29 Eylül 2026
19.2 C
İstanbul

Semra Güzel’in avukatı: Milletvekille işkence yapıldı

Semra Güzel’in yakalanmasını meselesinde “senaryo” uygulandığını belirten HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, “Eğer Türkiye’de bir hukuk devleti olsaydı hukuk ve yargı işliyor olsaydı, eğer Türkiye’de demokrasi zerre kadar olsaydı Semra Güzel vekilimiz yargılama sonucunda beraat ederdi” dedi.

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, milletvekilleri ve Semra Güzel’in avukatı, Güzel’in yakalanmasına ilişkin Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.

Burada konuşan Oluç, “Sabah 11:30’dan beri adliye yoğun olmamasına rağmen bekliyoruz. Her zamanki senaryo, hava kararana kadar karar almamak hava karardıktan sonra karar almak. Adalet yok, hukuk yok. Milletvekilimiz Semra Güzel’i gördük, avukatları kendisiyle beraber sorguya da girdi. Son derece moralli” dedi.

 “Adım adım bir senaryo uygulanıyor”

Oluç, “Bu saate kadar bekledik. Biraz önce haberi geldi. Tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Bunu bekliyorduk zaten. Yine ne kadar ilginç değil mi? Saatler evvel iktidar yanlısı medya vekilimiz Semra Güzel’in tutuklandığını yazdı zaten. Biz az önce öğrendik. Şu anda mahkeme sorgusuna girecek. İktidar yanlısı medya bunu saatler önce yazdı. Adım adım senaryo uygulanıyor” şeklinde konuştu.

“Senaryo deyince yargı alanında hazırlamıyorlar senaryoyu, hazırlayan başka makamlar var” diyen Oluç, şöyle devam etti:

“Kim büyük senarist Süleyman Soylu. Ne yapmış? Kameraları hazırlatmış, memurlarına görevi vermiş. Ne yapacaklar? Semra Güzel’in adliyeye getirilirken ensesinden bastırarak boynunu eğdirmeyi planlamışlar. Kameralar hazır. İki polis memuru zor kullanarak Semra Güzel’in saçını çekiştiriyor, boynuna bastırıyor, boyun eğsin de bunun görüntüleri alınsın diye. Senarist Süleyman Soylu. Semra Güzel boyun eğmedi, Semra Güzel iki polis memurunun ensesinden bastırmasına rağmen o görüntüyü vermedi.

Süleyman Soylu, bak buradan bir kez daha söylüyoruz. Sen ömrü billah Kürt halkını ve Kürt halkını temsil eden siyasetçilerin boyun eğdiklerini diz çöktüklerini göremeyceksin. O yüzden bu senaryolardan vazgeç diye bir kere daha seni uyarıyoruz. Üstelik de Semra Güzel tabi ki bu senaryonun farkında. Bizlere dedi ki “basın mensuplarını hazırlamışlar, benim boyun eğmemi bekliyorlardı, eğmedim” dedi. Hiçbir vekilimiz de boynununu eğmedi, diz çökmedi. Halkımız da baş eğmedi diz çökmedi. Bu iktidar bunu görecek, bu senaryolarının boş olduğunu gördüğünde iş işten geçmiş olacak. Süleyman Soylu bunu da söylemiş olalım.”

“Mafya ve çetelerle iltisaklı Soylu rol çalmaya çalışıyor”

Saruhan Oluç, “Biz kimden bahsediyoruz. Meclis’te yüzüne de söyledim. Mafya iltisaklı ve irtibatlı bir İçişleri Bakanından söz ediyoruz. Uyuşturucu tacirleriyle, mafya liderleriyle, hırsızlık ve yolsuzluk yapanlarla fotoğraf albümü oluşturmuş bir İçişleri Bakanından bahsediyoruz. Rol çalmaya çalışıyor. Kimden çalmaya çalışıyor? Onu kendisine sorun. Dün yaptığı açıklamada ‘Edirne’de yakalandı’ derken rol çalmaya çalışıyordu. Kimlerden rol çalmaya çalışıyor onlar da biliyor ne yapmakta olduğunu” ifadelerini kullandı.

“Vekilliği düşmemiş, yapılan bu saldırı yasamanın itibarını sarsmıştır”

Güzel’e karşı “hukuksuz bir işlem” sürdüğünü belirten Oluç, “Tutuklu yargılanmaması gereken, milletvekilliği düşmemiş, sadece iki dosya için vekilliği düşürülmüş olan vekilimize yönelik bu davranış asla kabul edilemez. En sert biçimde kınıyoruz. Vekilliği düşmemiş birine yönelik Emniyet ve onun başındaki İçişleri Bakanı Soylu’nun davranışları asla kabul edilebilir değildir. Yasamaya yönelik çok ağır itibar sarsıcı operasyondur” dedi.

