24 Eylül 2026
13.4 C
İstanbul

HDP Sözcüsü Günay Kubilay: ‘HDP çoğulcu yapısı ve radikal demokrasi anlayışıyla, Saray’ın saltanatına son verebilecek partidir!

”Bu mücadeleyi kesintisiz ve ödünsüz bir biçimde sürdüreceğiz” diyen HDP Sözcüsü Günay Kubilay ‘HDP’nin çoğulcu yapısı ve radikal demokrasi anlayışıyla, haklılığı ve meşruiyetiyle zalimin zulmüne, Saray’ın saltanatına son verebilecek yegâne bir parti olduğunu söyledi.

HDP Sözcüsü Günay Kubilay, Partisinin Genel Merkezinde haftalık olağan basın toplantısı düzenledi.

HDP- Basın Büro’sunun gönderdiği iletiye göre güncel gelişmeleri değerlendiren Kubilay şöyle konuştu:

HDP’nin üzerinden şiddet dolu ellerinizi çekin

Bu sabah yine gözaltılarla güne uyanmış olduk. Bugün Dersim, Kocaeli, Diyarbakır, Ankara, Muş ve Ağrı’da kapsamlı operasyonlar oldu gözaltına alınanlar oldu, dün Van’da 17 kişi gözaltına alındı. Bugün de Dersim’de 10, Kocaeli’de 9, Diyarbakır’da en az 5 Ankara’da 5 olmak kişi gözaltına alındı. Muş’ta 30’dan fazla ve Ağrı’da çok sayıda kişi olmak üzere toplam 85 arkadaşımızın gözaltına alınmış olduğunu öğrendik. Gözaltına alınanlar arasında ağırlıklı olarak il ve ilçe yöneticilerimizin yanı sıra gazeteciler, öğrenciler de yer alıyor. Bu operasyonların 15 Şubat Komplosunun yıl dönümü vesilesiyle yapıldığını düşünüyoruz ve bu keyfi ve hukuksuz gözaltıları sert bir dille kınıyoruz. İktidara şu çağrıyı yapıyoruz: HDP’nin üzerinden şiddet dolu ellerinizi çekiniz, arkadaşlarımızı derhal serbest bırakınız.

Neresinden tutarsanız tutun dökülen bir dış politika söz konusu

Son bir haftada yine AKP-MHP iktidarının baş döndüren ve hesapsız diplomatik savrulmalarına tanıklık ettik. Özelde İdlib, genelde Suriye ve Libya üzerinden yapılan pazarlıkların tam olarak hangi ilkeler ve hedefler doğrultusunda yapıldığını eminiz ki Erdoğan ve çevresindeki 3-5 kişi dışında kimse bilmiyor. Rusya’dan NATO’ya doğru yaşanan hızlı eksen kaymasını izah etmeleri mümkün değil. Çünkü neresinden tutarsanız tutun dökülen bir dış politika söz konusu.

Suriye rejimine karşı omuz omuza mücadele ettiğiniz ÖSO çeteleri değilse, meşru dostlarınız kimler açıklayın 

Astana ve Soçi süreçlerinde de sona yaklaşıldıkça Türkiye’nin yayılmacı ve sömürgeci amaçlarla, militarist yöntemlerle Kürtlerin kazanımlarını yok etmek, bölgenin doğal varlıklarına el koymak isteyen ilkesiz, savruk bir dış politikanın içine sürüklendiği vahim bir tabloya tanıklık ediyoruz bu günlerde. Hatırlanacağı gibi Rusya uçağının düşürüldüğü dönemde ‘Rusya’nın Suriye’de ne işi var?’ diye soruluyordu. ABD, Kobani’nin IŞİD’ten kurtarılmasına destek sağladığı dönemde ise “ABD’nin Suriye’de ne işi var?” sorusu tek koro halinde yüksek sesle soruluyordu.

Peki ‘Türkiye’nin Suriye topraklarında ne işi var? Türkiye askerinin İdlib’de ne işi var, Türkiye askeri İdlib’de ne uğruna ölüyor?’ sorusunu sorduğumuzda ise fena halde bozuluyor ve öfkeleniyorlar. Siyasi etikten ve adaptan uzak her cümleyi bu soruyu soranlara karşı kuruyorlar. Ancak, onlar hangi cümleyi kurarlarsa kursunlar HDP olarak biz sormamız gerekenleri sormaya, gerçekleri gün ışığına çıkarmaya devam edeceğiz.

Erdoğan, İdlib’de dostlarımızla birlikte rejim güçlerine karşı mücadele ediyoruz diye açıklama yapıyor. Biz de buradan şu çağrıyı yapıyoruz: Sayın Erdoğan, Suriye rejimine karşı omuz omuza mücadele ettiğiniz ÖSO çeteleri değilse, şu meşru dostlarınız kimler, açıklayın da bilelim. Türkiye adına attığınız her adımı, yaptığınız her işi her yurttaşın bilmeye hakkı var. Elbette, bu ilkesiz ve savruk politika, üstenci ve kibirli siyasi tavır sadece Suriye’yle, Libya’yla sınırlı değil. Doğu Akdeniz’e doğru genişlemenin hesaplarını yapan iktidar, Kıbrıs Türk toplumunun siyasi temsilcilerinin düşüncelerine, kendi ülkeleriyle, kendi siyasi kaderleriyle ilgili kararlarına karşı ne kadar saygısız olduklarını bu son hafta içinde görmüş olduk.

