24 Eylül 2026
19 C
İstanbul

HDP’den ‘Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü’ sonuç deklarasyonunu: Halkımızın kararlılığı, iradesi ve umudu daha da büyüdü

HDP’nin Hakkari ve Edirne’den başlattığı “Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü” sonuç deklarasyonunu açıklayan HDP Eş Genel Başkanları, “Partimiz bu yürüyüşüyle bir kez daha Türkiye’nin önemli bir parçası, demokrasinin sigortası olduğunu gösterdi” dedi.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Hakkari ve Edirne’den başlattığı “Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü” Ankara’ya ulaştı. HDP’liler Meclis Parkında bir araya gelerek demokrasi talebini Meclis’e iletti.

Etkinliğe HDP’lilerin yanı sıra Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu, Sosyalist Meclisler Federasyonu ile Partizan temsilcileri, İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Sinan Adıyaman, Devrimci 78’liler Başkanı ve şair Ahmet Telli, KESK Eş Başkanı Mehmet Bozgeyik, Pir Sultan Abdul Kültür Derneği (PSAKD) Başkanı Gani Kaplan da katıldı.

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, yürüyüşün sonucunda oluşturdukları gözlemleri ve yerellerin taleplerini “HDP’nin Demokrasi Yürüyüşü Sonuç Deklarasyonu” ile duyurdu.

Eş Genel Başkanlar tarafından okunan deklarasyon ise şöyle:

İrademiz ve mücadele kararlılığımız büyüdü

“Demokratik Mücadele Programımız kapsamında 15 Haziran’da Edirne ve Hakkari’de başlattığımız Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü Ankara Meclis Parkındaki final buluşmasıyla bugün sona erdi. Yürüyüşün sonuçlarını ve yeni döneme ilişkin mesajları içeren deklarasyonumuz Eş Genel Başkanlarımız Pervin Buldan, Mithat Sancar tarafından okundu. HDK Eş Sözcüleri İdil Uğurlu, Sedat Şenoğlu, DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, bileşen partilerimizin eşbaşkan ve sözcüleri, MYK, PM, Kadın Meclisi, Gençlik Meclisi üyelerimiz ve milletvekillerimizin de yer aldığı final buluşmasında kamuoyu ile paylaşılan deklarasyon metni şöyle:

1 Haziran’dan 1 Eylül’e kadar sürecek olan 3 aylık bir Demokratik Mücadele Programı hazırladık. Bu programın esası, darbeci zihniyete karşı demokrasiyi, hak ve hukuku, adaleti ve özgürlükleri savunmaktır. Bu amaçla 1 Haziran’da 9 maddelik asgari demokrasi zeminini tanımlayan bir deklarasyon açıkladık ve gidişattan rahatsız olan herkese ortak mücadele çağrısında bulunduk.

Bu kapsamda 15 Haziran’da Türkiye’nin iki ucundan, Edirne ve Hakkari’den Ankara’ya doğru “Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü” başlattık. Bu yürüyüşle toplumu nefessiz bırakan, kendisi gibi düşünmeyen herkesi susturmaya çalışan iktidara karşı toplumun yükselen itirazını sokağa taşırmak, artık yeter demek istedik! Yürüyüşümüz boyunca Türkiye halklarının gösterdiği yoğun ilgi, nefessiz bırakılan bir toplum için bu mücadeleyi yükseltmenin ne kadar hayati bir ihtiyaç olduğunu herkese gösterdi.

Yürüyüşün amacı

– Geçinemeyen milyonların ekonomik ve sosyal hakları, iş ve aş talepleri için;

– ‘Savaşa Hayır Barış Hemen Şimdi’ diyen on milyonların talepleri için;

– Kürt sorununda demokratik ve barışçıl bir çözüm için;

– Demokratik bir anayasa ile özgür ve eşit yurttaşlık isteyen bütün kimlikler için;

– Kadınlar, gençler, emekçiler, yoksullar, işsizler için yürüdük.

Demokrasi, barış ve adalet, hak ve hukuk için yürüdük. 82 milyonun hakkını, hukukunu, iradesini savunmak ve bu iradeye sahip çıkmak için yürüdük. Yalnız da yürümedik. Bütün engellemelere rağmen toplumun büyük çoğunluğunun desteğiyle, onların bizlere verdiği güçle yürüdük.

