26 Eylül 2026
22.4 C
İstanbul

Çavuşoğlu: Daha önceki krizler Türkiye’yi teğet geçti ama şu an ciddi bir krizle karşı karşıyayız

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, milletin güvenliği söz konusu olduğunda verecek tavizleri bulunmadığını belirterek, “İşte İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerinde de bu anlayışla sapasağlam duruyoruz.” dedi.
Çavuşoğlu, Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen AK Parti Malatya Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, gündemlerinin çok yoğun olduğunu, sürekli seyahat ettiklerini, misafirler ağırladıklarını, dış politikadan fırsat buldukça illere geldiklerini söyledi.
Küresel gıda krizinin bugün herkesin konuştuğu bir konu olduğunu, Malatya’nın dünyada kuru kayısısının yüzde 80’ini üretip ihraç ettiğini dile getiren Çavuşoğlu, kentteki ürünlerin ihracatı konusunda neler yapabilecekleri konusunu değerlendirdiklerini belirtti.
İsmet İnönü ve Turgut Özal gibi iki cumhurbaşkanı çıkaran kentin, zengin tarihi ve kültürüyle, çalışkan insanıyla her zaman ön planda olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, Bakanlık kayıtlarına göre yurt dışında 100 binden fazla Malatyalının yaşadığını, Malatyalıların da dürüstlük, çalışkanlık ve vatanseverliğiyle ön plana çıktığını kaydetti.
Dış politikada bir devletin gücünü, askeri ve ekonomik güç ile jeopolitik konumun belirlediğini, Türkiye’nin bunların hepsine sahip olduğunu, her geçen gün daha da güçlendiğini anlatan Çavuşoğlu, bunlardan daha önemlisinin, vatan aşkıyla yaşayan, devletiyle el ele inançlı bir milletin olduğunu, ülkenin asıl gücünü de buradan aldığını vurguladı.
Milli mücadelede, Kıbrıs Barış Harekatı’nda, 15 Temmuz’da tüm dünyanın Türk milletinin nasıl güçlü olduğunu gördüğünü dile getiren Çavuşoğlu, şöyle konuştu:
“İşte milletimizden aldığımız bu güçle 20 yıldır Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye üzerine oynanan oyunları bozduk, bozuyoruz. Uluslararası siyasete yön veriyoruz. Türk tarihi gösteriyor ki devlet millet birlikte olduğunda aşamayacağı bir engel yoktur. Kolay bir coğrafyada yaşamıyoruz. Çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Etrafımıza bakın. Etrafımız ateş çemberi. Dünyadaki çatışmaların yüzde 60’ı bizim coğrafyamızda maalesef. Böyle bir ortamda krizlere çözüm odaklı yaklaşıyor, riskleri fırsatlara çevirmeye çalışıyoruz. Dünyada bir marka olarak arabulucuk, yani kavga edenlerin, çatışanların, savaşanların arasını bulabilmek için arabuluculuk çalışmaları, bizim yaptığımız çalışmalar… Barış, diyalog, iş birliği dendiğinde artık herkesin kafasına, aklına Türkiye geliyor. Tabii arabuluculuk yapmak, barışı tesis etmek, savaşları durdurmak kolay bir şey değil. Bunun için güçlü liderlik gerekiyor. Güçlü devlet, güçlü diplomasi şart. İşte bizim de dünyanın gıptayla baktığı güçlü liderimiz var, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.”
Soydaşların hakkı, hukuku söz konusu olduğunda inisiyatif almaktan çekinmediklerine işaret eden Bakan Çavuşoğlu, tarihe karşı sorumlulukları bulunduğunu, “Türkiye’den büyük bir Türkiye” olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi.
Bakan Çavuşoğlu, işte bu nedenle Türkiye olarak sınırlara hapsolmayacaklarını, tüm dünyada aktif olmaları gerektiğini ifade ederek, “Gitmediğimiz yer bizim değildir. Bayrağımızın dünyanın her yerinde dalgalanması lazım.” dedi.
Geçen günlerde Balkanlar’da 5 ülkeyi ziyaret ettiklerini, Evlad-ı Fatihan ile hasret giderdiklerini dile getiren Çavuşoğlu, Balkanlar’daki soydaşlara çeşitli hizmetler götürdüklerini, onların güçlü olmaları için her türlü desteği verdiklerini belirtti.
Dünyanın, Türkiye’nin etkisini Ukrayna savaşında bir kez daha gördüğünü anlatan Çavuşoğlu, 18 bin Türk vatandaşı ve 12 bin soydaş ile kardeş ülkelerin vatandaşlarının tahliyesinin gerçekleştirildiğini kaydetti. Bakan Çavuşoğlu, salgın döneminde de 165 ülkeden 100 bin kişinin zor şartlar altında ülkeye getirildiğini bildirdi.

