30 Temmuz 2026
27.4 C
İstanbul

Bahçeli: YPG’ye ilişkin: 10 Mart 2025 mutabakatına hala riayet etmemesi, ülkemizin güvenliğini tehdit ediyor

TBMM’de yeni süreç doğrultusunda kurulacak komisyon 51 kişiden oluşacak. Komisyonu’nda yer alacak 51 milletvekilinin isimlerinin 31 Temmuz Perşembe günü saat 17.00’ye kadar TBMM Başkanlığına bildirilmesi istendi.

Komisyonda, MHP’den yer alacak isimler belli oldu.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş imzasıyla Meclis’te grubu bulunan AK Parti, CHP, DEM Parti, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi grup başkanlıkları ile HÜDA PAR, Yeniden Refah Partisi, Türkiye İşçi Partisi (TİP), EMEP, DSP ve DP’ye gönderilen yazıda, yeni süreç hedefi doğrultusunda TBMM bünyesinde Komisyon kurulacağı belirtildi.

Yazıda, AK Parti’den 21, CHP’den 10, DEM Parti ve MHP’den 4’er, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi’nden 3’er, HÜDA PAR, Yeniden Refah Partisi, TİP, EMEP, DSP ve DP’den 1’er milletvekilinin isimlerinin, 31 Temmuz Perşembe günü saat 17.00’ye kadar TBMM Başkanlığına bildirilmesi istendi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinden komisyonda yer alacak isimlerin Feti Yıldız, Levent Bülbül, Halil Öztürk ve Yücel Bulut olacağını açıkladı.

Bahçeli’nin iç ve dış gelişmelere ilişkin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye Cumhuriyeti devleti, muazzam bir aklın, muharrik bir ahlakın, mutena bir sabrın, muhteşem ve müteyakkız bir mücadelenin iman ve iradeyle yoğrulması mucibince tarih sahnesindeki yerini almıştır. Türk milletinin bağımsızlığı çok ağır bedeller ödenerek, vatan topraklarının her karışı şehit kanlarıyla örtülerek, nice feragat ve fedakarlık örnekleriyle kazanılmıştır. Dün olduğu gibi bugün ve yarın da, istiklal ve istikbal haklarımızın muhafaza ve müdafaası toplu vuran milli yüreklerin şeref ve namus meselesi olarak görülecek, hiçbir şekilde taviz veya teslimiyet bahsinden söz açılamayacaktır.

Türkiye’miz her alanda barış ve kardeşliği tesis ve temin ederek Cumhuriyet’in yeni yüzyılında gücüne güç katacak, muadil ve mütehakkim ülkelere fark atacaktır. Bilhassa etnik ve mezhep temelli bölücülüğün bütün izleri kazınıp “Terörsüz Türkiye”nin tam ve eksiksiz ikmaliyle birlikte sosyal gelişme, milli bütünleşme, ekonomik büyüme sacayağında medeniyetler liginde liderliğe oynayan, ülkeler arasında sivrilip öne atılan bir devletin doğuşu beşeriyetin gözü önünde cereyan edecektir.

Hamd olsun ülkemizin varlığı ebedi, vakarı ve vaziyeti müessirdir. Başkent Ankara, yalnızca yönetim merkezimiz değildir. Aynı zamanda Anadolu jeopolitiğinin gerçeğinden doğmuş stratejik mihverimizdir. Tarihin derinlerinden beslenen ve ders çıkartan devlet ve yönetim aklının da siyasi karargahıdır.

“Türkiye’nin güvenliği en yüksek hassasiyettir”

Bunun yanı sıra varlığı ve sürekliliği hem bu günümüzün hem de kutlu ülkülerimizin devamı ve güvencesi olacaktır. Bugünkü gerçekler, maruz ve muhatap kaldığımız sorunları başka başkentlerden bakarak çözme imkanı vermemektedir. Hiç kuşkusuz yeryüzünün her noktasına Ankara’dan bakmak mecburidir. Başka başkentlerin veya merkezlerin tesirinde kalarak yapılacak yorum ve yaklaşımları savunmak, düşürülmek istenen küresel tuzaklar için bir bahane yaratacaktır. Ankara’nın ve Türkiye’nin güvenliği en yüksek hassasiyettir.

Türkiye mevcut ağırlığı ve potansiyeliyle bölgesinde hayata tutunmak için çığlıklar içinde çırpınan mazlumlar için güven kaynağı ve ihtiyaç halinde barınacakları en emin sığınaktır. Türkiye’nin varoluşu geniş bir coğrafi ve jeopolitik eksende zorda kalanlar için umut ve ufuktur.

Kerkük’ün, Gazze’nin, Urumçi’nin, Kudüs’ün, Tebriz’in, Arakan’ın, Trablus’un, Şam’ın ve daha nice hatıramızda mühim ve müstesna mevkii bulunan gönül coğrafyalarımızdaki şehirlerin ve buralarda yaşayan kardeşlerimizin ıstırapları milli yüreklerde biteviye hissedilmektedir.

Barbar bir abluka altında tutulan Gazze’de özellikle çocuklar açlık ve susuzluktan dolayı can vermektedir. İnsanlık değerlerini alaşağı eden, hiçbir kitap ve inançla bağdaşmayan Siyonist canilik Gazze Şeridi’ne mezalim ve merhametsizlik çukuru kazmış, kimi bulduysa içine atmıştır. Birleşmiş Milletler’in açlık içinde kıvranan Gazzelilerin “yürüyen cesetlere benzemeye” başladığını açıklaması kelimenin tam anlamıyla sefalet içinde debelenen ikiyüzlülüktür.

Bu çerçevede kanayan insani ve uluslararası sorunları etkisiz, aciz ve atıl halde seyreden Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na üye ülke olmanın bir anlamı olmadığından bu kuruluşla ilişki ve irtibat yeni baştan gözden geçirilmelidir. Ahlaken ve hukuken sorumluluk taşıyan uluslararası bir kuruluşun kitlesel açlık ve şiddet kurbanı olan milyonlarla ilgili durum tespitiyle oyalanması korkunç bir tükenmişliktir.

Bir damla su, bir dilim ekmek, nefes alacak kadar da haysiyet ve hürriyet arayışında olan Gazzeli kardeşlerimizin yokluğa, yoksulluğa ve yok oluşa hapsedilmesi içinde bulunduğumuz çağın dehşet uyandıran trajedisi ve sistematik katliam tipolojisidir.

Terör devleti İsrail’in Gazze’ye gıda ve su ulaşımını engellemesi eşi ve benzeri görülmemiş kana susamışlıktır. Bölgesel ve küresel barış görüşmelerinin ana üssü olan, savaşan veya çatışan tarafları müzakere ve mutabakat masasına çekme muvaffakiyeti gösteren Türkiye’nin; aktif, atik, atılgan ve çok boyutlu diplomasi kanalıyla Gazze’ye insani yardımların sevk edilmesinde öncü rol oynaması kaçınılmaz bir insani ihtiyaçtır.

