23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

CHP’nin raporuna göre: 20 ilde ‘bulaşıcı hastalık’ tanımlı can kaybı sayısı 21 bin…

CHP koronavirüs ile ilgili acil eylem planı hazırladı. Planda, 14 gün kapatma ve acil olarak da kapanma sonrası yurttaşlara maddi destek sağlanması çağrısı yapıldı.

CHP Kovid-19 Danışma Kurulu, salgınla ilgili acil eylem planını açıkladı, 20 kentin ‘bulaşıcı hastalık’ ölüm verilerini paylaştı. CHP’nin açıkladığı sayılara göre sadece bu 20 ilde ‘bulaşıcı hastalık’ tanımlı can kaybı sayısı, Türkiye geneli açıklanan toplam Kovid-19 can kaybının neredeyse 2 katı.

CHP Kovid-19 Danışma Kurulu, önlemlerin etkinliğinin ölçülmesi, izlenmesi ve ihtiyaca göre yeniden tasarlanabilmesi için gerçek verilerin şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini bildirdi.

Danışma Kurulu tarafından yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’deki ilk koronavirüs vakasının duyurulduğu tarihten bu yana 9 ay geçtiği ve pandeminin bütün hızıyla sürdüğü belirtildi.

İktidarın başından itibaren pandemiyi değil, algıyı yönetmeyi seçtiği vurgulanan açıklamada, halkın sağlığının korunması için uygulanacak politikaları belirlerken meslek örgütleri, sağlık alanındaki sendikalar, yerel yönetimleri ve bilim insanlarının süreçlere dahil edilmediği belirtildi.

CHP’nin pandeminin başlangıcından itibaren iktidara sürecin şeffaf yürütülmesi çağrısı yaparken, bu süre içerisinde konunun uzmanı bilim insanlarını, meslek örgütlerinden temsilcileri, siyasetçileri ve politika yapıcıları ortak bir masa etrafında buluşturduğu Kovid-19 Danışma Kurulunu oluşturduğu kaydedilen açıklamada, kurulun bu hafta gerçekleştirdiği toplantıda, CHP’li 11 Büyükşehir ve 9 il belediyesinden alınan verileri değerlendirildiği aktarıldı.

20 kentte 21 bin ‘bulaşıcı hastalık’ ölümü

Bu değerlendirmede, mart ayından 24 Kasım 2020 tarihine kadar Kovid-19 ve bulaşıcı hastalık sebebiyle bu illerde toplam 21 bin 84 kişinin vefat ettiği tespit edildiği, aynı tarihler arasında Sağlık Bakanlığının ise 12 bin 511 kişinin Kovid-19 sebebiyle yaşamını yitirdiğini raporladığı belirtildi.

Danışma Kurulu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

CHP Kovid -19 Danışma Kurulu, pandeminin gerçek boyutuna dair sağlıklı değerlendirmeler yapılmasının başarılı bir pandemi yönetiminin ayrılmaz parçası olduğundan hareketle, bu hafta gerçekleştirdiği toplantıda, 11 Büyükşehir ve 9 İl Belediyemizden alınan verileri değerlendirmiştir. Bu değerlendirmede, Mart ayından 24 Kasım 2020 tarihine kadar Kovid-19 ve bulaşıcı hastalık sebebiyle bu illerde toplam 21.084 vatandaşımızın vefat ettiği tespit edilmiştir. Aynı tarihler arasında Sağlık Bakanlığı ise 12.511 vatandaşımızın Kovid-19 sebebiyle yaşamını yitirdiğini raporlamıştır.
Kurulda görev yapan bilim insanları verilerdeki bu büyük farklılıktan hareketle ve vefatların özellikle Kasım ayındaki artışına dikkat çekerek, salgınla mücadelede halk sağlığı adına kapsamlı bir çözüm önerisi paketine acil ihtiyacı tespit etmektedir.

5 ana başlıkta acil eylem planı

Kurulda görev yapan bilim insanlarının halk sağlığı adına 5 ana başlıkta Acil Eylem Planı oluşturdukları vurgulanan açıklamada, Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere iktidar vakit kaybetmeden bu önerileri uygulamaya koymaya çağrıldı.

