24 Eylül 2026
19 C
İstanbul

Siyahların haklarını savunan güç olarak bilinen “Kara Panterler” Georger Floyd’un polis tarafında öldürülmesinden sonra yeniden ortaya çıktı

Siyahların savunma gücü olarak bilinen Kara Panter Partisi (Black Panther Party) asıl adı Black Panther Party for Self-Defense (Kara Panter Öz Savunma Partisi) Georger Floyd’un polis tarafında öldürülmesinden sonra yeniden ortaya çıktı.

Uzun bir sessizlikten sonra ortaya çıkan Kara Panterler’in amacı, öncellikle Siyahların yaşadıkları gettolarda devriye gezerek mahalle sakinlerini polis saldırılarına karşı korumaktı. Kara Panterler zamanla bütün Siyahların silahlanmasını, başta askerlik hizmeti olmak üzere beyaz Amerika’ya karşı bütün yükümlülüklerden bağışık tutulmalarını, hapisteki bütün Siyahların salıverilmesini ve beyaz Amerikalıların yüzyıllardır süren sömürüsünün bedeli olarak Siyahlara tazminat ödenmesini talep eden Marksist bir devrimci grup niteliği kazandı. 1960’ların sonlarında üye sayısı en yüksek düzeye ulaşarak iki bini aşan örgütün ülkenin birçok büyük kentinde etkinlik gösteren şubeleri vardı.

Kara Panterlerle polis arasındaki sürtüşmeler, 1960’ların sonları ile 1970’lerin başlarında Kaliforniya, New York ve Chicago’da silahlı çatışmalara yol açtı. Örgütün önderlerinden Newton, bu çatışmalardan birinde bir polis devriyesini öldürmek suçundan hapse atıldı. Bazı parti üyelerinin suç niteliği taşıyan eylemlerde bulunduğu biliniyordu. Ama polisin örgüt üzerindeki sürekli baskısı yer yer şiddet amaçlı saldırılar biçimine büründü. Polisin, Kara Panterlerle ilgili etkinlikleri konusunda birkaç kez Kongre soruşturması açıldı. 1970’lerin ortalarında üye sayısı önemli oranda azalan ve Amerikalı birçok Siyah önderin gözünde saygınlığını yitiren Kara Panter Partisi, şiddet kullanmaktan vazgeçerek geleneksel bir siyasi parti kimliğine büründü. Çalışmalarını Siyahların yaşadıkları mahallelere sosyal hizmetlerin götürülmesi üzerinde yoğunlaştırdı.

Sivil Haklar Hareketi

Panterlerin oluşumu Panterler kurulmadan önce neredeyse on yıldır süregelen sivil haklar hareketinin gelişiminin doğrudan bir sonucuydu.Hareketin kaynağı büyük ölçüde güneyde ve otobüslerin, okulların, bekleme salonlarının ve yemek sıralarının ırklara göre ayrılmasına karşı talepler çevresinde oluşmuştu. Yüzbinlerce insan gösterilere, oturma eylemlerine ve özgürlük gezintilerine katıldı. Eylemciler, hem polis tarafından hem de yerel beyaz çeteler ile Ku Klux Klan tarafından vahşi saldırılar, hatta ölüm tehditleri altındaydı. Buna rağmen sivil haklar önderlerinin, özellikle Martin Luther King’in temel felsefesi sivil itaatsizlik ve pasif direniş üzerine kurulu kaldı.Gittikçe vahşileşen şiddet, hareketi büyük basınç altında bıraktı. Siyah özgürlük stratejileri için birbiriyle çelişen görüşler ortaya çıkmaya başladı. Stokely Carmichael, pasif direnişe karşı çıkan ve barışçıl yaklaşımın artık ömrünü tükettiğine inanan yeni kuşak Siyahileri temsil eden isimler arasında öne çıktı.sivil haklar mücadelesinin yanında başka bir akım daha vardı, King’in hareketinden çok daha küçük ama yine de etkili sayılara ulaşan Siyah Müslümanlar. Siyah Müslümanlar birleşme yerine ayrılmadan taraftı ve pasif direnişe de tamamen karşıydı. Radikal ideolojileri cezbediciydi ancak sivil haklar hareketine veya kendilerinin olmayan herhangi bir etkinliğe katılmayı reddettiler.

