2 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

“Demokratik dönüşümün öznesi olma” çağrısı

 

“İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nın sonuç metninde, Türkiye’nin sorunlarının ortak bir demokratikleşme sorununun farklı görünümleri olduğu belirtilerek tüm kesimlere “demokratik dönüşümün öznesi olma” çağrısı yapıldı.

İstanbul’da iki gündür devam eden “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”, “Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı” metninin paylaşılmasıyla sona erdi.

Konferansta iki gün boyunca akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, aydınlar ve siyasetçiler tarafından Türkiye’nin demokratikleşmesinden Kürt sorununun çözümüne, barıştan ekolojiye, kadınlardan gençlere kadar birçok başlıkta sunumlar gerçekleştirildi.

Konferansın sonunda paylaşılan “Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı” metninde, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunların birbirinden bağımsız olmadığı vurgulandı. Metinde, tüm toplumsal kesimlere “demokratik arayışı büyütmeye, barış mücadelesini toplumsallaştırmaya ve demokratik dönüşümün öznesi olmaya” çağrısı yapıldı.

Metnin tamamı şöyle:

“Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda demokratik bir cumhuriyet ve yeni bir Türkiye fikrini yeniden düşünmek, ortak geleceğin imkanlarını tartışmak ve bu dönüşümün yollarını birlikte kurmak için bir araya geldik. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını demokrasi, eşitlik ve özgürlük perspektifiyle tartıştık.

Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı; ikinci yüzyılda siyasal, iktisadi, toplumsal, kültürel ve ekolojik alanda yapısal krizlerin yaşandığı ama aynı zamanda barış ve demokratikleşme taleplerinin yükseldiği bu dönemde; cesaret, coşku ve ısrarla birlikte yol yürüme kararlılığını pekiştiren önemli bir buluşma oldu. Konferansta birinci yüzyıl muhasebesini ve toplumsal-siyasal hafıza ile yüzleşme çağrısı yaparken geçmişten konuşsak da sözümüzü aslında içinde bulunduğumuz an’a ve geleceğe söyledik.

 BARIŞ VE ÖZGÜRLÜKLERE KURUMSAL GÜVENCE

Konferansımız önemli bir tarihsel imkâna işaret etmiştir. Kürt meselesinin demokratik ve barışçı çözümüne dönük gelişen olanaklar, yalnızca bir sorunun çözümünü değil, Türkiye’nin bütününün demokratikleşmesini güçlendirecek tarihsel bir eşiği ifade ediyor. Böylesi bir dönemde, barışı ve özgürlükleri kurumsal güvenceye kavuşturacak düzenlemelerin gecikmeksizin gündeme gelmesi, geçmişin inkâr ve dışlama politikalarıyla yüzleşen, toplumsal güveni yeniden tesis eden ve demokratik dönüşümün önünü açan güçlü bir siyasal irade ile güven verici adımların atılması yalnızca siyasal bir tercih değil, ortak geleceğe karşı bir sorumluluk olarak görülmelidir. İnanıyoruz ki böylesine bir gelecek, toplumun dönüştürücü gücü ile siyasal ve kurumsal dönüşümün buluştuğu yerde kök salabilir. Barış ve demokrasi aynı ufka açılan iki yol, aynı geleceği kuran iki kurucu değerdir.

DEMOKRATİKLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜN YEGÂNE GÜVENCESİ

Konferansta öne çıkan vurgulardan biri, barışın imkanları ve sorunlarını tartışırken aynı zamanda mevcut baskıların bir an önce sona erdirilmesi ve memleketin bütünüyle demokrasiye ve barışa yoğunlaşması gereği oldu. Biliyoruz ki siyaset alanına yönelik her türlü müdahalenin, demokratik iradenin gasp edilmesinin ve ülkeyi saran krizlerin çıkış yolu demokrasiden geçiyor. Demokrasiye yönelik her tür baskı Türkiye’yi daha derin bir çıkmaza sürüklüyor. Buna karşın, demokratikleşme hem özgürlüğün hem de istikrarın yegâne güvencesi olabilir.

Yürütülen tartışmalar bir kez daha gösteriyor ki Türkiye’nin temel sorunları birbirinden ayrı değildir ve ortak bir demokratikleşme sorununun farklı görünümleridir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey devletin demokratikleşmesinin zorunluluğu yanında toplumun kendi demokratik örgütlülüğünü geliştirmesi, dayanışma ağlarını büyütmesi, ortak yaşam zeminlerini güçlendirmesi ve demokratik siyasetin toplumsal temellerini genişletmesidir. Kalıcı demokratikleşme; demokratik bir toplumun inşası ile devletin hukuk, özgürlükler ve eşit yurttaşlık temelinde yeniden yapılanmasının birbirini beslediği bir süreçtir.

İçinden geçtiğimiz dönem yalnızca eleştirme ya da tanıklık etme dönemi değildir. Demokrasi, özgürlük ve eşitlik temelinde yeni bir ortak yaşamın imkânlarını çoğaltacak kurucu bir siyasal ve toplumsal iradeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Bu nedenle Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nı bir sonuç değil, uzun soluklu bir demokrasi arayışının, ortak düşünmenin ve ortak mücadele sürecinin yeni bir başlangıç buluşması olarak görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki demokratik bir gelecek kendiliğinden ortaya çıkmayacak; onu ancak demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesiyle birlikte kurabileceğiz. Geleceği inşa etmek ile demokrasi mücadelesini büyütmek aynı tarihsel zorunluluğun parçalarıdır. Bu ortak arayışı çoğaltmayı, yeni buluşmalarla derinleştirmeyi, toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi bugün ve gelecek için ortak sorumluluğumuz olarak görüyoruz.

“DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜN ÖZNESİ OLMA” ÇAĞRISI

Bu nedenle başta kadın, gençlik ve ekoloji hareketleri olmak üzere tüm toplumsal hareketleri, Türkiye’nin bütün demokratik güçlerini, emek ve meslek örgütlerini, hak ve özgürlük mücadelelerini, yerel inisiyatifleri, aydınları, sanatçıları, akademisyenleri ve ilk yüzyılda ‘dışarıda bırakılan’ ve geleceğe dair sözü olan herkesi; bu ortak demokratik arayışı büyütmeye, yeni buluşmalar ve dayanışma ağları örmeye, demokrasi ve barış mücadelesini toplumsallaştırmaya ve demokratik dönüşümün öznesi olmaya çağırıyoruz.

Konferansımız hem bir çağrı hem de davet buluşması olarak sesini duyurdu. Cumhuriyet’in demokratikleşmesine kapının biraz daha aralanmasının kolektif bir uğrağı olan bu buluşma ile;

Yeni yüzyıla çağrımız; toplumu ve devleti demokratikleştirecek, demokrasiyi birlikte kuracak ve barışı kalıcılaştıracak ortak iradeyi bugünden büyütme, ‘yeni bir pencere açma’ çağrısıdır, Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü çağrısıdır.”

 

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...