23 Eylül 2026
17.9 C
İstanbul

Mutlu Çiviroğlu, “Amerika’nın Suriye’de oluşmuş bir Kürt politikası yok”

Suriye’de son düzlüğe girilirken, bölgede bulunan uluslararası güçlerin  rekabeti ve kendileriyle birlikte hareket eden yerel güçlerin durumu merak konusu olmaya devam ediyor.

IŞİD cephe savaşında sona doğru yaklaşıyor, ABD’nin yerel de desteklediği Kürt, Arap ve Süryani Koalisyonunda oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilişki düzeyinin IŞİD sonrası süreçte ne aşamaya geçileceği konusu belirsizliğini koruyor.

Son dönemlerde Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye (Rojava) yönelik saldırıları, buna karşı ABD’nin tutumu ve nasıl bir politika izleyeceğini ve Türkiye’ye karşı politikalarında daha sert veya yumuşak bir hat izleyeceği konusu da bilinmiyor.

Şam yönetimi ile Kürtler arasında yapılan müzakere görüşmelerine Washington’da nasıl karşılandığı tam kestirilemiyor.

Amerika’nın Suriye politikası, Türkiye’nin Suriye’de varlığı, Kürtlerin Amerika ile olan ilişkisi Kuzey Suriye’ye yönelik Türkiye’nin saldırıları, ABD ve Kürtlerin bu duruma nasıl baktıkları ve bundan sonra ne yapacaklarına dair Amerika’da yaşayan deneyimli gazeteci Mutlu Çiviroğlu ile konuştuk

Röportaj | İhsan Kaçar – Ercan Ekinci

“Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı”

ABD’nin üst düzey 3 PKK’li yetkiliye dair aldığı karar ne anlama geliyor?

Bu kararı Türkiye’nin duymak istediği, Türkiye’yi memnun etmeyi amaçlayan bir karar olarak görüyorum. Pratik değerinin olup olmayacağı konusunda pek emin değilim. Olacağını sanmıyorum, ama Türkiye’yi tamamen memnun etme amacı taşıyan ve ABD Dışişleri Bakanı yardımcısı Matthew Palmer’in Ankara ziyaretinin hemen akabinde böyle bir kararın alınması, bu düşünceyi güçlendiriyor.

Bir diğeri mesaj da Türkiye’ye Rojava üzerinden verilmek istenen bir mesaj. ‘YPG ayrı bir yapı, sizin YPG’ye baktığınız gözle biz, bakmıyoruz. Biz buradayız. Suriye’deyiz, Rojava’dayız. Sen de buraya atmak istediğin adımları atma’, mesajı taşıyor. Bu adım ile ABD, hem Türkiye’yi kamuoyu önünde memnun edecek bir açıklama yapıyor, öte yandan da Suriye politikası ile Rojava üzerinden Türkiye’ye bu saldırılarını durdur mesajı veriyor. Burada biz varız, YPG de bizim ortağımız. Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı…

ABD’nin İran’a yaptırım uygulandığı bir dönemde bu kararla bir bağlantısı var mı?

ABD’nin bu kararı İran’la bağlantılı olduğunu sanmıyorum. İran’a karşı son dönemlerde gelişmekte olan bir ABD siyaseti göze çarpıyor. Özellikle Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’nun başını çektiği İran karşıtı sert bir politika var. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da bu yönlü düşündüğü biliniyor. Ama İran siyaseti daha farklı, kendi başına bir siyaset. İran’a yönelik devam ettirilen siyaset ileriki dönemde Türkiye’yi zor bir duruma sokabilir.

Her ne kadar İran’a yapılan yaptırım kararının dışında Türkiye muafiyet gösterilen 9 ülke arasında gösterilse de, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a karşı yaptırımlar konusundaki çıkışları, buradan dikkatlice izleniyor. Önümüzdeki dönem Türkiye için sorun yaratabilir. Çünkü bu yönetim İran’a karşı siyaseti sertleştirmekte oldukça kararlı görünüyor. Türkiye’nin bulunduğu konum; hem ABD ile ilişkisini sürdürmek istiyor, hem İran ile, bu zor. İleride yansımalarını göreceğiz. Ama …. üç üst düzey yönetici hakkında verilen kararın İran’a yapılan yaptırımla bir bağlantısı olduğunu sanmıyorum.

“YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor”

Bu karar Rojava ( Kuzey Suriye) siyaseti üzerinde bir etkisi olur mu?

Bu kararın Rojava’da nasıl bir etkisi olabilir. Dediğim gibi, bu kararın diğer bir boyutu da Rojava üzerinden Türkiye’ye. Öte yandan Rojava’ya da şöyle bir mesaj veriliyor; ‘Biz seni ayrı görüyoruz. Seninle ilişkilerimiz var. Biz seni koruyoruz, ama sen de ona göre pozisyonunu almak ve PKK ile arana mesafe koymak zorundasın. Yani bu konuda dikkatli olmalısın’. Rojava üzerinden verilen mesajın bir boyuttu da bu…

Elbette Rojava açısından önemli bir mesaj da vardı aynı zamanda. Çünkü Amerika Hükümeti, son dönemlerde YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor. En son birkaç hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Pompeo açıkça söyledi. Bütün Suriyeliler gibi Kürtlerin de çözüm süreçlerinin platformlarında yer almaları gerektiğini “Kürtler katılmadan kendilerinin katılmayacağını” ifade etti. Bu çok çok önemli bir açıklamaydı, Bu durum Amerika’nın çabalarının bu doğrultuda devam edeceğini gösteriyor.

Türkiye’nin baskı ve tehditlerine rağmen, Suriye’deki ilişkisini hem YPG ve SDG askeri ilişkisini, hem de Demokratik Suriye Meclisi ve onların müttefiki Arap, Süryani, Ezidi ve azınlıklarla sürdürdüğü siyasi ilişkilerini bırakmayacağını gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında; önemli bir karar, Rojava ve Kuzey Suriye’nin diplomatik açıdan da destek göreceğini okuyabiliriz.

ABD, Suriye politikasında Kürtleri nerede ve nasıl konumlandırıyor. Politika bütüncül mü?

ABD’nin henüz oturmuş, net bir dış siyasetinin varlığından söz etmek güç. Örneğin Kuzey Kore diyoruz, önemli bir zirve yapıldı, ama bir siyasi açıdan kamuoyunun anlayabildiği net bir politika yok. Washington’a bakıldığında bir kararsızlık var. Mesela İran konusunu konuştuk. Her ne kadar son birkaç aydır İran’a karşı bir sertleşme tutum görülse de bütünlüklü bir İran politikası görülmüyor ve Amerika yönetiminin İran konusunda tam olarak ne istediği okunamıyor. Keza, Suriye politikası da net değil. Öyle olduğu için de neyin olabileceğini kestirmek çok güç. Ama Suriye politikası veya var olan politika daha çok Pentagon’un öncülük ettiği Kobani’den başlayarak Cizre, Tabka, Menbiç, Rakka’da devam eden, oldukça başarılı sonuçlar alınan bir ilişki. Daha çok Pentagon üzerinden yürüttüğü bir ilişki, bu da Kürtler ve Kürtlerin müttefikleri üzerinden yürüyor.

Ama siyasi kanatta bir belirsizlik var. Bu yılın başlarında ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklaması olmuştu: “Suriye’den çekileceğiz” diye ve var olan karışıklığı iyice derinleştirmişti, o açıklama. Ama sonradan Pentagon’un kararlı tutumu, devleti yöneten diğer kurumların çabalarıyla Trump’ın çıkışı nötrleştirildi. Daha sonra Amerika yönetimi tarafından askeri ve siyasi yetkililerin yapmış olduğu açıklamalarda “Suriye’de uzun süre kalınacağını” açıkladı. Tabii bu Kürtler için Kürtlerin müttefikleri için, iyi bir karar; Amerika’nın Suriye’den çıkmıyor olmaması hem IŞİD’den kurtarılan bölgelerin istikrara kavuşturulması, IŞİD’in geri dönüşünü önlenmesi, hem de son dönemlerde İran’ın Suriye’deki etkisinin azaltılmasında da bir adım olarak görüp çok yönlü boyut kazanıyor. Kürtleri de biraz kaygılandırmıştı o açıklama ve bir takım alternatif arayışlara itmişti. Ama Washington’un ‘oluşmuş bir siyaset var mıdır’, diye sorulduğunda, ben oluşmuş bir siyaset olduğunu görmüyorum ve ABD’nin Suriye politikası daha yapım aşamasında olduğuna inanıyorum.

