13 Temmuz 2026
21.5 C
İstanbul

BM: Rusya ile Suriye rejiminin İdlib’e yönelik operasyonunun önüne geçmek mümkün değil

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, Rusya ile Suriye rejiminin İdlib’e yönelik operasyonunun önüne geçmenin mümkün olmadığını belirtti.

İdlib’e yönelik operasyonlar gündemdeki sıcaklığını korurken, garantör ülkeler Cenevre’de Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura ile bir toplantı gerçekleştirecek.

Toplantıda idlib’le ilgili son gelişmelerin yanı sıra sivil halkın başka bölgelere taşınmasının konuşulacağı bildirildi.

De Mistura’nın garantör ülkelerle gerçekleştireceği toplantıda, hassas konular üzerinde durulacağı ve sivil halkın çatışmalı bölgelerden çıkarılması için nasıl güvenli yol açılabileceğinin konuşulacağı ifade edildi.

Son Haberler

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Savaş, saldırı ve misilleme ile devam ediyor

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'nda ticari bir yük gemisine saldırdığı gerekçesiyle İran'daki askeri hedeflere yönelik üçüncü saldırı dalgasını başlattığını açıkladı.     CENTCOM'dan yapılan açıklamada, saldırıların, İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçen Kıbrıs bayraklı M/V GFS Galaxy adlı yük gemisini hedef almasının ardından gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, saldırı sonucu gemide yangın çıktığı, makine dairesinin ağır hasar gördüğü, bir sivil mürettebatın ise kayıp olduğu ifade edildi. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de konuya ilişkin açıklamasında, İran'ın uluslararası mutabakatlara uyma konusunda kendisine tanınan fırsatları değerlendirmediğini ifade ederek, "İran bu eylemle hata yaptı ve şimdi bunun bedelini ödüyor" ifadelerini kullandı. Çok sayıda askeri hedef vuruldu ABD'li bir yetkilinin Axios haber sitesine verdiği bilgiye göre, saldırılarda İran'daki çok sayıda stratejik askeri nokta hedef alındı. Hedef alınan noktalar arasında hava ve deniz gözetleme radarları, füze ve insansız hava aracı (İHA) depoları, füze ve İHA fırlatma üsleri ile karadan havaya füze sistemlerinin bulunduğu platformların yer aldığı belirtildi. "Amaç deniz güvenliğini sağlamak" CENTCOM açıklamasında, operasyonun amacının İran'ın ticari gemilere yönelik saldırı kapasitesini zayıflatmak ve Hürmüz Boğazı'nda uluslararası deniz ticaretinin güvenliğini korumak olduğu kaydedildi.

Irak, Interpol’den yakalama talep etti

Irak Yüksek Yargı Konseyi, "Yüzyılın Hırsızlığı" olarak bilinen dosyanın baş şüphelisi Nur Zuheyr'in yakalanarak Irak'a iade edilmesi için Uluslararası Polis Teşkilatı'na (Interpol) başvurdu. Irak resmi medyasında yayımlanan belgelere göre, Irak Başsavcılığı İçişleri Bakanlığına bağlı Arap ve Uluslararası Polis Dairesi'ne gönderdiği yazıda, Nur Zuheyr Casım'ın Irak'a iadesi için gerekli işlemlerin başlatılmasını istedi.Talebin, Yolsuzlukla Mücadele Ceza Mahkemesi'nin sanık hakkında gıyabında verdiği mahkûmiyet kararına dayandığı belirtildi. Belgeler arasında yer alan ve 25 Kasım 2024 tarihini taşıyan Kerh Ceza Mahkemesi kararında ise şu hükümlere yer verildi: "Nur Zuheyr Casım'ın Irak Ceza Kanunu'nun 444. maddesi uyarınca 10 yıl hapis cezasına çarptırılması, Hakkında yakalama kararı çıkarılması ve ikametgahında arama yapılması, Taşınır ve taşınmaz tüm mal varlığına el konulmasına ilişkin kararın onaylanması." Kararda Nur Zuheyr, "Yüzyılın Hırsızlığı" davasının bir numaralı şüphelisi olarak gösteriliyor. Soruşturma kapsamında, Rafidain Bankası'ndaki mali hesaplardan beş şirket aracılığıyla 3,8 trilyon Irak dinarının(2,9 milyar ABD doları) usulsüz şekilde çekildiği öne sürülüyor. Irak Yüksek Yargı Konseyi'ne göre, Nur Zuheyr'in 1,6 trilyon Irak dinarını(1,22 milyar ABD doları) devlete geri ödemesi kararlaştırılmıştı. Ancak şu ana kadar yalnızca 365 milyar dinarı(279 milyon ABD doları) iade ettiği, daha sonra ise Irak'tan ayrıldığı belirtildi. Irak hükümeti daha önce, paranın tamamını geri ödemesi şartıyla Nur Zuheyr'in serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varmıştı. Ancak ülkeyi terk etmesi, paranın geri alınması sürecini sekteye uğrattı.  

