2 Ekim 2026
14.8 C
İstanbul

Konda: 3 Parti Baraj Altında Kalabilir

Konda Araştırma’nın Genel Müdürü Bekir Ağırdır,Hürriyet’ten İpek Özbey Şaka’nın sorularını yanıtladı.

Ağırdır, İYİ Parti, MHP ve HDP için baraj problemi olduğunu söyledi.

Röportajdan öne çıkan bölümler şöyle:

MHP lideri Devlet Bahçeli, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ı destekleme kararı aldık” dedi. Siyaset tarihinde ilk kez bir partinin genel başkanı, başka bir partinin genel başkanının ülkeyi yönetmesini istiyor. Doğru bir çıkış mıydı?

Sadece Türkiye siyaset tarihi değil, herhalde dünya siyaset bilimi için de özgün bir örnek. Geriye doğru bakalım: 2016’da başkanlık sistemini öne çeken de Devlet Bey’di, 7 Haziran’dan sonra seçimlerin yenilenmesine giden kapıyı açan da… 367 dönemi, türbanla ilgili anayasa değişikliklerinde, hatta daha geri gidelim 2001’de erken seçim yapılmasında da… MHP’nin kritik zamanlarda Türkiye’nin kaderini belirleyecek birtakım kavşaklarda hamleler yaptığını görüyoruz. Bunu kutsal, ulvi bakışlarıyla devletin bekası için yapıyor olabilirler. Ama ben ‘şimdiki kararları ülkenin yararına mı oldu” diye baktığımda orada tartışmalı bir durum olduğunu görüyorum.

Nedir tartışmalı durum?

Anamuhalefet partisi liderinin tutuklanıp tutuklanmayacağının tartışıldığı, bir başka liderin hapiste olduğu bir ortamda yerli ve milli söylemi, yangına gaz dökmektir. Kritik bir dönemde devletin bekası olarak bakıyor olabilirler ama basit bir hesap da mümkün.

Nasıl bir hesap?

MHP’nin kurumsal kimliğinin sürdürülmesi için yapıldığı izlenimi de var ve bunun aksini teyit edecek bir hamleleri görünmüyor. Baraj sorunu aynı zamanda Hazine yardımından yararlanamama riskini de getirebilir. Belki de 2019’dan sonra MHP, kendi varlığını sürdürememe riskiyle karşı karşıya kalabilir. İhtimal midir, ihtimaldir.

Karşı karşıya olduğumuz riskler karşısında böyle davranmış olmaları da bir ihtimal ama değil mi?

Bu riskler var mı, var. Dışarıdan da içeriden de. Ama bu risklerin ne kadarı ülkeyi yönetenlerin tercihlerinden dolayı var veya artıyor, bu kısmı da tartışmalı. Bu konuda hiçbir eleştiri getirmeden, “Kayıtsız şartsız yanınızdayız” dediğiniz zaman riskleri de hesap ettiklerini düşünüyorum.

MHP seçmeni bu haliyle ittifaka tepkili mi?

2013-2014’e kadar MHP seçmeniyle AK Parti seçmeni kültürel kodları birbirine benzer kümelerdi ama siyasi duruşları farklıydı. MHP seçmeni muhafazakârlığın referanslarını ağırlıklı olarak dinden değil gelenekten alıyordu. Bir yandan da göçle yeni oluşmuş Balıkesir, Manisa, Aydın, Adana, Mersin gibi metropollerdeki geleneksel muhafazakâr seçmenlere yaslanıyordu. Ya da ortalama eğitimlilere… Ama asıl fark siyasi tutumlarındaydı. 2013-14’ten beri gözlediğimiz o iki küme giderek birbiriyle kaynaşmaya başladı. Dolayısıyla MHP, alttaki sosyolojik baskıyla da bu kararı veriyor olabilir. Hatırlarsınız, ilk dalga olarak Vedat Bilgin gibi insanlar AK Parti’ye, Mansur Yavaş gibi insanlar CHP’ye doğru gitti.

Bu birlikteliği siyasetin hangi kodları sağladı?

MHP’nin zaten ideolojik bir problemi var. 2018 Türkiye’sinde Kürt meselesini sadece ‘terör’ diyerek geleneksel-milliyetçi kodlarla göğüslemek mümkün mü değil mi, yenilenme ihtiyacı duyuyor mu duymuyor mu? Duymuyor ki, AK Parti gelip öyle bir kitleye ulaştı, MHP olduğu yerde kaldı. Metropolleşme, gündelik hayattaki değişim konularında da aynı yerde duruyordu. AK Parti’nin kapsama alanı genişledikçe, MHP’nin altını oydu. Ama iş öyle bir yere geldi ki, metropollü olan seçmen 16 Nisan’da MHP’nin kararına uymadı. ‘Hayır’ oyu verdiler. MHP tabanında bir yandan AK Parti politikalarından memnun olan ve çareyi orada görenler varken, itiraz edenler ayrı bir yere doğru kaymaya başladılar. ‘MHP’den ayrıldılar, ayrılmadılar’dan bağımsız olarak 16 Nisan referandumunda her üç MHP seçmeninden ikisi ‘Hayır’ dedi. Bunların hepsi İYİ Parti’ye gitmiş değil. Hâlâ MHP’de olan ama partisi değişsin diye uman, eleştiren insanlar var. Bu son gelişmeler seçmeni bir karar vermeye zorlayabilir.

AK Parti penceresinden bakarsak… Seçime neden MHP ittifakıyla gidiyor?

