23 Eylül 2026
15.9 C
İstanbul

Kemal Kılıçdaroğlu’na canlı yayında soruldu: Kullandığınız cümle adaylığınızın ilanı mıdır?

Erdoğan’ın 3. kez adaylığı tartışmalarına yönelik, “Aday olsun karşıma çıksın.” diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu’na bu sözler katıldığı canlı yayında soruldu. “Kullandığınız cümle adaylığınızın ilanı gibi yorumlandı, ne dersiniz?” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Soru sorulduğu zaman ona bir şekliyle yanıt veriyorsunuz. Birden fazla soru vardı orada.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TV 5 televizyonunun CHP Genel Merkezi’ndeki canlı yayınında gazetecilerin sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

SAVCI SAYAN’IN SÖZLERİ

Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan’ın CHP’deyken “A4 kağıtları üzerinde gizli gizli namaz kıldığı” yönündeki açıklamaları sorulan Kılıçdaroğlu, “O bina bu bina, mescidimiz de var efendim. Gelip mescidimizde kılabilirdi.” ifadesini kullandı.

Siyasette doğruları söylemenin önemine değinen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Şimdi şu çok önemli, siyasette kulvar değiştirebilirsiniz, bunu bir noktaya kadar anlayışla karşılayabilirim ama yalan söylemek, gerçekleri saptırmak asla doğru değil, olmamalı da. Görüş değiştirebilirsin, başka bir partiye geçebilirsin, başka bir partiden belediye başkanı olabilirsin, milletvekili olabilirsin, buna halk karar verir, buna bir şey demem ama doğruları söylemek lazım. Ne demek ‘A4 kağıtlarını koyduk.’ Gelirken seccade getir kardeşim mescit var. Dedim ya saptırma.”

ADAYLIK İLANI GİBİ ANLAŞILAN YORUMU

Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik, “Aday olsun karşıma çıksın.” dediği anımsatılarak, “Kullandığınız cümle adaylığınızın ilanı gibi yorumlandı, ne dersiniz?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, “Soru sorulduğu zaman ona bir şekliyle yanıt veriyorsunuz. Birden fazla soru vardı orada.” dedi.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Erdoğan ve cephesi, ‘367’de yaşanan garabeti acaba yeniden Erdoğan yaşayacak mı?’ gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Bir mağduriyet edebiyatı yapmaya çalışıyorlar. Ne mağduriyeti kardeşim sandığı getirirsin, oturur yarışırız demokratik ortamlarda. Siyasi partiler yarışıyorlar zaten. Dolayısıyla böyle bir mağduriyetin arkasına sığınmaya gerek yok. O nedenle onu söyledim. Bütün genel başkanlar yarışacak, Erdoğan da yarışacak, bizler de yarışacağız. Saadet Partisi de İYİ Parti de DEVA da Gelecek Partisi de hepimiz yarışacağız.”

CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞI TARTIŞMALARI

Cumhurbaşkanlığı seçimleri konusunda anayasada açık hüküm olduğunun hatırlatılması üzerine Kılıçdaroğlu, “Bir hukuk devletinde olsa bunların tamamı oturulur tartışılır. Zaten bellidir anayasada açık hüküm var, ‘bir kişi en fazla iki dönem cumhurbaşkanlığı yapabilir.’ Böyle bir düzenleme var.” dedi.

Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“AİHM kararına ‘ben uymam’ diyorsunuz, anayasada açık hüküm var. Sırf ‘AHİM kararlarına uyalım’ diye anayasa değiştirildi. Hadi onu bıraktık, AYM’nin kararını en alttaki mahkeme uygulamıyor. Böyle bir tablo içinde Erdoğan’ın ‘bir daha cumhurbaşkanı mı olacak bir daha olmayacak mı, Anayasada bu hüküm var, bilmem şu var’ falan filan bu tartışmalar, bu tartışma entelektüel düzeyde yapılabilir. Hukuk düzeyinde yapılabilir. Ama bugün Türkiye’nin yaşadığı siyaset zemininde bu tartışmalar sadece Erdoğan’a yarar. Erdoğan yine çıkıp meydanlara diyecek ki ‘bak Cumhurbaşkanı olacağım, yine karşıma bir 367 garabeti çıkardılar. Cumhurbaşkanlığıma engel oluyorlar.’ Adım gibi biliyorum, bu tartışmayı biraz da onun için yapıyor. O nedenle dedim, kardeşim getir sandığı hemen seçim yapalım, niye korkuyorsun?”

