim sözleşmelerine ve normlarına aykırı olduğunu vurguladı. Açıklamada, bu kararın öğrencilerin geleceği üzerinde ciddi akademik riskler oluşturacağı uyarısı yapıldı. Çözüm önerisi: Çift dilli eğitim modeli Rojava Üniversitesi, Kürtçe derslerini kısıtlamak yerine daha modern ve bilimsel bir çözüm olarak "çift dilli eğitim" (bilingual) modelini önerdi. Dünya genelinde kabul gören bu modelle; fen ve sosyal bilimlerin hem Kürtçe hem de Arapça verilerek öğrencilerin dilsel haklarının korunabileceği ve toplumsal uyumun güçlendirilebileceği ifade edildi. Şam’a çağrı: Kararı gözden geçirin Anadilde eğitimin hem akademik hem de temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayan Rojava Üniversitesi, Şam yönetimine ve ilgili makamlara çağrıda bulunarak Kürtçe derslerini azaltma kararının yeniden gözden geçirilmesini talep etti. Üniversite, eğitim kalitesini korumak ve öğrencilerin geleceğini güvence altına almak için son 12 yılda elde edilen kazanımların savunulması gerektiğini belirtti.

Vefat eden Kürt siyasetçi Mehdi Zana kimdir?

Siyasetçi Mehdi Zana, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.  Kürt siyasetinin tanınmış ismi ve Diyarbakır eski Belediye Başkanı Mehdi Zana tedavi gördüğü hastanede 86 yaşında yaşamını yitirdi. Zana KOAH hastalığı teşhisiyle kısa süre önce Diyarbakır'da bir hastanede yoğun bakıma alınmıştı. Mehdi Zana bugün saat 18:35 sularında çoklu organ yetmezliğine bağlı yaşamını yitirdiği kaydedildi. Rûdaw’a konuşan yakınları Zana’nın  yarın öğlen vakti Yeniköy mezarlığına defnedileceğini söyledi. Aileden yapılan açıklamaya göre Mehdi Zana’nın cenazesi, saat 13.00’te Ulu Cami’de kılınacak cenaze namazının ardından Yeniköy Mezarlığı’nda defnedilecek.  Defin işleminin ardından Liceliler Yas Evi’nde taziyeler kabul edilecek. Mehdi Zana kimdir? 20 Aralık 1940 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan(Ferqin) ilçesinde dünyaya gelen Mehdi Zana “Bilici” olan soyadını sonradan, bu sözcüğün Kürtçe karşılığı olan “Zana” ile değiştirdi. Mehdi Zana, 1977-1980 yılları arasında Diyarbakır Belediye Başkanlığı yapmış,  Kürt siyasi hareketinin en önemli figürlerinden Kürt siyasetçi, aktivist ve yazar olarak öne çıkan bir isimdi. Yaşamını Kürtlerin meşru haklarının elde edilmesine adadı. Siyasi Hayatı ve Belediye Başkanlığı TİP Dönemi: Siyasi kariyerine 1963 yılında Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) katılarak başladı ve 1965'te partinin Silvan ilçe başkanı oldu. Diyarbakır Belediye Başkanlığı: 1977 yerel seçimlerinde bağımsız aday olarak Diyarbakır Belediye Başkanı seçildi ve bu görevi 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar sürdürdü. Cezaevi Yılları ve Sürgün Diyarbakır Cezaevi Dönemi: 12 Eylül askeri darbesinin ardından tutuklandı. Ağır işkencelerin yaşandığı dönemin ünlü Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'nde uzun yıllar hapis yattı. Hayatının toplam 16 yılını cezaevinde geçirdi. Kürdistan Sosyalist Partisi (KSP / Özgürlük Yolu) ve DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) çizgisiyle bağlantılı faaliyetleri, "bölücülük" ve "Kürt propagandası yapmak" iddialarıyla açılan ana davalardan yargılandı.  Avrupa ve Sürgün Hayatı: Cezaevinden çıktıktan sonra uzun yıllar İsveç ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinde siyasi mülteci olarak yaşadı. 2004 yılında Türkiye'ye geri dönüş yaptı. Aile Hayatı ve Eserleri Evliliği: Türkiye'nin ilk Kürt kadın milletvekillerinden biri olan ve uluslararası alanda Sakharov Düşünce Ödülü sahibi olan Leyla Zana ile 1975 yılında evlenmiş, bu evlilikten iki çocukları dünyaya gelmişti. Kitapları: Cezaevi anılarını ve Kürt siyasi mücadelesini anlatan birçok kitap kaleme almıştır. Bekle Diyarbakır (1991), Vahşetin Günlüğü - Diyarbakır Zindanlarından (1992), Sevgili Leyla - Uzun Bir Sürgündü O Gece (anı, 1995), Zelâl Yeniden Doğuş (1996).