İslam ve Arap ülkelerinin Gazzeli çocukların feryat figanlarına sessiz kalmaları, en azından harekete geçmekte oldukça gecikmeleri ne yazık ki utanç duyulacak bir samimiyetsizliktir.

“İsrail’in sonunu hazırladığı ortada”

İsrail’in sonunu hazırladığı açık ve ortadadır. Geride kalan 20 ay içinde 5 ülkeye saldıran, devamlı alarm durumunda bulunan, insani, hukuki ve vicdani değerlerden bütünüyle sıyırılıp ayrılan İsrail’in hem bölgemiz hem de küresel sistem içinde tahammülü mümkün olmayan bir sınıra dayandığı da bir başka gerçektir.

Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğünü sarsmanın yanında sosyal ve toplumsal dengesini bozucu müdahalelerin orta yerine konuşlanan İsrail hükümetine, inanıyorum ki en ağır faturayı savaş karşıtı İsrail toplumu kesecektir. Netanyahu akıttığı kanların hesabını damla damla verecek, aldığı ahların hitamında hayatı boyunca rezil rüsva olmuş bir soykırımcı olarak anılacaktır.

Bu gelişmeler yaşanıyorken Fransa’nın Filistin’i tanıyacağını açıklaması son derece saygın bir karardır. Dileğimiz bu cesur, isabetli, hakbilir ve haktanır kararların dalga dalga yayılması, soykırım şebekesi İsrail’in hür dünyadan soyutlanması ve dışlanmasıdır.

YPG’ye ilişkin: 10 Mart 2025 mutabakatına hala riayet etmemesi, ülkemizin güvenliğini tehdit ediyor

Suriye’de SDG kisvesine bürünen YPG/PYD’nin 10 Mart 2025 mutabakatına hala riayet etmemesi, hem Şam yönetiminin hem de ülkemizin güvenliğini tehdit eden temas ve faaliyetlerini ara vermeden sürdürmesi tarihi bir yanlıştır. Ve bu yanlıştan derhal dönülmeli, Paris’te yapılan görüşmelerde gündeme geldiği üzere 10 Mart mutabakatına harfiyen uyulmalıdır.

Ardı arkasına patlayan skandallarla çalkalanan ABD yönetimi ise tavşana kaç tazıya tut politikasından vazgeçmeli, el altından sürdürdüğü İsrail havariliğini sonlandırmalı, YPG/PYD’nin tasfiyesine dürüstçe destek olmalıdır. Terörsüz Türkiye’nin menziline adım adım yaklaşılırken YPG/PYD’nin süreci ağırdan alması, gelişmeleri sakatlama arayışı kabul edilemez bir çirkefliktir.

“MHP İçin dikkate alınması gereken asıl çağrı İmralı çağrısıdır”

PKK’nın kurucu önderliği tarafından 27 Şubat’ta yapılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” örgütün tüm bileşen ve yapıları için bağlayıcı ve geçerlidir. Milliyetçi Hareket Partisi için dikkate alınması gereken asıl çağrı bahse konu İmralı çağrısıdır. Hiç kimse suyu yokuşa akıtacağı zehabına kapılmamalıdır.

“Tarihi geri sarmak hayal ötesi bir beklenti”

Bir yanda ülkemiz diğer yanda bölgemiz terörden arınacak; birlik, dirlik ve kardeşlik barışçıl bir atmosferde kökleşecektir. Tarihi geriye sarmak hayal ötesi bir beklentidir. Artık terörizmle geçirilecek bir anımız kalmamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulacak 51 üyeli Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu’na da her partinin katılıp tarih ve millet huzurunda sözünü ve görüşünü paylaşması, demokratik sınırlar çerçevesinde tartışmaların sağduyuyla yapılması ülkemizin geleceği adına altın bir fırsattır.

Milliyetçi Hareket Partisi söz konusu komisyona 4 değerli isimle katılacak olup bu isimler:

  • Genel Başkan Yardımcımız ve İstanbul Milletvekilimiz Sayın Feti Yıldız,
  • Sakarya Milletvekilimiz ve Anayasa Komisyon Üyesi Sayın Muhammet Levent Bülbül,
  • Kırıkkale Milletvekilimiz ve Adalet Komisyon Üyesi Sayın Halil Öztürk,
  • Tokat Milletvekilimiz ve Adalet Komisyon Üyesi Sayın Yücel Bulut’tur.

Nitekim ve nihayet bir darbı mesel yaygınlığı kazanan “Barika-i hakikat, müsademe-i efkardan doğar” sözü, yani fikirlerin çarpışmasından hakikat güneşinin doğacını belirten veciz ifade gerçekçi ve gerekli manasını bulacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin mezkur komisyona katılmayı şartlara bağlaması ve sürekli ayak diremesi esasen “Terörsüz Türkiye”den duyduğu kaygının eseridir. İpi sapı birbirine karışmış olanların hamaset ve habasetle karılmış siyasetleriyle ortalığı bulandırma sebebi ise terörün milletimizin gündeminden çekilip çıkarılmasıyla tezgahlarının kapanacak olmasından dolayı korkuya kapılmalarıdır.

Ankara’da esip gürleyen bayağı siyasetçilerin birden bire Diyarbakır’a giderek munis ve müşfik bir tavra gömülmeleri tanımı ve tarifi olmayan ilkesizliğin, siyasi ahlaklarıyla mündemiç olan dönekliğin mahsulü ve mecmuudur. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’nın vatan ve millet sevdasının sadakası verilecek olsa yedi ceddine fazla gelecek olan siyasi curcuna faillerinin milliyetçilik üzerinden istismar sayfası açma teşebbüs ve tevessülü ayıplı ve ahlaksız bir savrulmanın ağır kusurundan başka bir şey değildir.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni mesnetsiz suçlamalarla durduracağını, melanet iftiralarla yıldıracağını sanan garabet ve gaflet yuvalarına sadece acıyor, onları aziz milletimizin vicdan terazisine havale ediyor, satışı ve hıyaneti en iyi kendilerinin bileceğini, bu hususta ustalaştıklarını herkese bildirmeyi yararlı görüyorum.

Diri tutulmuş duyguların, milli birlik ve huzura hizmet eden bir duruşun elbet bir gün hakkın ve haklının tecellisini göreceği, bunun için de ara vermeksizin mücadele edeceği tartışmasızdır. Tarih harcının sabır, akıl, şuur ve inançla karıldığını, hamaset ile realitenin bağını kopartmadan hayata ve hadiselere bakışın en sağlıklı ve doğru yol olduğunu Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı kadar tecrübe etmiş bir başka siyasi oluşuma hiç kimse tanıklık edemeyecektir.

Bu kapsamda;

Duygularımızla gerçekleri;

Olmasını istediklerimizle yapabileceklerimizi;

Bugünümüzle hayallerimizi hesaba katan bir yorum sentezine ulaşmak lazımdır.

