Haber Merkezi I Menora, Yahudilerin kutsal emaneti. Yedi kollu şamdanın yolculuğu. Asırlar boyu dinin varoluşundan bu yana, kutsal kitap indirilmiş ve ya indirilmemiş tüm kavimlerde, kutsal sayılmış bir nesne vardır. Hıristiyanların kutsal kâsesi, Musevilerin Hanukiya’sı, Yahudilerin ise Menorası.
Kavimler tanrının görünmezliğini, bir nebze olsun maddeleştirmek için tanrının onlara hediye ettiğini düşündükleri nesnelere büyük önem verirler. Tabi ki kutsal kâse ve Hanukiya da toplumları için çok önemli mihenk taşlarıdır fakat Stefan Zweig gömülü şamdan romanında Menora’yı anlatmıştır. Kavimler ilk dinlerden beri kutsal emanetlerini aramaktadırlar. Ve Gömülü Şamdanda da Menora’nın aranış hikâyesini okuyacağız. İlk bakışta Stefan Zweig’in konu edeceği bir hikâye gibi görünmüyor göze. Ama şöyle ki Menora’nın aranış serüvenine küçük bir çocuğun psikolojik çözümlemesi damgasını vurmaktadır.
“ Biz yaşlılar ve ihtiyarlar gidiyoruz; siz ötekiler, yazgımız sizi kaygılandırmasın! Ancak yine de bir erkek çocuk bizimle gelmeli, sonraki soylar için tanıklık etmeli. Bizler yakında ölüp gideceğiz, ışığımızın yarısı yanıp bitti ve yakında ağzımızda susacak. Ancak bir şey yıllarca ve yılarca kalmalı, Rabbimizin sunağından bakıldığında şamdan ışığı canlı olmalı, en kutsal eşyamızın sonsuza kadar kaybolmayıp, ezeli yolunda yolculuk yaptığı inancı kavimden kavme. Soydan soya yaşamalı. Ergin olmayan bir erkek çocuk her ne kadar bunun anlamını kavramasa da, tanıklık hatırına bizimle gelmeli”
Benjamin’in torununun yolculuk hikayesi böyle başlar. Annesinin tüm itirazlarına karşın bir kadının konuşmaya hakkı olmadığı gerekçesi ile susturulduğu ve küçük bir çocuğun yaşları kemale ermiş insanlarla zorlu bir yola çıkışı başlar.
Yolculuk boyunca Jojakim, Benjamin’in torunu Jojakim, kutsal Menora’nın hikâyesini dinleyecektir. Şamdana dokunacak kutsallığı kalbinin en derininde hissedecek ve kavmi nazarında tarifsiz bir kudrete erişecektir. Acısız yerli yerinde ölümleri tadacak, deniz aşırı yolculuklar edecek, yaş almamış genç bir adama dönecektir.
Ancak tüm bu yaşananlar olup biterken Jojakim hala bir çocuktur. Ve bir çocuk kutsal bir emanete ne derece ciddiyetle yaklaşabilir. Muhakkak ki Stefan Zweig temelini hakikate dayandırdığı bir kurgu yaratmıştır. Ancak bir çocuğun gözünden yazmak hiçte kolay olmasa gerek. Hele ki kâinat olarak çocukluğumuzu nicelerdir kaybetmiş iken. Salça sürülmüş ekmekler yediğimiz vakitler Menora’nın kayboluşu kadar uzak iken.
Stefan Zweig Menora’yı bir söylence ile anlatır.
“Bu, yedi kollu bir şamdanın yazgısına dayandırılmış büyük bir söylencedir. Şamdan; Kudüs’ten Babil’e gitmiş, oradan bir şekilde dönmüş, bu defa Titus tarafından Roma’ya götürülmüş, sonra Vandallarca çalınıp Katarca ’ya götürülmüş, Belisarios Katarca’yı fethedince Bizans’a nakledilmiştir. Bu, dini öğeler taşıyan bir sanat eserinin yeryüzünde başına gelen muhtemelen en tuhaf yolculuk olduğu için, benim gözümde Yahudilerin sırlardır süregelen göçebeliğin sembolüdür. Tarih kayıtlarına göre, İustinianos şamdanı Kudüs’e yani bir Hıristiyan klişesine iade eder ve şamdan burada kaybolur. Benim söylencemde bu kayboluş, diriliş olasılığı taşıyan bir saklanıp muhafaza edilmeye dönüşür.”
Tıpkı Yahudilerin tüm dünyayı sürgünlerle, kayboluşlarla, göçlerle arşınladığı gibi Menora da aynı yollardan geçmiştir. Daimi ışık anlamına gelen Menora bilimin devamlılığını ve sonsuzluğunu ifade eder. Evrenin ve ruhların aydınlığını simgeler. Bundan sebeptir ki lanetlenmiş bir kavim olan Yahudiler, ışıklarının, aydınlanmalarının ve kurtuluş olarak gördükleri Menora’nın peşinden sürüklenmişlerdir. Ve inanılır ki bir gün, rivayete göre Şİlo’ya gömülmüş Menora, gün yüzüne çıkacak ve üstünde mabetler yükselecektir.
İnceleme: Büşra Abacı
Kitabın adı: Gömülü Şamdan
Yazar: Stefan Zweig
Çeviren: Regaip Minareci
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım: 5. Basım Mart 2017
Sayfa Sayısı: 110
ISBN: 9786053326168