Seyyidü’ş Şüheda Tugayları silah bırakmak için 10 şart koştu: Türkiye de listede

Irak'taki Şii silahlı gruplardan Seyyidü'ş Şüheda Tugayları, silahların devlet kontrolüne alınması sürecine katılmaya hazır olduğunu, ancak bunun için 10 şartın yerine getirilmesi gerektiğini bildirdi. Seyyidü'ş Şüheda Tugayları Genel Sekreterliği tarafından yayımlanan bildiride, ABD güçlerinin Irak'tan çekilmesi, Irak'ın kuzeyinde konuşlu Türk askerlerinin Türkiye sınırlarına çekilmesi, PKK mensuplarının Irak topraklarından çıkarılması ve Kürdistan Bölgesi'ndeki sınır kapılarının federal hükümetin denetimine verilmesi gibi şartlar öne sürüldü. Bildiride, şartların yerine getirilmesi halinde silahların devlet kurumlarıyla birleştirileceği ifade edilerek, "Eğer bu gerekçeler ortadan kalkarsa gereklilik de ortadan kalkar. Ancak ihtiyaç duyulduğunda silah geri dönebilir ve o zaman bunu engelleyecek hiçbir güç yoktur" denildi. Silah bırakma için 10 şart Grubun açıkladığı şartlar şöyle sıralandı: ABD güçlerinin çekilmesi: ABD'nin Irak'tan kara, deniz ve hava yoluyla tamamen çekilmesi ve herhangi bir isim altında ülkedeki varlığının sona erdirilmesi. Haşdi Şabi Yasası: Haşdi Şabi mensupları, şehitler ve gazilerin haklarını ve onurlarını güvence altına alacak yasal düzenlemenin onaylanması. Tam egemenlik: Irak'ın kuzeyinden güneyine tüm topraklarında federal güvenlik güçlerinin egemenliğinin sağlanması. Hava sahasının kontrolü: Irak hava sahası üzerindeki devlet egemenliğinin tesis edilmesi ve dış saldırılara karşı kullanılacak, karar yetkisi Irak'a ait gelişmiş bir hava savunma sisteminin kurulması. PKK mensuplarının çıkarılması: Türkiye'nin Irak topraklarına yönelik saldırı gerekçelerinin ortadan kaldırılması amacıyla PKK mensuplarının ülkeden çıkarılması. Türk askerlerinin çekilmesi: Irak'ın kuzeyinde konuşlu Türk askerlerinin Türkiye sınırlarına çekilmesi. Sınırların federal güçlerce kontrolü: Kürdistan Bölgesi'ndeki sınırların Irak ordusu tarafından kontrol edilmesi ve sınır kapılarının federal hükümetin denetimine verilmesi. İranlı muhalif grupların çıkarılması: Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılarda kullanılmasının önlenmesi amacıyla İranlı muhalif grupların Kürdistan Bölgesi'ndeki yerleşimlerinden çıkarılması. Ekonomik bağımsızlık: Irak'ın mali ve ekonomik kararlarının ABD etkisinden çıkarılması ve tam ekonomik egemenliğin sağlanması. Siyasi bağımsızlık: Irak'ın siyasi kararlarının ABD etkisinden arındırılması, ABD'nin içişlerine müdahalesinin sona erdirilmesi ve ülkedeki ABD temsilciliğinin rolünün sınırlandırılması. Grup, söz konusu şartların ülkenin çıkarlarının korunması ve karşı karşıya olduğu tehditlerle mücadele amacı taşıdığını belirtti. Seyyidü'ş Şüheda Tugayları Seyyidü'ş Şüheda Tugayları, Haşdi Şabi bünyesindeki 14. Tugay olarak biliniyor. Ebu Ala el-Velai'nin liderliğindeki grup, İran'a yakınlığıyla bilinen Şii silahlı gruplar arasında yer alıyor. Grup, 2013 yılında Ketaib Hizbullah'tan ayrılan bir yapı olarak ortaya çıktı. .  Rudaw