Öncelikle, Türkiye’mizin yükselmesi, zenginleşmesi ve güçlenmesi için elimizden gelen her çalışmayı yapmakla mükellef olduğumuz unutulmamalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi tek ses, tek nefes, tek yürek halinde Terörsüz Türkiye’ye inanmakta; aynı zamanda siyasi çıkar hesabı yapmadan, nefsin tasallutuna kapılmadan, sağın solun tahrik ve telkinine aldırmadan önce ülkem ve milletim anlayışına barış ve kardeşlik ruhuyla bağlanmaktadır.

Bilinmesini isterim ki, dün yapılan İl Başkanları Toplantımız bunun göz kamaştıran timsali olmuş, davasına ve ülkesine sadakatle hizmet eden dava arkadaşlarım bir kez daha serdengeçti yürekleriyle Türk milletinin ve Türkiye’nin yoluna baş koymuşlardır.

Hepsine müteşekkirim, hepsini de hasretle ve muhabbetle kucaklıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.”

 

Son Haberler

Rusya’dan Ukrayna’ya şiddetli bombardıman: Çok sayıda ölü ve yaralı

Ukrayna, Rus ordusunun, başta Kiev olmak üzere ülkenin farklı bölgelerine geceden beri düzenlediği saldırılarda en az 13 kişinin öldüğünü, 31 kişinin yaralandığını bildirdi. Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, sosyal medya hesabından yaptığı yazılı açıklamada, Rusya'nın yerel saatle 02.23'ten itibaren kente balistik füzelerle saldırı başlattığını belirtti. Kliçko, başkente yönelik saldırılarda iki semtte hasar meydana geldiğini ifade etti. Ukrayna'daki bazı sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlarda, başkent Kiev sakinlerinin güvenlik için geceyi kentin metro istasyonlarında geçirdiği görüldü. Ukrayna Devlet Acil Durum Servisinden yapılan açıklamada ise ilk belirlemelere göre, Kiev'e yapılan saldırıda bir kişinin öldüğü, 2 kişinin yaralandığı belirtildi. Açıklamada ayrıca, Kiev bölgesinde yer alan Skibin köyüne yönelik gerçekleştirilen saldırıda da 5 kişinin yaralandığı kaydedildi. Rus ordusunun Dnipropetrovsk bölgesindeki Raduşne köyüne saldırı düzenlediği aktarılan açıklamada, 2’si çocuk 5 kişinin öldüğü, 8 kişinin yaralandığı bilgisine yer verildi. Poltava bölgesine yapılan saldırıda bir kişinin yaşamını yitirdiği belirtilen açıklamada, Lviv kentine yönelik saldırıda ise en az 8 kişinin yaralandığı bildirildi. Açıklamada, bazı bölgelerdeki arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü ifade edildi. Öte yandan Kriviy Rig Kenti Savunma Konseyi Başkanı Oleksandr Vilkul da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Rusya'nın kentin dış semtinde yer alan Novopil yerleşim yerine füzeli saldırı düzenlediğini belirtti. Saldırıda 3'ü çocuk 6 kişinin hayatını kaybettiği bilgisini paylaşan Vilkul, 2'si çocuk 8 kişinin yaralandığını kaydetti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy dün akşam yaptığı açıklamada, Rus ordusunun bu gece ülkesine yoğun hava saldırısı gerçekleştirme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtmişti.

Halep ve El Bab’da IŞİD hücrelerine baskın

Suriye İçişleri Bakanlığına bağlı İç Güvenlik Güçleri, Genel İstihbarat Teşkilatı ile koordineli yürütülen operasyonlarda Halep ve El Bab'da IŞİD hücrelerine ait sığınakların hedef alındığını duyurdu. Yapılan açıklamada, Halep ili ve kırsalındaki örgüte ait çok sayıda noktaya eş zamanlı baskın düzenlendiği belirtilerek, operasyonlarda patlayıcı maddeler, el yapımı patlayıcılar (EYP), intihar yelekleri ve çeşitli silahların ele geçirildiği, çok sayıda IŞİD mensubunun da gözaltına alındığı bildirildi. Yetkililer, operasyon kapsamında örgütün kullandığı patlayıcı ve silah depolarının da tespit edilerek kontrol altına alındığını açıkladı. İç Güvenlik Güçleri, operasyona ilişkin görüntüleri de kamuoyuyla paylaştı. "Yedi kişilik iki IŞİD hücresi dağıtıldı" Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba, yerel basına yaptığı açıklamada, operasyon sonucunda yedi kişiden oluşan iki IŞİD hücresinin çökertildiğini söyledi. El-Baba, söz konusu hücrelerin Halep kent merkezi ile kırsalındaki hükümet binalarına yönelik terör saldırıları planladığını belirterek, operasyon sırasında patlayıcı maddeler ve intihar yeleklerinin ele geçirildiğini ifade etti. Yetkililer, operasyonun ülkede IŞİD hücrelerinin yeniden yapılanmasını engellemeye ve olası saldırıları önlemeye yönelik güvenlik çalışmaları kapsamında gerçekleştirildiğini kaydetti.

‘Suudi Arabistan ile birlikte Irak’taki İran destekli grupların üslerini vurduk’

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri ile ortaklaşa, Irak'ta İran tarafından desteklenen silahlı gruplara ait üs ve karargahlara yönelik çok sayıda hassas saldırı düzenlediklerini açıkladı. CENTCOM, çarşamba günü yayımladığı açıklamada, "ABD ve Suudi Arabistan güçleri, Devrim Muhafızları tarafından ABD güçleri ile Suudi Arabistan'ın enerji altyapısını hedef almak üzere yönlendirilen İran bağlantılı teröristlerin mevzilerine hassas saldırılar düzenledi." ifadelerini kullandı. Açıklamaya göre ABD ve Suudi Arabistan savaş uçakları, Irak'ın doğusundaki farklı bölgelerde bulunan bu gruplara ait çok sayıda lojistik merkez ve silah deposunu hedef aldı. CENTCOM, operasyonların son 72 saat içinde Devrim Muhafızları tarafından yönlendirilen 30'dan fazla İHA saldırısına verilen "güçlü bir yanıt" olduğunu belirtti. Komutanlık ayrıca, ABD güçlerine yönelik saldırı girişimlerinin başarısız olduğunu ancak tehdidin sürdüğünü vurguladı. Açıklamada, "2026 yılının Şubat-Nisan ayları arasında Irak'ta İran destekli milisler tarafından ABD vatandaşları ve tesislerine yönelik 600'den fazla saldırı girişimi kaydedildi." denildi. CENTCOM, İran'a yönelik sert uyarısında ise, "Devrim Muhafızları ve vekil grupları bu saldırılara son vermelidir. Aksi halde ABD'nin daha kapsamlı askeri karşılık vermesi kaçınılmaz olacaktır." ifadelerini kullandı. Haşdi Şabi ise aynı saldırılarla ilgili yaptığı açıklamada, Irak'ın çeşitli bölgelerindeki resmi üslerinin ABD ve Suudi Arabistan tarafından hedef alındığını, saldırılarda ölü ve yaralıların bulunduğunu bildirdi. Açıklamada, "Bu sabah Irak'ın çeşitli bölgelerindeki resmi Haşdi Şabi üsleri, ABD ve Suudi Arabistan güçlerinin düzenlediği hain terör saldırılarının hedefi oldu." denildi. İlk bilgilere göre saldırılarda çok sayıda kişi hayatını kaybetti ve yaralandı. Ayrıca Haşdi Şabi'ye ait bina ve tesislerde ağır maddi hasar oluştu. Haşdi Şabi, saldırıları "tehlikeli bir tırmanma" ve "Irak'ın egemenliğinin ihlali" olarak nitelendirerek, "Bu saldırılar resmi güvenlik kurumlarını hedef almaktadır." açıklamasını yaptı. Açıklamada, ilgili kurumların sahadaki gelişmeleri takip ettiği, can ve mal kaybına ilişkin tespit çalışmalarının sürdüğü belirtildi. Haşdi Şabi, hasar tespit çalışmalarının tamamlanmasının ardından kamuoyuyla daha ayrıntılı bilgi paylaşacağını da duyurdu. Öte yandan Ninova Operasyonlar Komutanlığı, vilayet sınırındaki Haşdi Şabi güçlerine yönelik saldırıda 8 Haşdi Şabi mensubunun öldüğünü, 4 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Irak İslami Direnişi: Suudi Arabistan’a yönelik saldırıyı biz yapmadık