Eylem planının ilk maddesi “kurumsal işleyiş” olarak tanımlanırken, bu maddede, önlemlerin etkinliğinin ölçülmesi, izlenmesi ve ihtiyaca göre yeniden tasarlanabilmesi için gerçek verilerin şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılması istendi. Bilim Kurulu toplantılarının kararlarının Bilim Kurulu üyeleri arasından seçilecek bir sözcü tarafından topluma açıklanması gerektiği de belirtildi.

Hem merkezi düzeyde hem de illerde, meslek örgütlerinin, sağlık alanındaki sendikaların ve yerel yönetimlerin karar verme süreçlerine katılımlarının sağlanması gerektiği vurgulanan açıklamada, bu amaçla tüm il hıfzıssıhha kurullarında ve il pandemi kurullarında sağlık meslek örgütlerinin temsil edilmelerinin ivedi olarak sağlanması gerektiği kaydedildi.

“Sosyal Politikalar” başlığında sosyal devletin gerekliliği olarak halka kapanma sürecinde doğrudan ve karşılıksız gelir desteği verilmesi şartıyla virüsün en uzun kuluçka süresi olan en az 14 gün boyunca kesintisiz olarak “kapanma” sağlanması gerektiğine vurgu yapıldı.

“Sağlık Politikaları” başlığında da hastalık teşhisinin netleştiği an ilaçların bekletilmeden temininin sağlanması, izolasyona tabi olan ve evde tedavi edilen hastalara, etkin ve sürdürülebilir evde sağlık hizmeti sunulması istendi. Ayrıca, özel hastanelerin yoğun bakım sistemlerinin kamunun kullanımına açılması, hasta yatışlarının ise il bazında merkezi olarak yönetilmesi gerektiği belirtildi. Başta sağlık çalışanları olmak üzere Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi ışığında risk altındaki kişilere rutin aralıklarla test yapılması, test sayılarının arttırılması ve yaygınlaştırılması da istendi.

“Sağlık Emekçileri” başlığında ise, sağlıkta, sosyal hizmetlerde ve sağlık çalışanlarının güvenliğini de sağlayacak şekilde personel açıklarının giderilmesi, atanamayan tüm sağlıkçıların atamasının gerçekleştirilmesi gerektiği belirtildi. Sağlık çalışanlarının barınma ve ulaşım ihtiyaçlarının giderilmesi istenen başlıkta, talep eden sağlık çalışanlarına kamu, özel misafirhanelerinin tahsis edilmesi, sağlık kuruluşlarında çalışanlara pandemi süresince toplu taşımadan ücretsiz yararlanma, filyasyon ekiplerinde çalışanlara ise evlerinden alınıp/bırakılma olanağı sağlanması gerektiğinin altı çizildi.

Kurulun acil eylem planının “Aşı” başlığında ise grip aşısına dair Sağlık Bakanlığının acilen yeterli aşı alımına dönük adımları atması istendi.

Türkiye’de yapılan koronavirüs aşı çalışmalarına kamu desteğinin sağlanması istenen başlıkta, “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü”nün yeniden açılması gerektiği kaydedildi.

CHP’nin açıkladığı acil eylem planının tamamı şöyle:

CHP COVID-19 DANIŞMA KURULU ACİL EYLEM PLANI – KASIM 2020

I. KURUMSAL İŞLEYİŞ

1. Önlemlerin etkinliğinin ölçülmesi, izlenmesi ve ihtiyaca göre yeniden tasarlanabilmesi için gerçek veriler şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Pandeminin başlangıcından bu yana il/ilçe merkezlerine göre tüm doğrulanmış olgular ve ölümler ile salgına ilişkin sağlık göstergeleri (Zamana bağlı üreme sayısı, ikincil atak hızı vb.) açıklanmalıdır. Bu veriler üzerinden salgının seyri bilimsel bir perspektiften ortaya konulmalıdır.

2. Bilim Kurulu toplantılarının kararları Bilim Kurulu üyeleri arasından seçilecek ‘Bilim Kurulu Sözcüsü’ tarafından topluma açıklanmalıdır.

3. Hem merkezi düzeyde hem de illerde, meslek örgütlerinin, sağlık alanındaki sendikaların ve yerel yönetimlerin karar verme süreçlerine katılımları sağlanmalıdır. Bu amaçla tüm il hıfzıssıhha kurullarında ve il pandemi kurullarında sağlık meslek örgütlerinin temsil edilmeleri ivedi olarak sağlanmalıdır. Oluşturulacak yerel COVID-19 İzleme Kurulları bölgesel verileri kamuoyuyla paylaşmalı, bölgesel ihtiyaç farklılıklarını ortaya koymalı ve sosyal destek programları tasarlamalıdır.