“MİLLET İTTİFAKI’NI BİR ARAYA GETİREN TEMEL NOKTA DEMOKRASİ AÇIĞI”

İstanbul seçimlerinde bir zarfın içine konan 4 oy pusulasından birinin sayılmadığını, diğerlerinin sayıldığını söyleyen Kılıçdaroğlu, YSK’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan talimat aldığı için bunu iptal etmediğini savundu.

Türkiye’de hukukun olmadığını ve demokrasinin askıya alınmış vaziyette olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, anayasanın da şeklen olduğunu dile getirdi.

Kendilerinin, “Cumhuriyetin ikinci yüzyılında cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız.” dediklerini aktaran Kılıçdaroğlu, “Çünkü demokrasi olmadığı için bunu dillendiriyoruz. Erdoğan bunun arkasına sığınarak kendisine mağduriyet yaratmaya çalışıyor. Bizden de bir sürü arkadaş ‘vay efendim işte Erdoğan 2 dönem oldu, bir daha olmayacak. Anayasaya aykırı’ falan filan… Ben de biliyorum. Ama ortada anayasayı uygulayacak kim? Nereye başvurulacak?” dedi.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Şimdi hayatın bir gerçeği var. Yani siz Anayasa Mahkemesini askıya almışsınız. Anayasayı askıya almışsınız. Anayasanın emredici hükümlerini uygulamıyorsunuz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamıyorsunuz. Yeri geldiğinde de ‘Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum. Saygı da duymuyorum.’ diye açıklama yapıyor. Şimdi böyle bir kişiyi siyaseten yenmemiz lazım, siyaseten. Sandığı koyacağız, milletin takdirine sunacağız. Zaten Millet İttifakı olarak bizi bir araya getiren temel nokta da demokrasi açığıdır.”

BAHÇELİ’NİN “ANAYASA MAHKEMESİ KAPATILMALI” AÇIKLAMASI

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sürekli Anayasa Mahkemesinin kapatılmasından söz ettiğinin hatırlatılması üzerine Kılıçdaroğlu, “O da ayrı. Sayın Bahçeli, ‘Anayasa Mahkemesine gerek yok, çünkü arada bir aksi karar veriyor. O zaman kapatmamız lazım.’ diyor.” ifadesini kullandı.

TAZMİNATLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi hakkında tazminat davası açtığını anımsatan Kılıçdaroğlu, Türkiye’deki bütün mahkemelerde kaybetmesine rağmen, AİHM’de kazandığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Bana 13 bin avro para ödendi. Hadi uymasaydı, niye uydu? Aldım parayı, verdiler. Daha doğrusu Hazine ödedi parayı. Şimdi merak ettiğim şu, ya arkadaş parayı bana ödüyorsun ama yeri geldiğinde de ‘ben o karara uymam’ diyor. Bu çifte standart nedir? 13 bini rahatlıkla verebilirsin ama öbürü, ‘öbürüne ben uyumam’ diyorsun. ‘Çünkü Türkiye’de demokrasi yoktur, Türkiye’de hukuk yoktur, hukukun üstünlüğü yoktur. Hakimler vicdani kanaatlerine ve hukukun üstünlüğüne göre değil, benim istediğim gibi karar verirler. Türkiye’nin gerçeği budur.’… Bunu aslında Erdoğan bütün dünyaya ilan etti. Şimdi biz, bu gerçekten yola çıkarak diyoruz ki sandığı getir. Getireceksin sandığı, oturacağız, konuşacağız, milletin hakemliğine başvuracağız. ‘Demokrasilerde en büyük hakem millettir, korkma kardeşim getir’ diyoruz, korkuyor sandığı getirmiyor. Ama getirecek, bugün olmasa yarın, yarın olmasa öbür gün bu sandığı getirecek.”

Bahçeli’nin bu hafta Kızılcahamam Kampı’nda “Gerekirse yasal düzenleme yaparız.” dediği anımsatılarak, CHP’ye ilişkin sözlerinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, “Bahçeli’nin şöyle bir özlemi var, CHP’nin kendisini hedef almasını ve onunla bir tartışma zemini yaratılmasını istiyor. Bu onun işine yarayacak, anladığım kadarıyla. Biz oradan kaçınıyoruz. Yani çok da doğrusunu isterseniz ciddiye almıyoruz, istediği kadar eleştirsin, o da saraydan talimat alıyor. Saraydan aldığı talimatın gereğini yapıyor.” dedi.