Kendilerini "Irak İslami Direnişi" (el-Mukavemet'ul İslami) olarak adlandıran İran destekli silahlı gruplar, Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik İHA (insansız hava aracı) saldırılarının Irak topraklarından yapıldığı yönündeki iddiaları reddetti. Grup, Riyad yönetimini Irak'a yönelik olası bir saldırıya karşı uyararak "Pişman olursunuz" tehdidinde bulundu. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Turki el-Maliki, 27 Temmuz 2026 Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Doğu bölgesi ve başkent Riyad'daki petrol tesislerini hedef alan çok sayıda İHA'nın imha edildiğini duyurmuştu. El-Maliki, söz konusu saldırının "Irak topraklarından ve İran'a bağlı terörist milisler tarafından" gerçekleştirildiğini ileri sürmüş ve Suudi Arabistan'ın bu saldırıya uygun zaman ve mekanda karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu belirtmişti. Silahlı gruptan Riyad'a sert yanıt Bu iddiaların ardından, İran'a yakınlığıyla bilinen Irak İslami Direnişi'nden yazılı bir açıklama geldi. Suudi Arabistan'ın iddialarının kesin bir dille reddedildiği açıklamada, "Suudi Arabistan'ın bu iddiası, Irak'a ve halkına düşmanlık etmenin bu rejimin ayrılmaz bir parçası olduğu yönündeki inancımızı pekiştiriyor" denildi. Açıklamada, Riyad yönetiminin Yemen'deki başarısızlığını örtbas etmeye çalıştığı savunularak, "Bu suçlamalar, Yemenlilerin ülkenin altyapısını sarsan darbelerine karşılık vermedeki acziyetlerini haklı çıkarma girişimidir" ifadelerine yer verildi. Olası bir misillemeye karşı Suudi Arabistan'ı uyaran Şii silahlı grup, "Onlar tarafından yapılacak herhangi bir aptalca eyleme, pişmanlıktan parmaklarını ısıracak kadar sert bir yanıt verilecektir" dedi. Grup ayrıca Riyad yönetimine, Irak'ı suçlamak yerine "Yemen halkına yönelik zalimane ablukayı kaldırması" çağrısında bulundu. Irak Hükümeti soruşturma başlattı Öte yandan, karşılıklı açıklamalar üzerine Irak Hükümeti de harekete geçti. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Sözcüsü Sabah Numan, Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Falih Zeydi'nin, Suudi Arabistan'ın "Saldırılar Irak topraklarından yapıldı" iddialarını araştırmak üzere ilgili güvenlik birimlerine özel talimat verdiğini duyurdu. Irak'ın iyi komşuluk ilkelerine anayasal düzeyde bağlı olduğunun altını çizen Sözcü Numan, şunları kaydetti: "Irak topraklarının, kardeş ve dost ülkelere yönelik herhangi bir saldırı için geçiş güzergahı veya başlangıç noktası olarak kullanılmasına asla izin verilmeyecektir. Hükümetimiz iddialara ilişkin kanıtları titizlikle inceleyecek ve soruşturma sonuçlarına göre olaya karıştığı tespit edilen herkese karşı en sert yasal yaptırımları uygulayacaktır."

BM Genel Sekreteri Guterres: İsrail, Suriye’yi kendi haline bırakmalı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail'in Suriye'deki ihlallerinin kabul edilemez olduğunu belirterek, "İsrail, Suriye'yi kendi haline bırakmalıdır." dedi. Guterres, Suriye devlet televizyonu El İhbariye'ye yaptığı açıklamada, İsrail'in Suriye topraklarındaki faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "İsrail, Suriye'yi kendi haline bırakmalıdır. İsrail'in ihlalleri kabul edilemez." diyen Guterres, Suriye'nin kendi geleceğini belirlemesine izin verilmesi gerektiğini vurguladı. Guterres, Suriye'ye yönelik bazı yaptırımların halen yürürlükte olduğuna işaret ederek, bunların kaldırılması ve Suriye hükümetine somut mali destek sağlanması gerektiğini söyledi. Uluslararası toplumun Suriye'yi desteklemekle yükümlü olduğunu belirten Guterres, "Suriye, bölgesel istikrar ve barışın sembolü haline gelmiştir." değerlendirmesinde bulundu. BM Genel Sekreteri, çok sayıda kişinin işkence gördüğü ve öldürüldüğü Sednaya Hapishanesi'ni ziyaretinde derinden etkilendiğini belirterek, kayıp kişilerin hayatta mı yoksa ölü mü olduğunun bilinmemesinin kendisini en fazla etkileyen konulardan biri olduğunu belirten ifade etti. Yerinden edilenlerin dönüşü Suriye'deki insani duruma da değinen Guterres, çok sayıda yerinden edilmiş kişinin kendi bölgelerine döndüğünü belirtti. Guterres, mağdurlara ve ailelerine özel destek sağlanması gerektiğini belirterek, hayatta kalanlara da gerekli yardımın ulaştırılması çağrısında bulundu. Ülke içinde yerinden edilen kişi sayısının hızla azaldığını ifade eden Guterres, Suriye'nin yeniden istikrar kazanması ve kalkınması için uluslararası desteğin önemine dikkati çekti. Guterres ayrıca, devrik Esed rejiminin Suriyelilere yönelik uyguladığı baskılar nedeniyle 15 yıl boyunca Suriye'yi ziyaret etmediğini belirterek, ziyaretin kendisi için özel bir anlam taşıdığını söyledi.

