30 Eylül 2026
19.8 C
İstanbul

Dedeoğulları davası: ‘Tetikçinin arkasındaki kişilerin yargılanması engelleniyor’

Konya’da 7 kişilik Dedeoğulları ailesinin katledilmesinin 5. duruşması bugün Konya 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme 27 Ekim’e ertelenirken, duruşma sonrası Rudaw televizyonuna açıklamada bulunan Dedeoğulları avukatları “Tetikçinin arkasındaki kişilerin yargılanması engellenmektedir” şeklinde tepki gösterdi.

Davaya Dedeoğulları ailesi avukatları Abdurrahman Karabulut ve Atilla Kart’ın yanı sıra; ÖHD, Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Komisyonundan Mehmet Emin Gökdemir, İHD Ankara şubesi yöneticisi Nilay Nayman, İHD Genel Merkezini temsilen Sevinç Koçak, TİHV Koordinatörü İsmail Noyraz, HDP Hukuk komisyonundan avukat Sipan Cizreli ve HDP Konya il Örgütü yöneticisi katıldı.

Davada tutuklu yargılanan ve SEGBİS ile duruşmaya katılan sanık Mehmet Altun avukatların sorularına cevap vermedi.

Katliam davasında tutuksuz yargılanan ama Dedeoğulları’na yönelik ırkçı saldırı davasında tutuklu olan Ali Keleş ve Lütfi Keleş duruşmaya SEGBİS ile katıldı.

Dedeoğulları ailesinden 7 kişiyi katleden Mehmet Altun’un arandığı günlerde polisle 45 dakikalık görüşmesinin kayıp olduğunu belirten avukatlar, kaydın dava dosyasına girme talebini yinelediler.

Daha önce savcılık tarafından Konya Valiliğinden talep edilen Mehmet Altun’un polisle yaptığı görüşmenin kaydına yönelik yeni bir gelişme yaşandı. Konya Valiliği cevabında bu konunun muhatabı olmadıklarını, bunun Konya Emniyetinden istenmesi gerektiğini belirtti.

Davaya 30 dakikalık bir ara verildikten sonra mahkeme bir sonraki duruşmanın 27 Ekim 2022 tarihine ertelenmesine, tutuklu sanık Mehmet Altun’un tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Dedeoğulları avukatları dava sonrası Konya Adalet Sarayı önünde Rûdaw kameralarına açıklama yaptı.

Avukat Abdurrahman Karabulut sanık Mehmet Altun’un arandığı günlerde polisle 45 dakikalık görüşmesinin kayıp olduğunu, kaydın dava dosyasına girme taleplerini yinelediklerini söyledi.

Avukat Abdurrahman Karabulut, “Bu kayıp kayıtlarını emniyet müdürlüğünden istenmesini talep eden bir yazı Valiliğe göndermiştik. Emniyet müdürlüğü zaten valiliğe bağlı. Gören de emniyet müdürlüğünün farklı bir kurum olduğunu zannedecek. Israrla 14 ay boyunca tetikçinin emniyet güçleri ile yapmış olduğu görüşmenin içeriği bizden gizlenmektedir. O 45 dakikalık görüşmenin içeriği bu katliamı aydınlatabilecek nitelikte olan görüşmelerdir” dedi.

Görüşmelerin içeriğinde “itiraflar” veya bir takım “pazarlıkların” olabileceğine işaret eden Karabulut,  “Belki o kayıtlarda tetikçinin ‘aileme dokunmayın’ diye pazarlıklar vardır” ifadelerini kullandı.

Tetikçinin polisle konuşmasının 45 dakikalık ses kayıtları

Karabulut sözlerini şöyle sürdürdü:

“12 Mayıs saldırıları ve 30 Temmuz katliamından sonra 122’yi arayan vatandaşların ihbar dosyalarının birkaç gün içinde gelirken –ki dosya kapsamında mevcut- 14 ay boyunca tetikçinin aramış olduğu 112 kayıtları hâlâ dosya kapsamında bulunmamakta, ısrarla getirilmemekte, getirtilmemektedir.”

Davada dosyasında bir çok şüpheli hakkında “takipsizlik” kararı verildiğini belirten avukat Abdurrahman Karabulut, “Tetikçinin eşi başta olmak üzere, dayıları hakkında takipsizlik kararları verildi. Ancak ilerleyen aşamalarda cezaevi görüşme kayıtlarında tetikçinin dayılar başta olmak üzere eşi ile yaptığı görüşmelerin çözümleri bize ulaştı. Eşinin “Tanımadığımız insanlar tarafından hesabıma bir takım paralar yatırılmış” ifadeleri dikkat çekicidir” dedi.