Malcolm

Malcolm X hem Müslümanların hem de King’in şiddet karşıtı stratejilerinin sınırlarını gördü. Sosyal ve ekonomik meselelerin ele alınması gerektiği tespiti yapıp gelmiş geçmiş bütün siyah önderlerden daha tutarlı bir strateji öne sürdü. İşte tam da bu karmaşık ortamda Kara Panter Partisi kuruldu. Panterler, devrimci bir felsefeyi ve Malcolm X’in militan duruşunu benimsedi. Malcolm X öldürüldükten sonra bile onun görüşlerini hayata geçirmek konusunda kararlılık gösterdiler.Panterler, devrimci bir felsefeyi ve Malcolm X’in militan duruşunu benimsedi. Malcolm X öldürüldükten sonra bile onun görüşlerini hayata geçirmek konusunda kararlılık gösterdiler. Kara Panter Partisi, Huey P. Newton ve Bobby Seale tarafından kuruldu. Newton ve Seale ’60’ların başında Batı Oakland’da Merit Junior Üniversitesi’nde tanıştılar. Sivil Haklar Hareketi Siyah Amerika’yı yeniden ateşlemişti: Seale ve Newton da bu duruma istisna değildi. Panterleri kurmadan önce ikisi de siyah siyasette yıllarca aktif olarak bulundu. Bobby Seale, Devrimci Eylem Hareketi’nin bir parçasıydı ve hem Seale hem de Newton Soul Students Advisory Committee adlı öğrenci grubunun içinde yer aldı. Bu tecrübeler Kara Panterlerin ideolojisinin oluşumunda önemliydi; çünkü bu sayede Panterler kültürel milliyetçilik dedikleri felsefeyi reddedebildiler.“Seize the Time” adlı kitabında Bobby Seale şöyle der: Kültürel milliyetçiler ve Kara Panterler pek çok alanda çatışma içindedirler. Temel olarak, kültürel milliyetçiler beyazları baskıcı olarak görür ve ırkı beyazlarla ırkçı olmayan beyazlar arasında Panterler’in yaptığı gibi bir ayrım yapmaz. Panterler siyah kapitalistleri de sömürücüler ve baskıcılar olarak görürken siyah milliyetçiler siyahların, siyahların düşmanı olamayacağını öne sürdüler. Kara Panter Partisi, siyah milliyetçiliğine ve siyah kültürüne inanmasına rağmen ikisinin de siyah özgürlüğünü getireceğine veya kapitalist sistemi bitireceğine inanmaz, bu yüzden bu ikisi de etkisizdir. Kültürel milliyetçilik siyah hareket içinde Malcolm X’i de gençlik yıllarında bir siyah Müslüman olarak etkilemiş güçlü bir akımdı. Milliyetçiler birleşmeci yaklaşımı reddettiler ve beyazlardan ayrılmayı savundular. Panterlerin oluşumunda, Seale ve Newton birleşmeci yaklaşımdan da ayrılıkçı yaklaşımdan da net bir çizgi ile ayrıldı. Onların argümanı ırkçılığın ekonomik ve siyasi köklerinin kapitalizmin sömürü düzeninde olduğu yönündeydi ve siyah halkın özgürlüğü için siyahların mücadelesinin güç yapısını topyekun ortadan kaldıracak devrimci bir hareket olması gerekiyordu.

