1 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Suriye’de yeni dönem: Körfez toplantısı’nda neler konuşuldu, ‘Arap ülkeleri radikal unsurların iş başına gelmesini istemiyor’

Suriye’de 8 Aralık’ta Beşar Esad yönetiminin Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğindeki muhalif gruplar tarafından devrilmesinin ardından başlayan yeni süreçte ülkenin geleceğine ilişkin en üst düzey katılımlı toplantı, 12 Ocak’ta Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde Riyad’da yapıldı.

Toplantıya önde gelen Arap ülkeleri ile Batılı devletlerin yanı sıra Suriye’nin yeni dışişleri bakanı Esaad Hasan eş-Şeybani’nin de katılması dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği (AB), Arap Birliği ve Körfez İşbirliği Örgütü’nün kurumsal olarak katıldığı toplantıda Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’yi ise Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Vekili John Bass temsil etti.

ABD ve AB toplantıda, Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılması için yeni yönetimden beklentilerini bir kez daha kayda geçirdi. Bu konuda kesin kararların gelecek haftalarda alınacağı açıklandı.

Başta Suudi Arabistan olmak üzere Arap dünyasının yeni Suriye yönetiminden beklentilerinin başında, “aşırılık yanlısı eğilimlere izin vermemesi” geliyor.

Türkiye ise “terörle mücadeleyi” gündeme getiriyor ve Suriye’nin “terörden arındırılması için inisiyatif almaya hazır olduğunu” kaydediyor.

En önemli başlık yaptırımların kaldırılması

Toplantının Riyad’da düzenlenmesi, Suudi Arabistan’ın Suriye’nin geleceğine ilişkin konularda “Arap dünyasının en önde gelen temsilcisi” sıfatıyla daha önemli bir rol oynamak istediğini göstermesi açısından önemli.

Alınan kararları ve yapılan tartışmaları kamuoyuna duyuran Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Riyad’daki toplantının odağında, Suriye’ye uygulanmakta olan yaptırımların kaldırılması olduğunu açıkladı.

Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşta Beşar Esad yönetiminin protestoculara karşı uyguladığı yöntemler nedeniyle, Batılı devletler ve kurumlar bu ülkeye ağır ekonomik yaptırımlar uygulamaya başlamıştı. Esad yönetiminin protestoculara karşı kimyasal silah da kullandığı biliniyor.

Bu yaptırımların hala yürürlükte olması, Suriye’nin ihtiyaç duyduğu ekonomik ve mali desteğin sağlanmasının önündeki en büyük engel olarak görülüyor. Suriye’nin yeni yönetimi, bu yaptırımların bir an önce kaldırılması çağrısında bulunuyor.

Toplantıya katılan Suriye Dışişleri Bakanı eş-Şeybani’nin bir araya geldiği Batılı muhataplarına bu konudaki beklentilerini aktardığı, kendilerinin de bu süreçte işbirliği yapacağını ilettiği kaydediliyor.

Yapılan hesaplar, Suriye’nin yeniden imarı için yaklaşık 400 milyar dolarlık bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.

AB, 27 Ocak’ta yaptırımları konuşacak

Riyad’daki toplantısında AB’nin güvenlik ve dış politikadan sorumlu yüksek temsilcisi Kaja Kallas, Suriye’ye yaptırımların kaldırılmasının 27 Ocak’ta yapacakları toplantıda ele alacaklarını açıkladı.

Kaja Kallas, yaptırımların kaldırılması sürecinin koşullara bağlı olduğunu vurguladı.

Kallas, Suriye’deki yeni yönetimin kapsayıcı olması, kadınları ve farklı grupları içermesi gibi unsurların önemli olduğunu kaydetti.

Siyasi sürecin barışçıl ortamda sürdürülmesi, azınlık haklarının korunması, temel insan haklarına uyulması gibi konular da AB’nin gözettiği başlıklar arasında.

Toplantıya katılan Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da yaptırımların kaldırılması sürecinde “akıllı bir yaklaşım” izlemek gerektiğini söyledi.

Alman bakan, savaş suçları işleyen eski rejim unsurlarına yönelik yaptırımların sürmesi gerektiğini belirtti ancak Suriye halkının acil insani yardım ihtiyaçlarının karşılanması için bazı adımların atılmasının önemine de dikkat çekti.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de aynı noktaya vurgu yaparken, Suriye halkına karşı savaş suçları işleyenlerin hesap vermesini sağlamak için gerekli mekanizmaların kurulması gerektiğini söyledi.