Sayın Akıncı’nın demokratik tutumuna yönelik saygısız tutumu tanıyoruz

Hatırlanacağı üzere, 2004’te federal ve birleşik bir Kıbrıs önerisini içeren Annan Planı’na Kıbrıslı Türkler barıştan ve çözümden yana tutumlarını ortaya koyarak referandumda “evet” demişlerdi. Bu iradenin bir yansıması olarak önce eski Cumhurbaşkanı Sayın Talat ve şimdi de Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı yapıcı ve kalıcı bir çözüm için Kıbrıslı Türklerin temel haklarını gözeterek bugüne dek samimi bir çaba gösterdiklerine tanık oluyoruz. Bizler, ırkçı ve yeni Osmanlı heveslerine dayalı bir ilhak seçeneğine karşı Sayın Akıncı’nın demokratik ve çoğulcu tutumuna yönelik sergilenen saygısız ve üstenci tavırları da, daha önce Kıbrıslı Türklere karşı “besleme” ifadesini kullanan bu üstenci ve kibirli anlayışı da çok iyi tanıyoruz.

AKP-MHP İktidarı Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını savunuyorsa iradelerine saygı duymalı

Eğer AKP-MHP İktidarı gerçekten Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını savunuyorsa, Kıbrıslı Türklerin iradesine saygı duymalı ve baş-müzakereci sıfatıyla seçilmiş cumhurbaşkanının düşüncelerine ve kendi kaderlerini belirleme haklarına saygı duyma erdemini göstermelidir.

Kıbrıs konusunda söylenecek çok söz, kurulacak çok cümle var. Ancak, bu kısa açıklama vesilesiyle bir kez daha HDP olarak Kıbrıs’ta dayatılan çözümsüzlüğe karşı iki toplumun eşitliğini savunan, bağımsız, birleşik, federal bir çözüm isteyen Kıbrıs Halklarının bir arada yaşama iradesine olan desteğimizi yineliyoruz.

Örgütlü halk iradesi komplonun başarıya ulaşmadığının kanıtıdır

Yarın 15 Şubat. Bundan tam 21 yıl önce 1999’da Öcalan şahsında Kürtleri Ortadoğu nezdinde tasfiye etme sürecinin ve uluslararası komplonun 21’inci yılı. Bugün başta Suriye’de olmak üzere bölgedeki gelişmeler, Kürtlerin özgürlük mücadelesini akamete uğratma, özgürleşme sürecini belirsiz bir geleceğe erteleme hamleleri ve İmralı’da kurulan mutlak tecrit sistemi dikkate alındığında Öcalan’ın neden Suriye’den çıkarılmak istendiği sorusunun yanıtı daha iyi anlaşılacaktır.

O dönemde ABD, İngiltere, Rusya gibi birçok ülkenin planlayıcısı olduğu bu komplo amacına hiçbir zaman ulaşamadı. Kürtler 1999’dan bu yana çok ağır bedeller ödediler, çok büyük acılar yaşadılar. Binlerce insan hayatını kaybetti, zindanlara atıldılar, evleri başlarına yıkıldı, zorunlu göçe tutuldular. Bunların hepsi komplonun bir parçası olarak devreye konulan politikaların birer sonucuydu. Ne var ki, Sayın Öcalan’ın İmralı’da kararlı duruş, sergilediği onurlu direniş ve tutarlı mücadele sayesinde, barış, diyalog ve demokratik çözüm konusunda gösterdiği ısrar sayesinde uluslararası komplo boşa çıkarılmış ve başarıya ulaşmamıştır. Bugün hala Ortadoğu’da halklar nezdinde var olan direniş, Rojava halklarına yol gösteren eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik yaşam projeksiyonu ve örgütlü halk iradesi komplonun başarıya ulaşmadığının biricik kanıtıdır.

Ülkede ve bölgede barış isteyen ve bunu bir haftada gerçekleştireceğini söyleyen Sayın Öcalan’a kulak verin

Bu vesileyle iktidara bir kez daha seslenmek istiyoruz: Kendi yasalarınıza ve Türkiye’nin altında imzası bulunan uluslararası sözleşmelere uyunuz. İmralı’da tecride son veriniz, diyalog ve müzakerenin, onurlu barış ve demokratik çözümün kapısını açınız. Ülkede de bölgede de büyük barışın olmasını isteyen, bu sorunu bir haftada çözerim diyen Sayın Öcalan’a kulak veriniz.