Kitlesel sivil haklar hareketinin basıncı altında hükümet bazı tavizler vermek zorunda kalmıştı: Siyahların memur olmasını, belediye başkanlığını, milletvekilliğini teşvik etmek zorunda kalmıştı. Ancak siyah halkın gündelik yaşamına dair kayda değer herhangi bir gelişme olmadı. Hatta ırkçılık yasaları ortadan kalktıkça yoksulluk oranı artmıştı. Siyah işsizlik 1966’da 10 yıllık bir mücadelenin ardından 1954’te olduğundan daha yüksekti. Siyah halkın %32’si 1966’da yoksulluk sınırının altında yaşamaktaydı. Kentsel bölgelerde yaşayan yoksulların %71’i siyahtı. 1968 yılına geldiğinde siyah nüfusun üçte ikisi varoşlarda yaşamaktaydı.Panterler hareketin ilerlemesi için ırkçılık karşıtı mücadelenin ötesine geçmesi ve insanların gündelik yaşamlarına yansıyan temel ekonomik sorunlara hitap etmesi gerektiğinin farkındaydı. Panterler içinde yaşadığımız toplumu, “küçük bir sınıfın bütün ekonomik ve politik gücü elinde tuttuğu ve çoğunluğu sömürmek için kullandığı” tespitini net olarak analiz edebilmiş ilk siyahi örgüttü.Bobby Seale şöyle der: Irkçılığa karşı ırkçılıkla mücadele etmiyoruz. Biz ırkçılığa karşı dayanışmayla mücadele ediyoruz. Sömürücü kapitalizme karşı siyah kapitalizmle mücadele etmiyoruz. Biz kapitalizme karşı sosyalizmle mücadele ediyoruz. Ve biz emperyalizme karşı daha fazla emperyalizmle mücadele etmiyoruz. Biz emperyalizme karşı proleter enternasyonalizmle mücadele ediyoruz.İşte bu Kara Panterleri yönlendiren temel felsefeydi. Ancak Panterlerin gelişiminde kritik olan onların doğru teoriye sahip olmanın yeterli olmadığını bilmeleriydi. Bu teori halkta karşılığı olan somut taleplere çevirilmeliydi ve bu talepleri gerçekleştirecek net bir eylem çizgisi belirlenmeliydi. Bu yüzden Seale ve Newton’un ilk görevi oturup Panterlere bir program yazmaktı. Parti programı yazılır yazılmaz 1000 adet kopyası basıldı ve Panterler sokağa çıkıp programı dağıtmaya başladılar. Seale, Newton ve partinin ilk üyesi Bobby Hutton maaşlarını bir araya getirip örgütün üssü olarak kullanmak üzere eski bir dükkanı kiraladı. Özsavunma İçin Kara Panter Partisi yazan bir tabela hazırladılar ve 1 Ocak 1967’de resmen büro açılmış oldu. Düşüncelerini yaymak için haftalık toplantılar ve politik eğitimler düzenlediler ve böylece Panterlerin öncü kolu örgütlenmiş oldu. Parti yalnızca dönemin ihtiyacı olan nitelikleri taşıyan programı belli bir örgüt olduğu için değil, aynı zamanda halkın arasında konumlanıp halk için, halkla beraber çalışma yaptıkları için büyüdü. Bir büroları vardı, on maddelik bir programları vardı ve şimdi sıra programı harekete geçirmeye gelmişti.Sadece 1969 yılında 25 Panter üyesi öldürülmüştü. Ancak FBI operasyonları devam etti. Panter üyelerinin sürekli tutuklanarak partinin faaliyetlerinin engellenmesine ve partinin maddi olarak zor durumda bırakılmasının yanı sıra FBI parti içine sızarak üyeler arasında tartışmalar ve düşmanlıklar yarattı. Bugün bazıları Panterlerin çöküşünü başarılı FBI operasyonlarına bağlar. Kuşkusuz ki, bu operasyonlar partiyi ciddi şekilde kısıtladı ama pek çok ülkede devrimci güçler devlet tarafından bundan çok daha beteri ile karşı karşıya kalıyor. Bu zorlukların Panterlerin çöküşünün tek nedeni olduğu iddia edilemez. Bu düşüşe katkı sağlayan pek çok faktör vardı.