Trump yönetiminin tavrı merakla bekleniyor

ABD de Suriye’de yeni yönetim ile ilişkilerin temelini oluşturabilmek için Başkan seçilen Donald Trump’ın 20 Ocak’ta yemin ederek göreve başlamasını bekliyor.

Washington, Suriye’ye insani yardımların iletilmesi ve bazı enerji işlemlerinin yapılabilmesi için bu ülkeye 6 aylık muafiyet getirmişti.

ABD, yaptırımların tamamen kaldırılmasını ise süreç içerisinde değerlendirecek. Bu değerlendirmeler arasında Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) “terör örgütü listesinden” çıkarılması da yer alacak.

Suriye’nin yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şara (eski adıyla Muhammed Colani), geçmişte HTŞ’nin lideri olarak ABD’nin başına 10 milyon dolar ödül koyduğu bir isimdi. Washington, geçen haftalarda ödül kararını kaldırmıştı.

ABD’nin bu süreçteki diğer bir önceliği ise Suriye’nin doğusunda IŞİD ile mücadelenin sekteye uğramaması ve cezaevleri ile kamplarda tutulan IŞİD üyeleri ve ailelerinin gelecekte de gözetim altında tutulmaları.

Washington bu konuda özellikle Türkiye ile müzakereleri artırdı. Ancak bu konuda da kararlar, Trump yönetimi tarafından alınacak.

Suriye’ye en yakın ülkeler Türkiye ve Katar

Suriye’de iç savaşın başladığı tarihten itibaren çok yakın bir ilişki içinde olan Türkiye ve Katar, 8 Aralık sonrasında da birlikte hareket ediyor.

İki ülke de Suriye’nin devrik lideri Beşar Esad’ın ülkeden ayrılarak Rusya’ya gitmesinin ardından Şam’daki büyükelçiliklerini açmış ve yeni yönetimle üst düzey temas kurmuşlardı.

Türkiye ve Katar, Suriye’de hem siyasi sürecin şekillenmesi hem de ülkenin yeniden imarı konusunda ön planda olmak, bölgesel etki alanlarını genişletmek istiyor.

Ankara’nın bu süreçte özellikle Suriye’nin -İsrail dışındaki- komşularıyla ayrı bir platform daha oluşturmak istediği, ülkenin yeniden imarı açısından coğrafi yakınlık avantajını kullanmak istediği kaydediliyor.

Türkiye açısından diğer bir öncelik ise sınırlarının güvenliği.

Suriye’nin kuzeyinde belli bölgeleri kontrol eden Türkiye, ABD ortaklığında IŞİD ile mücadele eden ve omurgasını Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) tasfiye edilmesini istiyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu konudaki beklentisini Riyad’daki toplantıda muhataplarına bir kez daha aktardı.

Arap ülkeleri radikal unsurların iş başına gelmesini istemiyor

Başta Körfez ülkeleri ve Mısır olmak üzere Arap dünyasının hassasiyet gösterdiği konu, Suriye’deki yeni yönetimin, siyasi İslami unsurları içermemesi ve aşırılık yanlısı eğilimlerden uzak tutulması.

2010 yılında demokratik ve ekonomik taleplerin dile getirilmesiyle başlayan Arap Baharı, birçok ülkede monarşik ve otokratik yönetimleri etkilemiş ve Mısır dahil bazı ülkelerde yönetim değişikliğine yol açmıştı.

Arap ülkelerinin Suriye’deki yeni yönetimle ilişkilerinin olumlu çizgide gelişmesi ve Şam’ın da yeniden imar için başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleriyle işbirliğine ihtiyaç duyması, taraflar arasında önemli bir uzlaşı olarak görülüyor.

Arap ülkeleri başta olmak üzere Türkiye ve diğer bölge ülkelerinin gündeme getirdiği bir başka unsur ise İsrail’in Suriye’deki geçiş sürecini kendi bölgesel çıkarları için kullanmaması.

İsrail’in Suriye topraklarındaki varlığını artırması bölge ülkelerinin tepkisini çekmişti. BBC Türkçe, iznews.com.tr

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...