Saruhan Oluç, sözlerini şöyle tamamladı:

“Biz elbette ki Semra Güzel vekilimizin halkın vekili olduğunu biliyoruz. Meclis’te yaptığımız savunmasında da net ifade ettiğimiz gibi herhangi bir suç işlemediğini biliyoruz. Demokratik siyaset konusunda kararlı bir arkadaşımız olduğunu biliyoruz. Ona olan desteğimizi sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Eğer Türkiye’de bir hukuk devleti olsaydı hukuk ve yargı işliyor olsaydı, eğer Türkiye’de demokrasi zerre kadar olsaydı Semra Güzel vekilimiz yargılama sonucunda beraat ederdi. Bugün Türkiye’de demokrasi ve hukuk devleti yok. Hukuk işlemiyor. Siyasi baskılarla işleyen bir yargı mekanizması var. Bu yargı mekanizmasının nasıl bir sonuç yaratacağını ve karar vereceğini biz biliyoruz. Bunu da vurgulayalım.”

Avukat Veysi Eski: Ters kelepçe takıldı

Daha sonra konuşan avukat Veysi Eski, “Nasıl hukuksuz bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu hepimiz görüyoruz. Göz göre göre televizyonlara show yapılacak şekilde müvekkilimize işkence yapıldı. Ters kelepçe takıldı. Özellikle içişleri bakanı tarafından servis edildi. Biz suç duyurusunda bulunacağız. Soruşturma savcısına ifade ettiğimizde kendisi ‘suç duyurusunda bulunabilirsiniz’ dedi. Biz de kendisine görevini hatırlattık. Savcı suç gördüğünde işlem yapmak zorunda” dedi.

“Gözümüzün önünde sizin elinizde yürüyen bir soruşturmada açıkça işkence yapılıyor, bize suç duyurusunda bulunun diyorsunuz” diyen Eski, şunları kaydetti:

“Bu savcıların hangi saiklerle hareket ettiğini gösteriyor. Güzel halen vekil ve şu anda söz konusu müvekkilimize soruşturmanın gerekçesi olan her iki fezlekenin dışında sorular soruluyor. Fezlekede olmayan sorular soruluyor. Çünkü her iki fezlekede müvekkilimize yönelik isnatların oluşması açısından mümkün olmadığını onlar da biliyor. Dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra bir takım tanıkların ifadeleri dosyaya eklenmiş. Savcıya da ifade ettik eğer yeni bir suç işlendiğini düşünüyorsanız müvekkilimiz hakkında fezleke düzenlemeniz gerekiyor, bu soruları o şekilde sorabilirsiniz diye ifade ettik. Ancak cumhuriyet savcısı itirazlarımızı kabul etmeyerek müvekkile bu soruları sordu. Kendileri de hangi saikle hareket ettiklerini ve suç işlediklerini biliyorlar. Son dakika bize bildiriyorlar. Müvekkilimiz tutklamaya sevkedildi, buyrun gelin savunmasını yapın. Bu yargıdan bir şey beklemiyorum. Bu yargının vereceği karar iltisaklı bir karardır, nereye iltisaklı olduğunu da kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.”

Son Haberler

Geçen hafta ertelenmişti: Üçüncü kafile Serêkaniyê’ye dönecek

Serêkaniyê Zorla Yerinden Edilenler Komitesi, 500’den fazla ailenin 29...

Bese Hozat: ‘Öcalan barış ve demokratik toplum sürecinin koordinatörüdür’

Bese Hozat’ın Medya Haber TV’deki açıklamalarında demokratik entegrasyon, yerel...

Rusya’dan Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye olası transferine yeşil ışık

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin S-400 füze sistemlerinin...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

AK Parti’li Sayan Kaya ve eşi hakkında vurgun iddiası: ‘Soruşturma başlamadan paraları çekmişler’

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü...

Hakan Fidan’dan Şengal ve Beşika açıklaması!

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Irak’ın ülkedeki tüm silahlı...