Panterlerde gerileme devresi

Panterlerin 5 bin üyesi vardı. İlk bakışta bu sayı yapılan faaliyetlerle kıyaslanınca az görünebilir ama bu 5 bin üyenin tamamı profesyoneldi. Kadınlar örgütün %70’ini oluşturuyorlardı. Ancak bütün öncü kadrolar erkeklerden oluşuyordu. Örgüte, işsiz olmadığın veya işini bırakmaya hazır olmadığın sürece üye olamıyordun. 5 bin profesyonel üyenin olması Panterlerin inanılmaz bir bağlılığa ilham kaynağı olduğunu gösteriyor. Panterler Amerikan toplumunun temelden değişmesi gerektiğini anlayan nadir gruplardan biriydi. Onlara devrimci bir perspektif sağlayan da bu algılarıydı.

Ekim 1966’da Kara Panter Partisi’nin 10 Maddelik Programı

Özgürlük ve Siyahların kendi kaderlerini tayin etmesini istiyoruz. Siyahların kendi kaderlerini tayin edene kadar özgür olamayacaklarına inanıyoruz.

Amerikalı beyaz işadamı istihdam sağlamıyorsa, üretim araçlarının elinden alınıp halka verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Böylelikle halk örgütlenip herkesi istihdam edebilir ve yüksek yaşam standartlarına ulaşabilir.

Halkımız için tam istihdam istiyoruz.

Federal hükümetin herkese istihdam sağlamak veya bir gelir garantisi vermekle yükümlü olduğuna ve eğer Amerikalı beyaz işadamı istihdam sağlamıyorsa, üretim araçlarının elinden alınıp halka verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Böylelikle halk örgütlenip herkesi istihdam edebilir ve yüksek yaşam standartlarına ulaşabilir.

Siyah halkımıza karşı beyazlar tarafından yapılan soygunun sona ermesini istiyoruz.

Bu ırkçı hükümetin bizi soyduğuna inanıyoruz. Şimdi vadesi geçmiş ve bize borçlu olunan “kırk dönüm ve iki katır”ı istiyoruz. Kırk dönüm ve iki katır, 100 yıl önce Siyah köle işçilere uygulanan kitlesel katliamlar için bir telafi ücreti olarak vadedildi. Halkımıza günümüz parasıyla yapılacak bir ödemeyi kabul edeceğiz. Almanlar 6 milyon Yahudiyi katlettiği için İsrail’deki Yahudilere yardım ediyor. Irkçı Amerikalılar ise 50 milyondan fazla siyahı öldürdü; bu sebeple talebimizin oldukça mütevazi olduğunu düşünüyoruz.Beyaz Mülk sahipleri yaşanabilir konutlar sağlamıyorsa, konutlar ve arazi halkımıza verilmeli, kooperatiflere dönüştürülmeli. Böylelikle topluluğumuz kendine yaşanabilir konutlar inşa edebilecekti

İnsanların barınma koşullarına uygun konutlar istiyoruz.

Eğer Beyaz Mülk sahipleri yaşanabilir konutlar sağlamıyorsa, konutlar ve arazi halkımıza verilmeli, kooperatiflere dönüştürülmeli. Böylelikle -hükümet yardımıyla- topluluğumuz kendine yaşanabilir konutlar inşa edebilecektir

Halkımız için, yozlaşmış Amerikan toplumunun gerçeklerini ortaya çıkaran bir eğitim sistemi talep ediyoruz. Bize gerçek tarihi ve günümüz toplumundaki rolümüzü anlatan bir eğitim sistemi istiyoruz.