Kendileri için iktidarın başındaki kişinin önemli olduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, eleştirme haklarını sonuna kadar kullanacaklarını söyledi.

Açılan davaların kendilerini yıldırmayacağını dile getiren Kılıçdaroğlu, “Demokrasi istemek eğer bir bedel ödemeyi gerektiriyorsa onu daha önce de söyledim, bedeli ödemeye hazırız. Yeter ki bu ülkeye güzel demokrasi gelsin.” diye konuştu.

“YASAL DÜZENLEME OLMADAN ERDOĞAN ADAY OLAMAZ”

Bahçeli’nin “yasal düzenleme” açıklamasına da değinen Kılıçdaroğlu, “Sayın Bahçeli de biliyor ki, anayasa değişmeden aslında Erdoğan bir daha Cumhurbaşkanı adayı olamaz. Süresini beklerse yani 2 yıllık süre dolarsa bunu ifade ediyor. ‘Biz bunu değiştireceğiz.’ diyor. Değiştirsinler ne olacak yani güçleri yetiyorsa getirsinler. Önergeyi hazırlasınlar, hatta MHP bile hazırlayabilir, AK Parti’ye jest olsun diye.” dedi.

ADALET BAKANLIĞI’NDAKİ GÖREV DEĞİŞİMİ

Adalet Bakanlığındaki görev değişimi ile ilgili soru üzerine de Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Görevinden affını isteyen eski Adalet Bakanı, az konuşan, yeri zamanı geldiğinde arada bir de olsa hukukun üstünlüğüne vurgu yapan, toplumun hemen her kesiminin biraz dikkatle dinlediği bir kişiydi. Kendisi ile herhangi bir görüşmem de olmadı. Onun da altını özenle çizmek isterim. Benim anladığım kadarıyla yaşanan bütün bu huzursuzluklar karşısında, ‘Artık benim Adalet Bakanı olmam doğru değil.’ deyip görevden affını istemiştir. Benim düşündüğüm bu. Buna zemin hazırlayan ortam var mı? Var tabii yani daha önce Adalet Reformu diye bir sürü çalışmalar yapıldı, parlamentoya geldi. AK Parti Grubu’nda açıklandı, Sayın Erdoğan çıktı açıkladı, Adalet Bakanı açıkladı, hani nerede bu Adalet Reformu? Tam tersine ‘deform’ çıktı ortaya.”

Adaletin her seferinde ivme kaybettiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Öyle bir pozisyonda bir kişinin ‘ben Adalet Bakanı olarak yine bu koltukta oturayım.’ demesi doğru değil diye. Yani ben reform yapacağım diye yola çıkıyorum. Hiçbir şey olmuyor. Tam tersine büyük haksızlıklar var. Bütün bu haksızlıklara karşı ‘ben Adalet Bakanı olarak seyredeceğim’ demek doğru değil. Bence affını istemesi doğru.” dedi.

Yeni Adalet Bakanı’yla ilgili değerlendirmesi de sorulan Kılıçdaroğlu, “Sayın Erdoğan’ın beklentilerini karşılayacak olan birisi Adalet Bakanlığına geldi, dersek daha doğruyu söylemiş oluruz. Sayın Bozdağ, yukarıdan gelen talimatları aynen uygular. Herhangi bir şekilde itiraz hakkı diye bir şey söz konusu değil. Bunu Sayın Bozdağ için tek başına söylemek de doğru değil aslında. Bütün bakanların hiçbir işlevi yok aslında. Bakanlar, bakan yardımcıları tarafından, bakanlık, bakan yardımcıları tarafından büyük ölçüde yönetiliyor. Talimatlar onlara veriliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“6 LİDERİ BULUŞTURAN DEMOKRASİ TALEBİDİR”

Kılıçdaroğlu, çağrısı üzerine 6 genel başkanın hafta sonu bir araya geleceği hatırlatılarak, nerede toplanılacağı ve nelerin konuşulacağının sorulması üzerine, “Toplantıyı cumartesi günü Ankara’da yapacağız. Daha önce liderlerle zaman zaman buluştuğumuz bir mekan, Çankaya’da bir yerde yapacağız. Orada bir yuvarlak masanın etrafına oturacağız.” dedi.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemle ilgili önemli bir çalışma yapıldığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemin kamuoyuna sunulması lazım. Bunanla ilgili oturulacak kararlar alınacak. Nerede, nasıl yapılacak bilmiyorum, oturup karar alacağız. Tabii bunu konuşurken doğal olarak belki ekonomi, dış politika, diğer konular da gündeme gelebilir. 6 lideri buluşturan da zaten demokrasi talebidir. Daha iyi yönetilen bir Türkiye talebidir. Saydam bir devletin olmasıdır. Yapılan harcamaların hesabının vatandaşa verilmesidir. Pek çok demokrasilerdeki temel ilkeler bizim de talebimiz olarak ortada.”