“Tetikçinin eşinin hesabına 100 bin TL yatırılmış”

Karabulut sanığın eşinin hesabına geçen yılın parasına göre 100 bin TL yatırıldığını belirten Dedeoğulları avukatı, “Bu yeni bir delildir, yeni bir adli vakadır. Bu katliamı onaylayan, ırkçı kesimlerin tetikçinin kendisine ve eşine yardımlarının olduğunu ortaya koymaktadır” şeklinde değerlendirdi.

Sanığın eşi Zehra Altun’un hesap hareketliliğini izlediklerini dile getiren Karabulut “Ancak Zehra Altun -bir önceki  duruşmada talep etmemize rağmen- sanık olmadığı için olayın arkasında kimlerin olduğuna dair çok güçlü bir delil olmasına rağmen tetikçinin eşi hakkındaki suç duyurumuz kabul edilmedi” dedi.

Dayılarının tetikçiye “yardım etmiş olduğu” iddiası

Tetikçinin dayıları hakkında da delillere ulaştıklarını belirten Abdurrahman Karabulut, “Katliam saatinde tetikçinin telefonu kendi köyünde yani, olay yerinden 120 km uzaklıkta baz sinyali veriyor. Kamera kayıtları olmamış olsaydı faili meçhule gidecekti. Bu durumda kendi telefonunu köyde başka bir yakınına verdiği anlaşılmaktadır ki bu yakınları dayılarıdır. Dayılarının tetikçiyle cezaevinde yaptıkları görüşmenin kayıtları da bunu doğrulamaktadır” şeklinde konuştu.

Avukat Abdurrahman Karabulut bahsettikleri durumların yeni delil ve adli vakka olmasına rağmen, mahkemenin bu  kişiler hakkındaki suç duyurusu taleplerini reddettiğini kaydetti. Karabulut, “Israrla tetikçinin arkasındaki yardım eden, azmettiren, iştirak eden veya tahrik eden kişilerin yargılanmasının önüne yargı eliyle geçilmektedir. Bunu kabul etmek mümkün değil” dedi.

“Mahkeme ‘insanlığa karşı işlenmiş suçlar” vasfı talebimizi reddetti”

Dedeoğulları avukatlarından Abdurrahman Karabulut diğer avukatlarla birlikte bu kişiler hakkında ayrıca suç duyurusunda bulunacaklarını ifade etti ve şöyle devam etti:

“76. ve 77. maddelerde ‘insanlığa karşı işlenen suçlar’ kapsamında bir vasfın mahkemeden talep ettik. Bu doğrultuda ek savunma verilmesini talep ettik. Bunlar da (mahkemece) reddedildi. Ret gerekçeleri de yok.”

Almanya’da 1993’de gerçekleşen Solingen Katliamı’nı hatırlatan avukat Karabulut, “Solingen Katliamı ırkçı bir katliamdı ve maalesef 5 Türk yaşamını yitirmişti. Bütün Almanya kamuoyu, bütün Alman basını, cumhurbaşkanından tüm hükümet yetkililerine rağmen bu saldırının ırkçı bir saldırı olduğunu söyledi. Angela Merkel ‘Irkçılığın bir zehir’ olduğunu ve herkesin buna karşı durması gerektiğini ifade etti. Yargı makamlarını da kararlarını bu doğrultuda vermiştir. Ancak bizim ülkemizde maalesef, böyle bir anlayış söz konusu değil. Olayın üstünü kapatan, korkakça yaklaşan bir durumla karşı karşıyayız. Aynı refleksi (Solingen Katliamı’ndaki) yargı makamlarından bekliyoruz” dedi.

12 Mayıs saldırı davasının 28 Ekim’e bugünkü davanın da 27 Ekim’e ertelendiğini hatırlatan avukat Karabulut, tüm siyasi parti, sivil toplum örgütleri ve kamuoyuna davaya karşı duyarlılık çağrısı yaptı.

Avukat Kart: Yeni suç duyurularında bulunacağız

Dedeoğulları ailesinin avukatı ve eski CHP Milletvekili Atilla Kart da, mahkemenin talep ettiği bilirkişi raporuna göre, tetikçi katilin telefon sinyallerinin Sarıoğlan köyünde sinyal verdiğinin ortaya çıktığını söyledi.

Kart, şunları kaydetti:

“Başından beri kuşkulandığımız, dile getirdiğimiz bri olaydı bu. Orada öyle anlaşılıyor ki tetikçi katilin dayısı, eşi, yakın akrabaları o köyün muhtarı dahil olmak üzere bir işbirliği içerisindeler. Yani katliam gününde o silahın temin edilmesi, telefonun bilinçli olarak elden ele geçmesi ve Sarıoğlan’da sinyal vermesi, bütün bunlar olayda organize bir saldırı olduğu, bir ekip halinde gerçekleştirildiğini gösteriyor.

