15 Ağustos 2026
24.1 C
İstanbul

Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı

İstanbul’da iki gün sürecek “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” başladı.

29 aydın ve yazarın çağrısıyla gerçekleştirilen konferans, siyasetten sivil topluma ve kültür sanat camiasına kadar birçok çevreden çok sayıda ismi bir araya getirdi.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da konferansa katılan isimler arasında.

Konferansın açılış konuşmalarını, çağrıcı isimlerden Gültan Kışanak ve Rıza Türmen yaptı.

‘YENİ BİR DEMOKRASİ HAREKETİ’ ÇAĞRISI

Türmen, AKP’nin “tek adam rejimi kurmaya yöneldiğini“ ve Türkiye’nin bir „yol ayrımına geldiğini belirterek, “Ya tek adam karanlık rejiminde yaşayacak ya da bunun üstesinden gelip, yepyeni bir güneş doğacak. İyi bir Türkiye doğacak. İyi bir Türkiye doğsun diye konferans yapıyoruz. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde demokrasiden hiç bu kadar uzaklaşmamıştı. Bu konferansa bize özel bir sorumluluk yüklüyor. Yeni bir demokrasi hareketini başlatabiliyor muyuz? Bunu başlatacak bir zemin oluşturabiliyor muyuz?” sorularını sordu. Ardından mahkemenin CHP için verdiği “mutlak butlan” kararını eleştiren Türmen, şöyle devam etti:

“Bu manzara karşısında yeni bir demokrasi mücadelesi başlatmak zorundayız. Yeni bir demokrasi hareketi başlatacaksak, eskiden dersler çıkarmak gerekir. Eskisini değerlendirmek; bu cumhuriyeti neden demokratikleşmediğimizin muhasebesini yapmak önemli. Bu konferansın bir özelliği de geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kuruyor. Geçmişe bakarak bir gelecek projesi hazırlıyor.

Mutlaka bir demokrasi mücadelesi yürütmek lazım. Geniş bir cephe kurmak lazım. Bütün demokratik kuruluşlar bir elde toplayabilmek lazım. Aynı zamanda halkı siyasetin içinde çekmek gerekir. Siyasetin aktif bir oyuncusu haline getirmek gerekir. Direnişle birlikte yeni bir proje sunmak gerekir.“

KÜRTLER KURUCU İRADE OLMALI’

Türmen, Kürt meselesinin çözümü için devam eden sürece de değindi. “Kürt sorununun çözümü demokrasi çerçevesinde çözülebilir“ diyen Türmen, sözlerine şöyle devam etti:

“Demokrasi yoksa Kürt sorunu çözülemez. Ancak demokrasiden en çok uzaklaştığımız bir dönemde Kürt sorununu çözmeye çalışıyoruz. Kürt sorunuyla demokrasiyi bütün hale getirmek lazım. Kürtler demokrasi motorunu en fazla ateşleyebilecek durumda. Kürtler demokrasi dedikleri zaman kendilerinden bahsediyor. Demokrasi Kürtler açısında var olup olmama meselesi. Kürt kimliğinin tanınması, evrensel hakların tanınmasını istiyorsak bu demokratik bir toplumda olur. Demokrasi olmazsa Kürtler öteki olur. Eğer yeni bir cumhuriyet inşa edeceksek Kürtler bu yeni demokratik cumhuriyetin kurucu iradesi olması lazım. Onun için bu konferanstan bunun çıkmasını bekliyorum“ diye konuştu.

Kürt siyasi hareketini bugün Türkiye demokrasisi bakımında en önemli hareket olarak görüyorum. Demokrasiyi ateşleyecek hareket olarak görüyorum. Bu olmadan yeni bir demokrasi hareketi başlatmak son derece güçtür. Türkiye’de Kürt sorunu görüşülmüyor, görüşülen Terörsüz Türkiye! Silahla mücadele bir şeyin sonucu. Silahlı mücadelenin nedenleri ortadan kaldırılmadıkça bir süre sonra aynı nedenler aynı sonuçlar doğurur. Çatışmayı ortaya çıkan şeylere eğilmek lazım. Kürt sorununu konuşmak lazım. Bu konferanstan bir de bunun çıkması gerekir. Kürt sorununu demokratikleşmeyi bütünleyen bir sonuç çıkarmak gerekir.