“6 partiden oluşan bir ittifak mekaniği çalışıyor, çalışmaya başladı diyebilir miyiz?” sorusu üzerine ise Kılıçdaroğlu, “Evet, çalışıyor. Hiçbir sorun yok zaten çalışıyor. Yani bütün parti liderleri, hepimiz iyi niyetli bakıyoruz. Ülke bu haldeyken bizim bir arka planı düşünme şansımız yok zaten. Ülkenin içine düştüğü bu bataktan, bunu ‘batak’ lafını özellikle kullanıyorum. Bu bataktan Türkiye’nin çıkması lazım. Her alanda bir batak var. Sorunsuz hiçbir alanımız yok.” şeklinde yanıtladı.

GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLEMENTER SİSTEM

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemle ilgili görüş alışverişimiz netleşti. Nerede bunu kamuoyuyla paylaşacağız, nasıl paylaşacağız konusu, doğal olarak ilk başta çözmemiz gereken sorun bu ve bunu çözeceğiz.” diyen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Bu uzun süre almaz zaten kısa bir konu. Arkasından belki liderler ekonomi konusunu gündeme getirirler. Başka bir konuyu gündeme getirirler. O konudaki düşüncelerimizi ifade ederiz. Ben sağduyunun egemen olacağını ve Türkiye’nin yaşadığı bütün sorunların demokratik yollarla çözülebileceğini, ekonominin de bu bağlamda sorun olmaktan büyük ölçüde çıkacağını düşünüyorum. Bütün bu imkanlar var aslında ama dediğim gibi yönetemiyorlar. İyi bir yönetimi her şeyden önce Türkiye hak ediyor. Tabii bu da ancak halkın oylarıyla olacak. Bir araya biz geliyoruz. Belki ilk kez fotoğraf vereceğiz. 6 genel başkan olarak ilk kez fotoğraf vereceğiz. Kamuoyu önüne çıkacağız. Bence bu fotoğraf da son derece değerli bir fotoğraf. Bizim siyasi tarihimiz açısından da son derece değerli bir fotoğraf. Çünkü o fotoğrafta demokrasi isteyen liderler bir arada olacaklar ki, bu bence sadece bizim açımızdan değil, dünya demokrasi tarihi açısından da önemli bir fotoğraf olacaktır.”

MİLLET İTTİFAKI’NDA KRİZ İDDİASI

Millet İttifakı’nda bir kriz olup olmadığı yönündeki soru üzerine, ittifaklarında bir kriz ve tartışmanın olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Hepimiz insanız, karşılıklı oturduğumuz zaman düşüncelerimizi belli bir saygı dili içinde birbirimize aktarırız. Bu kadar basit. Bunu krize dönüştürmek, bunu kavgaya dönüştürmek yok. Olmayan şeyi nasıl yapacağız ki? Yok ki böyle bir şey, hiç olmadı. Liderler bir araya geldiğinde, gayet saygılı bir dille konuşuyoruz, düşüncelerimizi saygılı bir dille birbirimize aktarıyoruz. Varsa bir konuda endişelerimiz onları dile getiriyoruz. Toplumda yaşanan ciddi sorunlar varsa onlar dile getiriliyor. Yani ‘Kriz oldu, aralarında gerginlik çıktı ya da kavga oldu.’ gibi yazılıyor ama bunların hiçbirisi doğru değil.”

“VERDİĞİMİZ MÜCADELE SIRADAN DEĞİL”

Millet İttifakı’nda 6 farklı partinin bir araya gelmesinin, ittifakın işlemesi yönünde sıkıntı yaratıp yaratmadığı sorusuna Kılıçdaroğlu, demokrasi, insan hakları, devletin saydamlığı, adalet, din ve vicdan özgürlüğünün ittifakı oluşturan partilerin ortak değerleri olduğunu, Türkiye’de bu değerlerin yıprandığını ve yeniden inşasını öngördüklerini vurguladı.