Bize göre, halkımızın kendi bilincine erişebileceği bir eğitim sistemi olmalıdır. Eğer kişi kendisini ve toplumdaki konumunu öğrenemezse, başka herhangi bir şeyle ilişki kurma şansı olmaz
Tüm Siyah erkeklerin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını istiyoruz
Siyah erkeklerin, bizi korumayan ırkçı bir devleti savunmak için askerlik hizmetine zorlanmaması gerektiğine inanıyoruz. Tıpkı siyahlar gibi, ırkçı Beyaz Amerikan devleti tarafından kurban edilen dünyadaki diğer beyaz olmayan halklarla savaşıp onları öldürmeyeceğiz. Ne olursa olsun kendimizi ırkçı ordu ve polisin şiddetinden koruyacağız.Siyah toplumumuzdaki polis şiddetini kendini Siyah toplumunu ırkçı polis baskısı ve şiddetinden korumaya adamış Siyah Özsavunma Birlikleri örgütleyerek engelleyebileceğimize inanıyoruz. Bütün Siyahların kendilerini savunmak için silahlanması gerektiğine inanıyoruz.
Polis şiddetinin ve Siyah halkımızın katledilmesinin derhal durdurulmasını istiyoruz.
Siyah toplumumuzdaki polis şiddetini kendini Siyah toplumunu ırkçı polis baskısı ve şiddetinden korumaya adamış Siyah Özsavunma Birlikleri örgütleyerek engelleyebileceğimize inanıyoruz. Birleşik Devletler Anayasası’nın ikinci maddesi herkese silah taşıma hakkı veriyor. Biz de bu yüzden bütün Siyahların kendilerini savunmak için silahlanması gerektiğine inanıyoruz.
Federal, Devlet, Bölge ve Şehir Hapishanelerinde ve Tutukevlerinde tutulan tüm Siyahlar için özgürlük istiyoruz.

Hapishanelerdeki Siyahların adil ve tarafsız bir şekilde yarılanmadıkları için serbest bırakılmaları gerektiğine inanıyoruz.

Birleşik Devletler Anayasası’nın da öngördüğü şekilde, tüm Siyahların mahkemelerde yargılanırken kendi akran kümesinden veya Siyah topluluğa mensup kimseler tarafından yargılanmasını istiyor.

Siyahların adil bir biçimde yargılanabilmesi için mahkemelerin Birleşik Devlet Anayasası’na uygun hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz. Birleşik Devletler Anayasası’nın 14. Maddesi bireylere kendi akran grupları tarafından yargılanabilme hakkını veriyor. Akran grubu, benzer ekonomik, sosyal, dinsel, coğrafi, çevresel, tarihsel ve ırksal arka plana sahip insanların oluşturduğu gruba verilen addır. Bunun uygulanması için, mahkemelere Siyah bir davalının mensup olduğu gruptan Siyah jürilerin seçilmesi için baskı yapılmalıdır. Şimdiye dek ve şimdi de, tamamı Beyazlardan oluşan jürilerce yargılanıyoruz ve bu kimseler Siyah topluluğa mensup “ortalama muhakemeye sahip” bireylerin anlayışını taşımamaktadır.

Toprak, ekmek, eğitim, barınma, yiyecek, giyecek, adalet ve barış istiyoruz. Ve temel politika olarak, Birleşmiş Milletler tarafından denetlenecek, Siyah ezilen halkların oy kullanacağı ve Siyah ezilen hakların ulusal kaderini belirleyecek bir plebisit yapılmasını hedefliyoruz.

KURULUŞU VE KURUCULARI

Kara Panter Partisi (Black Panther Party) asıl adı Black Panther Party for Self-Defense ( Kara Panter Öz Savunma Partisi). ABD’de Siyahların haklarını savunan parti. 1966’da Kaliforniya eyaletinin Oakland kentinde Huey Newton ve Bobby Sealetarafından kurulmuştur.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”