Bu konferans son olmamalı, başlangıç olmalı. Türkiye’deki büyük umutsuzluğa büyük bir umut kapısı açmalı. Yeni bir halk hareketinin, yeni bir demokrasi hareketinin başlangıcı olması gerekiyor.”

GÜLTAN KIŞANAK: BAŞARABİLİRİZ

Gültan Kışınak da açılış konuşmasında Cumhuriyetin birinci yüzyılında yaşanan sorunların “demokratik dönüşüm” ile aşılabileceğini vurguladı.

Kışanak’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“İkinci yüzyılda bu rotayı, hep birlikte takip ederek, demokratik bir cumhuriyete ulaşmayı arzuluyoruz. Bunu tahayyül ediyoruz. Otoriter, tekçi, üstünlükçü yaklaşımların yarattığı dışlama pratiklerinin sona erdiği; Kürt meselesinin özgürlük ve eşitlik ilkelerine dayalı barışçıl çözümünün gerçekleştiği; temel hak ve özgürlüklerin güvenceye alındığı, demokratik ortak bir gelecek tahayyülü en önemli motivasyon kaynağımız.

Başarabiliriz, geleceğimize yön verebiliriz. Demokratik dönüşüm rotasında buluşabilirsek, barış ve demokrasiye dayalı ortak geleceğin o kadar da uzakta olmadığını görebiliriz.

‘DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM EKMEK SU KADAR YAŞAMSAL’

Kısaca içinden geçtiğimiz dönemin dört temel özelliğine değinerek, demokratik dönüşümün kaçınılmaz ancak zorlu olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Sürecin birinci özelliği; çoklu krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyor olmaktır. Otoriter yönetim krizi, ekonomik kriz, siyasal kriz, ekolojik kriz, erkeklik krizi, kimlikler krizi, vs… Küresel ve bölgesel gelişmelerden kaynaklı krizler de cabası.

Bu çoklu kriz durumunun yarattığı bir kaos, karmaşa ve belirsizlik hali var. Bu nedenle toplumda, umutsuzluk, mutsuzluk, hareketsizlik ve beklentili bir ruh hali var. Toplumu, halkı öznellik konumunun dışında tutan bir hal bu. Oysa demokratik dönüşümün temeli, öznesi halktır. Toplumun dinamik, değiştirici gücü yapısal bir suskunluk yaşarsa, demokrasi ölür. Bu nedenle demokratik dönüşüm, artık ekmek su kadar yaşamsal bir ihtiyaç haline gelmiştir.

İkincisi; kapıya dayanan demokratik dönüşüm sürecinin sancılarının çok derin ve sarsıcı olması. Demokratik dönüşüm her şeyden önce sistemsel bir karakter taşıdığı için en çok da iktidarları etkiler. 25 yıllık iktidar değişecek mi? Değişime direnecek mi? Siyasal rejim mi değişti, kritik eşik mi aşıldı, muhalefetsiz bir rejim mi inşa ediliyor? gibi hayati sorulara yanıt aranıyor ancak realite şu ki iktidar da bir değişimin arifesinde olduğunu biliyor ve bunun sancılarını yaşıyor, yaşatıyor.

Artık cumhuriyetin ikinci yüz yılında, muhalefet de iktidar da değişimin kaçınılmaz sonuçlarıyla yüz yüze geldi. Demokratik değişime direnen yönler ağır bastığı için büyük bir siyasal kaos yaşanıyor.

‘KÜRT REALİTESİ ARTIK HUKUK KAPISINA DAYANMIŞTIR’

Üçüncüsü; yüz yılı aşkın tarihsel arka planı bulunan, son kırk yıldan beri çatışma zemininde olan Kürt meselesinde büyük bir değişim ihtiyacının ve imkanının ortaya çıkmasıdır. Hem devletin, hem iktidarı ve muhalefetiyle tüm siyaset kurumunun, hem toplumun bu köklü değişime ne kadar hazır olduğu ve bu sürecin nasıl gelişeceği de son derece önemlidir. En genel hatlarıyla Kürt meselesi artık bir ayrılık meselesi olmaktan çıkmış, bir tanınma, hukuk içerisine alınma meselesi haline gelmiştir. Bu çok köklü bir değişim sürecine işaret ediyor. ‘Kürt realitesi’ artık hukuk kapısına gelip dayanmıştır.