“Neden sadece terör örgütleriyle ilgili endişe duyuyorsunuz”

Türkiye’nin terörle mücadelesine de değinen Bakan Çavuşoğlu, şöyle devam etti:
“Terörle mücadele için, güvenliği korumak için yeri geldiğinde tereddüt etmeden sınırın ötesine geçiyoruz. Bazen telefon açıyorlar ‘Endişe duyuyoruz.’ Neden endişe duyuyorsunuz? ‘İşte o müdahalelerinizden.’ Peki terör örgütünün saldırıları sonucunda askerimiz, polisimiz veya sivillerimiz şehit oluyor diye endişe duyuyor musunuz? Neden sadece terör örgütleriyle ilgili endişe duyuyorsunuz? Mazeretleri çok, ‘kem küm.’ ‘Efendim uluslararası hukuk.’ Sanki uluslararası hukuku bilmiyoruz. ‘Efendim sivillerdi.’ Türk milleti savaşın en acımaz olduğu dönemlerde bile sivilleri koruyan bir millettir. Askerimiz, polisimiz, jandarmamız her yerde siviller konusunda herkesten daha fazla hassastır. Ama bir bahane bulacak ya. Hemen bir bahane buluyor. Dertleri PKK/YPG’yi güçlendirmek. İşte Irak’ın kuzeyinde Pençe-Kilit harekatımızda da teröristleri o bölgeden temizliyoruz. O bölgeden teröristleri temizlerken sadece Irak’ın geneline değil özellikle o bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimize de destek veriyoruz. Kürtlerin en büyük düşmanı PKK terör örgütüdür, YPG’dir.”

“Endişelerimiz somut adımlarla karşılanmalı, kuru laflarla değil”

Bakan Çavuşoğlu, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine ilişkin Türkiye’nin taleplerinin somut adımlarla karşılanması gerektiğine işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:
“Milletimizin güvenliği söz konusu olduğunda verecek tavizimiz yoktur. İşte İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerinde de bu anlayışla sapasağlam duruyoruz. Bizim onlardan istediğimiz, beklentilerimiz mümkün olmayan bir şey değil. Teröre destek veriyorsun, verme. Teröristler ülkende, kapılarını açmış barındırıyorsun, her türlü faaliyetlerine izin veriyorsun, finansmanına göz yumuyorsun. Oralardan Kandil’e ya da şu anda bulundukları bölgelere çocukların zorla götürülmesine vesile oluyorsun. Onların bu çalışmalarına fırsat veriyorsun, engellemiyorsun. İkincisi müttefik olmak istiyorsan, Türkiye’yi düşman ülke gibi göremezsin. Terörle mücadelesinden dolayı ambargo uygulayamazsın. ‘Bunları uygularım.’ dersen NATO’ya da üye olamazsın, bu kadar basit.
Biz bazı ülkeler gibi, Yunanistan gibi Makedonya’ya ‘İsmini değiştir.’ demiyoruz. İsmini değiştirmek bir ülke için ne kadar zor bir şey, bir millet için bunu kabul etmek ne kadar zor biliyorsunuz. Yunanistan bu şımarıklığı yaparken, 12 sene Makedonya’nın NATO’ya üyeliğini engellerken neredeydiniz? Neredeydi o zaman dayanışma? Şimdi bu ülkelerin AB üyeliği olabilmesi için de müzakereler devam ediyor. Kalkıyor, bazı ülkeler diyor ki ‘Sen aslında şimdi Makedon’sun ama AB’ye girmek istiyorsan geçmişinde şuydun, buydun, bunu kabul etmek zorundasın.’ Hangi ülke, hangi millet bunu kabul eder? Bunlara bir şey demiyorlar, sürekli bize ‘Dayanışma önemli, güvenlik önemli.’ diyorlar. Onlar da korkuyor, tamam onların korkusu meşru olabilir, buna itirazımız yok ama Türkiye’nin terörle ilgili güvenlik endişeleri meşru değil mi? NATO’nun düşman olarak gördüğü unsurlara baktığınız zaman bir tanesi de terör değil mi? Madrid’de terörle ilgili, NATO’nun güneyiyle ilgili teröre odaklanacak bir özel oturum da düzenleyeceğiz. Genel Sekreteri tebrik ediyoruz. İspanya’ya da teşekkür ediyoruz. Çünkü onlar için de önemli. Bu endişelerimizi karşılamaları gerektiğini hem NATO’ya hem diğer müttefiklere hem de bu iki ülkeye net bir şekilde söyledik, sağlam duruşumuz devam ediyor. Bizim endişelerimiz somut adımlarla karşılanmalı, kuru laflarla değil.”