Partimiz bu yürüyüşüyle bir kez daha Türkiye’nin önemli bir parçası, demokrasinin sigortası, evrensel hak ve özgürlüklerin vazgeçilmez savunucusu olduğunu gösterdi.

Her geçen gün daha da otoriterleşen, baskılarını artıran AKP-MHP iktidarına karşı mücadelede demokrasi güçlerinin, toplumsal ve siyasal muhalefetin yan yana gelmesinin ne kadar önemli, vazgeçilmez, gidişatı değiştirecek ve dönüştürecek bir özellikte olduğunu herkese bir kez daha söyledik. Bu anlamıyla Demokrasi Yürüyüşü, toplumsal mücadele ve demokrasi ittifakının alanlarda, sokaklarda, parklarda, bahçelerde vücut bulmaya başlamış hali oldu.

“Halkımızın kararlılığı, iradesi ve umudu daha da büyüdü”

Bu kervan yola çıkmasın, yürüyüş gerçekleşmesin diye harekete geçenlerin, algı operasyonları ve karalama kampanyaları yapanların, her türlü yol ve yöntemi mübah görenlerin heveslerini kursaklarında bıraktık.

Büyük bir demokratik olgunlukla ve sorumlulukla bu yürüyüşü gerçekleştirdik. Toplum, bütün halklarımız; HDP’nin bu tutumunu, demokratik siyasetteki kararlı ve taviz vermez duruşunu, neyin ne olduğunu gördü. Böylelikle halkımızın kararlılığı, iradesi ve umudu daha da büyüdü. Bizler bunları bilerek yola çıktık ve haklı olduğumuzu bir kez daha gördük. 

Bizler haklılığımıza, toplumsal ve siyasal meşruiyetimize, halkımızın desteğine dayanarak kararlı ve inançlı bir şekilde bu yürüyüşü başlattık. Önümüze çıkarılan engellemeler bizleri durduramadı. Bizleri engellemek için yürüyüş güzergahımızda bulunan 16 kente giriş çıkışlar Anayasa ve hukuk çiğnenerek yasaklandı. Yürüyüş güzergahımızda yapılan yığınaklarla bir darbe dönemi görüntüsü oluşturuldu. Milletvekillerimiz ve seçilmişlerimize zaman zaman suç işlenerek, yasalar ve Anayasa çiğnenerek saygısızca saldırılar yapıldı.

Ama bütün bu engelleri aşa aşa Edirne ve Hakkari’den, ülkenin iki yakasından Ankara’ya ulaştık. 10 il ve onlarca ilçede iradesi gasp edilen halkımızla bir araya geldik. Hakkari yürüyüş kolu Hakkari, Van, Başkale, Bitlis, Tatvan, Kozluk, Bekirhan, Batman, Bismil, Diyarbakır, Ergani, Siverek, Urfa, Antep ve Adana’dan geçerek; Edirne yürüyüş kolu ise Edirne, Silivri, İstanbul-Esenyurt, Kadıköy, Beşiktaş, Sultanbeyli ve Kocaeli Kandıra’dan geçerek Ankara’ya ulaştı. Hakkari, Van, Diyarbakır, Kadıköy, Esenyurt ve Beşiktaş’taki halk buluşmalarımız her türlü engellemeye rağmen mitinglere dönüştü. Mahallelerde, sokaklarda halkımızla bir araya geldik. 

“HepBirlikte çözüm irademizi ortaya koyduk”

Yürüyüş boyunca barolar, insan hakları dernekleri, evlatlarının mezarları saldırıya uğrayan annelerin yer aldığı dernek ve kurumlar, sanayi ve ticaret odaları, emek ve meslek örgütleri, sendikalar, siyasi partiler ve yurttaş inisiyatiflerinin de içinde bulunduğu 30’dan fazla kurum ve kuruluşla bir araya geldik; görüş alışverişinde bulunduk. Bu kurum ve kuruluşların birçoğu bizimle birlikte, yan yana, omuz omuza yürüdü, ortak mücadeleyi büyüttü ve gereklerini yerine getirdi.

HepBirlikte yürüdük, HepBirlikte sözümüzü söyledik, HepBirlikte çözüm irademizi ortaya koyduk.

Yürüyüş boyunca 1 Haziran deklarasyonumuzun ve yaptığımız ‘ortak mücadele’ çağrımızın toplum tarafından, halkımız tarafından sahiplenildiğine tanık olduk. Toplum darbeye ve darbeci zihniyete karşı hassas olduğunu, hiçbir şekilde iradesini çiğnetmeye rıza göstermeyeceğini bir kez daha gösterdi.