CHP Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner gözaltına alındı

Ankara'da Çankaya Belediyesi'ne yönelik soruşturma kapsamında Belediye Başkanı Hüseyin...

Suriye, Irak ve ABD, Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakacak olan boru hattı anlaşması imzalayacak

Irak, Suriye ve ABD, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü zayıflatma çabalarının bir parçası olarak, Suriye’nin Akdeniz kıyısına uzanan yaklaşık 800 kilometrelik (500 mil) tarihi boru hattını yeniden faaliyete geçirmeyi planlıyor. Üst düzey Iraklı ve bölgesel yetkililerin Middle East Eye’a (MEE) verdiği bilgilere göre Kerkük’ten Suriye'nin sahil kenti Banyas'a uzanan hattın canlandırılmasına ilişkin anlaşmanın, önümüzdeki hafta Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'nin Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmede kamuoyuna açıklanmasının beklendiğini bildirdi. MEE’nin haberine göre Trump’ın Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, Zeydi’nin ziyareti öncesinde anlaşmanın ayrıntıları üzerinde çalışıyor. Zeydi’nin ABD programında, ülkenin enerji merkezi olan Teksas eyaletine yapılacak bir ziyaretin de yer alması bekleniyor. “Hem ABD'nin hem de yerel hükümetlerin yararına olacak” MEE’ye konuşan üst düzey bir Iraklı yetkili, Barrack'ın Zeydi ile iyi bir çalışma ilişkisi geliştirdiğini ve bu boru hattını, hem ABD'nin hem de yerel hükümetlerin yararına olacak bir "Levant iş modeli" olarak kullanmak istediğini belirtti. 1952 yılında Irak Petrol Şirketi tarafından tamamlanan boru hattı, günlük yaklaşık 300 bin varil kapasiteye sahipti. Bağdat, İran-Irak savaşı sırasında Suriye'nin İran'ın yanında yer alması üzerine 1980'lerde hattı kapatmıştı. 2003'teki ABD işgalinden sonra ağır hasar alan hat, o tarihten bu yana fiilen işlevsiz durumda. Bir konsorsiyum yeniden inşa için görevlendirildi Hattın yeniden devreye girmesi için yeni depolama tankları, pompalar ve elektrik sistemlerini içeren kapsamlı bir onarım gerekiyor. Bölgesel bir yetkili, hattın muhtemelen tamamen yenilenmesi gerekeceğini ve bunun iki ila üç yıllık bir takvim alacağını söyledi. Yetkili ayrıca, ABD'li şirketlerden oluşan bir konsorsiyumun şimdiden bu yeniden inşa süreci için görevlendirildiğini, bunun da Washington'ın projeye olan bağlılığını gösterdiğini ekledi. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim süreci hızlandırdı Suriye ve Irak, 2024 sonlarında Beşar Esad'ın devrilmesi ve yönetimin Ahmed el-Şara’ya geçmesinin ardından boru hattını yeniden canlandırmayı tartışmıştı. Ancak asıl ivme, son bölgesel savaş sonrası İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını artırmasıyla kazanıldı. Irak bu süreçte Suriye üzerinden tanker kamyonlarla ham petrol ihraç etmeye başlasa da sevkiyat hacmi oldukça düşük kaldı. Iraklı analist Serheng Hamasaid, "Irak, Suriye'ye artık farklı bir gözle bakmaya başladı. Savaştan önce bir şüphe hakim olsa da, savaşın gerçekleri Irak'ın Suriye'ye olan ihtiyacını açıkça ortaya koydu" değerlendirmesinde bulundu. Bağdat stratejik bir değişim yaşıyor Bölgesel kaynaklar, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani'nin de imza töreni için ABD'ye gitmesinin beklendiğini belirtti. Bağdat'taki hükümet, İran'a yakın Şii partilerin ve milislerin etkisinde olsa da, Esad’ı deviren ve bir dönem El Kaide bağlantılı olan Ahmed el-Şara ile çalışma noktasında stratejik bir değişim yaşıyor. Şara, Esad’ı devirdikten sonra ABD yörüngesine girdi ve Türkiye ile Katar ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerinin yakın desteğini aldı. Trump yönetimi, Suriye üzerindeki pek çok yaptırımı kaldırırken, geçen hafta Ankara'daki NATO zirvesinde Şara'dan övgüyle bahsederek onu "fantastik" ve "saygın" biri olarak nitelendirdi. ABD ayrıca, Suriye'yi 1979'dan bu yana yer aldığı "Terörü Destekleyen Devletler" listesinden çıkardı. Irak, petrol ihracatının yüzde 95'ini Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriyor Bu diplomatik hamle, ABD'li şirketlerin boru hattı projesinde çalışmasının önünü açıyor. Irak hükümeti bu ayın başlarında ABD'li şirketler Capital TI ve Chevron ile bir Katar firmasının, Kerkük ve Hadise’den Banyas’a uzanan boru hattı projelerini incelemesi için ön onayı verdi. Irak, ekonomisi için hayati önem taşıyan petrol ihracatının yüzde 95'ini Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriyor ve bu da ülkeyi İran'ın stratejik hamlelerine karşı son derece kırılgan hale getiriyor. Veri analiz firması Vortexa, geçtiğimiz ay Irak'ın deniz yoluyla yaptığı petrol ihracatının, bölgedeki gerilimler nedeniyle geçen yılın ortalamasının yüzde 8'ine gerilediğini açıklamıştı. Petrol gelirleri, Irak devlet bütçesinin yüzde 90'ını oluşturuyo