“255 misyonla dünyanın en büyük 5. diplomatik ağına sahip bir ülke olacağız”

PKK ve YPG’nin aynı terör örgütü olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, “YPG-PKK unsurlarına televizyonlarını açıyorlar. Neymiş efendim, kod adı Mazlum Kobani olan Abdi Şahin, YPG’liymiş. Eski Suriye Başbakanı Riyad Hicab, müzakere heyeti başkanıydı, o zaman başbakanken Esed ile beraber bu adamı Kandil Dağı’ndan getirip Türkiye’ye yönelik terör faaliyetleri başlat diye nasıl talimat verdiklerini belgeleriyle beraber ABD’sine de Rus’una da hepsine anlattık. Nerede fark var. Hepsi aynı.” diye konuştu.
Kimsenin bahanelerin arkasına sığınmaması gerektiğini ifade Çavuşoğlu, “PKK’lı Suriye’den bir geçiyor birden ismi değişiyor, terörist değil adeta melek. Utanmasalar onu da söyleyecekler. Neymiş efendim ‘DEAŞ ile mücadele ediyor.’ DEAŞ ile bizim askerimiz, polisimiz, güvenlik güçlerimiz gibi göğüs göğüse savaşan, 4 binden fazla DEAŞ teröristini etkisiz hale getiren başka bir ülke var mı? Suriye ve Irak’ı saymıyorum. NATO üyesi var mı? Dışarıdan var mı? Yok. O yüzden bu tür bahanelerin arkasına sığınmamaları gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin artık başkalarının senaryolarında figüran bir ülke olmadığını belirten Çavuşoğlu, “Sadece kendi bölgemizde değil evet çatışmaların yüzde 60’ı burada ama biz 360 derece dış politikamızla dünyanın en uzak coğrafyalarda bile varız. Asya’nın en doğusundan Avrupa’ya, Afrika’ya, Latin Amerika’ya kadar etkinliğimiz artıyor. Ramazan ayında 6 Latin Amerika ülkesini ziyaret ettik. Afrika ile ilişkilerimizin nasıl geliştiğini görüyorsunuz. Bugün dünyanın her yerinde Türk bayrağı dalgalansın diye çok kısa bir süre içerisinde El Salvador ve Gine Bissau’da açacağımız büyükelçiliklerle 255 misyonla dünyanın en büyük 5. diplomatik ağına sahip bir ülke olacağız. Ama dış politikanın çok çetrefilli, karmaşık, birçok tehdit, sınama ve risklerin olduğunu bir alan olduğunu söylüyoruz, aynı zamanda fırsatlar da önümüze çıkıyor.” değerlendirmesini yaptı.
