2 Ekim 2026
15.4 C
İstanbul

Ankara ve Bağdat’tan karşılıklı tazminat talebi

Paris merkezli Uluslararası Ticaret Odası (ICC), “Bağdat’ın onayı olmadan” 2014 ve 2018 yılları arasında Kürdistan Bölgesi’nden petrolün ihraç ettiği gerekçesi ile Türkiye’yi 1,4 milyar dolar tazminata mahkum etmişti. Kararın hemen ardından, Türkiye 25 Mart’ta Kerkük-Ceyhan ve Kürdistan hattı üzerinden sevkiyatı durdurmuştu.

Londra merkezli Middle East Eye internet sitesinin haberine göre Türkiye, Washington DC’deki Columbia Bölge Mahkemesi’nde Irak hükümetine karşı dava açtı. Türkiye Uluslararası Ticaret Odası (ICC)kararını reddederek Bağdat’ın 956 milyon dolar tazminat ödemesini talep ediyor.

Habere göre, Türkiye, Paris Tahkim Mahkemesinin birbirine ödemesi gereken tazminata hükmettiği faiz oranını hesaplayarak Irak’ın Türkiye’ye olan borcunun, Ankara’nın Bağdat’a ödemesi gereken miktardan daha fazla olduğunu söylüyor.

Türkiye, Paris Tahkim Mahkemesine göre kredilerin faizini hesapladıktan sonra Irak’ın 2,6 milyar dolar, Türkiye’nin ise 3,5 milyar dolar tazminat alacağı ifade ediliyor.

Rapora göre bunun nedeni, Irak’taki anlaşma ihlallerinin bir kısmının otuz yılı aşkın bir süre önce meydana gelmesi, Türkiye’nin ise tüm ihlallerinin 2014 ile 2018 yılları arasında olması. Mahkemenin her iki tarafa da 1 Ocak’tan itibaren borçlu olunan her miktar için ön ödeme faizi ödemesine karar vermesi.

Türkiye, ABD’nin Columbia Bölgesi Bölge Mahkemesi’nde, başlangıçta Bağdat’a net 1,4 milyar dolar veren tahkim kararına ilişkin faiz hesaplamaları sonrasında Irak’ın Ankara’ya net 956 milyon dolar tazminat ödemesi gerektiğini savundu.

Petrol ihracatının durması ile yaşanan zarar

Kürdistan Bölgesi ve Kerkük’ten petrol ihracatının durdurulmasının üzerinden beş ay geçti. Kürdistan’dan 25 Mart’tan önceki süreçte Ceyhan’a uzanan petrol boru hattından günde 450 bin varillik petrol pompalanıyordu.

Rûdaw’ın kaynaklardan edindiği bilgilere göre hasarın Kürdistan Bölgesi ve Irak’a maliyeti 4 milyar 758 milyon doları bulduğu tahmin ediliyor.

Deloitte’ın raporlarına göre boru hattından Kürdistan’dan ham petrolü satışı son on yılda hızla arttı. 2022 yılında ihraç edilen petrol tutarı 12 milyar 300 milyon dolara erişti. Deloitte’in verileri ilk yayınlamaya başladığı 2017 yılından bu yana bu, yüzde 62 oranında artışa işaret ediyor.

Türkiye, Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin yanı sıra Bağdat’taki merkezi hükümete enerji santralleri ve diğer altyapıların inşası konusunda yardım teklif ediyor. Uzmanlar ihracat anlaşmazlığının tek başına bir sorun olarak ele alınmasından ziyade kapsamlı bir anlaşmalar bütünüyle çözülmesinin daha kolay olacağını değerlendiriyor.

Kaynaklar, Bağdat’ın Türkiye’den petrol ihracatından elde edilen parayı Kürdistan Bölgesi’ne ayrılan pay olan yüzde 12,6’sını düşerek Irak’a aktarmasını istediğini ancak Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin Türkiye’ye, ayrı ayrı Irak petrol ihracatlarından fon toplayamadığı gerekçesiyle, kendi toprakları üzerinden yapılan ihracattan elde edilen gelirin tamamını talep ettiğini vurguladı.

Taraflar arasında yaşanan anlaşmazlık sonrası kapanan boru hattı küresel piyasalardan günlük yaklaşık yarım milyon varil ham petrolün kesilmesine neden oldu.

Bununla birlikte Irak’ın hali hazırda OPEC kotasına yakın seviyelerde petrol ihraç etmesi nedeniyle anlaşma sağlanması halinde kesilen arzın ne kadarının tekrar piyasaya sağlanacağı bilinmiyor.

Ankara ve Bağdat’ın tahkim kararı hakkındaki yorumu farklı

Bağdat yönetimi, Türkiye’yi Kürdistan petrollerini taşıma ve tankerlere yüklemesi nedeniyle 1973’te imzalanan anlaşmayı ihlal etmekle de suçluyor.  Zira Irak Hükümeti, devlet şirketi SOMO’nun Ceyhan’dan petrol ihraç edebilecek tek resmi kurum olduğunu savunuyor.

Türkiye tarafı ise, bölgede yaşanan bütün istikrarsızlıklara rağmen 1973 yılından beri Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı Sistemi’ni çalışır durumda tutmak için milyarlarca dolarlık harcama yaptığını ve küresel petrol piyasalarında istikrarın korunması için gereken katkıyı sağladığını savunuyor.