Lavrov: Suriye’de Kürtlerle ilişkilerimiz iyi, Rusya yardıma hazır

Sergey Lavrov, Suriye’deki neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilere sahip olduklarını belirterek, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Mazlum Abdi’yi de bu kapsamda saydı. Lavrov, ilgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istemesi halinde yardıma hazır olduklarını söyledi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sonrası New York’ta düzenlediği basın toplantısında Rûdaw New York muhabiri Namo Abdullah’ın sorusunu yanıtlayan Lavrov, Suriye’deki Kürtlerin durumu ve yeni Suriye Anayasası’nda Kürt haklarının güvence altına alınmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var” Lavrov, Suriye’deki Kürt hareketleriyle ilişkilerine dikkat çekerek, “Suriye Demokratik Güçleri de dahil olmak üzere neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var. Sayın Mazlum’la da...” dedi. Kürt hareketlerinin daha önce yaşadıkları krizlerde Rusya’ya başvurduğunu belirten Lavrov, Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundan çekileceğini açıklamasının ardından SDG’nin Rusya’dan yardım istediğini söyledi. Lavrov, “Bunun üzerine Suriye Demokratik Güçleri hemen bize başvurdu: ‘Lütfen bu süreçlerde bize yardımcı olun.’ Yardım etmeye başladık” ifadelerini kullandı. “Taraflar isterse dinlemeye hazırız” ABD’nin daha sonra Suriye’ye geri döndüğünü ve SDG’nin Rusya’ya olan ilgisinin azaldığını belirten Lavrov, “Dolayısıyla biz her zaman yardım sağlamaya hazırız” dedi. Suriye’nin kuzeydoğusunun Şam’daki merkezi yönetimle ilgili belgeyi gönüllü olarak imzalamayı kabul ettiğini belirten Lavrov, bunun “onların egemen kararı” olduğunu ifade etti. Rusya’nın gelecekte Suriye’de rol üstlenmesine ilişkin ise Lavrov, “İlgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istediği bir durum olursa, biz dinlemeye hazırız” diye konuştu. “Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım” Rûdaw muhabiri Namo Abdullah’ın Kürtlerin dilsel, kültürel ve siyasi haklarının yeni Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması konusunda Rusya’nın Suriyeli yetkililerle görüşmelerinde girişimde bulunup bulunmadığı yönündeki sorusuna Lavrov, Kürtçe konusunda herhangi bir yasaklama duymadığını söyledi. Lavrov, “Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım, hiç duymadım” ifadelerini kullandı. Rus Bakan, Suriye’deki durumun Ukrayna’daki durumla aynı olmadığını belirterek, Ukrayna yönetiminin “milliyetçi görüşlerini” uyguladığını söyledi. Namo Abdullah: Geçen ay Suriye’de Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim, on yılı aşkın bir süredir faaliyet gösterdikten sonra sona erdi. Şimdi Suriye’deki Kürtler, dilsel ve kültürel haklarının yanı sıra ülkedeki siyasi haklarını korumak için mücadele ediyor. Rusya uzun süredir kendisini tüm Ortadoğu’da Kürt haklarının destekçisi olarak tanıtıyor. Suriyeli mevkidaşlarınızla yaptığınız görüşmelerde, önümüzdeki süreçte Kürt haklarının yeni Suriye Anayasası’nda güvence altına alınması için baskı yapıyor musunuz? Sergey Lavrov: Bakın, sevgili meslektaşım, Suriye Demokratik Güçleri de dahil olmak üzere neredeyse tüm Kürt hareketleriyle çok iyi ilişkilerimiz var. Sayın Mazlum’la da... Sanırım bu insanları tanıyoruz. Ne zaman bir kriz yaşasalar, örneğin Amerikalılar onları desteklemeyi bıraktığında... Bu, Donald Trump’ın ilk döneminde onların Suriye’nin kuzeydoğusundan çekileceğini açıkladığı zamandı. Bunun üzerine Suriye Demokratik Güçleri hemen bize başvurdu: “Lütfen bu süreçlerde bize yardımcı olun.” Yardım etmeye başladık. Daha sonra Amerikalılar geri döndü ve Suriye Demokratik Güçleri’nin bize olan ilgisi azaldı. Dolayısıyla biz her zaman yardım sağlamaya hazırız. Ancak Suriye’nin kuzeydoğusunun gönüllü olarak Şam’daki merkezi yönetimle ilgili belgeyi imzalamayı kabul etmiş olması bir gerçek. Bu onların egemen kararıdır. Kürtçe dilinin yasaklandığını duymadım, hiç duymadım. Bu, Ukrayna rejimi gibi değil; rejim gerçekten kendi milliyetçi görüşlerini uyguluyor. Dolayısıyla şunu anlamak istiyorum: Gelecekte, ilgili tarafların Rusya’nın bir rol üstlenmesini istediği bir durum olursa, biz dinlemeye hazırız.

Türkiye Gündemi

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”