4. İl hıfzıssıhha kurullarının yerel gerçeklikleri göz önüne alarak yerelden önlem, takip ve yönetiminin araçlarını oluşturması sağlanmalıdır.

5. Bölgesel stratejiler geliştirilirken bir yandan da farklı yaş gruplarına, özellikle 65 yaş üstü ve 20 yaş altına dönük uygulanan önlemlerin etkinliği bilimsel olarak değerlendirilerek politikalar tasarlanmalıdır.

II. SOSYAL POLİTİKALAR

6. Sosyal devlet gerekliliği olarak halka kapanma sürecinde doğrudan ve karşılıksız gelir desteği verilmesi (örneğin; esnafa kira desteği, çalışanlar ve işsiz kalanlara İşsizlik Sigorta Fonu kullanılarak ücretlerinin sağlanması, çalışanlar kapanma süresince ücretli izinli sayılması, ödeme zorluğu bildiren bütün hanelerde bir ay için ücretsiz su, elektrik ve doğalgaz sağlanması vb.) şartıyla virüsün en uzun kuluçka süresi olan en az 14 gün boyunca kesintisiz olarak “kapanma” sağlanmalıdır.

7. Kapanma, zorunlu gereksinimler için açık kalması gereken işyerleri (Hastaneler, eczaneler, fırınlar, gıda satış yerleri vb.) dışında bütün kamu ve özel sektör kuruluşlarını kapsamalıdır. Çiftçilerin kapanmadan muafiyetleri özel şart ve zorunluluklar gözetilerek ve net bir şekilde tarif edilerek uygulanmalı, üretim sırasında ve dışındaki tüm yaşam alanlarında kısıtlamalara ve tedbirlere uymaları sağlanmalıdır.

8. Kapanma ancak koşulları oluşturulduktan sonra, halkı paniğe sevk etmeyecek şekilde ve temel ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayacaklarının güvencesi sağlandıktan sonra kamuoyuna duyurulmalıdır. «Yeniden açılma» bilimsel verilerin ışığında planlanmalıdır.

9. Öncelikli olarak, havalandırma ve yoğunluk nedeniyle bulaş kaynağı olmaları nedeniyle Alışveriş Merkezleri (AVM) ve kalabalık buluşma mekânlarının tümü hızla kapatılmalıdır.

10. İzolasyona tabi olan hastaların iaşe ve temel harcamalarının İl Hıfzısıhha Kanunu uyarınca kamu tarafından karşılanması sağlanmalıdır.

III. SAĞLIK POLİTİKALARI

11. Hastalık teşhisi netleştiği an ilaçların bekletilmeden temini sağlanmalıdır. İzolasyona tabi olan ve evde tedavi edilen hastalara, etkin ve sürdürülebilir evde sağlık hizmeti sunulmalıdır.

12. Bilimsel olarak desteklenmeyen ve yan etkilerine dair çalışmalar henüz tamamlanmamış ilaçların kullanımı durdurulmalıdır. COVID-19 tedavisinde etkisiz olduğu kanıtlanmış, yan etkisi yüksek ilaçların kullanımına devam edilmemelidir (Hidroksi klorakin=plaquanil).

13. Hastalar için kaygılı ve ucu çok belirsiz bir süreçte kaygıyı yönetmek için ihtiyaç duyulan ruh sağlığı koruyucu destek mekanizmaları kurulmalıdır.

14. Kişisel koruma ekipmanlarının niteliğinin azalıyor olduğu göz önüne alınarak bu durumu engelleyici düzenleme ve denetlemeler Bakanlık tarafından yerine getirilmelidir.

15. Halk sağlığı tehdidine dönüşmüş olan tıbbi cihaz sektöründeki sıkıntılar devlet tarafından doğru ve etkin kaynak kullanımı ile sonlandırılmalıdır.

16. Hazine ve Maliye Bakanlığı acilen devlet ve üniversite hastanelerinin borç batağından kurtarılması için kaynak aktarmalıdır. Şehir hastanelerinin açılması sırasında kapatılan hastaneler ivedi olarak açılmalı, kapasite planlaması yapılmalıdır.