Çavuşoğlu, dış politikayı sadece diplomatlarla, Dışişleri Bakanlığıyla yürütmenin mümkün olmadığını, artık yerel yönetimler, parlamenter diplomasi, iş insanları, STK’ler, akademisyenler hatta öğrencilerin, herkesin diplomasinin içerisinde olduğunu dile getirerek, TİKA, Maarif Vakfı, YTB, Yunus Emre Enstitü, Diyanet, Türk Hava Yolları ile entegre bir dış politika oluşturduklarını ve uyumlu bir şekilde Türk bayrağını dünyanın her yerinde dalgalandırdıklarını vurguladı.
Dünyada devletleri bir araya getirecek vizyoner bir liderliğe, vicdanın sesine ihtiyaç bulunduğunu belirten Çavuşoğlu, “Çünkü bu liderlik eksik. Uluslararası örgütler bakımından da ülkeler bakımından da eksik.” dedi.
“Evet güçlü ülkeler var, güçlenen ülkeler de var ama herkes bu gücünü dünya insanlığının lehine mi aleyhine mi kullanıyor?” diyen Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok taraflılık çerçevesinde mi çalışıyor, herkesin çıkarına, tek taraflı politikalarla dünyayı mı karıştırıyor veya uluslararası sistem yeterli mi, BM yeterli mi, çatışmaları önleyebiliyor mu? Var olan çatışmaları, savaşları durdurabiliyor mu? Bırakın çatışmayı, Kovid-19 gibi insanlığı ilgilendiren konularda bir çözüm önerisini getirebiliyor mu? BM Güvenlik Konseyi 3 ay sonra bir karar kabul edebildi. Biz o arada dünyanın her yerine Kovid-19 ile ilgili malzeme yardımı yapıyorduk, dünyanın her yerine. Hamdolsun yüzlerce yıllık devlet geleneğimizden aldığımız kuvvetle ve Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğiyle biz bu rolü Türkiye olarak oynayabiliyoruz. Daha adil bir dünya için çalışıyoruz. Dünya sisteminin reforme edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Bunu Cumhurbaşkanımız güzel bir mottoyla tüm dünyaya duyurdu. ‘Dünya 5’ten büyüktür’. Yani 5 tane daimi üyeden büyüktür dünya. O ülkelere karşı olduğumuzdan değil, sisteme karşıyız, sistemin yetersizliğini ön plana çıkarmaya çalışıyoruz. Ve haksızlık karşısında susmuyoruz.”

“Rusya’dan tahıl ihracatının önünün açılması için çalışma yapıyoruz”