‘’Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor’’

ABD’nin Suriye politikasındaki ‘oluşmamış siyaseti’ Kürtlere yansıması ne olabilir?

Kürtlere yansıması şöyle olacak: ABD’nin bir Suriye politikası olmadığı için Kürtlere yönelik ne istenildiği belli değil, Kürtlerle olan ilişki askeri düzeyde sınırlı. Kobani’den başlayarak devam eden ilişki askeri düzeyde. Bunun politik, ekonomik sosyal boyutu yok. Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor. Bu nedenle bu ilişki her zaman Türkiye’nin baskılarına ve tehditlerine maruz kalıyor. Biraz da bunun etkisiyle ABD’nin Kürtler ile olan ortaklığı İŞİD ve benzeri yapılara karşı sınırlı bir ortaklık. Ama bu yerel ortaklar,( yani Kürtlerin) Suriye’de bugüne kadar, adeta diri diri gömüldükleri, yaşayan ölü konumuna düşürülmeleri, en temel haklarından mahrum bırakıldığı ve bu mağduriyetin nasıl giderileceği konusunda somut bir adımı yok. Her ne kadar – biraz önce belirttiğim gibi-, son dönemde söylemsel düzeyde Amerikan  Hükümeti Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de. Ama şu güne kadar somut bir adım atılmamış. Örneğin ABD’nin yatırımları daha çok Rakka, Menbiç gibi bölgeler yapıyor. Yani Kürt nüfusunun çok olmadığı, Arap nüfusunun yoğun olduğu bölgeler. Aynı şekilde Kobani her ne kadar dünyada sembol olmuşsa da Kobani’ye ABD ve müttefiklerin yardımları, diğer bölgelere yapılan yardımlardan kıyaslanamayacak kadar az. Bir de ABD’nin Kürt politikasının olmayışı biraz da bölgesel güçlerin politikası ve tavrına bağlı. Mesela Türkiye’nin bölge politikası ve tavrı Kürtlerin varlığına karşı bir politika. Bunu Cenevre görüşmelerinde gördük. ABD Cenevre görüşmelerinde Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de, bu konuda ciddi bir eğilim göstermedi.

Çünkü ABD Türkiye ile müttefik. Türkiye’nin hassasiyetleri önemli diyor Amerika, bu anlaşılır bir durum. Müttefik ülkeler birbirlerinin hassasiyetlerini anlayabilirler. Öte yandan dünya adına büyük bedeller vermiş, IŞİD’i durduran toplumdan bahsediyoruz,. Ama kimse onların hassasiyetlerinden bahsetmiyor, oradaki tarihsel hassasiyetlerinden bahsetmiyor.

Kürtler bu durumun farkında mı?

