23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

Binali Yıldırım: İmamoğlu’yla çıkacağım yayın için hiçbir özel çalışmam yok, ben çalışmamı 16 yıldır yapıyorum

Cumhur İttifakı’nın AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, yarın rakibi Ekrem İmamoğlu ile birlikte katılacağı ortak canlı yayın için hiçbir özel çalışması olmadığını söyledi. Yıldırım, “Ben çalışmamı 16 yıldır yapıyorum” dedi.

BBC Türkçe bir gün boyunca Binali Yıldırım’ın Sancaktepe ilçesindeki seçim çalışmalarını izledi.

31 Mart’taki yerel seçimde oyların yarıya yakınını Cumhur İttifakı’nın aldığı ilçede AKP’li seçmen Yıldırım’dan, yeşil alan ve trafik sorununa çözüm bulunmasını, metronun tamamlanmasını talep ediyor.

Binali Yıldırım ise halktan “sandıkları korumalarını” istedi.

Sancaktepe’deki seçim çalışmalarının ardından BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Yıldırım, 31 Mart öncesine kıyasla seçim propagandasında değişim olmadığını, ülkede ise beka meselesinin sürdüğünü söyledi.

Yıldırım’ın sorularımıza yanıtları şöyle:

Seçim çalışmalarınızı takip ediyoruz, insanların ilgisini görüyoruz. İstanbullularla görüşürken sizden en çok talep ettikleri, sorun olarak en fazla dile getirdikleri şey nedir?

İstanbul’la ilgili ön plana çıkan sorunların başında trafik ve ulaşım geliyor. Daha sonra otopark, yeşil alan, altyapı yetersizliği, kentsel depremsel dönüşüm gibi konular öncelikle telaffuz edilen konular. Bunlarla ilgili kapsamlı vaatlerimiz var.

2004’ten bugüne AKP’li belediyeler tarafından yönetiliyor İstanbul. O zamandan bugüne yapılamayan ne eksik var sizce, sorunların çözülememesinin nedeni nedir?

Şöyle ki; İstanbul büyüyen bir şehir. İstanbul gittikçe her gün büyüyor, büyük şehirlerin de büyüdükçe sorunları da büyüyor. O zaman İstanbul’daki araç miktarı, bugünkü araç miktarının üçte birinden daha azdı. Şimdi refah arttı, herkes özel araç aldı dolayısıyla altyapı yetersiz kaldı.

Londra’yı düşünün, Londra’da sorunlar bitiyor mu? Mesela merkeze girişlerde kısıtlamalar getirildi, paralı giriş yapıldı. Niye? Şehrin trafik sorununu sürdürülebilir şekilde çözebilmek için. Sorunlar hiçbir zaman bitmez, sorunu olmayan ölülerle delilerdir. Yaşayan herkesin sorunu olacak ama sorunu çözecek de bir irade, bir güç olacak.

Biz 1994’te Cumhurbaşkanımız belediye başkanı olduğunda bu şehirde su akmıyordu. Sokakları çamurdan, çukurdan geçilmiyordu. Üstelik hava kirliliği neredeyse yaşamı tehdit eder boyuta gelmişti. Çöp yığınları patlama riskiyle karşı karşıyaydı. Hatta patlamış; insanlar hayatını kaybetmişti. Susuzluktan kolera salgını vardı. Ama bütün bunları bugün konuşmuyoruz, hiç kimse bugün bunları konuşmuyor.

İnsanların ihtiyaçları değişiyor. İnsanlar tabii daha çok yeşil alan istiyor. Yeşil alanı bugün yaparsınız, şehir büyüdü, nüfus arttı. Yarın ihtiyaç var, yarın da yapacaksınız. İnsanlar evlerini değiştirmek istiyor, bunu da altyapıyı ve dönüşümü yaparak bunu da sağlayacaksınız. Dolayısıyla sorunlar zaman içerisinde değişiklik göstermekle beraber mutlaka olacak. Önemli olan bunu çözecek bir iradenin olması.