ABD Kongresi’nden Trump’a ‘Türkiye’ye F-35 veremezsiniz’ resti

ABD Kongresi'nin kritik üyeleri, Türkiye'nin F-35 programına dönüşü için Rus S-400 sistemlerinden tamamen vazgeçmesi şartını yineledi. Trump'ın yaptırımları esnetme sinyaline tepki gösteren senatörler, yasaların net olduğunu vurguladı. Yunan basınından Kathimerini'ye konuşan ABD Kongresi'nin hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat kanadından çok kritik üç isim, F-35 ve CAATSA yaptırımları konusunda Ankara ve Washington arasındaki pazarlıklara set çekti. NATO Zirvesi'nde Başkan Donald Trump’ın Türkiye’ye yönelik yaptırımları esnetebileceği sinyalini vermesinin ardından Kongre adeta alarma geçti. Idaho Eyaleti Cumhuriyetçi Senatörü ve Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Jim Risch, Kongre'nin bu konudaki sarsılmaz duruşunu net bir dille özetledi. Trump’ın NATO Zirvesi'nde CAATSA yaptırımlarını gözden geçirebileceğine dair açıklamalarının ardından konuşan Risch, Washington-Ankara hattındaki savunma iş birliğinin önündeki tek bariyerin Rus füzeleri olduğunu belirtti. Risch, şu ifadeleri kullandı: "Türkiye'nin Rus yapımı S-400 sistemlerine sahip olması, askeri ve savunma iş birliğimizi derinleştirmemizin önündeki en büyük ve en uzun vadeli engeldir. Başkan Trump’ın liderliği sayesinde Türkiye'nin nihayet bu S-400 sistemlerine sahip olmaktan vazgeçeceğini ve bu krizi tamamen arkamızda bırakabileceğimizi umuyorum." “Düşünmesi bile şok edici” 2019 yılında Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarının uygulanmasında ve F-35 programından çıkarılmasında başrolü oynayan Maryland Demokrat Senatörü Chris Van Hollen ise çok daha sert bir ton tercih etti. Türkiye’ye herhangi bir F-35 transferine kategorik olarak karşı çıktığını yineleyen Van Hollen, Trump yönetiminin yasaları çiğneyemeyeceğini savundu. Van Hollen, sert eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü: "Ankara, F-35 uçaklarımızın güvenliğini doğrudan tehdit eden Rus S-400 sistemlerini elinde tutmaya devam ediyor. Üstelik Erdoğan, demokrasiye saldırmaya devam eden istikrarsız bir NATO müttefiki olduğunu kanıtladı. Başkan Trump'ın bu uçakların teslimatını düşünmesi bile tek kelimeyle şoke edici. Bu durum hem ABD ulusal güvenliğini sabote eder hem de Amerikan yasalarını çiğner. Yasa çok açık: Türkiye S-400'lere sahip olduğu sürece F-35 programından menedilmiştir. Kongre bu konuda iki partinin de ortak uzlaşısıyla karar almıştır. Trump hükümetinin bu yasayı bypas etmeye yönelik her türlü girişimi kesinlikle kabul edilemez." "Türkiye'ye gelişmiş teknoloji vermek hata olur" Başlatılan bu engelleme girişimlerine ilişkin konuşan Cumhuriyetçi Vekil Mike Lawler, duruşunun hem Amerikan ulusal güvenliğine hem de mevcut yasalara dayandığını vurguladı. Lawler, Türkiye pozisyonunu değiştirmediği sürece askeri ambargonun sürmesi gerektiğini savunarak sözlerini şöyle tamamladı:   "Amerika'nın en gelişmiş savaş uçaklarından birini Türkiye'ye satmak ABD'nin çıkarlarına hizmet etmiyor. Bu durum kritik askeri teknolojilerimizi riske atacağı gibi, Ortadoğu ve Avrupa'daki gerçek müttefiklerimize de çok yanlış bir mesaj gönderecektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan Rus S-400 sistemlerini elinde tutup kullanmaya devam ettiği sürece, Amerikan yasalarının öngördüğü gibi F-35 satış kısıtlamaları tam kararlılıkla yürürlükte kalmalıdır."

