29 Eylül 2026
17.4 C
İstanbul

İbrahim Kalın’dan dikkat çeken açıklama: Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında kardeş savaşı zemini hazırlanıyor

Kalın, İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nde (STRATCOM) yaptığı konuşmada, pandemiden bu yana dünyanın birçok kritik eşikten, krizlerden ve kırılmalardan geçtiğini belirtti.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın 5. yılına girdiğini ve henüz savaşın nasıl biteceğine dair netleşen bir tablonun yer almadığını, İsrail’in Gazze’ye Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırıların da hala devam ettiğini aktaran Kalın, “Gazze barışını hayata geçirmek için çabalarımız devam ederken İsrail’in ihlalleri, işgal ve ilhak politikaları hiçbir şekilde ara vermeden devam ediyor” dedi.

“İsrail-ABD-İran savaşının ortasında bulunuyoruz”

Kalın, Suriye’de yaşananların da tüm bölgede hissedilmeye devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti: “Geçen sene haziran ayında yaşanan 12 günlük İsrail-İran savaşı, şu anda içinde bulunduğumuz savaşın fiili şartlarını da test eden, ortaya çıkaran bir niteliğe sahip idi. Şu anda ise 28 Şubat’ta başlayan, 1 aydır devam eden İsrail-ABD-İran savaşının ortasında bulunuyoruz. Bu savaşı önlemek, ilk planda ortaya çıkmasını engellemek için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Dışişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız, bizler, İletişim Başkanlığımız ve diğer ilgili tüm arkadaşlarımızla çok yoğun bir çaba sarf ettik. Her seferinde öngörülemezlik, kırılganlık, gücün keyfi kullanımı üzerine dayalı bir dünya sisteminin ancak yeni krizler ve savaşlar üreteceğini ifade ederek, bu tür çatışmaların ve yıkımların yaşanmaması için yoğun bir çaba sarf ettik. Bugün bu savaşın ortasında, yaklaşık 1 aylık süre içerisinde bir bu savaşın sona erdirilmesi, iki Türkiye’nin bu savaşın dışında tutulması için yoğun bir çaba sarf ettik.”

Bu çabaların da aralık vermeden devam ettiğini vurgulayan Kalın, “Bugün itibariyle de bu savaşın bütün bölgeye yayılmaması, daha yıkıcı hale gelmemesi, geleceğe dönük olarak da kalıcı hasara sebep olmaması için çabalarımızı yoğunlaştırıyoruz. Fakat maalesef İsrail’in başlattığı bu bölgesel savaşın giderek bir küresel krize dönüşmesi ve Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle, ‘8 milyarın bedelini ödediği bir savaşa dönüşmesi’ şu anda fiili bir gerçeklik olmaya doğru hızla ilerliyor. Tüm çabamız öncelikle bu savaşın bir an önce sona ermesi olacaktır” diye konuştu.

“Ateşe odun taşıyan taraf olmadık”

MİT Başkanı İbrahim Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu büyük savaşla birlikte bölgemizde aynı zamanda büyük bir fitne ateşinin yakıldığını da ifade etmeliyim. Bu savaşın hesaplanan sonuçlarından bir tanesi sadece İran’ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılması değil fakat bundan çok daha tehlikeli olarak bölgenin kurucu asli unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına zemin hazırlayacak adımların atılmasıdır. Bunlara karşı Türkiye olarak sonuna kadar teyakkuz halinde mücadele edeceğimizi ifade etmek isterim.

Biz Türkiye olarak hiçbir zaman fitne ateşine odun taşıyan taraf olmadık, olmayacağız. Gerekirse ateş topunu elimize alacağız, göğsümüzde soğutacağız ama onu hiçbir zaman fitne ateşine atmayacağız. Fitne ateşini yaymaya çalışanlara karşı da kendi dinamiklerimizle, değerlerimizle, liderliğimizle kendi önceliklerimizle karşı durmaya devam edeceğiz. Biz dostun ve düşmanın kim olduğunu bilerek hareket ediyoruz. Türkiye olarak bu istikametten ayrılmayacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.”

“Savaşı başlatanlar sadece İran’la sınırlı kalmıyor”

İran’a yönelik savaşın uluslararası hukuk açısından bir zemininin olmadığını vurgulayan Kalın, “Fakat bu savaşı başlatanların sadece İran’la sınırlı kalmayıp bölgede birtakım oldubittilerle, Lübnan’da, Suriye’de Filistin topraklarında ve başka yerlerde fiili durumlar yaratarak yeni imha, ilhak ve işgal politikaları peşinde olduğunu çok iyi biliyoruz. Özellikle Lübnan’da son günlerde yaşanan gelişmelerin, 74’te Golan Tepelerinde yaşanana benzer fiili bir durum yaratıp bunu bir imha, ilhak ve işgal politikasına dönüştürme girişimi olduğunu görüyoruz. Bunu önlemek için de çabalarımızı yoğunlaştırıyoruz” diye konuştu.