‘Netanyahu, Trump’ın Suriye, Lübnan ve Gazze’den çekilme talebini reddedecek’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail ordusunun Suriye ve Lübnan'ın güneyinin yanı sıra Gazze Şeridi'nden çekilmesi yönündeki talebi reddedeceği öne sürüldü. İsrail’de yayın yapan Kanal 13 televizyonunun haberinde, Netanyahu'nun ABD’ye hareket etmeden önce düzenlediği haftalık kabine toplantısında, Washington yönetiminin İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nden çekilmesini talep ettiği aktarıldı. Netanyahu'nun kabine üyelerine, "Buna şiddetle karşı çıkacağım ve onlara hayır diyeceğim" dediği belirtilen haberde, Trump'ın İsrail ordusunun çekilmesini istediği Gazze Şeridi'ne Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) girişine Tel Aviv yönetimince onay verildiğine dikkati çekildi. Kanal 13'e konuşan kaynaklar, Tel Aviv yönetiminin Hamas tamamen silahsızlanana ve Gazze Şeridi’nden çıkarılıncaya kadar İsrail ordusunun "Sarı Hat" üzerindeki kontrolünü sürdüreceği ve geri çekilme olmayacağı ilkesini savunduğunu söyledi. Sadece 200 temcilci var Kaynaklar, şu aşamada ISF'de Uganda ve Fas gibi İsrail’le dost ülkelerden yalnızca yaklaşık 200 temsilci bulunduğunu ifade etti. İsrail kabinesinin ISF'ye "Uluslararası Kuruluşlar İçin Dokunulmazlıklar" yasası çerçevesinde dokunulmazlık tanınmasını onayladığına işaret eden kaynaklar, bu güçlerin İsrail ordusunun işgali dışındaki bölgelerde ve orduyla tam koordinasyon içinde faaliyet göstereceğini vurguladı. Bir yetkili, "Herhangi bir ISF unsurunun ülkeye girişi başbakan, savunma bakanı ve dışişleri bakanının ayrı ayrı onayına tabi olacaktır. İsrail, hangi ülkelerin güç gönderebileceğini yalnızca barış anlaşmamız bulunan ve uluslararası alanda ülkeye veya yetkililerine karşı faaliyet yürütmeyen devletler arasından seçecektir” ifadelerini kullandı. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun yarın Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geleceği bildirilmişti.

Şara: ‘İsrail ile anlaşmaya çalışıyoruz’

Suriye'de geçiş yönetiminin Devlet Başkanı Ahmed Şara, ülkesinin İsrail...

Türkiye Gündemi

Adalet Bakanlığı, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin detayları paylaştı