Şii gruplar: Silah bırakmayacağız, askeri kapasitemizi artıracağız

Irak'taki İran yanlısı Şii silahlı grupları bünyesinde bulunduran Irak İslami Direnişi, silah bırakmayacaklarını ve askeri kapasitelerini daha da geliştirmeye devam edeceklerini açıkladı. Irak İslami Direnişi, bugün yayımladığı açıklamada, eski İran lideri Ali Hamaney'in Necef ve Kerbela'daki cenaze törenlerine "milyonlarca kişinin" katıldığını belirterek, bunun Irak halkının "direniş çizgisine bağlılığının göstergesi" olduğunu savundu. Açıklamada, "Kutsal topraklardan bir kez daha ilan ediyoruz ki direniş yoluna bağlı kalacağız. Düşman bilmelidir ki hak cephesinin güçleri tek bir vücut gibidir ve hiçbir şey bizi işgalcileri Irak'tan ve bölgeden çıkarmaktan alıkoyamayacaktır" ifadeleri kullanıldı. "Silahlarımız pazarlık konusu değildir" Irak'ta uzun süredir tartışma konusu olan silahlı grupların geleceğine de değinilen açıklamada, silah bırakılmasının gündemlerinde olmadığı vurgulandı. Grup, "Savaş meydanlarında omuzlarımızı süsleyen silahlarımız hiçbir zaman pazarlık konusu olmadı. Bu, bizim inancımızın ve dini sorumluluğumuzun bir parçasıdır" açıklamasını yaptı. ABD ve İsrail'e karşı hazırlık mesajı Irak İslami Direnişi, mevcut askeri kapasiteyle yetinmeyeceklerini belirterek, "Askeri ve güvenlik kabiliyetlerimizi hem nitelik hem de nicelik açısından geliştirmek için tüm gücümüzle çalışıyoruz" ifadelerine yer verdi. Açıklamada ayrıca, ABD ve İsrail'den gelebilecek olası tehditlere karşı tam hazırlık içinde olunduğu belirtilerek, "Zalimlerin hayallerini boşa çıkarmadan ve onurumuzu korumadan dinlenmeyeceğiz" denildi. Bağdat silahların devlet kontrolüne alınmasını istiyor İran'a yakın silahlı grupların bu açıklaması, Irak hükümetinin silahların yalnızca devletin kontrolünde olması yönündeki planını uygulamaya çalıştığı bir dönemde geldi. Bağdat yönetimi, Heşdi Şabi bünyesindeki silahlı grupların siyasi yapılarla bağlarının kesilmesi, silah ve militanların kayıt altına alınmasına yönelik adımlar atıyor. Öte yandan, Seraya Selam, Asaib Ehl el-Hak ve İmam Ali Tugayları gibi bazı silahlı gruplar, silahlarını devlete teslim etmeye hazır olduklarını daha önce açıklamıştı.