Ece Göksedef’e konuşan Yıldırım, AK Parti iktidarlarında yerel yönetimler bir başarı öyküsüdür. AK Parti’ye geçtikten sonra belediyelerin öyle temel sorunları kalmamıştır. Daha fazlasını, bu şehrin ihtiyacı olan ne? Ekonomisinin büyütülmesi, milyonlarca gence iş sağlanması, yatırımcıların buraya gelmesinin teşvik edilmesi…İstanbul’un kongre, fuar turizminde, sağlık turizminde çok daha büyük potansiyeli var. Çünkü İstanbul, dünyada sağlık hizmetlerinin en iyi verildiği 5. şehir.

Eğitim turizmi… İstanbul’da 51 faal üniversite var. Bunlarda yabancı öğrencilerin her yıl bilgisi artıyor. Onların gelmesi…

Deniz turizmi, İstanbul için çok önemli, cazip bir turizm alanı. Çünkü İstanbul bir açık hava müzesi. Üç medeniyetin izleri var; Bizans, Osmanlı ve Roma İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti…O bakımdan İstanbul’un birçok dünya şehrine kıyasla çok ciddi avantajları var. Bu avantajları şehrin ekonomisine katma değer olarak dönüştürmek için belediye başkanının şehrin paydaşlarıyla yapacağı çok önemli işler olduğunu düşünüyorum.

Binali Yıldırım Sancaktepe'de seçim kampanyasını sürdürürken
Binali Yıldırım Sancaktepe’de seçim kampanyasını sürdürürken

‘İnsanlar daha iyisini istiyor’

1994’ten bu yana birçok değişim olduğundan bahsettiniz. Bir yandan da dediğiniz gibi çok büyük bir şehir İstanbul. Peki bunlara rağmen bu kadar büyüyen bir şehirde bu kadar fazla sorunun hâlâ sürüyor olmasının sebebi nedir?

Herhalde anlatamadım. Sorun dediğiniz şey; insanlar daha iyisini istiyor. Daha iyisini istemek herkesin hedefidir. Siz, kendi durumunuzu daha iyileştirmek istemez misiniz? Yaşam şartlarınızın, sosyal faaliyetlerinizin daha iyisinin olmasını istersiniz. Bunun arayışı içinde olursunuz. Daha iyi bir iş bulduğunuz zaman işinizi değiştirirsiniz. Şehrin istekleri de, daha iyisini elde etmek için var. Yoksa bunu sorun gibi göstermek yanlış olur. Temel ihtiyaçlarınızı göremiyorsanız sorun vardır. Sorun 1994’te vardı; su akmıyordu musluklardan, sokaklarda çöpten geçilmiyordu, hava kirliliğinden nefes alamıyordunuz. O zaman sorundu, şimdi bu sorunlar yok.

Şimdi sorun nedir? Şehir büyüdü, trafiği arttı. Trafik daha akışkan hale nasıl getirilir? Bunun yolu da toplu ulaşımı yaygınlaştırmak. Metro ağlarını yaygınlaştırmak. 1994’te bu şehirde 40 kilometre metro vardı, şimdi 233 kilometre metro var. Önümüzdeki 5 yıl içinde 518 kilometre metro ağı olacak. O zaman ne olacak? Toplu ulaşımın payı yüzde 48’e çıkacak. Şu anda ne kadar? Yüzde 18. Bakın İstanbul’a niye yapılmadı diyorsunuz. İstanbul’a 10 yılda 4 tane büyük proje yapıldı. 2 köprü, Marmaray ve Avrasya Tüneli. Bunlar dünyada eşi olmayan projeler.

Yeni mega projeler de var vaatleriniz arasında. Onlar nedir, biraz bahsedebilir misiniz?