Bakırhan: Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rojava’da Kürtlerle Şam yönetimi arasında varılan uzlaşmaya dair, “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu” dedi. Bakırhan Resmi Gazete'de yayımlanan çerçeve yasaya ilişkin de “Silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Urfa’da düzenlenen halk buluşmasında konuştu. Hiçbir sözün evlat acısını gideremediğine dikkati çeken Bakırhan, “Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Anneleri’nin, Cumartesi Anneleri’nin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir” diye konuştu. “Meclis’te tarihi bir yasa geçti” Çerçeve yasaya dair de görüşlerini paylaşan Bakırhan, özetle şunları söyledi: "İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına 'bilinmeyen dil' diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir. “Taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz” Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil. “Diyor ki Selahattinler, Figenler dışarı çıkacak” Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı. Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve Meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt'ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi'nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı.” “Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu” Şimdi gelelim Rojava'ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye'nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte.” “Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye'nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor. “Bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var” Kobani'de, Afrin'de değil, Halep'te de Şam'da da Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz.”

İhsan Kaçar: Mazlum Kobani’nin atanmasına ve tartışmalara ilişkin, ‘Haksız ve haklı’ eleştriler üzerine

Mazlum Kobani’nin atanmasıyla ilgili tartışmalarda, öncelikle doğru bir tanımlama...

Gülistan Doku soruşturmasında 10 gözaltı daha

Türkiye Adalet Bakanı Akın Gürlek, Gülistan Doku'nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gerçekleştirilen 5'inci dalga operasyonda 10 şüphelinin gözaltına alındığını duyurdu. Bakan Gürlek, sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Adalet ve İçişleri Bakanlıklarımızın güçlü koordinasyonu; Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızın etkin iş birliğiyle faili meçhul suçları aydınlatmaya devam ediyoruz. Güncel teknolojik imkânlar ve elde edilen yeni deliller ışığında bugün iki önemli dosyada daha kritik gelişmelere ulaştık. Gülistan Doku soruşturmasında yeni tespitler Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızın koordinasyonunda yürütülen soruşturma kapsamında bugün 5. dalga operasyon gerçekleştirildi ve 10 şüpheli gözaltına alındı. Soruşturmada; Gülistan’ın son görüldüğü köprü ve zaman dilimine ilişkin PTS ve iletişim kayıtlarında yeni bulgulara, kaybolmasının ardından Doku'nun Instagram hesabına gerçekleştirilen şüpheli erişim/işlemlere ve su altı arama çalışmalarına ilişkin dikkat çekici tespitlere ulaşıldı. Adli makamlardan gizlendiği belirlenen dalgıç defterindeki kayıtlarla resmî arama tutanaklarının uyuşmadığı tespit edildi. Gülistan’a ait bazı kişisel eşyaların, intihar ihtimalini destekleyen bir görüntü oluşturmak amacıyla su altına sonradan yerleştirilmiş olabileceğine ilişkin bulgulara ulaşıldı. Dede Baltacı cinayetinde 4 tutuklama İkinci önemli gelişmesi ise 18 yıldır faili belirlenemeyen Dede Baltacı cinayetinde yaşandı. 2008 yılında Şereflikoçhisar’da ölü bulunan Baltacı’nın dosyası, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımızın koordinasyonunda Şereflikoçhisar Cumhuriyet Başsavcılığımız ve Şereflikoçhisar İlçe Jandarma Komutanlığımızın yürüttüğü çalışmalarla yeniden incelendi. Daraltılmış baz çalışması, HTS kayıtları, Adli Tıp raporu ve bu verilerle uyumlu tanık beyanı sonucunda cinayetin failleri olduğu değerlendirilen 5 şüpheli tespit edildi. Gerçekleştirilen operasyonun ardından F.K., R.K., A.Ö. ve F.E. tutuklandı; cezaevinde bulunan M.K. hakkında ise adli kontrol kararı verildi. Aradan kaç yıl geçerse geçsin hiçbir faili meçhul dosyanın peşini bırakmayacağız. Cumhuriyet Başsavcılıklarımız, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızla güçlü koordinasyon içerisinde, teknolojinin ve bilimin bütün imkânlarını kullanarak gerçeği ortaya çıkarmaya devam edeceğiz. Ucu nereye giderse gitsin, suçlular er ya da geç adalet önünde hesap verecektir.

