29 Eylül 2026
17.6 C
İstanbul

Narin Güran cinayetinde yeni gelişme: Nevzat Bahtiyar detayı, görüntüler Yargıtay’a sunuldu

Bağlar ilçesi kırsal Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos 2024’te kaybolduktan sonra arama çalışmalarının 19’uncu gününde dere yatağında çuvalda, üzeri 30, 25 ve 20 kilo ağırlığındaki 3 taşla kapatılıp, çalılıklarla gizlenmiş halde cansız bedeni bulunan Narin Güran’ın ölümüne ilişkin 4 kişi hakkında Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Aracında Narin’e ait DNA ve kıl örneği bulunan amcası Salim Güran, annesi Yüksel Güran ve ağabeyi Enes Güran ile gözaltına alındıktan sonra cesedi dere yatağına taşıdığını itiraf eden komşuları Nevzat Bahtiyar hakkında ‘İştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. 28 Aralık’ta görülen davanın 2’nci duruşmasında Salim Güran, Enes Güran ve Yüksel Güran’a ‘İştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Nevzat Bahtiyar’a ise ‘Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mahkeme, sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmetti.

Mahkemenin verdiği ceza oy çokluğuyla onandı

Tutuklu sanıkların avukatları, şikayetçi sıfatıyla baba Arif Güran’ın avukatları, ‘katılan’ sıfatıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Diyarbakır Barosu tarafından verilen istinaf dilekçeleri, Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde incelendi. 17 klasörden oluşan dava dosyası ile istinaf başvuruları, değerlendirme yapılması için Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi’ne gönderildi. Dosyayı ve başvuruları inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, 26 Mayıs’ta verdiği kararda, mahkemenin 4 sanık hakkında verilen hapis cezalarını oy çokluğuyla onadı. Öte yandan Mahkeme Başkanı da gerekçelerini sıralayarak karara şerh koydu. Mahkeme Başkanı, şerhinde dosyadaki kamera kayıtları, baz raporları ve DNA bulgularının eksik ve yetersiz incelendiğini, özellikle Nevzat Bahtiyar’ın hareketlerinin detaylı görüntü analiziyle netleştirilmesi gerektiğini belirtti. Anne, ağabey ve amcanın birlikte ve kısa sürede Narin’i öldürdüğü yönündeki kabulün akla ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu vurguladı. Ayrıca, PSA ve kıl örnekleri gibi kritik delillerin bilimsel olarak yeterince araştırılmadığını, tüm bu eksik incelemeler nedeniyle kararın bozulması gerektiğini ifade etti.

Hindistan merkezli bilişim firması görüntüleri inceledi

Salim Güran’ın avukatı Onur Akdağ’ın başvurusu üzerine, Hindistan merkezli Brilliant Forensic Investigation (BFI) firması, Narin Güran’ın ölümüne ilişkin dosyada yer alan Daran-2 askeri üssü ve çevredeki kamera kayıtlarını inceledi. BFI uzmanları, ayrıca Almanya’dan Profesör Dirk Labudde ve Ulusal Kriminal Büro tarafından hazırlanan raporları değerlendirerek orijinal görüntüler üzerinde teknik analiz yaptı.

122 sayfalık detaylı raporda, kamera görüntülerinde tespit edilen gölgeler ve insan hareketleri incelendi. Teknik analizde okul kamerasının gerçek zamandan 4 dakika, Daran-2 askeri üssü kamerasının ise 6 dakika 45 saniye ileri olduğu tespit edildi. Rapor, 29 Haziran’da Avukat Onur Akdağ tarafından temyiz dilekçesine eklenerek Yargıtay’a gönderildi.

Dilekçede, müvekkilinin tahliyesi ve dosyanın duruşmalı olarak incelenmesi talep edildi. Ayrıca, Nevzat Bahtiyar’ın yetersiz cezalandırıldığı, bu nedenle ‘Çocuğun kasten öldürülmesi’, ‘Çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘Hürriyeti tahdit’ suçlarından ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği talep edildi.