17. Özel hastanelerin yoğun bakım sistemleri kamunun kullanımına açılmalı, hasta yatışları il bazında merkezi olarak yönetilmeli ve kamu hizmetine katkı vermeleri için gerekli sözleşmeler hızla yapılmalıdır.

18. Ertelenen sağlık hizmetlerinin sağlanabilmesi için bazı hastanelerin COVID-19/pandemi hastanesine dönüştürülmesi, bazı hastanelerin de salt COVID-19 dışı hastalara yoğunlaşması sağlanmalıdır.

19. Başta sağlık çalışanları olmak üzere Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi ışığında risk altındaki kişilere rutin aralıklarla test yapılmalı, test sayıları arttırılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Laboratuvarlarda standardizasyon sağlanmalıdır.

20. Filyasyon çalışmalarının doğru yürütülebilmesi için bu konuda ihtiyaç duyulan insan kaynağının acil eğitimlerle yetiştirilmesi sağlanmalıdır. Filyasyon sırasında sağlanan veriler kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

21. Araştırma ve bilimsel çalışmalar yapabilmenin Sağlık Bakanlığı’nın izni dışında üniversitelerde de yapılabileceği, özgür bilimsel çalışma ortamı sağlanmalıdır. Sağlık eğitiminin tüm alanları başta olmak üzere tüm yükseköğrenim kurumlarındaki belirsizlikler ve eğitim aksaklıkları giderilmelidir.

IV. SAĞLIK EMEKÇİLERİ

22. Sağlıkta, sosyal hizmetlerde ve sağlık çalışanlarının güvenliğini de sağlayacak şekilde personel açıkları giderilmelidir; atanamayan tüm sağlıkçıların ataması gerçekleştirilmelidir.

23. Sağlık çalışanlarının barınma ve ulaşım ihtiyaçları giderilmelidir. Talep eden sağlık çalışanlarına kamu – özel misafirhaneleri tahsis edilmelidir. Sağlık kuruluşlarında çalışanlara pandemi süresince toplu taşımadan ücretsiz yararlanma, filyasyon ekiplerinde çalışanlara ise evlerinden alınıp/bırakılma olanağı sağlanmalı; pandemi sürecinde kamu araç filosu sağlık çalışanlarının ihtiyaçları için kullanılmalıdır.

24. Sağlık çalışanlarına söz verilen ek ödemeler hakkaniyet gözetilerek ve üniversiteler ile özel sektörde çalışanları da kapsayacak biçimde ivedi olarak ödenmelidir. Yüksek enfeksiyon riski ve aşırı iş yükü altında çalışan sağlık çalışanlarının sahada yaşadıkları adaletsiz ek ödemeler, mobbing, şiddet, semptom göstermesine rağmen çalıştırılmaları vb. sorunların giderilmesine yönelik düzenlemeler yapılmalıdır.

25. Sağlık emekçileri için COVID-19 acilen meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir.

26. COVID-19 nedeniyle enfekte olan ve hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının sayısı, mesleklere göre tam ve şeffaflıkla paylaşılmalıdır.

V. AŞI

27. Grip aşısına dair Sağlık Bakanlığı acilen yeterli aşı alımına dönük adımları atmalıdır.

28. Türkiye’de yapılan koronavirüs aşı çalışmalarına kamu desteği sağlanmalıdır. Ülkemizde insanlar için yeniden aşı üretilebilmesinin sağlanması amacıyla hem bulaşıcı hastalıklara karşı savaşımda bilimsel bir araştırma merkezi hem de aşı AR-GE ve üretim merkezi olarak “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü” yeniden açılmalıdır.

29. Ülkemiz siyasetçi ve yöneticileri tarafından, DSÖ’nün COVID-19 aşısının ücretsiz olması ve aşıyı geliştiren şirketlere yapılacak ödemeler ve diğer masrafların belli bir gelir seviyesinin üzerindeki ülkeler tarafından karşılanması ve ülkelerin güçleri nispetinde oranlanarak bu ödemelere katkı sunmaları için yürüttüğü çalışmaların desteklenmesi yönünde ilgili uluslararası kuruluş ve ülkelere çağrı yapılarak gerekli diplomasi yürütülmelidir. Bu konu hem dünya hem Türkiye ölçeğinde tavizsiz savunulmalıdır.

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”