RÖPORTAJ- Zeki Okşul |
Eczacılık fakültesi mezunu, masa tenisi Türkiye şampiyonu, ruhsal danışmanlık ve Uzakdoğu şifa teknikleri ve nefes eğitimi eğitmeni, yoga yapıyor ve dövüş sporlarına meraklı…Çok yönlü bir sanatçı… Tabi bütün bunların ötesinde, Fazıl Say ile birlikte şiirlere ruh katarak yorumladığı eserlerden tanıyoruz Serenad Bağcan’ı.
Kendisini, “hikayesinin gizemini çözmeye çalışan bir insan” olarak tanımlayan Serenad Bağcan’la sanata, yaşama ve daha birçok konuya temas ettiğimiz bir röportaj gerçekleştirdik.

“Sanatçı, içinde yaşadığı kaostan beslenerek ya da kendisine rahatsızlık veren şeylere karşı, etki ve tepkiyle yaratıma geçen kişidir ve bu etkileşim kişiden kişiye değişir. Bir sanatçının kendi kendisiyle olan iletişimi, bir diğerinin düzenle ya da otorite ile olan iletişimi, bir diğerinin doğayla olan iletişimi onu tetikler ve yaratma süreci başlar.”
Toplumda bilinen, tanınan bir sanatçısınız; fakat bize kendinizden bahsetmenizi istesek kendinizi kısaca nasıl tanımlarsınız ? Kimdir Serenad Bağcan ?
Bu sorunuzu şu cümle ile anlatmak isterim: Gökyüzü kuşlara ,deniz balıklara ,insan kendine gizemdir. Ben de yaşam denilen bu yolda, hikâyemin gizemini çözmeye çalışan bir insanım.

Ailenizin büyük bölümünün müzisyen olmasının sanat hayatınıza nasıl bir etkisi oldu? “Bağcan” , kartvizit gibi bir etkiye sahip bir soyadı. Bir soyadının insan hayatına olumlu etkileri olabileceği gibi olumsuz etkileri de olabileceğini biliyoruz. Soyadınızın sosyal yaşantınız ve sanat çalışmalarınız açısından sizi olumsuz olarak etkilediği bir durumla karşılaştınız mı?
Soy ismimin yaşantıma olan etkisi, ülkemin siyasi yapısına göre değişiklik gösterdi. “CAN” lar ile müzik yoluyla “BAĞ” kurmak…BAĞCAN ailesinin mirası bu. Bir önceki neslimiz bu yolda epey zorluk çekti.Bu dönem benim çocukluk yıllarıma denk geldiği için olumsuz olarak hatırladığım bir şey yok.
Albüm, konser gibi mesleki çalışmalarınız dışında neler yaparsınız? Yani Serenad Bağcan günlük yaşantısında ne yapar, ne ile meşgul olur ?
Günlük yaşantımda yaptıklarım, aslında meslek hayatımı destekleyen şeyler. Güne spor yaparak veya yürüyerek başlarım, nefes ve diyafram egzersizleri buna eşlik eder. Kitap okumayı, ilgimi çeken eğitimlere katılmayı , sinema , tiyatro, konser gibi etkinliklere gitmeyi severim. Bazen de yalnızlığımı çok sever; izole bir hayat yaşarım; kimseyle konuşmam, kimseyle görüşmem. Bu gibi dönemlerim içe dönük, sancılı ama beni olgunlaştıran ve büyüten dönemlerimdir ve çok değerlidir.
Sizinle neden bu kadar geç tanıştık?
Aslında ben sizleri tanıyordum da siz beni tanımıyordunuz. Çok uzun yıllar Türkiye’nin ve dünyanın sayılı konser salonlarında, senfoni orkestralarıyla sayısız konserlere katıldım, geçen yıla kadar üyesi olduğum Devlet Çok Sesli Korosuyla birlikte. Ülkemizde anlamsız bir kural var: Devlet memuru iseniz bu gibi konserlere çıkamazsınız ya da bunun için izin almanız gerekir. Anlayacağınız benimle geç tanışmanızın nedeni, şimdilerde sonlandırmış olduğum devlet memurluğumdur.
Fazıl Say’ın sanat hayatınızdaki yeri nedir? Yeni bir ortak projeniz var mı?
Beni büyük kitlelerle buluşturan isimdir. Bir araya geldikten sonra “İlk Şarkılar”, “Yeni Şarkılar” , “Sait Faik”, “Hermiyas ,Yunus Sırtındaki Çocuk” ve “Nazım Hikmet Oratoryosu” gibi eserlerini seslendirdim.
Fazıl Say’ın Türk sanat dünyasındaki rolü hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Yüzyıllara damgasını vuracak çok çalışkan, çok iyi bir müzisyen, besteci ve asi bir ruh.