“Bahtiyar’ın evinin yakınında büyük gölge küçük gölgeyi karşılıyor”

Raporda, okul kamerasında Narin Güran’ın, 21 Ağustos 2024 saat 15.15.09’da koyu renkli tişört ve şort giydiği, omuzunda çapraz çanta taşıdığı, bu görüntünün gerçek saate göre 15.11.09’a denk geldiği belirtildi. Narin’in daha sonra patikaya ilerlediği, patikada yürüdüğü sırada Nevzat Bahtiyar’ın evinin yakınında insan benzeri büyük bir gölge tespit edildiği, bu gölgenin Nevzat Bahtiyar’a ait olma ihtimalinin yüksek olduğu belirtildi. Görüntülerde, büyük ve küçük gölgenin 15.19.49’da birbirine çok yakın olduğu ve bunun da olası bir çatışmanın habercisi olduğu, saat 15.19.54’te küçük gölgenin aniden kaybolduğu, büyük gölgenin ise ahır yönüne ilerlediği, bu durumun Narin’in burada kaçırıldığı ihtimalini güçlendirdiği ifade edildi.

“Arif Güran’ın evinin çevresinde insan veya araç hareketi görülmedi”

Raporda, Narin Güran’ın 15.16.00 ile 15.40.45 saatleri arasında evine dönüşüne dair herhangi bir insan hareketine rastlanmadığı, aynı saat aralığında Arif Güran’ın evinin çevresinde de insan veya araç hareketi görülmediği vurgulandı.

Sanık Nevzat Bahtiyar’ın, Narin’in cansız bedenini Arif Güran’ın evinden alıp ahırına taşıdığı yönündeki ifadesinin kamera kayıtlarıyla örtüşmediği, iyileştirilmiş görüntülerde Nevzat Bahtiyar’ın o güzergahta herhangi bir hareketinin tespit edilmediği ifade edildi. Raporda, saat 15.41.27’de köyün yaklaşık 300 metre dışında stabilize yolda koyu renkli, muhtemelen kırmızı bir aracın köyden ayrıldığının tespit edildiği, bu aracın olay saatlerinde köyden çıkan tek araç olduğu belirtildi. Aracın hareketinin Daran-2 askeri üssü güvenlik kamerasına da yansıdığı aktarıldı.

BFI raporunda, ayrıca daha önce hazırlanan Ulusal Kriminal Büro (UKB) ve Alman uzman Dirk Labudde’nin raporlarında hesaplama ve görüntü analizlerinde hatalar bulunduğu, güvenilirliğin zayıf olduğu vurgulandı.

8K çözünürlükte iyileştirilen kamera görüntüleri Yargıtay’a gönderildi

Narin Güran’ın babası Arif Güran’ın mahkemede istediği ve mahkeme başkanı tarafından duruşma salonunda izletilen Daran-2 üs bölgesine ait BFI tarafın 8K çözünürlükte iyileştirilen kamera görüntüleri firma tarafından avukat Onur Akdağ’a ulaştırıldı. Akdağ, görüntüleri Yargıtay’a gönderilmek üzere Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi’ne sundu.

Görüntülerde Avukat Onur Akdağ, Nevzat Bahtiyar olarak belirtilen büyük karartının Narin Güran diye belirtilen küçük karartıyı tepeye çıkmadan karşıladığını, Bahtiyar’ın ahırı diye belirtilen yere götürüp, aşağı attığı, ayrıca Arif Güran’ın evinde ve ahırı çevresinde de hareketlilik olmadığının görüldüğünü söyledi.

“Birçok karanlık nokta hala gün yüzüne çıkarılamamıştır”

Avukat Onur Akdağ 11 aylık süreç zarfında Narin Güran’ın kim tarafından, nasıl ve hangi saikle öldürüldüğünün tespit edilemediğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Gelinen aşamada dosya Yargıtay sürecinde. Ancak bu Yargıtay sürecine rağmen yani soruşturma safahatı, kovuşturma safahatı, yargılama safahatı ve istinaf safahatine rağmen bu çocuğun cinayetine ilişkin birçok karanlık nokta hala gün yüzüne çıkarılamamıştır. İnsanların da merak ettiği budur. Bu çocuk kim tarafından öldürüldü ve öldürülme yeri nerede ve bu çocuğun öldürülme saiki nedir? Şimdi biz soruşturma aşamasından bu yana dosyada Salim Güran’ın avukatlığını üstlenmekteyiz. Maalesef ki soruşturma etkin yürütülmedi. Soruşturmada masumiyet karinesi ihlal edildi. Lekelenmeme hakkı ihlal edildi, etkin soruşturma yürütülmedi. Nevzat Bahtiyar’ın ailesi Güran ailesinin sorgulandığı usullerde, sorgulandığı gibi etkin bir şekilde sorgulanmadı. Delil karartma iddiası söz konusu, ailenin işkence iddiası söz konusu. Bütün bu iddialara rağmen yargılama bu şekilde tamamlandı.”