Ankara, Tahkim Mahkemesi’ndeki davada mahkemenin Irak’ın beş talebinden dördünü reddettiğini, buna karşılık kendilerinin taleplerinin ise büyük çoğunluğunu kabul ederek Irak’ın bu ihlaller sebebiyle Türkiye’ye tazminat ödemesine hükmettiğini belirtiyor.

Türkiye ile Irak arasındaki anlaşma

Türkiye ile Irak arasında 27 Ağustos 1973’te imzalanan Ham Petrol Boru Anlaşması 20 yıl süresince ham petrol akışının sağlanması için boru hatlarının döşenmesini öngörüyordu.

2010 yılında Irak-Türkiye Boru Hattı Anlaşmasının 2025 yılına dek uzatılmasına karar verildi. O dönem anlaşmayı Türkiye Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Irak Enerji Bakanı Hüseyn el Şehristani imzaladı.

Irak Petrol Bakanlığı’nın Irak devletinin tek temsilcisi olarak tanındığı vurgulanan anlaşmada Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO) ile Petrol Şirketi’nin isimleri “petrolün yüklenmesi ve gönderilmesinin denetleyicileri” olarak veriliyor.

Anlaşmaya göre, Irak tarafı Kerkük-Ceyhan petrol boru hattı üzerinden belli bir miktar petrol göndermekle yükümlüydü ve buna devam etmesi halinde Türkiye’ye tazminat ödemesi gerekiyordu.

Anlaşmada, “Türkiye, petrolü yalnızca Irak Devlet Petrol Pazarlama Teşkilatından (SOMO) alır” şeklinde bir şart bulunmuyor.

Irak Anayasası ve Kürdistan’dan petrol ihracatı

Petrol ve doğal gaz gelirlerinin adil dağılımı konusu, 2005’te hazırlanan Irak Anayasanın onaylanmasından bu güne Erbil ile Bağdat arasında temel çelişki ve tartışma konularından biri durumunda.

Irak Anayasası’nın 111’inci Maddesinde; “Irak’ta bulunan petrol ve doğal gaz, çeşitli bölge ve vilayetlerde yaşayan bütün Irak halkının malıdır” hükmü yer alıyor.

Anayasanın 112’inci maddesinin 1’inci bendinde ise; “Federal Hükümet mevcut yataklardan çıkarılan petrol ve doğal gaz yönetimini Bölge Hükümetleri ve vilayetlerle birlikte yapar” ibaresi bulunuyor.

Bu amaçla Kürdistan Parlamentosu, 6 Ağustos 2007’de “Kürdistan Bölgesi Petrol Yasasını” kabul etti. Parlamento’da onaylanan yasaya göre, bölgedeki petrollerin işletilmesi için “Kürdistan Ulusal Petrol Şirketi” kurulmasına karar verildi.

Bağdat yönetiminin 2010’dan sonraki süreçte Kürdistan Bölgesi’ne uyguladığı ekonomik ve siyasi ambargo derinleşirken, Erbil, ekonomik olarak ayakta durabilmek için petrol ihracatına yönelik adımlar atmaya başladı.

Dönemin Kürdistan Bölgesi Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Hewrami, 2011’de ABD petrol devi Exxon ile 10 ayrı arama ve üretim anlaşması imzalandığını açıkladı. Ardından Chevron’dan Total’e dek Kürdistan Bölgesi’ne petrol yatırımcısı akını başladı. Türkiye Petrolleri (TPAO) ve Genel Enerji gibi Türk şirketleri de Kürdistan Bölgesi’ne geldi. 2012’de Erbil ile Ankara arasında “Mutabakat Zaptı” imzalandı.

Dönemin Irak Başbakanı Nuri Maliki, Kürdistan Bölgesi’ni bütçe payından mahrum etti. Dolayısıyla Erbil,  memur maaşlarını ödeyebilmek için bu adımları attı.

2014’te IŞİD’in Irak ve Kürdistan Bölgesi’ne saldırdığı bir dönemde Bağdat yönetimi Ceyhan’dan petrol satışına izin vermesini gerekçe göstererek Paris’teki Uluslararası Ticaret Odasına tahkim başvurusu yaptı. Türkiye’nin Ceyhan’dan petrol satışına izin vererek SOMO dışında bir alım yapmış olduğunu, dolayısıyla 2010’daki ekle uzatılan 1973 anlaşmasını ihlal ettiğini öne sürdü.

Tahkim Mahkemesi 9 yıl sonra kararını verdi. Ancak bu karardan önce Irak Federal Yüksek Mahkemesi 15 Şubat 2022’de bir kararla 22 sayılı 2007 Petrol ve Doğal Gaz Yasası’nı Irak Anayasası’na aykırı bularak iptal etti.

Mahkeme, Kürdistan Bölgesi’nin tüm petrol ve doğal gaz gelirlerini Bağdat merkezî hükûmetine teslim etmesini karara bağladı. Kürdistan Bölgesi yönetimi ise mahkemenin kararını “siyasi” bularak tanımadığını açıkladı.

 

Son Haberler

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Irak Başbakanlık komitesi Kerkük’te: Pirde’deki operasyon soruşturuluyor

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından Kerkük'ün Pirde nahiyesinde pazar günü...

Tom Barrack’tan ‘Irak’ açıklaması: Tüm silahlı güçler tek komuta altında toplanmalı

ABD’nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD Başkanı Donald...

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Türkiye Gündemi

Öcalan: “Ezidiler öz savunma güçlerine sahip olmalı”

PKK lideri Abdullah Öcalan, Şengal Direniş Birlikleri’nin (YBŞ) Irak...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...