Türkiye’de 6 partinin bir araya gelerek, demokrasiyi savunmasının neredeyse olağanüstü bir olay gibi algılandığını, çünkü olmayan bir şeyi yeniden inşa etmeye çalıştıklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Başlangıçta Sayın Akşener ile uzun görüşmelerimiz oldu, ittifakın oluşması, ittifakın büyümesi için. İttifak içinde önemli bir aktör İYİ Parti. Daha sonra ittifak büyüdü. Şimdi umarım daha da büyür, daha da iyi bir noktaya taşırız ve milletin teveccühünü kazanmış oluruz. En büyük arzumuz bu zaten. Dolayısıyla verdiğimiz mücadele sıradan bir mücadele değil aslında, insani mücadele her şeyden önce.”

“ENDİŞELİ MUHAFAZAKARLAR, KAZANIMLARINIZ ELİNİZDEN ALINAMAZ”

Muhafazakar seçmenin bugüne kadar kazanımları olduğunu ve bundan sonra bu hakların korunmasına yönelik son dönemde “muhafazakar tedirginlik” kavramının ortaya çıktığının ifade edilmesi üzerine Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Varlık nedenimiz kazanımlarımızı korumak ve onların üzerine yeni şeyler inşa etmek. Bazen kazandıklarımızı da kaybettik. Mesela yargı bağımsızlığını kaybettik. Devletin kurumları vardı, liyakat vardı. Devlet Planlama Teşkilatı vardı. Devlet Planlama Teşkilatı yatırımlara bakardı. Hangi bölgeye, hangi yatırımlar yapılmalı, maliyeti ne olmalı, onun getirisi ne olacak, bunları bile konuşurduk ve bunlardan çok ama çok uzaklardayız. Dolayısıyla geçmişte kazandığımız her şeyi koruyacağız, üstüne yeni şeyler ilave etmemiz lazım. Çağdaş bir demokraside insan hakları için var olması gereken bütün olumlu şeyleri kendi ülkemizin insanına da getirmeliyiz.”

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının üçüncü sınıf demokrasiye değil, birinci sınıf demokrasiye ihtiyacının olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Biz birinci sınıf demokrasi istiyoruz, birinci sınıf demokrasi içinde din ve vicdan özgürlüğü de var. Birinci sınıf demokrasinin içinde düşünceyi ifade özgürlüğü var, adalet var, hakimin ve savcının sorumluluğu var, siyasetin ahlaklı olması var.” dedi.

Siyasetin ahlakı kaybetmesi halinde ahlakla siyasetin uzlaşmayacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Ayrı ayrı yerlere savrulurlarsa siyaset ile ahlak soygun aracına dönüşmüş olur. Dolayısıyla biz bunların tamamını bitirmek istiyoruz. Kimse şunu düşünmemeli. Bir kazanımım vardı acaba elimden gidecek mi? Mesela başörtüsü? Hayır efendim niye olsun. Başörtüsü ister sokakta, ister bir kamu kurumunda, ister başka bir yerde rahatlıkla var. Buradan geri adım olur mu? Hayır efendim buradan niye geri adım atalım. Bu bir kazanımdır, bu kazanımı inşa etmeliyiz, büyütmeliyiz. Bu konuda en ufak tereddüt duyulmasını istemem. Zaten tereddüde gerek de yok. Çünkü ittifakta muhafazakar partiler var zaten. Endişeli muhafazakarlar, kazanımlarınız elinizden alınmaz. Tam tersine yeni haklar, yeni özgürlük alanları açılır. Dolayısıyla insanlar daha rahat yaşarlar Türkiye’de, daha rahat düşünürler, daha rahat sohbet ederler. Daha rahat siyaset kurumunu eleştirirler.”

“REKABETİN OLMASINI İSTERİM”

Kılıçdaroğlu’na “CHP içinde İstanbul, Ankara arasında bir adaylık yarışı ve rekabet var mı?” sorusuna, “Eğer güzel hizmetlerde rekabetse bu rekabetin olmasını isterim. Adaylık konusunda ise hayır. Belediye başkanlarımız kendilerini kente adamış durumdalar. Gerçekten güzel şeyler yapıyorlar. Zaman zaman diyelim ki hava koşulları nedeniyle ufak tefek aksaklıklar oluyorsa da onu süratli bir şekilde gideriyorlar. Herhangi bir sorun yok.” dedi.

