PKK ile Türkiye hükümeti arasındaki barış süreci, Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından başlatıldı. Bu çıkış, cezaevindeki Abdullah Öcalan’ın silah bırakma ve uzlaşma çağrısı yapmasının önünü açtı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP de sürece destek verdi.
Aynı ekim ayında TBMM’nin açılışında Erdoğan şu uyarıda bulunmuştu: “Filistin ve Lübnan’dan sonra, tamamen dini fanatizmle hareket eden İsrail yönetiminin gözünü dikeceği yer vatanımız olacaktır.” Bahçeli ise daha sonra DEM Parti sıralarına yürüyerek milletvekilleriyle “iç cepheyi güçlendirmek” amacıyla tokalaştı.
Peki İsrail’e ilişkin kaygılar ne kadar gerçekçi? Barış görüşmeleri İsrail’in Batı Asya planlarını etkiliyor mu? İsrailli uluslararası ilişkiler uzmanı ve eski diplomat Alon Liel, Kürt hareketi ile Ankara arasındaki barış görüşmelerine ve İsrail’in Türkiye’ye yaklaşımına dair değerlendirmelerini The Amargi’ye anlattı.
İsrail-Türkiye ilişkileri
Liel, “Şu anda Erdoğan’dan belki de Mücteba Hamaney’den [İran’ın dini lideri] bile daha fazla nefret ediliyor, çünkü İsrailliler Erdoğan’ın kendilerine ihanet ettiğini düşünüyor” dedi. “İsrailliler şimdi şöyle düşünüyor: ‘Türkiye en yakın dostlarımızdan biriydi. Onlara silah sattık, şimdi Erdoğan bize ihanet ediyor.’”
Türkiye ile İsrail arasındaki düşmanca ilişkiye dikkat çeken Liel, “Türkiye’nin Hamas’la ilişkileri de bu nefrette rol oynuyor. Diplomatik ilişkilerimizi hâlâ kesmedik ama aslında düşmanız” diye konuştu.
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler uzun zamandır inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Türkiye, 1949’da İsrail’i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke oldu. Mayıs 2005’te dönemin Başbakanı Erdoğan, kalabalık bir iş insanı heyetiyle İsrail’i ziyaret etti ve Ankara ile Kudüs arasında doğrudan bir iletişim hattı kurulması için planlar hazırladı. Dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, TBMM’ye bile hitap etti.
Ancak tarihsel olarak güçlü olan bu ilişki üç olayla paramparça oldu: 2009’da Gazze meselesi üzerine Erdoğan ile Peres arasında yaşanan “One Minute” tartışması, 2010’da Gazze Özgürlük Filosu’nun amiral gemisi Mavi Marmara’ya düzenlenen ve can kayıplarına yol açan İsrail baskını ve son olarak Gazze savaşı.
Son gerilim, Netanyahu’nun 22 Eylül’de verdiği bir talimatla yaşandı. Netanyahu, bakanlıklar arası ekibine ve Uluslararası Hukuk Dairesi Başkanı’na, Erdoğan’ın “Kürtlere yönelik muamelesi ve Hamas’ı finanse etmesi” nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde dava açmak üzere hazırlıklara başlamaları talimatını verdi.

Netanyahu’nun desteği Kürtleri nasıl etkiliyor?
Liel, 1990’larda iki ülke arasında derinleşen askeri ve stratejik işbirliğinin temellerinin atıldığı kritik dönemde Ankara’daki en kıdemli İsrailli diplomattı. İsrail’in Türkiye Büyükelçiliği’nde maslahatgüzar olarak da görev yapan Liel, Türkiye üzerine üç kitap yazdı. Şu anda da Kürt-Türk ilişkileri üzerine yeni bir kitap üzerinde çalışıyor.
Liel, araştırması kapsamında çok sayıda Kürt ve Türk temsilciyle görüştü. Kürt yanlısı bir partinin eski bir milletvekilinin kendisine, Netanyahu’nun Kürtlere verdiği desteğin Kürt davasına zarar verdiğini söylediğini aktardı. Bu eski vekile göre söz konusu destek “Kürtleri hain olarak damgaladı” ve Kürt hareketini “Netanyahu’nun kuklaları” gibi gösterdi.
