29 Eylül 2026
17.2 C
İstanbul

AKP’li Taşkesenlioğlu’ndan boşanma aşamasında olan Ünsal Ban’ın ifadesinde: Sedat Peker’i tanımıyordum, beni görüntülü aradı

AK Partili vekil Zehra Taşkesenlioğlu’nun evdeki görüntülerini organize suç örgütü lideri Sedat Peker’e vermekle suçlanan Ünsal Ban’ın ifadesinde, “Peker’in attığı bir tweet huzurumuzu bozdu. Peker’i tanımıyordum, kendisi beni görüntülü aradı. Ona ‘Büyük vebal alıyorsunuz, bu birçok insanı üzen bir durum’ dedim. Peker ise ‘Bu bilgilerin doğru olduğuna inanıyorum, o yüzden bu tweet’i kaldırmayacağım’ dedi.” ifadelerini kullandığı ortaya çıktı.

Suç örgütü liderliğinden hüküm giyen Sedat Peker; eski Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, kardeşi AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, Cumhurbaşkanı Danışmanı Serkan Taranoğlu, Eski Kıyı Emniyeti Genel Müdürü Salih Orakcı ile ilgili bir rüşvet sarmalı olduğuna ilişkin iddialarda bulunmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatırken Sedat Peker’in boşanma aşamasındaki eşi Ünsal Ban’ın çektiği Zehra Taşkesenlioğlu’nun evdeki görüntülerini paylaşması ise olay yarattı.

GÖRÜNTÜLERİ PEKER’E VEREN BAN KAÇARKEN YAKALANMIŞTI

Taşkesenlioğlu’nun evdeki görüntülerini Sedat Peker’e vermesi nedeniyle hakkında gözaltı kararı çıkarılan Ünsal Ban, Muğla’da yakalandı. Ban’ın şoförünün eşi ve baldızının evdeki evrakları yakmaya çalıştıkları sırada yakayı ele verdikleri öğrenildi.

SERBEST BIRAKILDI

Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Gasp Büro Amirliğindeki işlemleri tamamlanan Ban ve beraberindeki 3 şüpheli, dün sağlık kontrolü için hastaneye götürüldü. Adliyeye getirilen şüpheliler, soruşturmayı yürüten savcıya ifade verdikten sonra sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Şüpheli Ban “konutu terk etmeme”, diğer şüpheliler ise farklı adli kontrol şartı hükümleri uygulanarak serbest bırakıldı. Ünsal Ban’ın adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasının hemen ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti. Sunulan itiraz dilekçesinde, Ünsal Ban hakkında 29 Ağustos’ta gözaltı kararı verildiği ancak ikametgahında bulunmayan şüphelinin yurt dışına kaçmaya çalışırken Muğla’da yakalandığına dikkat çekildi. Ban’ın kaçma şüphesinin devam ettiği, bu aşamada adli kontrol şartında bulunan hükümlerin yetersiz kalacağı vurgulanan dilekçede, şüphelinin yeniden tutuklanması talep edildi.

İFADESİ ORTAYA ÇIKTI

Öte yandan Ünsal Ban’ın Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliğinde verdiği ifade ortaya çıktı.Savunmasında Sedat Peker’i tanımadığını belirten Ban, “Sedat Peker’in (Deli Çavuş) isimli Twitter sayfasında beni, eşimi ve Ali Fuat’ı eleştiren bir tweet vardı. Bu tweet’ten sonra aile huzurumuz bozuldu, 2 gün sonra da eşim bana bıçakla saldırdı” açıklamasını yaptı.

“KARIM BANA BIÇAKLA SALDIRDI”

Taşkesenlioğlu’nun devamında yaptıklarını da anlatan Ünsal Ban şunları söyledi: “Sabah 7 gibi yatak odasındaydım. Eşim bıçak ile yatak odasına girdi. ‘Seni öldüreceğim’ dedi. Telefonumu aldı. Balkondan telefonumu aşağıya attı. Ben bu sırada aşağıya koştum o da koştu ve telefonu aldı. Tekrar mutfağa koştu ikinci bıçağı da eline aldı. İki bıçağı da benim karnıma dayayarak ‘Seni öldüreceğim’ dedi. Ben de ‘Öldür o zaman’ dedim. Sağ ve sol kolumda hafif çizikler meydana geldi. Can havliyle yukarı çıktı. Ben de bu esnada eşime ‘Sakinleş seni çekiyorum’ dedim. Kendisini çektiğimden haberdardı. Nedeni de ‘Artık seni ve kendimi öldüreceğim’ demesiydi. Yatak odasının kapısı hala kırıktır. Çünkü yatak odasının kapısını 3-4 saat kilitlemiştir. Beni 3-4 gün daha ölümle tehdit etti. Ben aile huzurumuzun toparlanabilmesi amacıyla sürekli Deli Çavuş isimli hesaba ulaşmaya çalışarak tweetin kaldırılmasını istedim.