Röportaj için yaptığımız hazırlıklar sırasında dinleyicilerinizin “Serenad Bağcan – Fazıl Say ortak çalışmalarının kendileri için ne büyük bir şans olduğunu” sıklıkla vurgulandığını duyduk. Bunu nasıl başardınız, bu uyumu nasıl sağladınız?
İnsanımızın böyle bir senteze ve şairlerimizi hatırlamaya ihtiyaçları vardı diye düşünüyorum.Güzel şiir ve iyi müzik, insanın duygularına çok güçlü ve etkin bir şekilde nüfuz edebilen bir büyü. Bu büyüye, şiiri ve müziği iyi anlayabilmiş insan sesi eklenirse; ortaya saatlerce bıkmadan, usanmadan dinlenebilen sanat eserleri çıkıyor. Zannedersem uyumumuz burada gizli.
Bazı sesler vardır; dinlediğiniz anda sizi çarpar ve ikinci, üçüncü kez dinlersiniz; etkisi yiter gider, bir nevi alışırsınız. Sizi ise ilk dinlediği anda çarpılıyor dinleyici; ikinci, üçüncü, onuncu derken hep aynı etkiyle, aynı ruh hâliyle dinlemeye devam ediyor, bunun nedeni nedir sizce?
Öncelikle böyle düşündüğünüz için çok teşekkür ederim. Bu söylediğiniz şey; yani defalarca dinlediğiniz hâlde etkisinin azalmıyor olması, benim için çok onur verici; aynı zamanda da bunun benim için çok zor bir şey olduğunu, bu sorunuzla birlikte idrak ettim desem yalan olmaz. Bence bir insanın yeteneğini sergilerken, mükemmel olmamaya çalışması ilk yapılacaklardan biri, en azından benim için öyle. İyi bir yorumcu; sesinin üzerine (teknik düşünmeden), yaşanmışlıklarını ,acılarını, hüzünlerini, neşesini kısacası hayatını koyabilen ve koyabilme cesaretini gösterebilendir. İşte o zaman sahnede uçarsınız, seyircinizi de birlikte uçurursunuz.
Sanatçı bir ailenin tüm bireyleri bilimle uğraşmış zamanında. Tuhaf gibi görünen bu durum yüzyıllardır iç içe geçmiş bilim-sanat buluşması gibi geliyor bize.
Haklısınız, bilim ve sanat birbirinden ayrılmaz bir bütün ve insanlığa hizmet ediyor. Günümüzde ise sanat, insanlığa hizmet etmeye devam ederken bilim daha çok savaşlara hizmet eder hale geldi, bunu görüyoruz artık.

Günümüz sanatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Karşıtlar arasında bir savaşın parçası hâline geldiğini düşünüyor musunuz sanatçıların?
Bu soruda sanat ve sanatçı kavramlarına bakışımız çok önemli. Kime sanatçı diyoruz ve neye sanat diyoruz? Sanatçı, içinde yaşadığı kaostan beslenerek ya da kendisine rahatsızlık veren şeylere karşı, etki ve tepkiyle yaratıma geçen kişidir ve bu etkileşim kişiden kişiye değişir. Bir sanatçının kendi kendisiyle olan iletişimi, bir diğerinin düzenle ya da otorite ile olan iletişimi, bir diğerinin doğayla olan iletişimi onu tetikler ve yaratma süreci başlar. Yani günümüzdeki gibi istemeden de olsa maruz bırakıldığımız, popüler kültürün “sanatçı” tanımına uyan kişilerin ego ve söz savaşları algımızı ister istemez değiştirmekte. Ayrıca sanat ve sanatçı kelimelerinin, savaş ile yan yana gelemeyecek kadar birbirine uzak olduğunu düşünüyorum.
Sanatçıların yaşadıkları dönemin siyasi atmosferi, sanatları üzerinde bir etkiye sahip midir? Yaşadığımız dönemin etkilerini sizin sanatınızda görebiliyor muyuz?
Bir ülkenin siyasi atmosferi her şeyi etkiler diye düşünüyorum ve etkileniyoruz da…Bu dönemin benim üzerimdeki etkisini ancak konserlerime gelip, şarkıları söylerken sesimden ve mimiklerimden anlayabilirsiniz; çünkü her gün ve her an etkilendiğim şeyler değişebiliyor.
Yeni albüm çalışmanız devam ediyor. Çalışmalar hangi aşamada, ne zaman dinleyici ile buluşacak albümünüz?
İnce eleyip sık dokuduğum için çok yavaş ilerliyor ve benim içime sinmesi lazım öncelikle.
Albümünüzde, yine şiirlerle karşılaşacak mıyız? Evet ise hangi şairler,şiirler?
Sürpriz olmasını istiyorum.

Kimlerle çalıştınız yeni albümde?
Ekin Eti ile çalışmalarıma devam ediyorum.
Gerçekleştirmeden ölmemeliyim dediğiniz bir projeniz var mı?
Değişim, nerede olursa olsun “ kadın”dan başlar . Mottom, “Bir ana bilinçlensin, bütün nesli bilinçlenir!” ve “Daha güzel bir ülke ve dünya için, kendi gücümüze uyanmak!”
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Öncelikle yayın hayatınızda uzun soluklu olmanızı dilerim. Okuyucularımıza da “aldıkları nefes kadar mucizevi” günler dilerim.