Adalat Bakanlığı Gülistan Doku soruşturması kapsamında bugün 5 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin kim olduğu, neyle suçlandıkları ve bağlantıları hakkında kapsamlı bir açıklama yaptı. Bakanlık, Gülistan Doku’nun kaybolduktan bir gün önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde kayıtları sildiği tesğit edilen personel ile doktarların eylemleri hakkında detayları paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın basın bilgilendirme notunda kamuoyunun şu ana kadar bilmediği bilgileri yer aldı. Notta, Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda bugün 5 ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmalarda elde edilen yeni deliller, bilirkişi raporları, dijital incelemeler, Sağlık Bakanlığı kayıtları, HTS ve MASAK analizleri ile tanık ve gizli tanık beyanları doğrultusunda; aralarında sağlık çalışanları, bilgi işlem ve veri giriş personeli, güvenlik korucuları, bir iş insanı ve bir bilişim şirketi sahibinin de bulunduğu 15 şüphelinin gözaltına alındığu kaydedildi. Operasyonların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Elazığ, Malatya ve Dersim’de; Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ise Ankara, İstanbul, Elazığ ve Dersim’de eş zamanlı olarak gerçekleştirildiği ifade edildi. Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapıldığı, kayıtları silme olayının bir parçası olan hastanede görevli bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın  hesabına para aktarıldığı belirtildi. Para aktaran kişinin firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası Yoldaş Altaş olduğu görüldü. Bakanlığın ilgili açıklaması şöyle: Hastane kayıtlarının silindiği tespit edildi “Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan Doku’nun Tunceli Devlet Hastanesindeki sağlık kayıtları üzerinde ayrıntılı teknik inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydının bulunduğu, ancak bu tarihe ait log kayıtlarının sistemden silindiği belirlenmiştir. Söz konusu tarihte yalnızca Gülistan Doku’ya değil, hastaneden hizmet alan kişilerin tamamına ait log kayıtlarının yok edildiği; buna karşılık aynı güne ait vizit ve muayene kayıtlarının sistemde bulunmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Log kayıtlarının tümüyle silinmesinin teknik bir arızadan kaynaklanmadığı, işlemin teknik bilgi gerektiren kasıtlı ve yoğun bir müdahale sonucunda gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir. SAĞLIK BAKANLIĞININ İNCELEMESİYLE ORTAYA ÇIKARILDI Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü ile Siber Olaylara Müdahale Merkezi tarafından Türkiye genelindeki veri tabanlarında 28 milyonu aşkın kayıt üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelemeler sonucunda, Gülistan Doku adına 8 Ocak 2020 günü saat 16.04.51’de SİSOFT Hastane Bilgi Yönetim Sistemi üzerinden SGK provizyonu alındığı, dört saniye sonra benzersiz bir takip numarası oluşturulduğu belirlenmiştir. Bu kaydın oluşturulmasından bir dakika sonra, Tunceli Devlet Hastanesine tahsisli IP adresi üzerinden silindiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gülistan Doku’ya ait başka bir sağlık verisinin de 13 Ocak 2020 günü saat 17.19.49’da aynı hastane IP adresinden gönderilen sistemsel bir silme paketiyle yok edildiği resmi kayıtlarla belirlenmiştir. 10 SAĞLIK VE HASTANE PERSONELİ GÖZALTINA ALINDI Hastane kayıtlarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı oldukları değerlendirilen; 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem görevlisi, 5 veri giriş ve kontrol personeli olmak üzere toplam 10 şüpheli hakkında 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00 itibarıyla eş zamanlı operasyon başlatılmıştır. Şüpheliler hakkında; Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Resmî belgenin işlevini engellemek amacıyla bozma, yok etme veya gizleme, Bilişim sistemindeki verileri yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma suçlarından soruşturma yürütülmektedir. ŞÜPHELİLERİN HASTANE KAYITLARINDAKİ İŞLEMLERİ İNCELENDİ Soruşturma kapsamında doktor Furkan Karabulut’un 27 ve 31 Aralık 2019 ile 24 Ocak 2020 tarihlerinde, doktor Ezgi Erdal Karakaş’ın ise 27 ve 29 Aralık 2019 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane kayıtlarında işlem yaptığı tespit edilmiştir. Doktor Hüseyin Kocaaslan’ın 16 Eylül 2019 tarihinde Gülistan Doku’yu genel cerrahi bölümünde muayene ettiği, kan tahlili istediği, gastrit tanısıyla hastaneye yatış kararı verdiği ve 18 Eylül 2019 tarihinde taburcu ettiği belirlenmiştir. Polis ekiplerince 7 Ocak 2020 tarihinde düzenlenen tutanakta, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 günü saat 09.09’da Tunceli Devlet Hastanesine giriş kaydının bulunduğu belirtilmiştir. Hastane Bilgi Yönetim Sistemi firmasınca gönderilen kullanıcı listesinde de aynı tarih ve saatte doktor Hüseyin Kocaaslan’ın sisteme giriş yaptığı görülmüştür. Bu nedenle 31 Aralık 2019 tarihli hastane kaydını açan kişinin Kocaaslan olabileceği değerlendirilmiştir. SİLME VE “DELETE” İŞLEMLERİ MERCEK ALTINDA Bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’ın 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’nun hastane verileri üzerinde silme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Veri giriş kontrol işletmeni Tamer Siler’in de aynı tarihlerde kayıtlarda “silme” işlemi yaptığı belirlenmiştir. Veri giriş personeli Mustafa Yıldız’ın 31 Aralık 2019 tarihinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde “delete” işlemi yaptığı, 8 ve 13 Ocak 2020 tarihlerinde de kayıtlarda işlem gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Mömün Polat’ın, Mustafa Yıldız tarafından 13 Ocak 2020 tarihinde yapılan işlemde müşterek hareket ettiği değerlendirilmiştir. Yeter Satıcı’nın 9 ve 24 Ocak 2020 ile 15 Ekim 2020 tarihlerinde, hemşire Alev Şan’ın ise 8, 24 ve 25 Ocak 2020 tarihlerinde Gülistan Doku’ya ait hastane verilerinde işlem yaptığı belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın da farklı tarihlerde bilgi işlem uzmanı Emine Yılmaz’a para gönderdiği tespit edilmiş, söz konusu para hareketleri soruşturma kapsamında incelemeye alınmıştır. ŞÜPHELİLERİN HTS İRTİBATLARI İNCELENİYOR Operasyon kapsamında gözaltına alınan bazı şüphelilerin, Gülistan Doku dosyasındaki diğer şüphelilerle çeşitli tarihlerde telefon irtibatlarının bulunduğu belirlenmiştir. Furkan Karabulut’un dosya şüphelilerinden Çağdaş Özdemir ile, Emine Yılmaz’ın Yücel Erdem ile, Tamer Siler’in Burçin Yerlikaya ve Yücel Erdem ile çok sayıda telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Mustafa Yıldız, Mömün Polat, Yeter Satıcı ve Alev Şan’ın da dosyada adı geçen bazı şüphelilerle farklı tarihlerde irtibat kurdukları belirlenmiştir. Yoldaş Altaş’ın ise dosyadaki şüphelilerle yoğun telefon irtibatlarının bulunduğu, ayrıca firari şüpheli Umut Altaş’ın amcası olduğu tespit edilmiştir. Bu irtibatların soruşturma konusu olaylarla bağlantılı olup olmadığına yönelik incelemeler devam etmektedir. TUNCELİ BAŞSAVCILIĞINCA 4 İLDE OPERASYON Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında da tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları, MASAK analizleri, ihbarlar ve dijital incelemeler doğrultusunda 5 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının koordinasyonunda, Tunceli İl Jandarma Komutanlığı ile şüphelilerin bulunduğu illerdeki jandarma ekiplerinin katılımıyla Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de 21 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. HANDAN SONEL ANKARA’DA GÖZALTINA ALINDI Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’in adına, valilik konutunda çalışan tanıkların beyanlarında yer verilmesi üzerine Ankara’da gözaltı işlemi uygulanmıştır. Handan Sonel’e ilişkin tanık anlatımlarının içeriği ve soruşturma konusu olaylarla bağlantısı, Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı olarak incelenmektedir. İKİ AYRI İHBAR VE VALİ ZİYARETİ İNCELENİYOR Tunceli’nin Pertek ilçesinde hafriyat işi yaptığı belirtilen Okan Yarıcı hakkında iki ayrı ihbar bulunduğu tespit edilmiştir. Yarıcı’nın 19 Kasım 2020 tarihinde Ordu’da dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’i ziyaret ettiği belirlenmiş, söz konusu görüşmenin mahiyeti soruşturma kapsamına alınmıştır. Şüpheli Okan Yarıcı, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. GİZLİ TANIK BEYANINDA ADI GEÇEN KORUCULAR Gizli tanık “Duman”ın beyanında adı geçen ve halen güvenlik korucusu olarak görev yaptığı belirtilen Fatih Özmen, Tunceli’de gözaltına alınmıştır. Eski korucubaşı Yılmaz Arslan hakkında da soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilmiş ve şüpheli Elazığ’da yakalanmıştır. Her iki şüphelinin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili bilgi ve bağlantıları araştırılmaktadır. YEDEK SİM KARTIN GÖNDERİLDİĞİ BİLİŞİM ŞİRKETİ İNCELENİYOR Gülistan Doku’nun kullandığı GSM hattına ait yedek SIM kartın “temizlenmek” amacıyla gönderildiği değerlendirilen süreç de soruşturmanın önemli başlıklarından birini oluşturmaktadır. Tutuklu şüpheli Gökhan Ertok’un çalıştığı ACA Bilişim Şirketinin sahibi Memet Aca hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Gökhan Ertok’un Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan beyanında Memet Aca’nın adının geçtiği; Ertok’un, SIM kartla ilgili olarak Aca’nın “Haberim var, gerekeni yap” şeklinde konuştuğunu ileri sürdüğü öğrenilmiştir. Memet Aca ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel arasında yoğun MASAK hareketlerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Sinyal bilgilerinden Büyükçekmece ilçesinde olduğu belirlenen Memet Aca, İstanbul’da gözaltına alınmıştır. Şüpheli hakkındaki işlemler, yetki durumu çerçevesinde Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığıyla koordineli olarak yürütülmektedir. TOPLAM 15 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarının talimatlarıyla yürütülen 2. dalga operasyon kapsamında; Elazığ, Malatya, Tunceli, Ankara, İstanbul illerinde toplam 15 şüpheli gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin ifade ve sorgu işlemleri ile dijital materyaller, iletişim kayıtları, mali hareketler ve hastane bilgi sistemlerine ilişkin incelemeler devam etmektedir. Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, delillerin ortaya çıkarılması ve varsa sorumluların tespit edilmesi amacıyla soruşturmalar titizlikle ve çok yönlü olarak sürdürülmektedir. GÖZALTINA ALINAN ŞÜPHELİLER VE GÖREVLERİ A. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar Furkan Karabulut — Doktor Ezgi Erdal Karakaş — Doktor Hüseyin Kocaaslan — Genel Cerrahi Uzmanı/Doktor Emine Yılmaz — Bilgi İşlem Uzmanı Tamer Siler — Veri Giriş ve Kontrol İşletmeni Mustafa Yıldız — Veri Giriş Personeli Mömün Polat — Veri Giriş Personeli Yeter Satıcı — Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni Alev Şan — Hemşire Yoldaş Altaş — Veri Giriş Personeli B. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar: Handan Sonel — Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Okan Yarıcı — İş insanı/Hafriyat işiyle uğraşan şüpheli Fatih Özmen — Güvenlik korucusu Yılmaz Arslan — Eski güvenlik korucubaşı Memet Aca — ACA Bilişim Şirketinin sahibi