Bu ittifaka 51-49’luk 16 Nisan referandumundan dolayı girdi. Bana kalırsa AK Parti, Saadet Partisi’nin o bir-iki puanlık desteğini almak için bile çaba içine girebilir. Belediye başkanları operasyonunu da şöyle okumak mümkün: Olası riskli alanlarda temizlik yapmak, seçmenin önüne hem yerli ve milli hem de arınmış olarak çıkmak. Çok tartışılan Atatürk çıkışları da öyle. Tayyip Bey de Atatürk deyince Atatürkçülerin oyunu alamayacağını biliyor. Bu sözleri gri alana kayanlara.

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün parti içindeki özgül ağırlığını da sormak istiyorum.

Ne İYİ Parti ne de Abdullah Gül meselesinin toplumda karşılığıyla medya ve görünür salonlarda ağırlığı arasında bir asimetri var. Gündelik hayatta burada göründüğü kadar bir ağırlığı yok.

Bizim yarın sabaha dair yeni bir ütopyaya ve hikâyeye ihtiyacımız var. Ama bu ihtiyacı gidermek için yeniden Türkiye’yi düşünmemiz, bildiklerimizi yenilememiz lazım.

BARAJ PROBLEMİ 3 PARTİ İÇİN DE GEÇERLİ

CHP’yi sormak istiyorum. Nasıl bir görüntü veriyor?

CHP bilgi üretmek meselesinde hiçbir çaba sarf etmedi. Dört seçim yapıldı ve CHP muhalefette. Böyle bir sonuç her partiyi değişime zorlar diye düşünüyordum. Ama CHP hiçbir şey olmamış gibi davranıyor.

İYİ Parti lideri Meral Akşener ilk kez bir anket sonucu açıkladı ve yüzde 20.5 alacaklarını söyledi. Alabilir mi?

Yeni kurulmuş bir parti yüzde 20’den başlıyorsa onu sokakta, pazarda, takside görürsünüz. Bizim gördüğümüz şudur: İYİ Parti, şimdiye kadar MHP tabanında olup da eleştirel bakanlar ve CHP’de olup da Kemal Bey’i yetersiz görenlerde karşılık buluyor. Bunu değiştirebilirler, üç aylık bir partiye haksızlık etmeyelim. Ama bunu değiştiremezlerse üreteceği sonuç, muhalefetin yeniden tanzimi olur.

Hep Türkiye’nin yeni bir merkez sağ partiye ihtiyacı olduğu dillendiriliyor ya; İYİ Parti de bu tespitin bir karşılığı değil mi?

Ben bu meseleye farklı bakıyorum. Gündelik hayat değişti. İnsan vücudu 36 dereceydi. Bütün tekstil sanayi, inşaat teknolojileri, yalıtım, ısınma her şey bu insan vücudunun 36 derece olmasına göre kurgulu. 41 derece olunca havale geçiriyor, tıbba ihtiyaç duyuyorsunuz. Bugünkü hayat 38 derece. Değiştik. 36 dereceyi açıklayan teorilerle sıcak soğuk, kriz kriz değil diyoruz. Yeni bilgiye, yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Merkez Parti, sağ-sol kavramlarının da bir anlamı yok bugün. Bizim entelijansiyamız istiyor ki, kendisi hiç değişmesin, bu zihni dönüşümü yaşamasın ve emek harcamasın. “Madem bu ülke sağcı, o zaman dinci olmayan bir sağcı lider çıksın” gibi bir tembellik içine düşüyor.

HDP’de de sıcak günler yaşanıyor. Selahattin Demirtaş’sız bir HDP seçmen açısından ne ifade ediyor?

Selahattin Demirtaş, Türkiyelileşme politikasının gerçek bir yüzüydü. Bugün Demirtaş gibi bir aktör de ellerinde olmadığına göre sarsıntıyı atlatmakta biraz daha zorlanacaklar. Bir yenilenme umudu her partide olduğu gibi HDP’de de vardır ama hayat biraz onları köşeye sıkıştırıyor. Bu konuda da maharetleri yetersiz kalıyor. Eğer baraj problemini konuşacaksak bu, İYİ Parti için de, MHP için de, HDP için de vardır. Ama HDP’nin bütün zaaflarına rağmen barajı geçme şansı İYİ Parti ve MHP’ye göre daha yüksek.

Neden?

HDP oy alırken Kürtlerde bir dönüşüm oldu. Daha muhafazakâr olan, Kürt’üm demeden önce Müslüman’ım diyen ya da sisteme daha yakın duran kesimler bile Kobani süreciyle bir Kürt partisine sahip çıktı. Benim bu analizim doğruysa, oradan geri dönüş de o kadar kolay olmayacaktır.

MHP ittifakı AK Parti’nin Kürt oylarını düşürür mü?

2011 seçimleri dahil, diyelim Türkiye’de 10 Kürt seçmen varsa bunun 5’i AK Parti’ye, 4’ü HDP’ye oy veriyordu, 1’i de zaten dağıldığı için oy veremiyordu. 2015’te değişen şey, bu 10 seçmenin 7’sinin HDP’ye, 3’ünün AK Parti’ye gelmiş olmasıdır.

“MHP işbirliği bu 3 Kürt’ü de kaçırır mı” diye soruyorsanız, cevabım belki 1’ini kaçırır, belki bu hendek meseleleriyle beraber o 3 oy, 4 de olabilir.

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...