“PSA konusu araştırılmadı”

Avukat Akdağ’ın Narin Güran’ın mahrem yerinde PSA bulunduğunu belirterek, sözlerine şöyle decam etti:

“Şimdi biz çocuğun hangi saikle öldürüldüğünü merak ederken, PSA konusu çok önemliydi. Bu PSA konusunun araştırılmasını ben ilk celse ile ikinci celse arasında mahkemeden talep etmiştim. PSA konusu araştırılmadı. Çünkü çocuğun en mahrem yerinde PSA bulunuyordu. Buna rağmen şimdi bu PSA bize bir faili ortaya çıkarabilecek en güçlü delildi, 19 gün boyunca çocuk bulunamadı. 19 günün sonunda bulunan çocuğun en mahrem yerinde bir PSA bulunduğu zaman bu araştırılmaya değer bir konudur. Ancak bu hususlarda araştırılmadı. Şimdi biz yargılama sürecinde Salim ve özellikle Nevzat Bahtiyar’ın dijital verilerinin teknik incelemeye alınmasını talep etmiştik. Salim Güran’ın internet yoğunluğundan bahsetmiştik. Nevzat Bahtiyar’ın internetinin hakeza hiç yoğun olmadığını, telefonunun bir ölü gibi olduğunu, çünkü cinayet işlemek ile meşgul olduğunu, elinin dolu olduğunu mahkemeye söylemiştik. İstinaf aşamasında da Tuncay Beşikçi’nin raporu ile birlikte bütün dijital deliller ortaya çıktı. Neticede Salim Güran’ın Nevzat Bahtiyar’ın atfı cürüm niteliğindeki beyanlarına rağmen Salim Güran’ın telefonunun yoğun bir şekilde internete girdiği, altın fiyatlarını sorguladığı, WhatsApp’a girdiği, Instagram’a girdiği, bu gibi internet sitelerine girdiği, buna rağmen Nevzat Bahtiyar’ın hiçbir şekilde cinayet dakikalarında internete girmediği, Salim Güran’ın telefonunun şarjda olduğu, tam da cinayet dakikalarında şarjda olduğu ve adımının 45 adım olduğu ortaya çıktı ve fatura ödediği ortaya çıktı. Şimdi bütün bunlara rağmen maalesef istinaf mahkemesi yine üç sanık hakkında topyekun çocuğun kasten öldürülmesinden dolayı iştirakten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi.”

“Yere atma şeklinde bir müdahale ile Narin Güran kayboluyor”