Kürtler bunun farkında, zaten Kürtlerin rejimle görüşmeleri, Kürtlerin alternatif aramaya çalışmaları bundan dolayı. Çünkü Washington’da Suriye politikası gel-git’ler üzerinden yürüyor. Bazı siyasetçiler, ABD’nin kendileriyle güçlü bir ilişki geliştirdiği için uzun vadede kalıcı olduğunu düşünüyorlar. Ama Afrin olayından başlayan süreçte bir şok yaşandı. Ben o dönemde de katıldığım programlarda Amerika’nın Afrin’e yönelik bir müdahalesinin olmayacağı -Türkiye’nin yaptıklarını desteklediğinden dolayı değil- ama Kürtler için de kendi müttefiki ile bir savaşa girmeyeceği, Afrin’in Amerika için stratejik bir değerinin olmadığını belirtmiştim. Kürtlerdeki beklenti şuydu: “Amerika bu işe izin vermez” düşüncesi vardı. Türkiye operasyona geçtikten sonra “ihanete uğradık, satıldık, Amerika destek verdi bu operasyona” bu da doğru olmayan bir değerlendirme, Amerika Türkiye’nin Afrin operasyonuna karşıydı. Bu operasyonun Kürt kamuoyunu rahatsız ettiğini, IŞİD’e karşı savaşanların motivasyonunu bozduğunu, IŞİD’in bu tür durumlarda toparlandığını ve güç kazandığını, çünkü hatırlarsınız Afrin’den dolayı SDG güçlerini önemli oranda Rakka’da çekmişti. IŞİD’e karşı operasyon uzadı, IŞİD toparlama fırsatı buldu. Amerika’nın karşı olması, Amerika’nın savaşa girip Türkiye’yi durduracağı anlamına gelmez. Kürtler o dönem süreci siyah ve beyaz olarak düşündüler. Hatırlıyorum, Kürt yöneticileri “Türkiye bunu yapıyorsa Amerika destek vermiştir.” gibi ifadelerde bulundular. Ben buna katılmıyorum. Amerika destek vermedi, ama Amerika Türkiye’yi durdurmak için de savaşı göze almazdı, almadı da. O nedenle bu bakış açısı önemli. Ama Türkiye Hükümeti attığı her adımı sanki Amerika ile beraber atmış gibi göstermekte başarılı ve özellikle bu imajı vermeye çalışıyorlar.

Son dönemlerde Amerika kamuoyunda ve siyasetinde Kürtlerin varlığı hissediliyor mu?

Kürtlerin Wansington’daki varlığını güçlendirmeleri çok önemli. Amerika sistemini anlamaları çok önemli, ona göre araçlar geliştirmeliler. Dışarda Amerika’yı anlamak çok güç. Her ne kadar herkes Amerika’yı iyi anlamaya çalıştığını tahlil ettiğini düşünse de, yani durum öyle değil. Amerika’yı anlamak için Amerika’da yaşamak ve sistemini anlamak lazım. Hem işleyiş sistemini hem de Washington işleyiş sistemini anlamak lazım. Irak Federal Kürtleri saymazsak, diğer Kürtlerin buradaki varlığı çok zayıf ve temsili durumdalar. Bu durumda Amerika kongresinde, senatosunda ve temsilciler meclisinde etkili olma durumları zayıf. Bu nedenle Kürtlerin mutlaka Washington’daki mevcudiyetlerini güçlendirmeleri lazım. Bu think tank olur, lobi kuruluşları ile olur. Bu tür araçlarla güçlendirmeleri lazım. Potansiyel var. Washington’da Kürtlere karşı bir sempati var. Özellikle Kobani sürecinden sonra Kürtlere karşı duyulan bir sevgi, saygı var. Ama bunu politik ve diplomatik kazanımlara dönüşmesinde güçlü araçların olmayışından dolayı bu potansiyel kullanılamamakta…

Bu nedenle çoğu zaman Kürt Sorununu, Kürt olmayan taraflar tarafından tartışılmakta, raporlar bu kişiler tarafından yazılmakta ve Kürt Sorunu daha çok Türkiye’nin bakış açısıyla değerlendirmekte…

“4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum”

Türkiye’de yapılan 4’lü zirveye gelelim. 4’lü zirve Amerika’ya rağmen mi yapıldı?