Bir kere metro ağını 518 kilometreye çıkaracağız. Avrupa yakasında, Asya tarafında hemen hemen insanlar, İstanbullular, evinden çıkıp her yöne 10 dakika yürüdüğü zaman bir metro istasyonuyla karşılaşacak. Bu çok önemli, iddialı bir taahhüt. Bunu yapacağız.

İkincisi yine boğazın altından, iki köprü arasından üç katlı bir tünel projemiz var. Bu Söğütlüçeşme’den başlayıp Mahmutbey’e kadar giden bir hat.

Bunun dışında yeşil koridorlar projemiz var. İstanbul’un TEM’in üzeri, kuzeyi tamamen kuzey ormanlarıyla kaplı. Yapılaşma ise İstanbul’un arazisinin sadece yüzde 20’sinde var. Ama burada dikey, kuzeyden güneye, yeşilden maviye, denize uzanan dereler var. Bu dereler vaktiyle yapılaşmayla ortadan kaybolmuş. Bu dereleri tekrar açacağız. Etrafına hem taşkın koruma amaçlı hem de yürüyüş yolları, piknik alanları, bisiklet yolları yapacağız. Böylece denizle, maviyle yeşili birbiriyle buluşturup insanların işten arta kalan saatlerinde nefes alacağı mekanlar oluşturacağız.

Binali Yıldırım Sancaktepe'de seçim kampanyasını sürdürürken
Binali Yıldırım Sancaktepe’de seçim kampanyasını sürdürürken

‘O zaman da proje anlattım, şimdi de proje anlatıyorum’

31 Mart’tan 23 Haziran’a değişen seçim kampanyasını sormak istiyorum. O dönem daha çok bekâ söylemi öne çıkıyordu. O söyleme ne oldu? Şimdi daha çok vaatler ön plana çıkıyor. Bunun sebebi nedir?

Şöyle ki; eğer beni takip ettiyseniz ben kampanya boyunca hep İstanbul’u anlattım. O zaman da proje anlattım, şimdi de proje anlatıyorum. Benim kampanyamda herhangi bir değişiklik yok.

Partinizin kampanyası o şekildeydi…

Genel politikalar tabii ki her zaman, seçimden seçime değişen şeyler değildir. Türkiye’nin bir terörle mücadele gerçeği göz ardı edilemez. Hem FETÖ’yle hem PKK’yla mücadele ediyoruz. Bu mücadele bekâ mücadelesidir.

(Beka23 Haziran seçiminde hiç öne çıkan bir söylem olmadı

Ben en baştan beri İstanbul seçimi diyorum ve İstanbul seçimine yönelik, İstanbullulara ne yapacağız, bunları anlatıyoruz. Ama bu bir ittifaklar mücadelesi. İttifaklar seviyesinde ülke politikaları, dış politika elbette ki konuşulacak. Onlar ayrı bir fasıl.

‘Cumhurbaşkanımızın İstanbul’a özel bir ilgisi ve sevgisi var’

Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu seçimde meydanlarda olmayacağına dair haberleri teyit eder misiniz? Ederseniz, sebebi nedir?

Cumhurbaşkanımızın her zaman ülke meseleleri için ne gerekiyorsa onları söyler, söylemesi de gerekir. İstanbul için de cumhurbaşkanımız çok yakından ilgili. Çünkü Cumhurbaşkanımızı bu konuma getiren İstanbul’dur, İstanbul’a özel bir ilgisi ve sevgisi var. O bakımdan cumhurbaşkanı bütün faaliyetlerine, İstanbul’la ilgili olsun, Ankara’yla ilgili olsun, ülke meseleleriyle ilgili olsun, hiç hız kesmeden devam ediyor.

Biliyorsunuz bu seçimlere biz Cumhur İttifakı olarak giriyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi ve AK Parti’nin ortak adayı olarak giriyorum. MHP Genel Başkanı da bütün teşkilatıyla beraber bu seçimlerde yoğun bir kampanya çalışması yürütüyor.