‘CUMHURİYETİ ORTAK EV HALİNE GETİRMELİ’

Hukuksal bir değişim, kapsayıcı bir hukuksal düzeni kurabilecek miyiz? Yapılması gereken, cumhuriyeti korkuların kalesi olmaktan çıkarıp, özgürlüklerin ortak evi haline getirmektir. Demokratik ulus, bu ortak evin eşit ve özgür yurttaşların; kapsayıcı bütüncül hukuk temel sütunları; demokratik cumhuriyet ise çatısını oluşturacaktır. Artık çoğulculuğu esas alan cumhuriyeti kurmanın zamanı gelmiştir.  Kürt meselesi ekseninde gündeme gelen bu büyük değişim ve dönüşümün de sancıları yaşanıyor.

‘EN GENİŞ TOPLUMSAL MUTABAKAT BARIŞIN TEMİNATIDIR’

İçinden geçtiğimiz sürecin dördüncü dikkat çekici özelliği ise barış için bir fırsat kapısı aralanırken; demokrasi krizinin derinleşmesi paradoksudur. Bunu aşmak durumundayız. Başarılı barış süreçlerinin en temel karakteri, kimseyi dışında bırakmamasıdır. Mümkün olan en geniş toplumsal ve siyasal mutabakat barışın teminatıdır.

Parlamentoda eksikleri olmakla birlikte, barış ve çözüme dair ortak bir raporun hazırlanmış olması son derece önemlidir. Orada yakalanan konsensüs ana muhalefet partisine yönelik operasyonla zedelenmeye çalışılıyor. Son olarak yargı müdahalesi ve son mutlak butlan krizi, barış çabalarını boşa çıkarmaya yönelik bir durumdur. Barış ve demokrasi birbirine içkindir. Ne biri diğerinin ön şartı değildir. Ve geçen yüz yılda yaşadıklarımızdan da biliyoruz ki Kürt meselesinde dayatılan çözümsüzlük hali, demokrasi krizinin temel kaynağı, laboratuvarı ve deneme sahası olarak kullanılmıştır.

EŞİT YURTTAŞLIK VURGUSU 

Temel hak ve özgürlükleri güvenceye alan, hiç kimseyi dışarıda bırakmayan, eşitlik ilkesi üzerine kurulu demokratik bir sistem, kalıcı barışın teminatı olacaktır. Kimlik, dil, inanç ve cinsiyet ayrımcılığı olmadan, eşit yurttaşlık haklarının güvenceye alınması, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme hak ve özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, çoğul siyasal sistem, seçim güvencesi, yerel demokrasi ve Kürt barışçıl çözüm demokratik dönüşümün temel yapı taşlarıdır. Bunları geride bırakarak ortak evin çatısını kuramayız.”

Son Haberler

Trump: Yakında Hürmüz Boğazı’nı ABD toprağı ilan edeceğim

ABD Başkanı Donald Trump, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" dedi. ABD Başkanı Trump, New York'ta Nassau Polis Akademisi'nde katıldığı bir etkinlikte, İran gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Trump, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'nda tam bir abluka uyguladığını ifade ederek, "İran'ı tamamen mağlup ettikten sonra, çok geçmeden Hürmüz Boğazı'nı ABD toprağı ilan edeceğim" diye konuştu. Hürmüz Boğazı'ndan ABD'nin istemediği hiçbir geminin geçemediğini kaydeden Trump, ayrıca İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini sözlerine ekledi.

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Sipan Hemo, Türkiye’nin ‘terör’ listesinden çıkarıldı

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı ve eski SDG Komutanı Sipan...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

Hürmüz’de nöbet değişimi: USS George Washington Ortadoğu yolunda!