Amerika’ya haber verilmiş olması ya da Amerika’nın haberdar olması, Amerika’nın süreçte yer aldığı anlamına gelmiyor. Ama ABD ile Türkiye ilişkileri oldukça kötü. Her ne kadar Rahip Brunson olayında biraz yumuşamış görünse de aslında çelişkiler derin. Yine Amerika’nın yani Trump yönetiminin Avrupa ile ilişkileri belli. Rusya ile yaptırımdan dolayı bir gerginliği devam ediyor. 4’lü zirvedeki katılımcılara bakıldığında ABD’nin o zirvede ilişkilerinin çok da istenilen düzeyde olmadığı görülüyor. Yani 4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum. Elbette sonuçta Fransa ve Almanya, ABD’nin ezelden beri müttefikleri. Türkiye’de dönemsel olarak kesintiler yaşasa da ABD’nin müttefiki. Yani Amerika 4’lü zirvenin içeriği ile haberdar olmuştur elbette, ama Amerika’nın yer almayışı önemli, bunun son dönemde uygulanan politik- ekonomik etkisi var. Özellikle Washington’un İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi birçok müttefikinin tepkisine yok açtı. Bir bütün olarak bakıldığında, Avrupa ile ilişkilerinde zaten bir gerginlik var. En son bu seçimlerde AB’nin açıklamaları çok netti “ Amerika halka umut verdi” diye. Trump’ın ara seçimlerde alt kanadı, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesi Avrupa’da büyük oranda memnuniyet yaratmış durumda. Böyle bir gerginlik de var. Bunu da görmek lazım.

Zirve sonrası Kürt bölgesine saldırı oldu, Kürt tarafı saldırının 4’lü zirveden bağımsız olmadığını dile getirdiler, sizde öyle mi okuyorsunuz.

Ben bu saldırıların 4’lü zirve ile direk bir ilgisinin olduğunu sanmıyorum. Fransa örneğin uluslararası arenada Kürtlere en olumlu yaklaşan devletlerden birisi. Almanya da ne kadar Türkiye ile ekonomik, askeri ve sanayi ticari ilişkileri çok çok iyi olsa da- en büyük kaygılardan biri mültecilerin Avrupa’ya özellikle Almanya’ya gelişini önlemeye yönelik olsa da- Türkiye’nin saldırıları 4’lü zirve ile bağlantılı olduğunu sanmıyorum. Ya da en azında böyle bir kararın bu zirvede alındığı ve katılımcı devletlerin sessiz kaldığı veya onayladığı kanısında değilim. Maalesef Kürtlerde her şey gizemli ve perde arkasında yapılan görüşmelere bağlayan bir bakış açısı var. Benim gördüğüm rahip Brunson olayında ABD’nin memnun edilmesi, Kaşıkçı olayında Türkiye’nin gazetecilerin hamisi konumuna kendini getirmeye çalışması, Avrupa’ya yani batı dünyasına sizin en iyi müttefikiniz gene benim, Ortadoğu’da, bu coğrafyada en iyi müttefikiniz benim mesajı vermesi. Bu yolla batı medyasında, batı kamuoyunda imaj düzeltmeye çalıştığı bir dönemde Kobani’ye, Girê Spi’ye (Tel Abyad) saldırının gelmesi, zamanlama olarak ilginç buluyorum. Yine, yerel seçim takviminin açıklandığı bir gündemde, artık yerel seçimlerin gündeme girildiği bir dönemde de olması enteresan, yani ben biraz bu şekilde okuyorum. 4’lü zirve ile direk bağlantılı olarak görmüyorum.

Rusya Türkiye’yi Afrin dâhil, Türkiye’yi bu kadar öne çıkartan ve öne çıkmasını sağlayan etken Rusya. Moskova’nın Türkiye’ye yaktığı yeşil ışık ve verdiği desteği ayrı tutmak gerek. Türkiye, Suriye’de Rusya’sız bir şey yapamıyor. Rusya’nın da Kürtlere vermek istediği mesaj çok açık; “Avucunuzdaki kuşu tutmak yerine, siz gökte ulaşamayacağınız kuşları tutmayı hedeflediniz”, diyor, ABD’yi kastederek. Ama Rusya’nın orada olması Almanya, Fransa’nın da bu durumu desteklemiş olması anlamına gelmez. Dediğim gibi Rusya’nın özel bir yeri var. Türkiye, Suriye’deki adımlarını Rusya’nın onayıyla atıyor. Ama ben bu toplantının öyle bir saldırının karar mekanizması olduğuna inanmıyorum.

Türkiye’nin saldırıları ne anlama geliyor?