Türkiye Gündemi

Bakırhan: Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rojava’da Kürtlerle Şam yönetimi arasında varılan uzlaşmaya dair, “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu” dedi. Bakırhan Resmi Gazete'de yayımlanan çerçeve yasaya ilişkin de “Silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Urfa’da düzenlenen halk buluşmasında konuştu. Hiçbir sözün evlat acısını gideremediğine dikkati çeken Bakırhan, “Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Anneleri’nin, Cumartesi Anneleri’nin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir” diye konuştu. “Meclis’te tarihi bir yasa geçti” Çerçeve yasaya dair de görüşlerini paylaşan Bakırhan, özetle şunları söyledi: "İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına 'bilinmeyen dil' diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir. “Taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz” Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil. “Diyor ki Selahattinler, Figenler dışarı çıkacak” Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı. Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve Meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt'ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi'nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı.” “Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu” Şimdi gelelim Rojava'ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye'nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte.” “Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” “Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu. Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye'nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor. “Bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var” Kobani'de, Afrin'de değil, Halep'te de Şam'da da Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz.”

Netanyahu: Çatışma arayışında değilim, Güneye geldiğini görmek istemiyorum

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Türkiye ile olası bir çatışma ihtimaline ilişkin soruyu İsrail televizyonunda ilk kez doğrudan yanıtladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail televizyonuna verdiği röportajda Türkiye ile olası çatışma ihtimalinden Suriye'deki gelişmelere ve Gazze'ye yönelik saldırılara kadar Tel Aviv yönetiminin bölgesel politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.    “Çatışma arayışında değilim”   Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında olmadığını söyleyen Netanyahu, İsrail'in güvenliği için askeri kapasitesini sürekli geliştirmesi gerektiğini ifade etti.     "Çatışma arayışında değilim" diyen Netanyahu, İsrail'in güçlü askeri kabiliyetlere sahip olması gerektiğini belirtti. Netanyahu, "Çünkü niyetler değişir; özellikle de zayıf olduğunuzda. Zayıfsanız size saldırırlar, güçlüyseniz size saygı duyarlar. Barışı da güçlü olanlarla yaparlar. Bu nedenle gücümüzü sürekli artırmak zorundayız" ifadelerini kullandı. Bölgedeki güç dengelerinin değiştiğini ileri süren Netanyahu, "Bir güç zayıflıyor, başka bir güç yükseliyor. Ancak yükselmesi gereken en önemli güç bizimki olmalı" dedi. Türkiye'ye açık mesaj: Güneye geldiğini görmek istemiyorum Suriye'deki gelişmelere de değinen Netanyahu, İsrail'in bu ülkede bir "güvenlik bölgesi" kurmaya karar verdiğini açıkladı.    Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin de bulunduğunu belirten Netanyahu, Ankara'nın daha güneye ilerlemesini istemediklerini açıkça ifade etti. Netanyahu, "Türkiye'nin güneye geldiğini görmek istemiyorum" dedi.   İsrail Başbakanı, Suriye'deki Türk askerlerinin konuşlanmasına ilişkin mesajların ABD aracılığıyla, farklı kanallar üzerinden ve doğrudan Şam yönetimine iletildiğini vurguladı. Netanyahu, Suriye'de daha önce belirli bir statükonun bulunduğunu ifade ederek bu düzenin değiştiğini veya değiştirilmeye çalışıldığını iddia etti.      "Mesajımızı kinetik yollarla vermek zorunda kaldık"   Netanyahu, İsrail'in Suriye'deki askeri havalimanına yönelik saldırısına ilişkin de açıklamalarda bulundu. İsrail Başbakanı, "Görünüşe göre mesajımızı almamışlardı. Bizim tabirimizle 'kinetik yollarla' mesaj vermek zorunda kaldık" dedi.    İsrail ordusuna ait savaş uçakları, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'in doğusunda bulunan terk edilmiş Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na saldırı düzenlemişti.   Suriyeli bir yetkili, İsrail savaş uçaklarının Ebu Zuhur Askeri Havaalanı'na 8 saldırı düzenlediğini belirtmişti. Saldırılarda pistin yanı sıra hangarda atıl durumda bulunan bir yapının hedef alındığı kaydedilmişti. Saldırıda can kaybı veya yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi paylaşılmamıştı.  