Toplum iktidarın dayattığı baskıdan, şiddetten bunalmıştır ve değişim istemektedir. Bu değişimi yaratabilecek güçlerin bir araya gelmesini ve ortak mücadele etmesini talep etmektedir. Görüştüğümüz kurum ve kuruluşların tamamının ortak mücadele konusunda bizimle ortak görüşler paylaşmış olması yürüyüşümüzün en başarılı sonuçlarından biridir. Bu dayanışma ve destek, ortak demokrasi mücadelesi ve bir demokrasi ittifakı açısından son derece kıymetlidir. Hepsine tek tek ve ayrı ayrı teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunuyoruz.

“Yürüyüşümüz çok önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır”

Halkımızın talep ve isteklerini yerine getirmek için partimizin bütün kurumlarının iradesi ve kararlılığı vardır. Bu uzun yürüyüş; demokrasi, özgürlük, eşitlik, barış ve adalet mücadelemiz kesintisiz ve daha kararlı bir şekilde devam edecektir. Yürüyüşümüz çok önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır ve bunlar önümüzdeki dönem mücadele hattımızı oluşturacaktır. Yürüyüşümüz boyunca bize iletilen talepleri, gözlemlerimize de dayanarak paylaşmak istiyoruz;

İktidar, uyguladığı baskı yöntemleriyle, saldırılarla, halk iradesine karşı düşmanlıkla toplum nezdinde demokratik meşruiyetini yitirmiştir. Toplum bu iktidardan ve zihniyetinden kurtulmak istemektedir. Zora, şiddete, yalana, talana dayalı bu sistem ömrünü tamamlamıştır. Ülkenin bir ucundan diğer ucuna, 780 bin kilometrekare, 82 milyon yurttaş siyaset kurumundan bu demokratik değişimi gerçekleştirme görevini yerine getirmesini beklemektedir. Yakınarak ve şikayet ederek değil, demokratik bir güç haline gelip sorunların çözümünü gerçekleştirmeyi istemektedir. HDP, bu yolda bir kez daha toplumdan onay almış ve demokratik bir çözüm gücü olduğunu göstermiştir. Halkımızın bize gösterdiği teveccühün nedeni de budur.

Toplum, değişim umudunu dip diri korumaktadır. HDP, bugün umudun merkezi, halkın kararlı ve cesaretli mücadelesinin zeminidir. Partimiz, demokratik güçlerle birlikte bu değişime öncülük ve ortaklık etmeye adaydır. Bu konuda üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirme kararlılığı ve iradesi bu yürüyüşle daha da büyümüştür.

Demokratik ve ortak bir yaşam ideali halkımızın ortak paydası ve değeridir. Toplum bunun ancak büyük bir mücadele ile gerçekleşebileceğinin farkındadır. Demokrasi ve özgürlük için mücadeleye hazır olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bunun için doğru bir siyasal program kadar doğru bir siyasal mücadele de gereklidir. ‘Nefes alamıyoruz’ diye bağıran halklarımızın en temel taleplerinin başında demokrasi gelmektedir. Demokrasi ekmek kadar, su kadar, nefes kadar hayati bir mesele haline gelmiştir. Bu cendereden, sıkışmışlıktan, baskıdan, zordan çıkışın tek yolu demokratik kanalları genişletmek, demokratik siyaseti büyütmektir.

“Kürt sorunu AKP ve MHP’nin insafına bırakılamayacak kadar hayatidir”

Kürt sorunu bu ülkenin tarihsel, siyasal ve kültürel bir sorunudur. AKP ve MHP’nin insafına bırakılamayacak kadar önemlidir ve hayatidir. Kürt sorunundan başlayarak ülkeyi cendereye alan şiddet sorunu toplumu nefessiz bırakmaktadır. Ülkenin bir ucundan diğer ucuna uğradığımız her haksızlığın temelinde, Kürt sorununun varlığı bahane yapılarak büyütülen otoriter yönetim anlayışı bulunmaktadır. 2015’ten bu yana ülkenin savaş, çatışma ve Kürt düşmanlığı üzerinden getirildiği durum ortadadır. Can alan, içimizi acıtan, toplumu çürüten bu sorunun çözümsüz bırakılmasına, şiddetin toplumsal bir terbiye aracı olarak kullanılmasına bu toplumun tahammülü kalmamıştır. Bu sorun demokratik ve barışçı yollarla çözülmelidir. Partimiz, barışı gerçekleştirme, bu sorunu çözme sorumluluğunun hayati önemini bir kez daha kavramıştır ve üzerine düşenleri yapacağını vurgulamaktadır.