Türkiye’nin yapmak istediği biraz nabız ölçmek, nabız yoklamak. Gelecek tepkilere göre adım belirlemek, Afrin’de yaptığı gibi geniş bir operasyon düzenlemek ve Menbiç ve diğer bazı başka konularda taviz alabilmek. Ama saldırılara karşı Amerika’nın da verdiği sert tepki ortada. Kendi güçlerini sınıra göndererek, Koalisyon ve Pentagonun üzerinden verdiği mesajlarla duruşunu belli göstermiş oldu. Muhtemelen Türkiye mesajı almış durumda. Türkiye’de olası bir saldırının kamuoyu nezdinde tepkisiz kalmayacağını görmüş oldu diye düşünebiliriz. Türkiye’nin şu an kontrolü altında tuttuğu Afrin ile Kürtlerin onların müttefiklerinin kontrolündeki Kobani, Cizre, Menbiç’teki durum farklı. Bu bölgeler YPG’nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri’nin ve ABD’nin başını çektiği koalisyonun ortaklaşa özgürleştirdiği bölgeler. O nedenle Amerikan hükümeti Menbiç, Kobani, Tabka ve Rakka bölgeleri kendi başarısı olarak da görüyor. Yani yerel güçlerle kurulan ittifakın, nasıl da bu bölgelerin IŞİD’den temizlediği, alt yapı ve istikrarı sağlayarak geri dönüşleri gerçekleştirdiği, şimdi de iç ve dış tedbirleri alarak da bir istikrarsızlığın doğmasının önüne geçiliyor. Aynı zaman da bu bölgelerdeki istikrarı ve yaşanan gelişmeleri bir başarı öyküsü olarak görüyor. Onun için Türkiye dahil herhangi bir gücün saldırmasına izin vermeyeceği görülüyor.

“ABD’nin genel olarak bir Kürt politikası da yok”

Pentagon veya Beyaz Saray kulis bilgilerinde, Suriye’nin geleceği, Kürler, ÖSO, El Nusra, Şam veya Türkiye’nin girdiği bölgeler hakkında ne konuşuluyor?

Dediğim gibi Amerika’nın belli bir politikası olmadığı için kestirmek güç, açıkçası biraz Pentagon’un inisiyatifi ile Pentagon’un IŞİD’e savaş endeksli siyaseti, biraz da son dönemlerde İran karşıtı bir siyasetle yürütülüyor. Genel olarak bir Kürt politikası da yok. Öyle olduğu için de genelde dış gelişmelere bağlı olarak devam ediyor. O yüzden Suriye’de ne olacağını kestirmek çok güç, ama Pentagon’un dediği, ya da yönetimin içerisinde bazı yetkili isimlerin söylediği geri çekilmenin olmaması gerektiğini Amerika’nın Suriye’de kalması ile ilgili, bunun da İran’ın öncülük ettiği Şii nüfus bölgesini engellemek gibi bir yaklaşım var. Ama dediğim gibi; Suriye politikası olmadığı gibi bir Kürt politikası da yok. O nedenle ilerde neler olabileceğini kestirmek çok zor. Ama şunu da belirteyim ki Amerikalı siyasi ve askeri yetkililer IŞİD’le savaşın yakın zamanda bitmeyeceğini belirtiyorlar. Deir-Ez Zour’da devam eden şiddetli çatışmalarda bu durum iyice görülüyor. Özellikle ABD’nin askeri raporlarında Türkiye’nin Afrin’e yönelik saldırısı YPG ve SDG’nin IŞİD’e karşı mücadelesine büyük zarar verdiğini ve IŞİD’in o esnada tekrar toparlandığını belirtiliyorlar. Şuanda da Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolü altındaki bölgelere yönelik olası bir saldırı söylemi bile devam eden operasyonları etkilediğini söyleyebilirim. Bunu belirtmekte fayda var.

.”Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor”

Bir süre önce. Şam Yönetimi ile Kuzey Suriye heyetleri arasında Federasyon maddeleri üzerine müzakereler yapıldı. Şuan ne aşamada ve ABD’nin bakışı neydi?