Öcalan, İsrail’e mesafesini defalarca vurguladı. Rudaw’ın aktardığına göre Kürt liderle İmralı Cezaevi’nde bir dönem birlikte tutulan Veysi Aktaş, “İsrail’in varlığını sürdürebilmek için Ortadoğu’da bir Kürdistan’a ihtiyacı vardı. Öcalan bunu reddetti” dedi.
Barış süreci İsrail’i “hayal kırıklığına uğratıyor”
Liel’e göre, Öcalan’ın PKK’yi silahsızlandırma ve demokratik entegrasyon için yeni bir barış sürecine girme kararı, İsrail’in bölgeye yönelik planlarını zorlaştırdı. “İsrail’in bakışına göre Erdoğan, Türkiye ekonomisi ve Türk ordusu ne kadar zayıfsa İsrail için o kadar iyi.”
Liel’e göre Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ile Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Esad sonrası Suriye devletine entegrasyonu da İsrail için bir hayal kırıklığı oldu. Liel, İsrail’in istikrarlı bir komşu istemediğini ve bu ülkedeki kaostan fayda sağladığını söyledi.
Liel’in açıklamasına göre İsrail’in kaygısı şu: Şam Kürtlerle anlaşmaya varabilirse, aynısını Dürzilerle de yapabilir. Düzenli işleyen bir Suriye devleti ise Golan Tepeleri meselesini yeniden gündeme getirir. Bu da İsrail hükümetinin lehine olmaz.
Liel’in “gerçek bir ordu” olarak tanımladığı Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO’da ABD’den sonra en büyük ikinci daimi askeri güç. Liel’e göre bu hesap İsrail’in Kürtlere yaklaşımını şekillendiriyor. “Türkiye’nin gerçek bir ordusu var. Türkiye ile bir savaş bizim için varoluşsal bir tehdit olabilir” diyen Liel, “Netanyahu için daha zayıf bir Türkiye ve daha zayıf bir Suriye İsrail için daha iyidir” diye ekledi.
Suriye’nin kuzeydoğusundaki devrimci Kürt projesine atıfta bulunan Liel, “Sonuçta İsrail, Kürtlerin Rojava projesinin başarılı olmasını istiyordu, çünkü güçlü bir Suriye istemiyordu. Birleşik bir Suriye istemiyordu. Motivasyon buydu. Netanyahu Kürtleri umursamıyor” dedi.
Suriye topraklarında bir çatışma mı?
Liel’e göre İsrail tehdidi algısı, Bahçeli ve Erdoğan’ı Kürtlerle temas kurmaya yöneltti. “Bahçeli ve Erdoğan, İsrail saldırırsa daha güçlü olabilmek için Kürtlerle çatışmayı sona erdirmeleri gerektiğine ikna oldular. Bu hâlâ olabilir, çünkü biz [İsrail] Türkiye ile özellikle Suriye’de çatışabiliriz.”
Liel ayrıca İsrail’in bölgede daha tehditkâr bir güç haline geldiğini, buna karşılık Türkiye’nin Suriye’de artan etkisinin de İsrail için bir endişe kaynağı olduğunu belirtti. Gerilimlerin Suriye içinde İsrail ve Türk kuvvetleri arasında askeri çatışmalara yol açabileceği, bunun da daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşebileceği uyarısında bulundu. “İsrail’de şu anda Erdoğan’ın, İranlıların yaptığı gibi füze fırlatacağına dair bir korku olduğunu sanmıyorum, ama işlerin daha da kötüleşebileceğine dair bir korku var.”
Bu yazının İngilizce aslı, Mehmet Fırat Özgür imzasıyla “Netanyahu doesn’t care about the Kurds: Israeli diplomat Alon Liel” başlığıyla 6 Ekim 2026’da The Amargi’de yayımlandı.