Pentagon'un, İran'la gerginlik devam ederken, Ortadoğu'da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini alması için USS George Washington uçak gemisini göndermeye hazırlandığı iddia edildi. Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre, Pentagon, bölgedeki uçak gemilerinden birini rotasyona sokmaya hazırlanıyor. ABD ordusu, 250 günden fazla süredir Ortadoğu'da görevde olan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerini USS George Washington uçak gemisinin alması yönünde son hazırlıklarını yapıyor. ABD'li yetkililer, önceden planlanmış bir rotasyon planı kapsamında USS George Washington'ın Ortadoğu'ya gönderileceğini ve USS Abraham Lincoln'un bir süre gerekli bakımlarının yapılacağını ileri sürdü. Halen Pasifik bölgesinde görev yapan USS George Washington'ın yakın zamanda bölgeye doğru yola çıkmasının beklendiği kaydedildi. USS Abraham Lincoln, 250 günü aşan uzun görev süresi dolayısıyla ABD Kongresi içinde tartışmalara neden olmuş ve bazı Kongre üyeleri, gemideki yaşam koşullarından endişe ettiklerini açıklamıştı. USS Abraham Lincoln, Kasım 2025'te planlı bir göreve başlamış ve ABD'nin İran'a karşı savaşının öncesinde ocak ayında Ortadoğu'ya yönlendirilmişti. Söz konusu uçak gemisi, önce, ABD’nin İran'a yönelik saldırılarında görev almış, daha sonra da ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukaya katılmıştı.

Rojin Kabaiş’in babasına silahla tehdit: ‘Şikayetini çek, yoksa sen de kızının yanına gidersin’

Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş’e dün WhatsApp ve BİP üzerinden silah fotoğrafının da bulunduğu tehdit mesajları gönderildi. Kabaiş, mesajların ardından emniyete giderek şikayetçi oldu. Diyarbakır merkezli 8 ilde, dijital platformlarda örgütlenerek, kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ailesine yönelik tehdit ve şantaj eylemlerinde bulundukları gerekçesiyle 2 kişinin tutuklandığı operasyonun ardından baba Nizamettin Kabaiş’e silah fotoğrafıyla birlikte, “Şikayetini çek, yoksa sen de Rojin’in yanına gidersin” mesajları gönderildi. Kabaiş, emniyete giderek şikayetçi oldu. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin yürüttüğü çalışmalarda, dijital platformlarda ‘C47’ ve ‘C99’ kod isimleriyle örgütlenen, yasa dışı sorgu panelleri üzerinden siber zorbalık, şantaj ve taciz odaklı kapalı gruplar oluşturan şebeke tespit edildi. Yapılan incelemelerde şüphelilerin, ölümleri şüpheli bulunan Rojin Kabaiş, Hiranur Nilgün Aygar ve Kıvanç Uman’ın ailelerini hedef alarak yabancı numaralar ve yasa dışı panel bağlantıları üzerinden tehdit ve şantaj eylemlerinde bulundukları belirlendi. Diyarbakır merkezli 8 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda 10 şüpheli gözaltına alındı. Şüpheliler hakkında ‘Tehdit’, ‘Kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme’ ve ‘Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri hile ile çalma’ suçlarından işlem başlatıldı. 10 Ağustos’ta emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden 2’si tutuklandı. “Şikayetini çek, yoksa sen de Rojin’in yanına gidersin” Tutuklamaların ardından Nizamettin Kabaiş’e dün WhatsApp ve BİP üzerinden silah fotoğrafının da bulunduğu tehdit mesajları gönderildi. Kabaiş, mesajların ardından emniyete giderek şikayetçi oldu. Tehditlerin aylardır sürdüğünü belirten Kabaiş, “Daha önce de yabancı numaralardan çok tehdit mesajları geliyordu. Allah devletten razı olsun, operasyon yaptı ve ailemizi tehdit eden 2 kişi yakalandı. Dün Van’da savcıyla görüştükten sonra eve geldiğimde tekrar mesaj attılar. Bu sefer Türkiye numarası üzerinden WhatsApp ve BİP uygulaması üzerinden mesaj attılar. Silah fotoğrafını ve ‘Eğer şikayetini geri çekmezsen bir tane mermi kafanda olur. Şikayetini çekmediğinde olacakları düşün. Şikayetini çekmezsen evi tarayacağım. Nizamettin şikayetini çek, kurtul; yoksa sen de Rojin’in yanına gidersin, olan sana olur’ mesajları atıp tehdit ettiler” dedi. “Tehditlerinden korkmuyorum” Can güvenliklerinden endişe duyduklarını ifade eden Kabaiş, “Bizim can güvenliğimiz yok. Benim için hiçbir sıkıntı yok ama çocuklarım korkuyor. Ben onların tehditlerinden korkmuyorum ve davamdan da vazgeçmeyeceğim. Rojin’in dosyası aydınlanana kadar peşini bırakmayacağım. Onlar ne kadar silah ve mermi fotoğrafı yollasalar bile umurumda değil. Öldüreceklerse gelsin öldürsünler. 7-8 aydır tehdit mesajları gönderiyorlar. Devletten bu kişilerin yakalanmasını ve ceza verilmesini istiyorum. Ben şikayetimi de geri çekmeyeceğim. Daha fazla mücadele edeceğim. Çünkü kızım masumdu. Emniyete gittim ve şikayetçi oldum” diye konuştu.