Akdağ, raporda olay örgüsünü tespit ettiklerini belirterek, iyileştirilmiş görüntülere dair şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yani iyileştirmiş olduğumuz görüntülerde Nevzat Bahtiyar’ın yaklaşık gerçek zaman diliminde 15.10 civarlarında kendi ahırı ve evinin orada bulunduğu, yaklaşık olarak 15.11.30’uncu saniyede ilk kez Narin Güran’ın patikada olduğunu, tezeklerin orada bulunduğunu, 15.11.40’ta ise Nevzat Bahtiyar tarafından Narin Güran’ın yolunun kesildiğini tespit ettik ve netice itibarıyla da 15.13 civarlarında da Narin Güran’a ahır civarında müdahale ediliyor ve ahırda Narin’i yere atma şeklinde bir müdahale ile Narin Güran kayboluyor. Türkiye’nin her yerine biz bu görüntüleri gönderdik. Şimdi Daran-2 kamerası biliyorsunuz çözünürlüğü çok kötü bir kamera. Dönen kameralar silindi. Havalimanı kamerası o gün çalışmadığı bize söylendi. Yani ihmaller zinciri saymakla bitmez. Ancak biz yılmadık. Günün sonunda bir arkadaşımız sayesinde görüntüyü iyileştirme konusunda uzman, yazılım mühendisi Amerika Birleşik Devletleri’nde alanında uzman ve iyi bir kurumda çalışan yazılım mühendisi tarafından görüntümüz boyut itibariyle 8K seviyesine getirildi. Görüntülerde insanlar şunu izleyecek. Nevzat Bahtiyar’ın kendi konum itibarıyla, lokasyon itibarıyla çocuk daha patikaya yeltenmeden kendi ahırı civarında olduğu, Narin patikaya yeltendiği zaman okul kamerasında görüyoruz. 15.09’da 4 tane kuzeninden ayrılıyor. Okul kamerasında ayrıldıktan sonra Nevzat Bahtiyar tarafından yolunun kesildiği ve Nevzat Bahtiyar’ın kendisini büyük ihtimal kandırarak, önüne katarak ahırına doğru götürdüğü ve kendisine böyle bir yere atma gibi bir hareket gerçekleştiği, bunu net bir şekilde kameramızda tereddüde yer vermeyecek şekilde görüyoruz. Bununla birlikte PSA’nın araştırılması gerektiğini biz yine yineliyoruz. Bunu Yargıtay’a bugün itibariyle sunduk. Görüntü ve raporumuzun aslını da bugün itibariyle İstinaf 1. Ceza Dairesi kanalıyla Yargıtay’a sunmuş bulunmaktayız. Şimdi gerçekten soruşturma çok kötü yürütüldüğü için Güran ailesi toptan kriminalize edildi, şeytanlaştırıldı. Nevzat Bahtiyar bulunduğu zaman Nevzat Bahtiyar’ın hikayesine inandılar. Çünkü Salim katil ilan edilmişti. Yani Salim’in katil ilan edilmesi, DNA raporlarının çarşaf çarşaf medyada sergilenmesi ile sunulmasıyla birlikte Nevzat Bahtiyar artık o ifadeleri ezberledi, mükemmelleştirdi ifadelerini. Geldiği zaman, her zaman Salim’den bahsetti. Salim yaptı, Salim etti, Salim götürdü. Aslında doğru tektir. Nevzat Bahtiyar’ın soruşturma aşamasında 3 tane ifadesi söz konusu. Birincisinde diyor ki ben arabadan aldım. İkincisinde diyor ki evime getirdim. Üçüncüsünde de diyor ki ben Arif Güran’ın evinden aldım. Şimdi sen eğer bu cinayeti işlemediysen, bu cinayette herhangi bir parmağın yoksa doğru bir tektir. Yani sen bu çocuğu nereden aldın? Bunu insan sorar ve sorgulamak gerekir. Ancak kimse sorgulamadı ve biz iyileştirdiğimiz görüntülerle aslında çocuğun hiçbir şekilde patikaya çıkmadığını, Nevzat Bahtiyar tarafından müdahale edildiğini, Nevzat Bahtiyar tarafından patikanın başında alınıp ahırına doğru götürüldüğünü tespit ettik. Nevzat Bahtiyar tam da cinayet dakikalarında bir cinayeti sorguluyor. Ünlü bir DJ’in cinayetini. Şimdi bunu biz Salim Güran’ın telefonunda görmüş olsaydık Salim Güran artık kesin katil ilan edilmişti. Ama Nevzat Bahtiyar olunca maalesef ona karşı bir çifte standart, çifte kayırmacılık söz konusu. Bununla birlikte Nevzat Bahtiyar’la Salim 3 ay konuşmamış demiştik ve 3 aydır konuşmadığı yetişkin bir yabancıya getirip suçumu, günahımı söyleyip çocuğun cesedini teslim edeceğim. Yani bu hayatın olağan akışına tamamen terstir. Umarım adalet tecelli eder. Biz adaletin tecelli etmesini istiyoruz. Yargıya müdahale edilmemesini istiyoruz.”

Son Haberler

Rusya’dan Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye olası transferine yeşil ışık

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin S-400 füze sistemlerinin...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

AK Parti’li Sayan Kaya ve eşi hakkında vurgun iddiası: ‘Soruşturma başlamadan paraları çekmişler’

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü...

Hakan Fidan’dan Şengal ve Beşika açıklaması!

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Irak’ın ülkedeki tüm silahlı...