İmralı Heyeti’nden Öcalan ile görüşmeye ilişkin açıklama

Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştiren DEM Parti İmralı Heyeti görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.  20 Temmuz’da DEM Parti İmralı heyetinde yer alan Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, PKK lideri Abdullah Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.  Bugün görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İmralı Heyeti Öcalan'ın görüşmede, Kürt-Türk ittifakının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Öcalan, Kürtler ile Türkler arasındaki tarihsel ittifakın hukuki zemine taşınmasının eşiğinde olunduğunu belirterek, "Kürt'ten Türk'ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk'ten Kürt'ü ayırsan Türk kalmaz" ifadelerini kullandı. Ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesi gerektiğini belirten Öcalan, karşılıklı hassasiyetleri gözeten yasal zeminin oluşturulmasının zamanının geldiğini söyledi. Mesajında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı rapora da değinen Öcalan, raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlatılması gerektiğini ifade etti. Öcalan, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması ve yeni bir dönemin başlaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirterek, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımların terk edilmesi çağrısında bulundu. DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan görüşmesine ilişkin açıklaması şu şekilde: “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, uzun bir aradan sonra Sayın Abdullah Öcalan ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Toplantıda bölgedeki siyasal gelişmeler, demokratik toplum inşası, barış sürecinde gelinen aşama ve yasal çerçevenin nasıl şekillenmesi gerektiği konularını detaylı bir şekilde ele aldık. Görüşmede Sayın Öcalan kamuoyu ile paylaşmak üzere şu değerlendirmelerde bulunmuştur: "Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz" “27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı kalarak adım atma ve sorunu kardeşlik hukuku içinde çözmeye dönük kararlılığımız sürüyor. Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz. ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. "Hukuki ve yasal süreç başlamalı, silahlar devreden çıkmalı” Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır. “Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir” Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir. Ortak yaşamı örmek, eşitlik ve adalet içinde yepyeni bir sayfa açmak için tarih bizlere bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatı hep birlikte değerlendireceğimize inancım tamdır.” İmralı heyetinden çağrı Biz de heyet olarak, Sayın Öcalan’ın bu önemli çağrısını tarihi buluyor ve TBMM başta olmak üzere tüm ilgili kurumlarla yapıcı diyalogu sürdürmeye, süreci sonuç odaklı ilerletmeye ve kardeşlik hukuku temelinde kalıcı bir çözüme ulaşmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”

Bir Gazetecinin Heybesinden: Suruç Katliamı

Suruç katliamına dair bir anekdot Haber için Rojava'ya (Kuzey Suriye)...

Türk şirketine ait yük gemisini vuruldu: 5 denizci öldü

Ukrayna, Rusya'nın Odessa Limanı açıklarında seyreden Türk şirketine ait bir kuru yük gemisini seyir füzeleriyle hedef aldığını duyurdu. Saldırıda 5 denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Başbakanı Sergiy Koretsky, Gine-Bissau bayraklı Golden Leo adlı geminin mısır yükünü aldıktan sonra limandan ayrıldığını söyledi. Koretsky'nin verdiği bilgiye göre Rusya, gemiye 3 seyir füzesiyle saldırdı. Füzelerden biri, Hindistan, Suriye ve Ukrayna vatandaşlarından oluşan 18 kişilik mürettebatın bulunduğu geminin sancak tarafına isabet etti. Saldırının ardından gemide yangın çıktı. Kurtarma çalışmaları başlatıldı Ukrayna Deniz Kuvvetleri'nin olayın ardından kurtarma çalışmaları başlattığını belirten Koretsky, 2'si yaralı olmak üzere 8 denizcinin kurtarılarak Odessa'daki bir hastaneye sevk edildiğini açıkladı. Koretsky, saldırıda 5 denizcinin yaşamını yitirdiğini, 5 denizciden ise hâlâ haber alınamadığını bildirdi.

Silah yakan grubun üyesi Seven: Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk

PKK’nin silah yakan 30 kişilik grupta yer alan Nedim Seven “Devlet adım atsaydı bugün siyaset yapıyor olurduk” dedi. PKK'nin 12. Kongresi'nde kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının ardından, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne destek amacıyla 11 Temmuz 2025'te düzenlenen törende silahlarını yakan 30 kişilik grubun üyelerinden Nedim Seven, törenin birinci yıl dönümünde sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Seven, geçen bir yılda devletin adım atmadığını belirterek, "Eğer gerekli adımlar atılmış olsaydı bugün Diyarbakır, Dêrsim, Ankara ve İstanbul'da demokratik siyaset yapıyor olurduk" dedi. "Devlet süreci ağır ilerletiyor" Ajansa Welat'a konuşan Seven, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te yaptığı çağrının ardından PKK'nin kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararları aldığını, buna karşın devletin aynı doğrultuda somut adımlar atmadığını söyledi. Meclis'te süreç kapsamında bir komisyon kurulmasını önemli bulduklarını ifade eden Seven, buna rağmen resmi söylemin değişmediğini dile getirdi. "Terörsüz Türkiye" gibi ifadelerin çözüm dili olmadığını belirten Seven, Kürt sorununun kimlik, dil, kültür ve Kürdistan'ın tanımlanması gibi başlıklar üzerinden ele alınması gerektiğini ifade etti. "Öcalan baş müzakereci olmalı" Seven, PKK'nin 12. Kongresi'nde Abdullah Öcalan'ın "baş müzakereci" olarak kabul edildiğini hatırlatarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın çalışma ve iletişim koşullarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Öcalan ile uzun aralıklarla görüşme yapılmasının süreci ilerletmeyeceğini belirten Seven, "Ortadoğu'yu etkileyecek böyle bir çözüm için Önder Apo 24 saat özgür olmalı ve istediği herkesle görüşebilmeli" dedi. "Yasal düzenlemeler bizimle paylaşılmadı" Meclis'te hazırlanacağı belirtilen yasal düzenlemelere ilişkin de konuşan Seven, yaklaşık 45 gündür çeşitli düzenlemelerin gündeme geldiğini ancak bunların kendilerine ulaştırılmadığını söyledi. Yasal düzenlemelerin sürecin muhataplarıyla paylaşılması gerektiğini belirten Seven şunları dile getirdi: “25 Mayıs’tan sonra kimlerin Önderlik ile görüştüğünü bilmiyoruz. Kendileri çalıp oyuyor ve ‘süreci ilerleteceğiz’ diyorlar. Yasal düzenlemelerin adı ne olursa olsun muhatapları ile paylaşılmaları gerekiyor. Meclis kapanmadan çıkacaklar deniliyor. Ancak bizim içeriğinde ne olduğunu bilmemiz gerek. Bilmediğimiz bir şeyi nasıl değerlendireceğiz? Bunu nasıl kabul ederiz? Kürdistan dağlarında binlerce güç var. Binlerce ilişkide olan var. Kürdistan ve Türkiye’de yurt dışında on binlerce kişi var. Bunların hepsini işin içine katmadan nasıl bir çözüm gelecek?" "Demokratik siyaset için yasal güvence gerekli" Silahlarını yakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci Grubu’nun uzattığı elin bir yıldır havada kaldığına değinen Seven, “Elimizin havada bırakılması ile bize ‘Gidin silahlarınızı alın’ deniliyor. Bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulması, yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Bunun olması dışında bir seçeneğimiz yok. Kardeşlik elini uzatıyoruz ancak havada kalıyor. Demokratik siyasetin önü açılmaz ise Kürdistan dağlarında on binler milyonlar olur” dedi. Silahlarını yakan grubun bir yıldır demokratik siyaset koşullarının oluşturulmasını beklediğini söyleyen Seven, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemeyeceğini ifade etti. Geçmişte Türkiye'ye dönen bazı barış gruplarının cezaevine konulduğunu hatırlatan Seven, bu nedenle demokratik siyasetin önünü açacak hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini belirtti. Seven, açıklamasının sonunda devlet yetkililerine süreci ciddiyetle yürütme çağrısı yaparak, demokratik çözüm için somut adımlar atılmasını beklediklerini söyledi.