Kalın, “Türkiye olarak sadece Lübnan’da değil, Filistin topraklarında da bir oldubittiyle Filistinlilerin temel haklarının ellerinden alınmasını, Gazze ve Batı Şeria’da yaşanan ihlallerin görmezden gelinmesine müsaade etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum. Teselsülen başlayan ve birbirini tetikleyen savaştaki gelişmeler neticesinde bugün savaş İran’ın ötesinde tüm Körfez bölgesine yayılmış durumda. Elbette İran’a yapılan saldırılar ne kadar yanlışsa Körfez bölgelerine yapılan saldırıların da amaca hizmet etmediğini ifade etmemiz gerekiyor. Körfez’deki dost ve kardeş ülkelerle yaptığımız tüm görüşmelerde ve istişarelerde de bu savaşın bir an önce sona ermesi için, bölgenin kendi dinamiklerini esas alan bir perspektifle hareket etmemiz gerektiğinin altını çiziyoruz” ifadelerini kullandı.

Kalın, “Elbette İran’ın Körfez ülkelerine yaptığı saldırıları kabul edilemezdir ama savaşı başlatan ana aktörün kim olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. Bunun için de İsrail üzerindeki baskının artırılması, savaşı başlatan aktör üzerinde yoğunlaşılarak, bu savaşın bir bölgesel savaşa ve küresel krize dönüşmesini önlemek için çaba sarf etmemiz gerekiyor” dedi.

Müzakere masası kurulacak mı?

Bir müzakere masası kurulması için günlerdir yoğun bir çaba içerisinde olduklarını belirten Kalın, “Bize de her gün soruluyor. ‘Görüşme olacak mı, müzakere olacak mı, masa kurulacak mı?’ diye. Pakistanlı kardeşlerimizin bu konuda uzattıkları yardım elini, girişimi sonuna kadar destekliyoruz. Bu görüşmelerin olması için bir zeminin oluşması gerekiyor. Bu konuda Pakistanlı kardeşlerimizin de yetkin bir iş çıkaracaklarından en ufak bir şüphemiz yok” ifadelerini kullandı.

Kalın, şöyle devam etti:

“Savaştan önce olduğu gibi savaş başladığından beri her seferinde bir müzakere girişimini, bir diyalog ve iletişim kanalı açma çabasını sabote eden İsrail’in gene burada da son iki günde yaptığı saldırılarla bu girişimleri sabote etmek, boşa çıkartmak için yoğun bir çaba içerisinde olduğunu görüyoruz. Bu savaşı bitirmek için daha önce de ifade ettiğim gibi elimizden gelen çabayı aralıksız bir şekilde gece gündüz göstermeye devam edeceğiz. Savaş bittikten sonra da bölgedeki kalıcı hasarın bir an önce toparlanması, kalıcı hasarın oluşmaması için bölgemizde kendi dinamiklerimizi esas alan bir güvenlik mimarisinin kurulması için bir çalışma yapmak durumunda kalacağız. Bu süreci yönetirken yine Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve ilgili tüm kurumlarımızla birlikte ülkemizin güvenliği için, strateji konumlanması için, bölgesel perspektifi için birtakım önemli dersler çıkartıyoruz. Bu dersler neticesinde de ülkemizin güvenlik duvarını güçlendiriyor, dayanıklılık vasfımızı kuvvetlendirmeye çalışıyoruz.”

Son Haberler

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Geçen hafta ertelenmişti: Üçüncü kafile Serêkaniyê’ye dönecek

Serêkaniyê Zorla Yerinden Edilenler Komitesi, 500’den fazla ailenin 29...

Bese Hozat: ‘Öcalan barış ve demokratik toplum sürecinin koordinatörüdür’

Bese Hozat’ın Medya Haber TV’deki açıklamalarında demokratik entegrasyon, yerel...

Rusya’dan Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye olası transferine yeşil ışık

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin S-400 füze sistemlerinin...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

AK Parti’li Sayan Kaya ve eşi hakkında vurgun iddiası: ‘Soruşturma başlamadan paraları çekmişler’

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü...

Hakan Fidan’dan Şengal ve Beşika açıklaması!

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Irak’ın ülkedeki tüm silahlı...

Türkiye Gündemi

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”