Bakırhan: Amed halkımız Trabzonspor’u Kürt’e yakışan bir ev sahipliğiyle karşılasın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun” dedi.   Bakırhan, partisince Kağıthane'de düzenlenen "İstanbul Halk Buluşması Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum" etkinliğinde konuştu.Türkiye'de demokrasinin, hukukun, adaletin tam anlamıyla uygulandığı "demokratik cumhuriyet" yaratmak için çalışacaklarını belirten Bakırhan, "Türkiye'nin dört bir tarafında acılar yaşandı. Türkiye'nin dört bir yanında acılar birikti, büyüdü. Dolayısıyla bu bedelleri sadece tek bir tarafın bedelleri olarak okumuyoruz. Edirne'deki acı da bizim, Hakkari'deki acı da bizim. İnşallah bir daha ne Şırnak'ta ne Tekirdağ'da, Edirne'de annelerimiz gözyaşı dökmez, gençlerimiz yaşamını yitirmez. Birlikte barışçıl ve demokratik bir Türkiye'de yaşarız" diye konuştu. Sürecin annelerin evlatlarını yitirmemesi süreci olduğunu dile getiren Bakırhan, şöyle devam etti: "Aslında bu sürecin en başarılı noktalarından birisi 2 yıldır kimsenin yaşamını yitirmemesidir. Birileri bunu küçümsüyor, bunu önemli bir gelişme olarak görmüyor olabilir ama Diyarbakır ve Türkiye'nin dört bir yanında evladının taziyesini kuran, Ankara'da Güvenpark'ta kendisine şehit ve gazi aileleri diyen annelerin yaşadığı acıları bence empati etmek ve tahmin etmek gerekiyor. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Konuşarak, müzakere ederek, diyalogla sorunlarımızı tartışacağız. İnşallah Allah'ın izniyle çözümü için de birlikte bir yol bulacağız." “Barış Anneleri'ni ziyaret edecek” Bakırhan, Diyarbakır'da Barış Anneleri'ni ziyaret edip acılarını paylaştıklarına değindi. Asker ve gazi ailelerinin acılarının kıymetli ve değerli olduğunu kaydeden Bakırhan, "Bu süreç tam da çocukların cenazesinin gelmemesi sürecidir. Dolayısıyla bu süreci en iyi anlayacak olanlar 'Cumartesi Anneleri', 'Barış Anneleri', şehit ve gazi aileleridir. En çok da onlar bu süreci sahiplenmelidir. Evlat acısı çekmeyenler rahat konuşur, bol bol konuşur ama bir de evlat acısı yaşayan bu annelere bu süreci sormak gerekiyor. Onun için çağrımdır, bütün anneler bu sürece sahip çıkmalıdır." ifadelerini kullandı. “Sabotajlar karşısında da yürümeye devam" Bakırhan, süreç kapsamında hazırlanan çerçeve yasanın çok kıymetli olduğunu anlattı. Bu yasaya ilişkin en başta "Şiddeti durduracak, meseleyi siyasi ve hukuki zeminde tartışacak bir yasadır" dendiğini aktaran Bakırhan, tam da içeriğe uygun bir yasa çıktığını söyledi. Tuncer Bakırhan, "Şimdi ilk defa Meclis'te 467 milletvekili, ‘Artık bu meseleyi siyasetle, hukukla, Meclis zemininde çözelim.' dedi. O açıdan bu mesele önemlidir” diye konuştu. Bu yasanın çözümün önündeki ilk adım olduğunu ifade eden Bakırhan, Meclis’te kurulan, "çerçeve yasa" kapsamındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun çok önemli olduğunu belirtti. “Kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü” Çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin birilerini rahatsız ettiğine dikkati çeken Bakırhan, "Sürecin kritik bir eşiğindeyiz. Bakın, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Tam bu günlerde siz de takip ettiniz, kurgulanmış bazı metinler kamuoyunun önüne düştü, belki okudunuz. İçeriğine girmeye gerek yok. Tam Takip ve Değerlendirme Kurulunun toplandığı gün piyasaya bazı metinler servis edildi. Bu bir tesadüf mü? Tesadüf değil. Peki, bu nedir? Vallahi bu bir sabotajdır” değerlendirmesini yaptı. Bakırhan, operasyonlara alet olunmamasını tavsiye ederek, sabotajlar karşısında bu sürecin sahiplenilerek yürümeye devam edeceğini vurguladı. Stadyumlardaki ırkçı tezahüratlara son verilmesini isteyen Bakırhan, "Hafta sonu Amedspor ve Trabzonspor karşılaşması Amed'de oynanacak. Trabzonspor’u, Kürt'e yakışan bir ev sahipliğiyle Amed halkımız karşılasın. Bu ırkçı hezeyanlara karşı onurlu bir duruş ortaya koysun. Amedspor’la Trabzonspor o sahada duruşuyla, yaklaşımıyla birlikte bu bozgunculara bir cevap versin” dedi.  

