Suriye Arap Ordusu ve Şam destekli silahlı grupların 6 Ocak’ta Halep’te iki Kürt mahallesine yönelik saldırısı ile başlayan süreç, Suriye Savunma Bakanlığı’nın omurgasını Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğı DSG’nin kontrolündeki bölgeleri “savaş bölgesi” ilan etmesi ile yeni bir aşamaya geçti.
Ardından Şam’a bağlı kuvvetler, SDG’ye yöneldi. SDG, 48 saatten kısa bri sürede Fırat Nehri’nin doğusuna çekildi. Suriye ordusu ve silahlı gruplar Rakka ve Deyrezor’un yanı sıra Kamışlo ve Kobani’yi birleştiren hat da dahil olmak üzere SDG’nin kontrolündeki bölgelerin büyük bölümünü ele geçirdi.
Kürtler tüm bu olup bitenler karşısında ABD’yi “kendilerini yüzüstü bırakmakla” suçladı. 18 Ocak’ta imzalanan ateşkese rağmen Rakka, Kobani ve Haseke çevresinde çatışmaların sürdüğü bildiriliyor.
Peki bu sürece nasıl gelindi ve ABD, 2014’ten itibaren Suriye’de IŞİD ile mücadelede en önemli müttefiki olan SDG’ye nasıl sırtını döndü?
Reuters haber ajansı; Şam, Paris ve Erbil’de kapalı kapılar ardında yürütülen ve Suriye’deki güç dengelerini radikal bir şekilde değiştiren diplomasi trafiğinin perde arkasını yazdı.
Dokuz farklı kaynağa dayandırılan habere göre ABD, eski müttefiki DSG aleyhine işleyen sürece engel olmayarak, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın ilerleyişine fiilen yol verdi.
Paris toplantısı: Operasyona “yeşil ışık” yakıldı
Sürecin dönüm noktası, Halep olaylarından bir gün öncesinde, 5 Ocak’ta Paris’te düzenlenen ve İsrail ile ABD’li yetkililerin de katıldığı güvenlik zirvesi oldu.
Reuters’a konuşan kaynaklar, Suriye heyetinin bu toplantıda SDG kontrolündeki bölgelere yönelik “sınırlı bir operasyon” önerdiğini ve buna karşı İsrail ve ABD’den herhangi bir itirazla karşılaşmadığını belirtti.
Suriyeli bir yetkili, Türkiye’den gelen “Kürt sivil halk korunduğu sürece Washington’ın operasyona onay vereceği” mesajının da Şara yönetimini cesaretlendirdiğini ifade etti.
SDG’li siyasetçi Hediye Yusuf, bu durumu “Paris’teki anlaşma bu savaş için yeşil ışık yaktı” sözleriyle özetledi.
Erbil’deki görüşme: “Yeni ortağımız Şara”
Şam’a bağlı grupların Rojava Özerk Yönetimi’nin kontrolü altındaki bölgelere yönelimi sürerken, 17 Ocak’ta Kürdistan Bölgesi’nde gerçekleşen kritik görüşme, ABD’nin DSG konusunda artık tavır değiştirdiğini ilan etmiş olması ile sonuçlandı.
ABD Temsilcisi Tom Barrack’ın, başkent Erbil’de SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile bir araya gelerek, “ABD’nin çıkarlarının artık SDG ile değil, Şara yönetimi ile örtüştüğünü” bizzat ilettiği iddia edildi.
Her ne kadar SDG bu hesabı reddetse de, diplomatik kaynaklar Washington’ın eski müttefikine verdiği desteği geri çektiği sinyalini o gün netleştirdiğini belirtiyor.
Şara’nın riskli adımları ve “son dur” ihtarı
Suriye hükümeti güçleri, başlangıçta önerilen “sınırlı operasyon” sınırlarını aşarak Arap nüfusun yoğun olduğu bölgeleri (Rakka ve Deyrezor) hiç bir direniş olmadan hızla ele geçirdi ve Kürtlerin elindeki son şehirlere (Haseke) yöneldi.
19 Ocak’ta Şam güçlerinin ateşkesi ihlal ederek ilerlemeye devam etmesi, Washington’da öfkeye ve Kürt sivillere yönelik olası katliam endişesine yol açtı.
ABD’li kaynaklara göre Kongre üyeleri, çatışmaların sürmesi halinde Suriye’ye yeniden yaptırım uygulamayı değerlendirmeye başladı.
Bu kritik eşikte Şara, salı günü ani bir kararla yeni bir ateşkes ilan ederek Washington’ın endişelerini giderdi ve yaptırım riskini ortadan kaldırdı.
“SDG’nin görevi sona erdi”
Şara’nın ateşkes ilanıyla birlikte ABD Temsilcisi Tom Barrack’tan SDG’nin Suriye’deki geleceğine ilişkin bir açıklama geldi.
Barrack, SFG’nin IŞİD’e karşı bir muharip güç olarak işlevinin “büyük ölçüde sona erdiğini” ve Kürtler için en büyük fırsatın Şara’nın yeni hükümeti altında entegre olmak olduğunu savundu.
Analistler, bir zamanlar El Kaide’nin yerel kolunun lideri olan Şara’nın, Donald Trump yönetimi altında ABD’nin Suriye’deki “favori ortağı” haline gelerek stratejik bir zafer kazandığını öne sürüyor.
SDG ise müttefiki tarafından terk edilmenin şokunu yaşarken, bölgede Kürtlerin otonom yapısını korumaya çalışıyor.