Belediye başkanlarının başarılı olduklarını, insani yardımda hiçbir ayrım yapmaksızın çalıştıklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Belediye başkanları arasında çatışma var. İşte benimle Belediye Başkanları konuşmuyorlar gibi haber üretiliyor. Bunların tamamı asparagas, nasıl bunları üretiyorlar. Emin olun ben bile şaşırıyorum. Bizim aramız gayet iyi, zaman zaman konuşuyoruz, sohbet ediyoruz. Yeri geldiği zaman telefonlaşıyoruz.” diye konuştu.

“İmamoğlu’nun son dönemde İngiltere büyükelçisi ile balık yemesi, elçi ziyaretleri ön plana çıkıyor, bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Kılıçdaroğlu, belediye başkanlarının önemli isimlerin randevularını kabul ederek, onlarla görüşmesinin son derece normal olduğunu söyledi.

“Sayın Erdoğan’a da belediye başkanı iken çok yoğun ilgi olurdu bu tür diplomatlardan, o sürece benzetenler var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki soru üzerine ise Kılıçdaroğlu, bu ziyaretlerin yeni olmadığını, yıllardır yapıldığını ve Ekrem İmamoğlu ile başlamadığını belirtti.

Kılıçdaroğlu, “İngiliz büyükelçisi devreye girdi, Ekrem İmamoğlu’nu Türkiye’nin geleceğine yönelik hazırlıyor gibi yorumlar var. Türkiye’de dış mihrak var mı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Bize dış mihrak çalışmaz. Yönetimde olmadığım için dış mihrak var mı bilmiyorum ama iktidar olsak ne dış mihrakı gelip beni etkileyemez. Koskoca Dışişleri Bakanlığı var, liyakatli büyükelçiler var. Oturursunuz, Türkiye’nin çıkarlarını her yerde savunursunuz. Bu sizin göreviniz. Topluma zarar vermişseniz, buradan çıkmak için de dış mihraklar bunu yaptı diye milleti kandırırsanız, millet de bunu yemiyor, ne dış mihrakı?”

EKONOMİYE YÖNELİK AÇIKLAMALAR

Ekonomik gelişmelere ilişkin de açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin Londra temaslarına değindi.

Kılıçdaroğlu, “Bakınız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir itibarı vardı. Bu devlet böyle avukat bürolarında değil, Milli Kurtuluş Savaşı verilerek kuruldu. Şehit kanları var her karış toprağında. Biz bağımsızlık mücadelemizi beraber verdik. Uşak Şeker Fabrikası yumurta satılarak kuruldu. Kayseri’de uçak fabrikasının temeli atıldı. 1920’lerde Ankara’da Uçak Motoru Fabrikası kuruldu. 1940’lı yıllarda dünyaya uçak ihraç eden 5 ülkeden birisi Türkiye’dir.” dedi.

Elektrik faturalarındaki zammı da eleştiren Kılıçdaroğlu, “Esnafa bakın, elektrik faturalarını artık vitrine koyuyor. Vatandaş artık bizim de verdiğimiz mücadelenin sonunda artık cesaretli olmaya başladı. ‘Bıçak kemiğe dayandı artık bu saatten sonra ne olacak ya canımı mı alacaklar.’ diyor. Bin lira gelen elektrik faturası şimdi geldi 5 bin lira. Nasıl ödeyecek bu esnaf, maliyete yansıtsa kim alacak bu ürünü?” diye konuştu.

KILIÇDAROĞLU’NUN ERKEN SEÇİM AÇIKLAMASI

İktidarın, seçimin zamanında yapılacağını belirtmesine rağmen kendisinin de ısrarla erken seçim çağrısını yenilediği hatırlatılan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Erken seçim talebimizin altında yatan temel unsur, milletin daha fazla perişan olmamasıdır. Yönetemiyorlar, sandığı getirsinler, yeni bir yönetim gelsin insan gibi yönetsin. Yönetirken de vatandaşına hesap versin. Yönetemiyorlar, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Dışarıya el avuç açıyorlar, paralar dileniyorlar. Acaba nereden para bulabiliriz diye. Bu bizim itibarımıza vurulan ciddi bir darbedir. Ben hükümete o nedenle çağrı yapıyorum, ‘Gel kardeşim sandığı getir, vatandaş seni seviyorsa başımın üstüne yine seçiyorsa bırak yeni bir yönetim gelsin en azından, en azından bu memlekete biraz huzur gelir.”

Son Haberler

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Sîpan Hiznî’nin katledilmesi ve cezaevine yönelik müdahale açık bir provokasyondur

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu tarafından Rojava'da yaşananlara ilişkin...

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”