Emekçiler, çalışanlar, işçiler, köylüler, esnaf, dar gelirliler iktidarın krizi derinleştiren algı operasyonlarından, ayak oyunlarından, saray entrikalarından bıkmıştır. Ülkenin ekonomik kaynaklarının bir avuç Saray seçkini ve yandaşları tarafından sömürülmesi, emeğiyle geçinen ve üreten bu topluma yapılan en büyük hakarettir. Merminin, bombanın fiyatını soranlara karşı Türkiye halkları ekmeğinin, adaletin, demokrasinin hesabını sormaktadır. Türkiye’nin her üç gencinden biri işsizdir. Gençler, kadınlar, tüm yurttaşlar iş ve aşla birlikte adalet istemektedir. Yoksulların aş, işsizlerin iş, emekçilerin adalet ve güvence, emeklilerin geçim istedikleri Türkiye gerçeği hepimizin ortak sorunudur. Açlık sınırının 2394 TL, yoksulluk sınırının 8.282 TL olduğu bu ülkede AKP-MHP iktidarının herkesi düşmanlaştıran söyleminin toplumla bağı kalmamıştır. Bu ülkede açlığa ve işsizliğe son vermenin yolu, ranta ve israfa son vermektir. Yürüyüşle emekçiler, işçiler, işsizler partimize bu sorumluluğu da yüklemiştir.

“Hak, hukuk ve adalet ihtiyacı toplumun temel önceliklerinden biri haline gelmiştir”

Hak, hukuk ve adalet ihtiyacı toplumun temel önceliklerinden biri haline gelmiştir. Hakkari’den Edirne’ye gerçekleştirilen yürüyüş bir kez daha insanların birbirini duyabilmesini ve görebilmesini sağlamıştır. Eşit ve adil bir yaşamın yaratılması, toplumsal adaletin gerçekleşmesi için tahrip edilen adalet ve vicdan duygusunun onarılmasına ihtiyaç vardır. Evrensel ilke ve standartlardan, adalet hedefinden kopan yargı sistemi, başta düşünce ve ifade özgürlüğü, kişi güvenliği, toplantı ve gösteri özgürlüğü olmak üzere bütün hak ve özgürlük alanlarında yaşanan yoğun ihlallerin ana kaynağı haline gelmiştir. Herkes bağımlı ve taraflı hale getirilen yargının, aynı zamanda muhaliflere yönelik siyasi baskı ve tasfiyenin en önemli aracı konumuna geldiğinin farkındadır.

Yeni eşit bir toplumsal yaşam kurmanın yolu, yeni bir toplumsal sözleşme olan demokratik anayasadan geçmektedir. Halkımız, kadınların, erkeklerin, çocukların, emekçinin, bütün toplumsal kesimlerin ve ötekilerin, yani amasız fakatsız herkesin kendisini içinde bulduğu eşitlikçi, çoğulcu, özgürlükçü ve adil bir anayasa istiyor. Ayrımcılığı ortadan kaldıran, farklı kültürler ve inançlar arasında eşitliği ve karşılıklı saygıyı içeren yeni bir anayasa istiyor. Darbe rejiminin sona ermesinin ancak katılımcı, sivil ve demokratik bir anayasa ile mümkün olabileceğini biliyor.

Demokrasi Yürüyüşümüzün her anına kadınların coşkusu, mücadele azmi ve iradesi damga vurmuştur. Ülkenin dört bir yandan kadınların kazanma iradesini, neşesini, dayanışmasını da getirdik. Kadınlar yıllardır, katliamlara, ayrımcılığa, ötekileştirmeye karşı mücadelenin öncülüğünü yapmaktadır. Kadınların bu mücadelesi, tüm toplumsal kesimlere, tüm siyasi partilere ve demokrasi güçlerine yol göstermektedir. İşte bizler kadınların gösterdiği, kadınların en önde yürüdüğü mücadele yolunu takip ederek buraya geldik. Şimdi bu yolu hep birlikte yürümenin, kazanımlarımızı büyütmenin zamanıdır. Partimiz kadın partisidir ve yoluna kadınların öncülüğünde devam edecek, direnişe kadın rengini verecektir.