“SEDAT PEKER’İ TANIMIYORDUM, KENDİSİ BENİ ARADI”

Belli bir süre sonra FaceTime üzerinden +1 ile başlayan tanımadığım bir numara tarafından sesli FaceTime ile arandım. Telefondaki kişi Sedat Peker olduğunu söyledi. Yüzde 80 civarında sesi benzettim. Ben durumu anlattım. Aile huzurumun bozulduğunu eşim ile boşanma yoluna gittiğimi anlattım. Kendisi ‘Bu bilgilerin doğru olduğuna inanıyorum, o yüzden bu tweet’i kaldırmayacağım’ dedi. Ama ben kaldırılması için DM’den yazmaya iletişim kurmaya çalıştım. Ancak bir 10-15 gün süre geçtikten sonra beni görüntülü olarak FaceTime’dan aradı. Kendisine durumu tekrar anlattım. Kendisi de olayların Zehra Hanımın benimle evlenmediği dönemdeki olaylar olduğunu anlattı. Aralarında WhatsApp yazışmaları olduğunu ve yine bir şey yapmayacağını ifade etti. Son görüşmede, ‘Büyük bir vebal alıyorsunuz, bu birçok insanı üzen bir durum’ dedim yine zorladım. Fakat yine bir netice elde edemedim. Benim tek amacım o tweet’in silinmesiydi.

“O VİDEOYU BEN PAYLAŞMADIM”

Ben videoyu kaydettiğimi kabul ediyorum. Ancak bu videoyu kesinlikle ben yaymadım. Eşim telefonu attıktan 2 gün sonra telefonumu değiştirerek yeni telefonumu başka bir markadan kullanmaya başladım. Yeni telefonum ile eski telefonumdaki bilgileri aktarmaya çalıştım. Bu aktarma işini yapmaya çalışırken WİFİ’den bağlanıyordum. Bazı resimleri mail olarak atmaya çalıştım. Çok vakit almasından sonra bu işlemlerden vazgeçtim. Tek güvenlik zafiyeti bu olabilir. Bu işlemden dolayı birileri bu bilgileri ele geçirmiş olabilir. Eşim bana maddi ve manevi 70 milyon TL’lik boşanma davası açtı. Ben bu bilgiyi sadece telefonuma gelen bilgilendirme mesajı ile öğrendim. Tarafıma atılan iftiralara tepki olarak hesabımdan söz konusu tweet’leri attım. Ben bunları yaymadım, hiç kimseye vermedim. Deli Çavuş ya da herhangi bir başka hesap ile de bu bilgileri ve videoyu kesinlikle paylaşmadım. Ben hiçbir örgüte üye değilim. Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme veya üye olma suçunu da kabul etmiyorum. Benim ne örgütle ne Sedat Peker ile bir alakam yoktur. Akademisyen olarak yıllardır görev yapmaktayım.

“KAÇMAYACAKTIM, BODRUM’A GİDECEKTİM”

Basında kaçmaya çalışırken yakalandığım servis edilmiştir. Kaçacak olsam elimde yeşil pasaportum ve diplomatik pasaportum vardır. Ben öyle bir şey yapacak olsam Ankara’da veya İstanbul’da uçağa biner ve dünyanın her yerine gidebilirdim. Birçok ülkeye vizem vardır. Kaçmak gibi bir niyetim asla olmadı. Kaçacak olsam yanımda bu kadar az para bulunmazdı. Kaptan ile yaptığımız yol güzergahı planına göre Turgut Reis ve Bodrum’da botla gezecektik. Oradan da araba ile İzmir’e gidecektim. İzmir’de yanımdaki arkadaşım Yaşar’ın evi vardı. En son olarak da oraya gitmeyi planlamıştık. Kesinlikle kaçmak gibi bir niyetim yoktu. Kaçacak olsam pasaport müdürlüğünden izin başvurusu yapmazdım. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Suçsuzum, serbest bırakılmayı talep ederim.”

Son Haberler

Öcalan’dan üç başlıkta düzenleme talebi

Abdullah Öcalan, Londra’da düzenlenen Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’na...

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Geçen hafta ertelenmişti: Üçüncü kafile Serêkaniyê’ye dönecek

Serêkaniyê Zorla Yerinden Edilenler Komitesi, 500’den fazla ailenin 29...

Bese Hozat: ‘Öcalan barış ve demokratik toplum sürecinin koordinatörüdür’

Bese Hozat’ın Medya Haber TV’deki açıklamalarında demokratik entegrasyon, yerel...

Rusya’dan Türkiye’deki S-400’lerin üçüncü bir ülkeye olası transferine yeşil ışık

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin S-400 füze sistemlerinin...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

AK Parti’li Sayan Kaya ve eşi hakkında vurgun iddiası: ‘Soruşturma başlamadan paraları çekmişler’

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü...

Türkiye Gündemi

Öcalan’dan ‘süreç’ mesajı: Barış tek bir yasayla tamamlanmaz

Londra’daki konferansa mesaj gönderen Abdullah Öcalan, silahlı çatışmadan sürdürülebilir...

Deniz Göktaş yarın duruşmaya çıkıyor: Güneş abartılmış bir balonmuş

Tutuklanan komedyen Deniz Göktaş yarınki duruşması öncesine X hesabından...

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”