Amedspor Başkanı Eren açıkladı: Diagne kalmak istiyor, Çekdar için ayrılık gündemde

Amedspor Başkanı Nahit Eren, Süper Lig öncesi takımın hedeflerinden transfer çalışmalarına, sponsorluk ve kombine satışlarından taraftarların tutumuna kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Eren, Mbaye Diagne’nin takımda kalmak istediğini belirtirken, Çekdar Orhan’ın yeni yapılanmada düşünülmediğini ve ayrılık görüşmelerinin sürdüğünü söyledi. Süper Lig’de mücadele edecek Amedspor, sezonun ilk maçında sahasında Erzurumspor FK’yı ağırlamaya hazırlanıyor. Kadrosuna 16 yeni oyuncu katan yeşil-kırmızılı ekipte hazırlıklar sürerken, kulüp Başkanı Nahit Eren takımın hedefleri ve gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu Hedef: Süper Lig’de kalıcı olmak Amedspor’un öncelikli hedefinin Süper Lig’de kalıcı olmak olduğunu belirten Eren, bunun yanı sıra üst sıraları zorlamak istediklerini söyledi. MA'da yer alan habere göre yeni bir ligde ve büyük bütçeli takımlarla mücadele edeceklerini belirten Eren, taraftarlardan sabırlı olmalarını istedi. Eren, Amedspor’un en büyük avantajlarından birinin geniş taraftar kitlesi olduğunu vurgulayarak, sezon boyunca taraftar desteğinin önemine dikkat çekti. Her maç farklı sponsor Sponsorluk çalışmalarının sürdüğünü belirten Eren, Amedspor’un forma sponsorluğu konusunda farklı bir model uygulayacağını açıkladı. Buna göre kulüp, her maçta farklı bir yerel firmanın sponsorluğuyla sahaya çıkmayı planlıyor. Eren, ilk maç için yaklaşık 7-8 firmanın sponsorluk talebinde bulunduğunu söyledi. Eren, bu modelle sponsorluk yükünü tek bir firmaya bırakmak yerine kentteki şirketlerin Amedspor’a ortak destek vermesini amaçladıklarını ifade etti. Kombinelerin yüzde 50’si satışa sunuldu Kombine satışlarına ilişkin de bilgi veren Eren, Amedspor’un Türkiye’de en fazla kombine satan kulüpler arasında olduğunu söyledi. Toplam bilet kapasitesinin yalnızca yüzde 50’sinin kombine satışına açıldığını belirten Eren, bu biletlerin 3-4 gün içinde tükendiğini, Batı ve VIP tribünlerinde ise sınırlı sayıda bilet kaldığını kaydetti. Altyapıya yatırım Amedspor’un uzun vadede Süper Lig’de kalıcı olabilmesi için altyapıya yatırım yapacaklarını belirten Eren, bu kapsamda 11 ilde yaklaşık 9 bin çocuğa ulaştıklarını söyledi. Çalışmalar kapsamında 50 oyuncunun seçildiğini, bunlardan 10’unun Amedspor altyapısına kazandırıldığını belirten Eren, genç oyuncuların gelecekte A takımda forma giymesini hedeflediklerini ifade etti. Eren’den taraftara çağrı: “Küfür istemiyoruz” Geçen sezon taraftar olayları nedeniyle kulübün yüksek miktarda para cezalarıyla karşı karşıya kaldığını hatırlatan Eren, yeni sezonda taraftarların daha dikkatli olması çağrısında bulundu. Eren, özellikle küfürlü ve cinsiyetçi tezahüratların Amedspor Stadyumu’nda görmek istemedikleri davranışlar olduğunu söyledi. Taraftarlardan bilet numaralarına göre oturmalarını, merdiven boşluklarını kapatmamalarını ve sahaya yabancı madde atmamalarını isteyen Eren, Süper Lig’de cezaların daha ağır olduğunu belirtti. Çekdar için ayrılık görüşmeleri sürüyor Amedspor’da en çok merak edilen konulardan biri olan Çekdar Orhan’ın geleceğine ilişkin de konuşan Eren, yeni yapılanmada oyuncuya görev düşünülmediğini açıkladı. Çekdar’ın kulüple sözleşmesinin bulunduğunu ve takımda kalmak istediğini belirten Eren, ancak kendisine yeni bir kulüp bulması yönünde talep iletildiğini söyledi. Eren, Çekdar’la görüşmelerin sürdüğünü ve ayrılığın iki tarafın da menfaatlerini gözeten bir şekilde gerçekleşmesini istediklerini belirtti. Çekdar’ın şu anda antrenmanlarda yer almadığını ve kendisine yeniden izin verildiğini kaydeden Eren, ayrılık ihtimalinin yüksek olduğuna işaret etti. Diagne kalmak istiyor, talipleri var Mbaye Diagne’nin ise halen sözleşmeli oyuncu olduğunu ve takımın ikinci kampına katıldığını belirten Eren, deneyimli golcünün takımda kalmak istediğini söyledi. Eren, Diagne’ye başka kulüplerden teklifler geldiğini ancak transfer sürecinin devam etmesi nedeniyle oyuncunun geleceği konusunda kesin bir şey söylemenin erken olduğunu ifade etti. “Çok disiplinli ve sert bir hocamız var” Amedspor’un oyun anlayışına da değinen Eren, teknik direktörün disiplinli ve mücadele gücü yüksek bir futbol anlayışını benimsediğini söyledi. Takımdaki her oyuncunun 90 dakika boyunca mücadele etmesini beklediklerini belirten Eren, sonuçtan bağımsız olarak sahadaki mücadele ruhunun taraftar için de önemli olduğunu vurguladı. Sosyal medya kullanıcılarına mesaj Sosyal medyada futbolculara yönelik sert eleştirilerin kulübe zarar verdiğini belirten Eren, taraftarlardan daha sabırlı olmalarını istedi. Amedspor’un kısa sürede Süper Lig’e yükselmesinin önemli bir başarı olduğunu belirten Eren, kulübün hedefinin ligde kalıcı olmak ve üst sıraları zorlamak olduğunu söyledi. Eren, Amedspor’un Süper Lig’deki mücadelesini taraftarlarla birlikte sürdüreceklerini belirterek, “Amedspor’u ayakta tutacak olan duygudan kopmayalım” mesajı verdi.