İktidarın hedef aldığı gençler bu düzeni reddediyor. Gençler ranta, kayırmaya, eşitsizliğe dayalı bu rejimi kabul etmiyorlar.Gençler, emeklerini, bugünlerini ve yarınlarını çalan bu iktidara son verecek kararlılığa da sahip. Kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı hamaset dili gençlerin dinamizmiyle yıkılıyor. Gençlerin dili umudun dili, farklılığın dili, dinamizmin, yeni yaşamın dilidir. Gençliğin hayat enerjisi ve umudu bizi hep birlikte daha aydınlık, barış içinde bir arada yaşayacağımız yarınlara taşıyacaktır. Köhnemiş ölüm kusan zihniyet, hayatı boğan, zenginlikleri yağmalayan düzen geleceğimizi daha fazla karartamayacak. Hayat kazanacak, doğa kazanacak, sevgi kazanacak, barış kazanacak.

Toplum, talan edilen ve parçası olduğu doğanın hakkını da savunmaktadır. Enerji, tarım, kentleşme, ulaşım politikalar sonucu doğa ve ekosistemler geri dönülemez bir yıkımla karşı karşıyadır. Termik santraller, HES’ler, maden ocakları, nükleer enerji santralleri, kaya gazı, petrol ve doğal gazın yer altından çıkarılması gibi sömürü sistemleri hem bioçeşitliliğin ve ekosistemlerin yok edilmesi sonucunu doğurmakta hem de dünyadaki iklim dengesini hızla değiştirmektedir. İklim değişikliği ise ekolojik tahribatı büyütmektedir. Ekolojiyi savunarak toplumsal yaşamı da savunacağız…

“Demokrasi yürüyüşünün ancak ortak mücadeleyle büyüyeceğini biliyoruz”

Yürüyüş boyunca toplumun dile getirdiği bu taleplerin tamamı partimizin de talepleri ve mücadele gerekçeleridir. HDP, demokrasi yürüyüşünün ancak ortak mücadeleyle büyüyeceğini, başarının ancak demokrasi ittifakıyla mümkün olacağını biliyor.

Buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz: Bu ülkenin, bu toprakların bir halklar bahçesi olması için omuz omuza, yan yana, kol kola olmaktan başka çaremiz yok. Durmayacağız. Demokrasi Yürüyüşü ile umudunu büyüttüğümüz demokrasi ittifakını gerçekleştireceğiz.

Toplumun en temel talebi ve hayati ihtiyacı olan şiddetin son bulması, toplumsal barışın gerçekleşmesi için her türlü sorumluluğu almaya hazırız. Çatışma kısır döngüsüne son verilmesi ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesi çağrısında bulunuyoruz. Türkiye’de huzur ortamının tesis edilmesi isteniyorsa, bunun yolu demokratik siyasetten ve müzakereden geçmektedir. Bunu sağlayacak bütün adımların atılması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Bu çerçevede Sayın Öcalan’ın büyük katkı sunacağına inanıyoruz. İmralı’daki tecridin sona erdirilmesi bu nedenle çok önemlidir. Savaş politikaları toplumu çürütüyor, vicdanları köreltiyor. Bunu ancak HEP BİRLİKTE durdurabiliriz.

Taleplerimizi savunmak için dünden daha kararlı, daha umutluyuz. Kendimize, mücadele geçmişimize, haklılığımıza, toplumsal meşruiyetimize, halkımızın desteğine ve kararlılığına güveniyoruz. Bu nedenle yürüyüşümüzü burada bitirmiyoruz, mücadeleyi bir üst düzeye çıkarıyoruz. Toplumsal sorunları çözene kadar da durup dinlenmeden yolumuza devam edeceğiz.

HDP; Özgürlükler için, demokrasi için, barış için, adalet için, eşitlik için, iş ve aş için, doğa için, kadın özgürlüğü için yürüdü. Bizim tek derdimiz halkımızın hak ve hukuk temelinde, özgürce bir yaşam sürmesidir. Buradayız! Burada olacağız. Selahattin Demirtaş olarak, Figen Yüksekdağ olarak; cezaevlerindeki tüm üyelerimiz, yöneticilerimiz, milletvekillerimiz, belediye eşbaşkanlarımız ve seçilmişlerimizle birlikte buradayız ve daha güçlüyüz. Yolumuz açık olsun. Mutlaka kazanacağız.”

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”