Lavrov: Suriye’de Kürtlerle ilişkilerimiz iyi, Rusya yardıma hazır

Sergey Lavrov, Suriye’deki neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilere sahip olduklarını belirterek, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Mazlum Abdi’yi de bu kapsamda saydı. Lavrov, ilgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istemesi halinde yardıma hazır olduklarını söyledi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sonrası New York’ta düzenlediği basın toplantısında Rûdaw New York muhabiri Namo Abdullah’ın sorusunu yanıtlayan Lavrov, Suriye’deki Kürtlerin durumu ve yeni Suriye Anayasası’nda Kürt haklarının güvence altına alınmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var” Lavrov, Suriye’deki Kürt hareketleriyle ilişkilerine dikkat çekerek, “Suriye Demokratik Güçleri de dahil olmak üzere neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var. Sayın Mazlum’la da...” dedi. Kürt hareketlerinin daha önce yaşadıkları krizlerde Rusya’ya başvurduğunu belirten Lavrov, Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundan çekileceğini açıklamasının ardından SDG’nin Rusya’dan yardım istediğini söyledi. Lavrov, “Bunun üzerine Suriye Demokratik Güçleri hemen bize başvurdu: ‘Lütfen bu süreçlerde bize yardımcı olun.’ Yardım etmeye başladık” ifadelerini kullandı. “Taraflar isterse dinlemeye hazırız” ABD’nin daha sonra Suriye’ye geri döndüğünü ve SDG’nin Rusya’ya olan ilgisinin azaldığını belirten Lavrov, “Dolayısıyla biz her zaman yardım sağlamaya hazırız” dedi. Suriye’nin kuzeydoğusunun Şam’daki merkezi yönetimle ilgili belgeyi gönüllü olarak imzalamayı kabul ettiğini belirten Lavrov, bunun “onların egemen kararı” olduğunu ifade etti. Rusya’nın gelecekte Suriye’de rol üstlenmesine ilişkin ise Lavrov, “İlgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istediği bir durum olursa, biz dinlemeye hazırız” diye konuştu. “Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım” Rûdaw muhabiri Namo Abdullah’ın Kürtlerin dilsel, kültürel ve siyasi haklarının yeni Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması konusunda Rusya’nın Suriyeli yetkililerle görüşmelerinde girişimde bulunup bulunmadığı yönündeki sorusuna Lavrov, Kürtçe konusunda herhangi bir yasaklama duymadığını söyledi. Lavrov, “Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım, hiç duymadım” ifadelerini kullandı. Rus Bakan, Suriye’deki durumun Ukrayna’daki durumla aynı olmadığını belirterek, Ukrayna yönetiminin “milliyetçi görüşlerini” uyguladığını söyledi. Namo Abdullah: Geçen ay Suriye’de Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim, on yılı aşkın bir süredir faaliyet gösterdikten sonra sona erdi. Şimdi Suriye’deki Kürtler, dilsel ve kültürel haklarının yanı sıra ülkedeki siyasi haklarını korumak için mücadele ediyor. Rusya uzun süredir kendisini tüm Ortadoğu’da Kürt haklarının destekçisi olarak tanıtıyor. Suriyeli mevkidaşlarınızla yaptığınız görüşmelerde, önümüzdeki süreçte Kürt haklarının yeni Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması için baskı yapıyor musunuz? Sergey Lavrov: Bakın, sevgili meslektaşım, Suriye Demokratik Güçleri de dahil olmak üzere neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var. Sayın Mazlum’la da... Sanırım bu insanları tanıyoruz. Ne zaman bir kriz yaşasalar, örneğin Amerikalılar onları desteklemeyi bıraktığında... Bu, Donald Trump’ın ilk döneminde onların Suriye’nin kuzeydoğusundan çekileceğini açıkladığı zamandı. Bunun üzerine Suriye Demokratik Güçleri hemen bize başvurdu: “Lütfen bu süreçlerde bize yardımcı olun.” Yardım etmeye başladık. Daha sonra Amerikalılar geri döndü ve Suriye Demokratik Güçleri’nin bize olan ilgisi azaldı. Dolayısıyla biz her zaman yardım sağlamaya hazırız. Ancak Suriye’nin kuzeydoğusunun gönüllü olarak Şam’daki merkezi yönetimle ilgili belgeyi imzalamayı kabul etmiş olması bir gerçek. Bu onların egemen kararıdır. Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım, hiç duymadım. Bu, Ukrayna rejimi gibi değil; rejim gerçekten kendi milliyetçi görüşlerini uyguluyor. Dolayısıyla şunu anlamak istiyorum: Gelecekte, ilgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istediği bir durum olursa, biz dinlemeye hazırız.

‘İran’ın artık ABD’ye güveni yok’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri...

Rojava’da tartışmanın ekseni değişti: Statüden siyasi haklara

SAMER’in 175 X paylaşımını inceleyen araştırmasına göre, DSG’nin Suriye...

Türkiye Gündemi

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”