Kani Torun, Demirtaş’la görüşmesini anlattı: “Ankara’da görev almak istiyorum”

Bursa Milletvekili Kani Torun, yaklaşık üç ay önce Selahattin...

DEM Parti’den Öcalan’a atfedilen ‘görüşme notları’na açıklama: Metinlere müdahale edildi!

DEM Parti, "İmralı Heyeti'nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmî bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir" açıklamasını yaptı. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, çerçeve yasa sürecinde DEM Parti heyetleriyle yaptığı görüşmelerin dökümü olduğu iddia edilen metinlere ilişkin DEM Parti İmralı Heyeti'nden açıklama geldi. Heyet, "görüşme notu" adı altında paylaşılan metinlerde ekleme ve çıkarmalar yapıldığını belirterek, resmi kanallardan paylaşılmayan belge ve bilgilere itibar edilmemesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti, son günlerde sosyal medyada Öcalan'a atıfla "görüşme notu" ve "tutanak" adı altında bazı metinlerin dolaşıma sokulduğunu belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Son günlerde bir kez daha sosyal medyada Sayın Abdullah Öcalan’a atıfla “görüşme notu” ve “tutanak” adı altında bazı metinler dolaşıma sokulmaktadır. Bağlamı ve mesnedi belirsiz bırakılarak “görüşme notu” adıyla paylaşılan metinlerde ekleme, çıkarmalar yapılmakta, bir kez daha şahsiyetlere ilişkin kimi ibarelerin yerleştirildiği görülmektedir. “Tutanak” adı altında paylaşılan diğer bazı metinlerde de kamuoyunu yanıltmaya ve süreci provoke etmeye yönelik iddialar ortaya atılmaktadır. Bu girişimleri, Sayın Öcalan’ı ve önemli bir eşiğe ulaşan süreci doğrudan sabote etmeye dönük tehlikeli bir faaliyet olarak değerlendirdiğimizi ve bunun hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığını açıkça ifade ediyoruz. Bir kez daha vurgulamak isteriz ki; İmralı Heyeti’nden ya da Sayın Öcalan ile görüşen aile ve avukatlarından gelmeyen, resmi bir zemine dayanmayan hiçbir belge, not ya da bilgiye itibar edilmemelidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. DEM Parti İmralı Heyeti 23 Ağustos 2026”

İsrail Dışişleri Bakanı Katz’tan ‘Türkiye’ açıklaması: Net istihbarat almıştık

İsrail savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'nün vurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık” dedi. Bakan Katz, Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik saldırıyla ilgili açıklama yayımladı. Katz açıklamada İsrail ordusunun üsse birden fazla kez saldırı önerdiğini, “Türkiye’nin orada İsrail güvenliğini tehlikeye atacak faaliyetler planladığına dair net istihbarat alındığını” söyledi. Katz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte Suriye’ye üst düzey uyarı yapıldığını, istihbaratın ABD ile paylaşıldığını ve uyarılar dikkate alınmayınca saldırının onaylanıp başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti. İsrail Savunma Bakanı Katz’ın açıklamasından öne çıkanşar şöyle: “İsrail ordusu, Suriye'deki Ebu Zuhur üssüne (daha önce) birden fazla kez saldırı düzenlenmesini önermişti. Türkiye'nin burada İsrail'in güvenliğini tehlikeye atacak eylemler gerçekleştirmeyi planladığına dair net istihbarat almıştık. Güvenlik birimleriyle yapılan istişarelerin ardından Başbakan Netanyahu ve ben, Suriye yönetimine en üst düzeyde doğrudan bir uyarıda bulunmaya ve bu hamleyi engellemeye karar verdik. Bu istihbarat, ABD'deki ilgili makamlarla paylaşıldı. Uyarılarımız dikkate alınmayınca saldırıyı onayladık ve operasyon başarıyla gerçekleştirildi. “Barrack'ın açıklaması çok sayıda yanlış barındırıyor” Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor. Buna izin vermeyeceğiz. Erdoğan için en iyisi, İsrail'in kendini savunma kararlılığını sınamaya çalışmak yerine, Meclis'te İsrail'e yönelik boş ve hayalperest konuşmalar yapmaya devam etmesidir. Erdoğan eli kurabiye kavanozundayken yakalandı ve geri çekilmek zorunda kaldı. ABD Özel Temsilcisi Barrack'ın açıklaması, çok sayıda yanlışlık ve Trump'ın Golan Tepeleri konusundaki kendi tutumuyla çelişen görüşler içeriyor."