Sancaktepe'de Binali Yıldırım posteri
Sancaktepe’de Binali Yıldırım posteri

‘Seçime gidiyoruz, savaşa gitmiyoruz’

Sert giden çekişme arasında eşiniz hanımefendi ile rakibinizin eşi hanımefendi arasında çok hoş mesajlar oldu, aslında bir kadın dayanışması gördük. Siz nasıl görüyorsunuz bunu?

Tabii bu gayet olması gereken bir şey. Sadece kadınlar arasında değil, bütün insanlar arasında hoşgörünün, birbirine tahammülün yaygınlaşması lazım. Biz bir seçime gidiyoruz, bir savaşa gitmiyoruz. O bakımdan biz her zaman birlik, beraberlik, kardeşlik temalarını söyledik bugüne kadar.

Ama karşıdaki CHP adayı birden bire böyle sanki bizim söylemlerimizde hiç böyle bir şey yokmuş gibi, kutuplaşma olduğunu, kutuplaşmanın sona ermesi gerektiğini söyleyiverdi. Böyle ortaya çıktı. Dün bir pankartını gördüm, çok üzüldüm. “Biz çoğunluğuz” diyor. Ne demek çoğunluğuz biz? Asıl kutuplaştırma bu. Çoğunluk varsa bir de azınlık var demektir. Hani beraber olacaktık, kucaklayacaktık bütün toplumu? Bu ayrıştırıcı dil, asla ve asla İstanbul’a fayda sağlamaz.

Kadınlar için güvenli bir şehir yaratmak üzere bir projeniz var mı?

Tabii. İstanbul her şeye rağmen dünyanın en güvenli şehirlerinden biri. Bunu şunun için söylüyorum: Daha güvenli olması sağlanır mı? Elbet sağlanır. Buna yönelik de projelerimiz var. Bu da vaatlerimiz arasında. İstanbul’un sokakları, geceleri de gündüz gibi ışıl ışıl, pırıl pırıl olacak. Bunu iki türlü yapacağız. Bir aydınlatmayla bir de kamerayla sağlayacağız. Ayrıca mahalle parkları, millet bahçeleri, bilhassa çocukların vakit geçirdikleri yerlerde de güvenlik açısından, anne ve babaların gözlerinin arkada kalmaması için oralara da kameralar yerleştireceğiz.

Binali Yıldırım Sancaktepe'de seçim kampanyasını sürdürürken
Binali Yıldırım Sancaktepe’de seçim kampanyasını sürdürürken

‘5 yılda 500 bin istihdam sağlayacak projelerimiz var’

Siz de ekonomi ve istihdamdan bahsettiniz. Daha önce ‘Belediyeler istihdam sağlama yeri değildir demiştiniz, bugünkü kampanyanızda bu sözünüz hatırlatılıyor. Bir yanıtınız olur mu buna?

O sözümün arkasındayım. Belediyeye adam doldurmayacağız. Biz şehirde istihdam oluşturacağız. 5 yılda 500 bin istihdam sağlayacak projelerimiz var. Ben ondan bahsediyorum. Yoksa belediyeye memur alacağız, işçi alacağız değil. Bunun içinden çıkamazsınız. Belediyeler bunu kaldırabilecek bir kapasitesi yok. Nihayet görev yapacağınız yerde bütçenizin yüzde 30’u kadar personele ayırabilirsiniz. Onun dışında gittiğiniz zaman yapacağınız işleri, hizmetleri yapamazsınız ve zor durumda kalırsınız. Hemşehrilerinize karşı mahcup olursunuz.

Son bir sorum olacak. Pazar günü rakibiniz Ekrem İmamoğlu’yla birlikte yayına çıkacaksınız. Özel bir hazırlığınız ya da çalışmanız var mı?

Hiçbir özel çalışmam yok. Ben çalışmamı 16 yıldır yapıyorum.

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”