Türkiye Gündemi

AKP’nin 25. kuruluş yıldönümünde Erdoğan: ‘Bu partiyi millet kurdu’

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 25. kuruluş yıldönümü cumhurbaşkanı ve...

Fidan: İsrail adım atmazsa Türkiye, Katar ve Mısır radikal adımlar atabiliriz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasına geçişte Filistin tarafının taahhütlerini yerine getirmesine rağmen İsrail'in adım atmaması halinde Türkiye, Katar ve Mısır'ın "radikal adımlar" atabileceğini söyledi. Fidan, "Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" dedi. Fidan, Mısır ziyareti kapsamında Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gazze Barış Planı'nın uygulanması için Türkiye, Mısır ve Katar'ın ABD ile birlikte arabuluculuk faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Fidan, Filistin tarafının süreçte önemli fedakarlıklarda bulunduğunu, buna karşın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetinin barış anlaşmasına yönelik irade göstermediğini ifade etti. Fidan, "İkinci aşamaya geçişte, Filistin tarafının taahhütlerini tutmasına rağmen İsrail'in bundan sonra adım atmaması, biz diğer arabulucuları ortaklaşa bir radikal adım atmaya itebilir bu süreçle alakalı. Bu konuda Amerika'nın İsrail'e yönelik gerekli baskıyı tabii ki uygulamasını bekliyoruz. Yoksa Türkiye, Katar ve Mısır olarak bu konuda atmamız gereken tabii ki radikal adımlar olacak. Bu bizim milletimize ve Filistinlilere karşı bir borcumuz" ifadelerini kullandı. "Netanyahu İsrail'i uluslararası izolasyona mahkum ediyor" Netanyahu hükümetinin politikalarının yalnızca Gazze ve Ortadoğu için değil, uluslararası toplum açısından da bir güvenlik sorununa dönüştüğünü söyleyen Fidan, daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını belirtti. Fidan, "Bu sorun sadece Gazze'yi, Ortadoğu'yu ve bölgeyi ilgilendiren bir sorun değil bütün uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik sorunu haline dönmüştür Netanyahu ve arkadaşlarının izlediği tahrik edici, provoke edici, insanlık onurunu ayaklar altına alan politika" diye konuştu. Türkiye ve Mısır, Libya konusunda ortak hareket edecek Libya’ya gerçekleştirdiği son ziyareti de değerlendiren Fidan, Türkiye ile Mısır’ın Libya’nın birliği, bütünlüğü, egemenliği ve bölünmezliği konusunda ortak görüşte olduğunu ve bu yaklaşımı ortak harekete dönüştürme kararı aldıklarını açıkladı. Sudan’daki çatışmaların sona erdirilmesi için de Mısır, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte çalıştıklarını belirten Fidan, Sudan’daki krizin Mısır açısından mülteci ve güvenlik tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.