Netanyahu-Trump, Erdoğan’ı görüştü

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu,...

Rojin Kabaiş dosyasında tüm iddialar yeniden ele alınacak

Van'da şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, dosyada daha önce yapılmayan tüm incelemelerin yeniden ele alınacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü birinci sınıf öğrencisi Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma devam ediyor. Türkiye'nin gündemine oturan olay 27 Eylül 2024'te yaşandı. Rojin Kabaiş, kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kayboldu. Rojin'in cansız bedeni kaybolduktan 18 gün sonra 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısındaki Mollakasım Mahallesi'nde bulundu. İki erkek DNA'sı tespit edildi, 413 kişiden örnekler alındı Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi'nin 10 Ekim 2025'te dosyaya giren raporunda, Kabaiş'in göğüs ve vajina iç bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği belirtildi. Olay yerinden Adli Tıp Kurumu Van Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi'ne nakil sürecinde cenazeye temas etmiş olabileceği değerlendirilen kişilere yönelik kapsamlı DNA taraması yapıldı. Bugüne kadar üniversite ve yurt güvenlik görevlilerinden de olduğu 413 kişiden DNA örneği alındı. Beyaz araba, silinen görüntüler ve bozuk kamera DHA’nın haberine göre Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş, dosyadaki son durumla ilgili açıklamalarda bulundu. Kabaiş, bir süre önce yeni avukatları Abdurrahman Karabulut ile Van'a gittiklerini belirterek, şunları söyledi: "- Savcılıkla bir görüşme gerçekleştirdik. 3 gün içinde Rojin'in hangi kameralara takıldığı ve nereye gittiğine ilişkin görüntüleri aldık. Avukat görüntüleri inceliyor. Gereken ne varsa üzerinde duracağını söyledi. - Beyaz arabadan bahsediliyor. O konunun üzerinde duracak. Daha önce yapılmayan bütün incelemeleri yeniden ele alacak. Rojin bir güvenlik kamerasından diğer güvenlik kamerasına geçtiği sırada 15 dakikalık bir zaman farkı var. O kısım silinmiş. Net bellidir ki bu olayda bir örtbas var. - Bir de Rojin'in telefonunu bıraktığı yerde 360 derece dönen bir kamera var. O kameranın da o esnada bozuk olduğu söylendi. Kimse bunu gündeme getirmedi. Daha sonra kendi telefonumla bir video çektim ve kameranın döndüğünü gördüm. Bahsettiğim güvenlik kamerasının görüntüsü varsa bu olay tek kalemde çözülür."

Netanyahu’dan Washington’a çağrı: Türkiye’ye F-35 ve jet motoru vermeyin

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Washington yönetimine seslenerek Türkiye’ye yönelik savunma sanayii kısıtlamalarının sürdürülmesini talep etti. Fox News kanalına konuşan Netanyahu, Türkiye’ye gelişmiş silah sistemlerinin satışının engellenmesi gerektiğini savunurken, Ankara’nın askeri açıdan güçlendirilmesinin bölgedeki stratejik dengeleri temelden sarsacağını iddia etti. Türkiye’ye yönelik niteliksel bir askeri ambargo uygulanması gerektiğini öne süren Netanyahu, mevcut yönetimi hedef alarak, "Türkiye’ye ne F-35 savaş uçakları ne de kendi üretimleri olan savaş uçaklarında kullanılacak motorlar verilmelidir" ifadelerini kullandı. Türkiye’deki yönetim yapısını "Müslüman Kardeşler tarafından enfekte edilmiş bir rejim" olarak nitelendiren İsrail Başbakanı Netanyahu, bu durumun İsrail’in güvenliği ve bölgedeki hava üstünlüğü için risk teşkil ettiğini savundu. İsrail Başbakanı, olası bir savunma sanayii iş birliğinin yaratacağı jeopolitik risklere dair, "Böyle bir adım, Ortadoğu'daki stratejik güç dengesini tamamen bozacaktır. Unutulmamalıdır ki bölgedeki mevcut denge, nihayetinde İsrail'in hava üstünlüğü ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki caydırıcı askeri varlığı sayesinde korunmaktadır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin yapısal olarak büyük bir ülke olduğunu belirten Netanyahu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikasını doğrudan tehdit olarak gördüklerini dile getirerek, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İsrail'i yok etmekle açıkça tehdit ettiğini" ve "Ankara'nın Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tuttuğunu" iddia etti. ABD Başkanı Donald Trump ile olan ilişkilerine ve bölgesel güvenlik stratejilerine de değinen Netanyahu, iki ülke arasındaki bağların sarsılmaz olduğunu vurguladı. Trump ile İran ve diğer bölgesel konularda fikir birliği içinde olduklarını söyleyen Netanyahu, "Başkan Trump ile hemen her konuda tamamen aynı görüşteyiz. Zaman zaman müttefikler arasında fikir ayrılıkları olabilir ama bunları doğrudan konuşarak çözüyoruz. Başkan’ın kendine özgü bir ifade tarzı var, benim de öyle. Ancak biz sizin bölgedeki örnek müttefikiniziz" dedi.