Türkiye Gündemi

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.

Irak ve Türkiye petrol konusunda anlaştı

Irak Petrol Bakanlığı, Ankara'da Türkiye ile gerçekleştirilen görüşmelerin ayrıntılarını açıkladı. Bakanlık, Irak ve Kürdistan Bölgesi petrolünün Türkiye üzerinden ihracatının devam edeceğini, kısa süre içinde ise yeni bir uygulama protokolünün imzalanacağını duyurdu.   Bakanlığın açıklamasına göre, Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Abadi'nin talimatıyla Petrol ve Dışişleri bakanlıklarından üst düzey yetkililerden oluşan Irak heyeti, çarşamba ve perşembe günleri Ankara'da temaslarda bulundu.Görüşmelerde, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın geleceği ile ham petrol ihracatının sürdürülmesine yönelik mekanizmalar ele alındı. Irak heyetine Petrol Bakan Yardımcısı Nasir Aziz ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hüseyin Bahrululum başkanlık etti. Heyet, Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile bir araya geldi. Toplantıya Irak Petrol Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı temsilcileri de katıldı. "Petrol ihracatı kesintisiz sürecek" Irak Petrol Bakanlığı, Başbakan Ali Falih Zeydi'nin talimatları doğrultusunda tarafların teknik ve hukuki koordinasyonun sürdürülmesi konusunda önemli ölçüde mutabakata vardığını belirtti. Açıklamada, "Bir sonraki aşamada imzalanacak uygulama protokolü, Irak petrolünün, Kürdistan Bölgesi petrolü de dahil olmak üzere, ihracatının kesintisiz devam etmesini sağlayacaktır" denildi. Bakanlık, söz konusu protokolün geçiş süreci niteliği taşıyacağını, mevcut anlaşmanın sona ermesinin ardından bir yıldan kısa sürede Bağdat ile Ankara arasında yeni ve uzun vadeli bir anlaşmanın imzalanmasının hedeflendiğini bildirdi. Erbil: Bir yıllık geçiş protokolü üzerinde uzlaşı sağlandı Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı da cuma günü yaptığı açıklamada, Irak Dışişleri ve Petrol bakanlıkları ile Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı temsilcilerinden oluşan ortak heyetin Ankara'da Türk yetkililerle bir dizi görüşme gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, enerji alanındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın süresinin dolmasının ardından petrol ihracatının kesintisiz sürdürülmesine yönelik mekanizmaların ele alındığı belirtildi. Bakanlığa göre taraflar, Irak petrolünün ihracatının bir yıl daha devam etmesini sağlayacak uygulama protokolünün hazırlanması ve iş birliğinin sürdürülmesi konusunda anlaşmaya vardı. Bu süre içerisinde iki ülke arasında uzun vadeli yeni bir anlaşmanın hazırlanarak imzalanmasının planlandığı ifade edildi. Amanc Rahim: Geçici protokol imzalandı Kürdistan Bölgesi Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim, Irak ve Türkiye'nin hem Irak hem de Kürdistan Bölgesi petrolünün Ceyhan limanı üzerinden sevkiyatının sürdürülmesi konusunda yeni bir "geçici protokol" imzaladığını duyurdu. Amanc Rahim, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, her iki tarafın da Kürdistan-Ceyhan boru hattı üzerinden petrol sevkiyatının devamını güvence altına alan bir protokol imzaladığını belirtti. Protokol "geçici" nitelikte Amanc Rahim’in verdiği bilgilere göre imzalanan bu protokol, süreci kesintiye uğratmamak adına atılmış "geçici" bir adım olma özelliği taşıyor. Protokolün temel amacı, tarafların Ceyhan limanı üzerinden yapılacak petrol ihracatı için yeni ve uzun vadeli bir stratejik anlaşma hazırlamasına zemin oluşturmak. Rahim, kalıcı ve uzun vadeli yeni anlaşmanın hazırlanıp imzalanmasının yaklaşık bir yıl sürmesinin beklendiğini ifade etti. 53 yıllık anlaşmanın süresi doluyordu Irak ve Türkiye arasındaki ilk ham petrol boru hattı anlaşması 27 Ağustos 1973 tarihinde imzalanmıştı. Yarım asrı aşkın süredir yürürlükte olan bu tarihi anlaşma, Türkiye hükümetinin daha önceki kararı uyarınca 27 Temmuz 2026 tarihinde sona erecekti.  