BM’den Türkiye’deki ‘Çözüm Süreci’ yasasına destek: Barış adımlarını teşvik ediyoruz

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) "Çözüm Süreci"ne ilişkin yasa tasarısının kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Rûdaw'a yaptığı özel açıklamada, PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik atılan tüm adımları desteklediklerini belirtti. Türkiye'de Kürt sorununun çözümüne yönelik atılan tarihi adımlar ve TBMM'den geçen yeni yasa, uluslararası arenada yankı bulmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler, Türkiye hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmaları sona erdirmeye yönelik çabalarını izlediklerini ve olumlu karşıladıklarını duyurdu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımı hakkında Rûdaw'ın yönelttiği soruyu yanıtladı. Rûdaw muhabirinin, "Genel Sekreter'in Türkiye'de Kürt barışı ve müzakere süreciyle ilgili kabul edilen yasa ve işlerin nasıl ilerleyeceği konusunda bir açıklaması var mı?" sorusuna yanıt veren Haq, şu ifadeleri kullandı: "Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz." Meclis'ten 467 'Evet' ile geçti BM'nin destek açıklaması, Ankara'da yaşanan sıcak gelişmelerin hemen ardından geldi. 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü, Kürt sorununun çözümünü amaçlayan 12 maddelik Çözüm Süreci yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda oylandı. Oylamaya 592 milletvekilinden 563'ü katılım gösterdi. Tasarı; 467 'evet' oyuna karşılık 87 'hayır' oyu ile meclisten geçerek yasalaştı. Oylamada 7 milletvekili ise çekimser kaldı. Meclis Başkanlığı, oylamanın hemen ardından tasarının resmi olarak yasalaştığını duyurdu. PKK'nin silahsızlanması için 10 maddelik yol haritası Yasanın onaylanarak yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk medyasında da sürecin nasıl işleyeceğine dair detaylar yer bulmaya başladı. Meclisten geçen yasanın en önemli sacayaklarından biri olarak değerlendirilen süreç kapsamında, PKK'nin silah bırakma aşamalarını içeren 10 maddelik bir yol haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Sürecin ilerleyen günlerde bu plan dahilinde hız kazanması bekleniyor.

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek Rûdaw Rûdaw

TBMM Genel Kurulu’nun çalışma saatleri ve gündemi yeniden düzenlendi. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 10 Ağustos Pazartesi günü Genel Kurul’da görüşülmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da AKP’nin Meclis gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen önerge doğrultusunda, "şehit anne ve babalarına asgari gelir güvencesi sağlanması, malul sayılmayan gazilere aylık ve sosyal haklar verilmesi, bakıma muhtaç gazilere evde bakım desteği sağlanması ile 15 Temmuz gazileri, er gaziler, korucular, askeri öğrenciler ve sivillere" yönelik çeşitli düzenlemeler içeren 289 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” gündemin ikinci sırasına alındı. Teklif, 48 saat geçme şartı aranmaksızın “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” bölümünün ikinci sırasına yerleştirildi. Bu bölümdeki diğer tekliflerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi. “Temel kanun” olarak görüşülecek Teklif, TBMM İçtüzüğü’nün 91’inci maddesi kapsamında “temel kanun” olarak ele alınacak. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma süreleri, en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılacak. Çerçeve yasa pazartesi gündemde TBMM Genel Kurulu, 10 Ağustos Pazartesi günü saat 11.00’de toplanacak. Genel Kurul’da, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesi bekleniyor.

‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalamaktan onur duyuyorum’

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan onur duyduğunu ifade etti. Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına ilişkin açıklamada bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman ile "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzalamaktan "onur" duyduğunu belirten Şerif, üç kardeş ülkenin inanç, dostluk ve barış ile güvenlik konusundaki ortak kararlılıkla birleştiğini vurguladı. Şerif, "Haremeyn'in gölgesinde imzalanan bu tarihi anlaşmanın, gelecek nesiller için bir barış kalkanı olarak kalmasını ve üç kardeş ülkenin yanı sıra ümmete de refah getirmesini diliyorum." ifadelerini kullandı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalamıştı. Her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma ile üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının, hepsine karşı yapılmış sayılacağı hükme bağlanmıştı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün üçlü savunma anlaşması imzalıyor

Fransız AFP haber ajansına konuşan Suudi Arabistan yönetiminden iki...

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Kartal’dan çerçeve yasaya dair açıklama

KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor” açıklamasında bulundu. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. "Eksikliklere rağmen önemli bir aşama" Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) Eşbaşkanı Remzi Kartal, Meclis’e sunulan çerçeve yasayı değerlendirdi. Kartal, bianet’e yaptığı açıklamada yasal düzenlemeyi "eksikliklerine rağmen süreç açısından önemli bir aşama" olarak nitelendirdi. Yasayı tarihi bir fırsat olarak gördüklerini belirten Kartal, düzenlemenin devletin çekincelerini ve kamuoyu hassasiyetlerini yansıttığını ifade etmekle birlikte, sürece yapıcı yaklaştıklarını vurguladı. "Devlet korkularını yenememiş" Çerçeve yasanın eksikliklerine dikkat çeken Remzi Kartal, beklentilerinin Kürtlerin haklarını tam anlamıyla tanıyan bir düzenleme olduğunu belirterek şunları söyledi: "Eksiklerle birlikte süreçte önemli bir aşama. Yeni bir kapı aralanıyor; Kürt sorununun demokratik alanda çözümüne ilişkin tarihi bir fırsat. Korkusunu yenmiş, Kürtlerin haklarının tanındığı bir yasa gelmesini beklerdik. Bu haliyle devlet korkularını yenememiş; siyasi partiler ve kamuoyunun hassasiyetleri gözetilerek hazırlanan bir yasa. Ancak bu durumun önümüzdeki süreçte çıkarılacak diğer yasalar ve atılacak adımlarla aşılması gerekiyor." "100 yıllık sorunda demokratik zemin esas alınıyor" Sürecin tarihsel boyutuna değinen Kartal, Kürt sorununun yüzyıllık, PKK mücadelesinin ise yarım asırlık bir geçmişi olduğunu hatırlatarak, demokratik siyaset alanının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine işaret etti. Yasada yer alan süre şartlarına dair hukuki çekincelerini de dile getiren Kartal, itiraz sürelerinin daha makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savundu: "Yasaya ayrıca bir esneklik de konulmuş. 5 ve 15 yıllık süreler için 2 yıldan sonra, 20 yıllık cezalar için ise 3 yıldan sonra itiraz başvurusu yapılabileceği belirtilmiş. Yani 15 yıl yerine 2 yıl, 20 yıl yerine 3 yıl sonunda yapılacak başvurularla sonuç alınabilmesinin daha isabetli olacağını düşünüyoruz." "Gelişler ve koordinasyon Öcalan üzerinden yürütülmeli" Yurt dışından ve dağdan dönüşlerin takvimi ve koordinasyonuyla ilgili de konuşan Kartal, sürecin ana muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu söyledi:  "Genel anlamda bu yasayı değerli buluyor ve yapıcı yaklaşıyoruz. Yurt dışından gelişler ancak Önder Apo’nun çağrısı ve koordinesiyle olacak. Dağdan gelişler de buna göre şekillenecek. Genel koordinasyonun Önder Apo tarafından yürütülmesi gerekiyor; çünkü devletle müzakere eden ve Kürt tarafını temsil eden kendisidir."

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye’nin beklediği tarihî kanun teklifinin tam metni!

İşte çözüm sürecinde bütün Türkiye'nin beklediği tarihî kanun teklifinin...