Hatırlanacağı gibi Öcalan daha önce bu tür savruk politikalara devam edildiğinde, barıştan ve demokratik çözümden vazgeçildiğinde, savaşta ve şiddette ısrar edildiğinde başta kuvvetlerin devreye gireceğini, bir darbe mekaniğinin harekete geçeceğini ifade etmişti. Bu dönemde, böylesine kaotik bir süreçten geçtiğimizin altını çizmek istiyoruz. Bu dönemde, başta Suriye olmak üzere iktidarın ‘serseri mayın’ oradan oraya sürüklendiği bir momentte bir darbe mekaniğinin güçlenmekte olduğunun ve harekete geçme ihtimalinin giderek güçlenmekte olduğunun altını çizmek istiyoruz. İktidarı ülkede de bölgede de barışçıl politikalara dönmeye çağrısı yapıyoruz. Daha büyük acıların yaşanmasına, daha fazla kan gözyaşı dökülmesine, daha fazla kaynağın silah tüccarlarına akıtılmasına yol açan yayılmacı ve sömürgeci saldırgan politikalara son veriniz. Başta Suriye olmak üzere, bölgedeki bütün askeri varlığınızı çekiniz. Bölge halklarının ortak çıkarlarını ve eşit haklar temelinde birlikte yaşamlarını eksen alan barışçıl bir iç ve dış politikaya dönüş yapınız.

23 Şubat’ta halklarımız Ankara’da büyük bir politik şenliğe tanık olacaklar

AKP-MHP iktidarınca partimizin varlığına yöneltilmiş çok yönlü saldırılar eşliğinde süren bir iki yıllık çetin mücadele sürecinin sonuna gelmiş bulunuyoruz. 23 Şubat’ta 4. Büyük kongremizi gerçekleştireceğiz.

Bilindiği gibi 12 Ocak’ta Gençlik Konferansımızı, 19 Ocak’ta Kadın Konferansımızı, 24-25 Ocak’ta 3. Büyük Olağan Konferansımızı gerçekleştirmiştik. Şimdi bütün bu çalışmaların ortak bir örgütsel havuzda derlenip toparlanacağı, önümüzdeki iki yıllık dönemde partimizin politik ve örgütsel çizgisine yön verecek politikaların bağlayıcı karara dönüştürüleceği büyük kongremiz var. Büyük kongreye bir hafta gibi çok az bir zaman kaldı. MYK’mızca görevlendirilen Kongre Komisyonumuz başta olmak üzere tüm komisyonlarımız, il ve ilçe örgütlerimiz çalışmalarını sürdürüyor ve hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyor.

23 Şubat’ta Ankara’da en az 30 bin kişinin katılımıyla büyük bir coşkuyla kongremizi gerçekleştirmek istiyoruz. 23 Şubat’ta halklarımız Ankara’da, Ankara spor salonunda büyük bir politik şenliğe tanık olacaklar. HDP’nin Ekim 2012’de Halkların Demokratik Kongresi tarafından kuruluşundan bu yana 8 yıllık bir zaman dilimi geçti. 8 yıl Spartaküslerden beri ezilenlerin kurtuluş ve özgürleşme mücadeleleri, insanlığın nihai kurtuluş mücadeleleri söz konusu olduğunda çok da uzun bir zaman sayılmaz. Ama bu 8 yıllık zaman dilimindeki güncel gelişmelere ve HDP’ye yöneltilmiş saldırılara baktığımız zaman 8 yıl çok büyük acıların yaşandığı, büyük bedellerin ödendiği, çok önemli siyasi sonuçların ortaya çıktığı, köprülerin altından çok suların aktığı çalkantılı ve hareketli, canlı ve dinamik bir 8 yıl olduğunu görürüz.

HDP, kongresinde Demokratik Halk İktidarının potansiyelini yaratacaktır

AKP-MHP iktidarının, saray rejiminin binlerce yoldaşımızı gözaltına almasına, tutuklamasına, parti binalarımızın önünü polis karakollarına çevirip ablukaya almasına, belediyelerimizi yağmacı ve talancı kayyımlarla gasp etmesine rağmen yılmadık ve yılmayacağız. Bu mücadeleyi kesintisiz ve ödünsüz bir biçimde sürdüreceğiz. Türkiye halklarının, kadınların, gençlerin ve tüm ötekilerin partisi olarak örgütlülüğümüzü büyütüp, yolumuza devam ediyoruz. HDP, çoğulcu yapısı ve radikal demokrasi anlayışıyla, haklılığı ve meşruiyetiyle zalimin zulmüne, Saray’ın saltanatına son verebilecek yegâne bir partidir. HDP büyük sularda kulaç atmaya, büyük sularda yelken açmaya, Türkiye’nin demokratik geleceğini inşa etmeye öncülük yapacak bir partidir. Bunun için 6 milyon oy yeterli değildir. HDP demokratik halk iktidarına taşıyacak bir potansiyeli yaratabilecek, örgütlü bir halk iradesini açığa çıkarmak için var gücüyle çalışmaya devam edecektir.

HDP umudun, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin şaşmaz adresidir. HDP, barışa, demokrasiye, insanca yaşama gidecek yolun kapısıdır. Gelin 23 Şubat’ta bu kapıda buluşalım, geleceği bir inşa edecek yolun kapısını birlikte açalım. Tüm dostlarımızı 23 Şubat’ta Ankara’da HDP ile omuz omuza olmaya, HDP’yle dayanışmaya çağırıyoruz.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”