Dem Parti, yeni kadrolarla kongreye gidiyor

DEM Parti, 20 Eylül’de Ankara’da gerçekleştireceği 5'inci Olağan Büyük Kongresi hazırlıklarını sürdürüyor. Kongre tarihinin netleşmesi ile birlikte yeni dönem çalışmaları da başladı. MA’nın parti kaynaklarından aktardığına göre çözüm süreci kapsamında temmuz ayında Meclis’ten geçmesi beklenen “çerçeve yasa” ile birlikte DEM Parti de yeni dönemi karşılamaya hazırlanacak. Bu kapsamda parti içi bir genelge yayınlandı. Genelgede kongrenin “Demokratik Cumhuriyet ve Üçüncü Yol” perspektifi ile değişim ve yeniden yapılanma kongresi olarak ele aldığı belirtildi. MA’nın aktardığına göre değişim ve yeniden yapılanma hem kadro hem de örgütsel yapıda yenilenme sağlanması perspektifine odaklanacak. Genelgeye göre DEM Parti,  1– 14 Temmuz tarihleri arasında genişletilmiş il toplantılarını gerçekleştirecek. Genişletilmiş il toplantılarına DEM Parti’nin yanı sıra DEM Parti’ye yakın kurumlardan da kişiler katılacak. Genişletilmiş il toplantılarının ardından DEM Parti tarafından 20-30 Temmuz tarihleri arasında bölge konferansları gerçekleştirilecek. 7 bölgede gerçekleştirilecek bölge konferanslara, genişletilmiş il toplantılarından seçilen delegeler katılacak ve büyük kongreye öneriler sunulacak. İl toplantıları ve bölge konferanslarının ardından ortaya çıkan sonuçlar 5- 12 Ağustos tarihlerinde merkezi çalıştay yapılarak, bütünlüklü olarak ele alınacak. Tartışmalar neticesinde üzerinde uzlaşılan görüşler 20 Eylül’de yapılacak 5. Olağan Büyük Kongre'ye sunulacak. “Genişleme Komisyonu yeni kişileri partiye almaya çalışacak” Ayrıca Kongre Hazırlık Komisyonu bünyesinde oluşturulacak olan Genişleme Komisyonu, farklı çevrelerden siyasetçiler, yazarlar, akademisyenler, siyasi parti veya toplumsal temsili olan kişiler ile bir araya gelerek partiye katılmaları yönünde çalışmalar yürütecek. Bunun yanı sıra DEM Parti, kongre sürecine giderken farklı kesimlerle tematik buluşmalar da gerçekleştirecek ve bu alanlara ilişkin de kendisine bir yol haritası çıkaracak.

Kurtulmuş: Süreç iyi gidiyor, bütün iç ve dış şartların olumlu olduğu bir dönemdeyiz