Çavuşoğlu, hem ilkeli hem de gerçekçi bir politika izlediklerini belirterek, “Elbette her ülkenin, milletin idealleri vardır ama biz gücümüzü, kapasitemizi biliyoruz ve gerçekçilikten hiçbir zaman uzaklaşmıyoruz ve ilkelerimizden de taviz vermiyoruz.” dedi.
“İşte Ukrayna bunun örneği. Hem Rusya hem Ukrayna ile konuşabilen ve bakanlarını aynı masada buluşturabilen tek ülkeyiz.” diyen Bakan Çavuşoğlu, şunları kaydetti:
“Bu, o ülkelerin özellikle de Rusya’nın saldırganlığına yönelik eleştirilerimize rağmen, başka konularda da karşı karşıya olduğumuz, hem fikir olmadığımız konular da var. Bu ilkeli tutumumuz sayesinde Türkiye’ye duyulan güvenin esiridir bu. Şimdi de özellikle savaş kaynaklı gıda krizi var dünyada. Özellikle tahıl. Afrika ülkelerinin, en az gelişmiş ülkelerin ciddi ihtiyaçları var. Şimdi Ukrayna konusunda anlaşabilirsek Rusya’dan tahıl ihracatının önünün açılması için çalışma yapıyoruz. BM Genel Sekreteri ‘bu işi çözerse Türkiye çözer’ diyor. Bu işte Türkiye’ye olan güvenin yansıması. Biz de BM ile birlikte çalışıyor, BM Planı’nı savunuyoruz. Bİr an önce tahılın önündeki sorunların kaldırılması için o plan üzerinde yoğun bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Askeri bir heyetimiz teknik konuları görüşmek üzere Moskova’ya gitti. Şimdi onları İstanbul’da bir araya getirip BM, Türkiye, Ukrayna ve Rusya olarak teknik bir çalışma yapıp sonra bir merkez kurarak buradan bu işi koordine etmek istiyoruz. Bu aslında savaşın bir yansıması ama bu insani bir konudur. Tüm tarafların bu açıdan bakması gerekiyor. Sadece ekonomik bir konu değildir. Yoksa Mısır gibi ülkeler bile dışarıya tahıl bakımından bağımlı ülkeler bile sıkıntı içinde olabilir. Tüm dünya insanlığı için bunu yapmak zorundayız. Bazen Türkiye için de bu konu gündeme geliyor. Hamdolsun biz buğday, tahıl olarak kendi tüketimimizi karşılayacak şekilde kendi kendimize yeterliyiz ama Türkiye dünyada şu an makarna ve un ihracatında birinci sırada. En çok makarna ve un ihraç eden… Bunun için de tabii üretimin, ihracatın devam etmesi için özel sektörümüz dışarıdan buğday ithal ediyor, biz de bunlara yardımcı oluyoruz. Çünkü bu istihdam, ihracat., katma değer demektir. Bunu da inşallah sorunsuz şekilde yürüteceğiz.”
Çavuşoğlu, bir ülke için en büyük gücün çalışkan, güçlü, dinamik ve inançlı bir milletin varlığı olduğunu, Türkiye’nin de bu anlamda güçlü bir millete sahip olduğunu belirterek Türkiye’nin her anlamda güçlü olması gerektiğine işaret etti.
Çavuşoğlu, şöyle konuştu:
“Savunma sanayiimiz, kahraman ordumuz, milletimizin dirayeti, diplomasimizin arkasındaki güçtür. Mazlumların huzuru için, çıkarlarımızı, güvenliğimizi korumak için Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ve her yerde sahada varız. Her şeyden önce de bu ülkelerin huzuru ve istikrarı için varız. Karabağ’da, can Azerbaycan’ın yanında durduk ve durmaya da devam edeceğiz. Artık bekle-gör politikası yok. Çekingen bir Türkiye yok, krizlerin çözümünde özgül ağırlığı olan bir Türkiye var. Dünyanın dört bir yanında varlığımız büyüdükçe, ekonomik kazanımlarımız da artıyor. İhracata dayalı büyüme modelimizle ihracatta her ay rekor üzerine rekor kırıyoruz.”
Bakan Çavuşoğlu, geçen yıl Malatya’nın 425 milyon dolar ihracat yaptığını ve önceki yıla göre dış satışını yüzde 41 artırdığını aktararak, bu rakamların gerçek potansiyeli yansıtmadığını, yakında milyar dolarlık ihracatın konuşulmaya başlanmasını hedeflediklerini söyledi.

“Seçimin tarihi nettir”