Amerika’nın Kürt yetkililere ve Kuzey Suriye’deki oluşuma Rejimle görüşün dediğini veya görüşmeye yeşil ışık yaktığını ve herhangi bir itirazları olmadığı biliniyor. Çünkü Amerika’da da Beşar Esad’ın iktidarda kalacağı görülüyor. Esad’ın gidilmesine yönelik eskisi gibi güçlü bir istem de yok. Her ne kadar yönetimin içerisinde bazı sesler bazen ‘Esad gitmeli’ dese de Amerika politikası olarak Esad’ın kalacağı görülüyor zaten. Ama bunun yanında ABD hükümeti kendisiyle çalışabileceği grupların inisiyatifli olmasını istiyor. Bunların başında gelen Kürtler var. Kürtlerle birlikte hareket eden Araplar ve Süryaniler var. Rejimin de birlikte hareket ettiği Rusya ve İran var. Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor. O nedenle Kürtlerin Şam’la görüşmesini cesaretlendirmişti. Ama Esad Hükümetine karşı bir alerji her zaman var burada. Şam ile olan görüşmelerde biraz da ‘size uygun olanı yapabilirsiniz’ denilmişti Kürtlere. Görüşmeye ilişkin Washington’dan herhangi bir tepki de gelmedi. Beyaz Saray da Kürtlerin durumunu biliyor, Esad realitesini de görüyor. Sonuçta Suriye yönetimi hâlâ Esad’ın elinde ve kendisi devlet başkanı. Bu da herkes tarafından bilinen bir durum.

Türkiye ile Rusya arasında İdlib’de “çatışmasızlık” anlaşması ne anlama geliyor! Süreli devam eder mi? Veya nihai sonuca ulaşır mı?

İdlib’deki durum; Rusya’nın inisiyatifi, Avrupa da mülteci sorunundan dolayı baya hevesli, böyle bir çözümün işlemesinde çok hevesli. Çünkü başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın kaygısı, yeni bir durum karşısında orada bulunan binlerce sivilin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın edebileceği, bunun da zaten var olan mülteci karşıtlığını daha da güçlendireceğini, Avrupa hükümetlerini ekonomi ve siyasi yönde çok zor duruma sokacağını göz önünde bulundurursak Suriye içerisinde böyle bir bölgenin olması onların da işine geliyor. Hem sivillerin korunması veya öldürülmemesi. Öte yandan da bu durumun işlenmesi için herkes destek verdi İdlib’deki anlaşmaya.

İdlib’de son durum nedir. “ Çatışmasızlık” durumu işliyor mu?

Şam yönetimi tarafından radikal grupların varlığından dolayı bazı şikâyetler var. Şam yönetimine muhalefet eden grupların da rejimin saldırısından dolayı şikâyetleri var. Yani her iki taraftan da çeşitli konularda rahatsızlık var. Ama görünen o ki, şu ana kadar ciddi sorunların olmadığı, biraz Rusya’nın inisiyatifiyle- Rusya bazı şeyleri tolere ederek veya görmemezlikten gelerek- bu çatışmasızlık sürecini devam ettirdiği görülüyor. Suriye’deki gelişmelerde ana aktör Rusya. Türiye orada inisiyatif aldı. Rusya’nın onayıyla Afrin’e girildi. Rusya’nın desteği ile Türkiye Afrin’i elinde tutuyor. Mevcut durumlar biraz Rusya’nın tutumuna bağlı. Rusya’nın politikasını biraz kestirmek güç. Öncellikle kendi çıkarları, ikinci olarak da Esad rejiminin çıkarları. Görünen şey İdlib’dekidurumun Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği. Ama bu durumda değişiklik olduğunda veya ilerde bazı şartların değiştiği gördüğünde, Rusya’nın tutumu da değişebilir, daha sert bir tutum da alabilir. Askeri opsiyonları devreye sokabilir. Ama şuanda görünen şu ki çatışmasızlık sürecinin birçok çevrenin rahatsızlığına rağmen işliyor olması… | @iznews agency

 

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”