Savcılık aşamasında delillerin karartıldığını zaten biliyoruz. Savcılık aşamasında önyargılı bir soruşturmanın yapıldığını doğrudan İçişleri Bakanlığı eliyle müdahale edildiğini biliyoruz. Ancak şunu görüyoruz, o aşamadaki önyargının ortaya çıkan yeni delillere rağmen mahkeme nezdinde de ateda giderek şiddetlenerek devam ettiğini görüyoruz. Yani bugünkü gelişmeden sonra mahkeme görevini doğru ve tarafsız yapmayacağını aslında bir kez daha gösterdi. Ama biz müdahil vekiller olarak toplum adına ve Türkiye halkları adına bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu anlamda da 7-8 kişi ile bağlantılı olarak yeni suç duyurusunda bulunacağımızı bilinmesini istiyoruz. Bu yeni suç duyurusu kapsamında dosya üzerinde yeni gelişmelerin olması kaçınılmazdır.”

“7 insanın sırf kimliğinden dolayı katledilmesi insanlık suçudur”

İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi temsilcisi Sevinç Koçak da, “Dünyanın neresinde olursa olsun, 7 insanın sırf kimliğinden dolayı katledilmesi insanlığa karşı işlenen bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenen bu suçları ve yapılan katliamları görmezden gelmesi, bu tür davaları bir türlü sonuçlandıramaması, katillerin, tetikçilerin leyhine mahkemelerin devam ediyor olması Türkiye Cumhuriyeti Devleit adına bir utançtır. Bu utançtan bir an önce kurtulmaları için bu davaları sonuçlandırmalarını istiyoruz” dedi.

Koçak, İHD olarak  sonuna kadar davanın takipçisi olacaklarını kaydederek, “Onurlu bütün hakimleri, savcıları tetikçiye şefkatli davranmayı bırakıp, adaleti yerine getirmek için hukuka sahip çıkmaya çağrıyoruz” ifadedelerini kullandı.

Konya Katliamı

Konya’nın Meram ilçesinde 24 yıldır yaşayan aynı mahallede yaşayan Dedeoğulları ailesi 12 Mayıs’ta yaklaşık 60 kişilik ırkçı bir grubun saldırısına maruz kalmıştı.

“Biz ülkücüyüz, sizi burada yaşatmayacağız” tehditleriyle saldırı gerçekleştiren ırkçı grup 4’ü kadın olan 7 kişilik aileyi ağır yaralamıştı. Saldırının ardından tutuklanan 7 kişiden 5’i tahliye edilmişti.

30 Temmuz 2021 tarihinde ise Mehmet Altun isimli tetikçi, Dedeoğulları’nın evine giderek yanında getirdiği silahla aile bireylerine ateş açtı.

Saldırı sonucunda Yaşar Dedeoğulları ile eşi İpek (57), çocukları Serap (33), Serpil (29), Sibel (35), Metin (42) ve Barış Dedeoğulları (31) yaşamını yitirdi.

Altun, katliamdan sonra evi de ateşe verdi. Olayın ardından kiraladığı araçla kaçan tetikçi 4 Ağustos’ta yakalandı.

Savcılığın soruşturması kapsamında katil zanlısının yanı sıra iki farklı aileden 10 kişi de azmettirme suçundan tutuklandı. Ancak bu 10 kişi daha sonra sulh ceza hakimliği tarafından tahliye edildi.

Yedi kez ağırlaştırılmış müebbet istendi

Konya Cumhuriyet Başsavcılığı, hazırladığı iddianamede katil zanlısı Mehmet Altun hakkında “canavarca hisle öldürme” suçundan 7 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. – Rudaw

 

Son Haberler

Mesud Barzani’den koalisyon güçlerinin çekilmesine ilişkin açıklama

KDP Genel Başkanı Mesud Barzani, Koalisyon güçlerinin Irak ve...

Irak, uluslararası koalisyonun askeri görevinin sona ermesi için önemli aşamaya geldi

Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Güvenlik Danışmanı Kasım el-Araci, Irak'ın...

Irak’ta tarihi dönemeç: ABD askerlerini tamamen çekiyor

ABD askerlerinin Irak'tan tamamen çekilmesiyle ülkenin güvenlik dengelerinde ve bölgedeki...

ABD bugün itibarıyla Irak’tan tamamen çekiliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Irak’taki güçlerini 30 Eylül’e kadar...

Eski İsrail Başbakanı Bennett: İsrail ordusu çöküş riskiyle karşı karşıya

Tom Barrack’ın Ortadoğu denkleminde Kürtler: Entegrasyon mu, merkeziyetçilik mi? Ortadoğu’da...

Öcalan’dan üç başlıkta düzenleme talebi

Abdullah Öcalan, Londra’da düzenlenen Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’na...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Türkiye Gündemi

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”