İdris Naim Şahin’den Kuriş açıklaması: ‘Kiraladığım araç benden izinsiz kullanılmış’

Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş'e yönelik soruşturmada aranan kardeşi...

Barrack: İsrail saldırısı sırasında Türkiye’ye haber verilmedi, üçlü çatışmasızlık mekanizması kurulabilir

ABD'nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye’de, Türkiye sınırı yakınlarındaki Ebu Zuhur hava üssünü vurmasının ardından, ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir "çatışmasızlık mekanizması" kurmak için çalıştığını duyurdu. Aynı zamanda ABD'nin Ankara Büyükelçisi olan Barrack; Türkiye'nin İsrail saldırıları konusunda önceden uyarılmadığını belirterek, "Sonuç olarak Türkiye, kendi topraklarına doğru kuzeye yönelen uçakları gözlemledi ve bu durum karşısında doğal olarak kendi askeri yanıtını hazırlayabilirdi" diyerek olası bir Türk askeri reaksiyonuna dikkat çekti. Reuters'a konuşan Barrack, "Neyse ki sağduyu galip geldi ve durumun daha da kötüleşmesi engellendi" ifadelerini kullandı. Türkiye saldırıyı kınadı Türkiye ise, Suriye'nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur hava üssüne yönelik İsrail saldırılarını kınadı ancak olası bir çatışmasızlık mekanizması hakkında açıklama yapmadı. "Çatışmasızlık mekanizması” askeri veya siyasi aktörler arasında yanlış anlaşılmaları veya kazara meydana gelebilecek çatışmaları önlemeyi amaçlayan bir iletişim kanalı olarak biliniyor. NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ve geçamn hafta Pakistan ve Suudi Arabistan ile karşılıklı savunma paktı imzalayan Türkiye, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın en önemli müttefiklerinden biri. Ankara; Suriye ordusunu eğitiyor, devlet kurumlarının ve altyapısının yeniden inşasına yardımcı oluyor, ayrıca askeri ve diplomatik destek sağlıyor. Barrack, "Türkiye" ismini kullanarak yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye hava üssüne yönelik saldırılarının, "Türkiye'nin yakın gelecekte bu üsteki varlığını artırabileceğine dair doğru ya da yanlış bir algıyı yansıttığını" söyledi. Özel Temsilci Barrack, "Bu durum; İsrail, Suriye ve Türkiye'yi kapsayan bir çatışmasızlık mekanizmasına duyulan ihtiyacı vurguluyor. Gelecekteki iletişim kopukluklarını önlemek adına böyle bir mekanizma kurmak için aktif olarak çalışıyoruz. Şu anki öncelik gerilimi düşürmek ve daha ölçülü bir yaklaşım için alan açmaktır” dedi. Hizmet dışı kalmıştı Türkiye sınırının yaklaşık 70 km doğusunda bulunan hava üssü, 2013 yılından bu yana münhasır bir askeri havaalanı olarak hizmet dışı kalmış durumda. Üs, Suriye'de Beşar Esad'a sadık güçler ile muhalif gruplar arasında 14 yıl süren iç savaş boyunca birkaç kez el değiştirmişti. Suriye devlet televizyonu, askeri bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İsrail'in üssün pistine ve depolama tesislerine sekiz hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. Ayrı bir askeri kaynak ve üs yakınında yaşayan bir sivil, herhangi bir can kaybı yaşanmadığını bildirdi. İsrail ordusu ise saldırılar hakkında yorum yapmaktan kaçındı. İsrail, yıllardır İran nüfuzunu dizginlemek ve Lübnan'daki Hizbullah'a silah ulaşmasını engellemek amacıyla Suriye'deki hedefleri vuruyor. 2024 yılında Beşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'nin yeni yöneticilerine de şüpheyle yaklaşan İsrail, ülkede askeri operasyonlarını sürdürüyor; son olarak mart ayında Suriye'nin güney ve orta kesimlerindeki hükümet tesislerine saldırılar düzenlemişti.