AK Parti’nin geçen 20 yılda siyasete getirdiği hizmet anlayışıyla, yaptığı mega projelerle, kazandırdığı eserlerle vatanın her köşesine damgasını vurmuş bir parti olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, şunları aktardı:
“Bir davaya inandık ve hepimizin büyük AK Parti ailesinin mensupları olduk ve Recep Tayyip Erdoğan’a inandık, birlikte yol yürüyoruz. Cumhuriyet tarihinde yapılanların tamamının katbekat fazlasını ülkemize kazandırdık. Bugün Türkiye her alanda en üst ligde boy gösteriyorsa, bu başarının gerisinde 20 yıldır çalışan teşkilatlarımız vardır. O yüzden sizlere minnet borçluyuz. Bizim siyasetimiz eser siyaseti. 20 yılda yaptığımız eserler, gelecek nesillere bırakacağımız eserlerdir. Yalan, iftira, çamur siyasetinden, ülkesini ve milletini farklı ülkelere şikayet eden bir siyaset anlayışı yoktur, olamaz. Artık bu tür siyaset olmamalıdır. Yalan, iftira, çamur siyaseti, çirkef siyaseti, ülkesini Ankara’da gördüğü büyükelçilere bile şikayet eden bir siyaset anlayışı bu ülkede olmamalı. Bu bizim milletimize, ülkemize yakışmaz. Ne varsa konuşalım kendi aramızda. Yalan, şikayet değil. Son 20 yılda Türkiye, hem içerde hem dışarda terör yuvalarını kuruturken ülkemizin dört bir yanında da büyük yatırımları tamamladı, mega eserleri hayata geçirdi. İşte bunun arkasındaki güç milletimiz ve istikrardır. Artık eskisi gibi bu ülke işlerini yaparken yarım bırakıp, seçime gitme dönemi bitti. Koalisyon dönemleri bitti. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bunun en büyük sigortasıdır. Alınan kararlar, yapılan işler, atılan adımlar ortada. Hızlı karar alıp, çağa hızlı ayak uyduran politikaları belirliyoruz. Birileri de çıkmış, ‘Eski döneme dönelim, koalisyonlar olsun, senede bir, 3 ayda bir değişsin.’ diyor. ‘Sistemi değiştirelim, hemen seçim yapalım’ diyorlar, Seçimin tarihi nettir. Artık kafasına esen kimse seçim isteyemez. Tarih belli, 2023 Haziran. Cumhur İttifakı olarak adayımız da belli. Bizim adayımız, liderimiz Recep Tayyip Erdoğan. Herkes adayını belirlesin, halkın huzuruna çıksın. İşte er meydanı sandıkta.”

“Huzursuzluk iklimine asla müsaade edemeyiz”

Seçim takviminde 1 yıldan daha az bir zaman kaldığını belirten Çavuşoğlu, partililerden her geçen gün sahadaki varlıklarını artırmalarını istedi.
Referanslarının ve en önemli dayanak noktalarının 20 yıllık iftihar dolu hizmet serüveni olduğunu aktaran Çavuşoğlu, sözlerini, “Evet, bugün insanlarımızın sıkıntıları, yüksek enflasyon, fiyat artışı var, hayat pahalılığı var. Bunu inkar etmiyoruz, doğruya doğru. Ama tüm dünyada bu krizlerin derin yaşandığını görelim. ‘Tüm dünyada bu sorunlar var’ diyerek sorunların çözümü noktasında da çekimser davranamayız. Daha önceki krizler de Türkiye’yi etkiledi ve bir çoğu Türkiye’yi teğet geçti ama bu ciddi bir krizle karşı karşıyayız. Nasıl bugüne kadar sorunları çözdüysek, krizleri aştıysak, bizim de görevimiz bu krizleri aşmak ve halkımıza en güzel şekilde hizmetleri sağlamak. Muhalefetin oluşturmaya çalıştığı huzursuzluk iklimine asla müsaade edemeyiz. Onların derdi huzursuzluk. Sürekli doğru olmayan bilgilerle çarpıtmalar. İnsanımızı içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtaracak olan yine bizleriz. O nedenle mücadelemizi yürütmeye devam edeceğiz.” diye tamamladı.

Son Haberler

‘İran’ın artık ABD’ye güveni yok’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri...

Rojava’da tartışmanın ekseni değişti: Statüden siyasi haklara

SAMER’in 175 X paylaşımını inceleyen araştırmasına göre, DSG’nin Suriye...

Diyarbakır’da bir medresede çocuğa yönelik cinsel saldırı girişimine ilişkin görüntüler ortaya çıktı

Diyarbakır’da bir medresede çocuğa yönelik cinsel saldırı girişimine ilişkin...

Trump’ın yasakladığı basın kuruluşları mahkeme kararıyla Beyaz Saray’a döndü

CNN, Politico ve MS NOW, federal yargıcın Başkan Donald...

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”