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, CNN Türk canlı yayınında çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sürecin önemli ölçüde tamamlandığını belirten Kurtulmuş, çıkarılması planlanan yasal düzenlemenin af değil, infaz düzenlemesi niteliğinde olacağını söyledi. "İşin çoğunluğu bitmiştir" Sürece ilişkin konuşan Kurtulmuş, "Bana göre işin çoğunluğu bitmiştir. Yakın zamanda artık terör, Türkiye'nin tamamıyla gündeminden kalkacaktır" dedi. Bölgesel gelişmelerin de sürece katkı sağladığını belirten Kurtulmuş, "Türkiye'nin hem 'Terörsüz Türkiye'yi oluşturma kararlılığı hem de dışarıdaki gelişmelerin hepsi üst üste örtüştü. Bu Türkiye'ye çok büyük bir imkan veriyor" ifadelerini kullandı. Sürecin olumlu ilerlediğini söyleyen Kurtulmuş, "Bütün iç ve dış şartların olumlu olduğu bir süreçteyiz. Eğer bu noktada temkinli, dikkatli ve acele hareket etmezsek korkarım ki araya birtakım provokasyonlar girer" diye konuştu. "Yasa tüm partilerin desteğini almalı" TBMM’ye gelmesi beklenen düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, "Gönlümden geçen, bütün partilerin ittifakıyla Meclis'e bir yasa gelir ve süratle bu geçer. Ümit ederim ki her partinin gönül rahatlığıyla destek vereceği bir yasa ortaya çıkar" dedi. Hazırlanacak düzenlemenin kapsamına da değinen Kurtulmuş, "Çıkarılacak yasa müstakil ve geçicidir. Bir yasa çıkarıp ilanihaye bütün herkesi kapsayacak ve ilanihaye yürürlükte kalacak bir yasa olmayacaktır. Komisyonda kararlaştırılan şekli bu" ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, "Çıkarılacak yasa asla af niteliğinde olmayacaktır. Öyle bir algı şeklinde olmayacaktır, olmaması gerekir. Bunun daha çok bir infaz düzenlemesi olması gerekir" diye konuştu. "CHP'nin iç kavgasının tarafı olamayız" CHP'deki kurultay tartışmalarına ilişkin de konuşan Kurtulmuş, TBMM Başkanlığının bu sürecin tarafı olmadığını söyledi. "CHP'nin iç kavgasının tarafı asla olamayız. Kendi aralarındaki sorunu çözemedikleri için başvurdukları bir mahkeme hiç değil TBMM Başkanlığı. Ne CHP'nin ne de bir başka partinin vasisiyiz" diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti: "TBMM Başkanlığı bir mahkeme değil, herhangi bir partinin vasisi değil. TBMM Başkanlığı bir karar alacak ve partinin içerisindeki tartışma şu ya da bu şekilde sonuçlanacak diye bir durum söz konusu değil." "NATO için tarihi bir dönüm noktası" İstanbul'da düzenlenecek NATO Parlamento Başkanları Toplantısı ve Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi'ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, toplantıların önemine dikkat çekti. "Dolmabahçe Sarayı'nda NATO üyesi ülkelerin meclis başkanlarını ağırlayacağız. Pazar günü gelmeye başlayacaklar. Önümüzdeki hafta da esas ağırlıklı olan toplantı, Ankara'daki Liderler Zirvesi. O toplantıda da NATO için çok tarihi bir dönüm noktasına şahit olacağımızı düşünüyorum" dedi. NATO'nun geleceğinin yalnızca askeri güvenlik ekseninde ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, "Artık güvenlik sadece askerle, sadece silahla temin edilebilecek bir husus değil. Savaşmak kadar barışmanın da belki daha önemli olduğu ortaya çıkıyor. NATO'nun bir güvenlik şemsiyesi olduğu aşikar ama nasıl bir barış perspektifi geliştirebilir ve barışın oluşmasına nasıl katkıda bulunabilir bunların üzerinde de yoğunlaşmasının şart olduğunu düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

Ankara kulislerinde Demirtaş söylemi

Gazeteci Fatih Atik, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sonbaharda tahliye edilebileceği iddiasının Ankara kulislerinde konuşulduğunu söyledi. TGRT'de katıldığı yayında konuşan Fatih Atik, “Demirtaş DEM Parti yönetimine dahil olursa süreç başka bir yere evrilir mi?'' sorusunun da Ankara'da konuşulanlar arasında yer aldığını belirtti. Atik, “Ankara’da Selahattin Demirtaş’ın sonbajar’da tahliye olabileceğine dair senaryolar üzerinde konuşuluyor. Demirtaş tahliye olursa ve DEM Parti’nin yönetimine girerse terörsüz Türkiye süreci başka bir sürece evrilir mi? Bunları konuşacağız” ifadelerini kullandı. Mahkeme tarafından CHP'ye Genel Başkan olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı canlı yayında Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına destek verdikleri için pişman olmadığını açıklamıştı. Bu nedenle Demirtaş son günlerde yeniden gündeme geldi. Öte yadan Kemal Kılıçdaroğlu son olarak Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret edeceğini söylemişti. Demirtaş’ın bu ziyaret talebini kabul edip etmeyeceği henüz belli değil.