24 Eylül 2026
21.2 C
İstanbul

Çıplak aramaya direndiği için disiplin soruşturması geçiren Gazeteci Gençay: Hedef sadece ben değilim

Beş yıllık tutukluluğunun ardından kapalı cezaevinden açık cezaevine nakledilirken çıplak arama dayatmasına maruz kalmasıyla gündeme gelen gazeteci Aslıhan Gençay hakkında, Sivas Açık Cezaevi’nde kendisine çıplak arama dayatan memurlardan ikisinin suç duyurusunda bulunmasıyla dava açıldı. 14 Haziran 2021’de Sivas Asliye Ceza Mahkemesince karara bağlanan davada ve Gençay’a “görevli memura görevini yaptırmamak için direnme ve zincirleme tehdit” suçlamasıyla 6 ay 7 gün daha ceza verildi.

29 Mayıs 2021 tarihinden bu yana dışarıda olan Gençay hakkındaki karar, istinaf mahkemesi tarafından onaylanırsa tekrar cezaevine girip birkaç gün kalması söz konusu olacak. Bu süreçte tekrar çıplak arama dayatmasına maruz kalma ve cezaevinde disiplin cezaları verilerek daha uzun tutulma riski altında olan Aslıhan Gençay, insan hakları savunucuları ve arkadaşlarıyla beraber istinaf mahkemesine kadar hakkını aramaya devam edecek.

Gazeteci Gençay ile Duvar Gazetesinden Barış Yıldırım görüştü, işte o görüşmenin ayrıntıları:

Merhaba Aslı, seni dışarıda görmek ne güzel! 2016’da tutuklandığını ve Sincan, Tarsus, Kayseri Kadın Kapalı ve bir süre de Sivas Kadın Açık ve Sivas Kadın Kapalı Cezaevinde kaldığını biliyoruz. Şimdi dışarıdasın, bu süreci kısaca sen anlatır mısın bize?

Takip edenler bilir, solculuk yaptığım için 1992 tarihli bir dosyadan 10 yıl kadar cezaevinde yattıktan sonra yaklaşık 2000 yılında adli tıp raporuyla tahliye edilmiştim, AİHM kararıyla da cezam süresiz durdurulmuştu. Lakin 2016 yılında İstanbul’dan Ankara Film Festivali’ne gitmek için yola çıktığımda yolda durdurularak “eksik cezam olduğu” gerekçesiyle tekrar tutuklandım. Doğru, Sincan, Tarsus ve Kayseri Cezaevlerinde yattım. 2020 yılı 18 Ekim’inde cezamın kalan son senesini denetimli serbestlikle geçirme hakkım doğuyordu.

Neden direkt denetime çıkartılmak yerine açık cezaevine gönderildin?

Aslında 2. yargı reform paketiyle 314. madde suç grubu direkt denetime çıkabiliyordu. Yani eskisi gibi bir açık cezaevine gönderilerek “girdi/çıktı” yapmasına gerek yoktu. Bu düzenlemeyi bilmiyordum ve cezaevi idaresi açığa gitmem gerektiğini söyledi. 22 Ekim günü öğleden sonra Kayseri CİK’ten Sivas Açık CİK’e denetime çıkmak üzere yola çıktım. (CİK: Ceza İnfaz Kurumu)

Kayseri’den Sivas’a nasıl götürüldün?

Kayseri, yüksek güvenlikli bir cezaeviydi. Pandemi nedeniyle de zaten mahkûmlar neredeyse koğuşlardan dışarı çıkmıyordu, avukat ve aile görüşleri ise kapalı görüş olarak yapılmaktaydı. Cezaevinden çıkış yaparken tüm eşyalarım ve ben arandık, ayrıca yine eşyalarım ve ben X Ray’dan geçtik, geçirildik. Kurumun cezaevi aracıyla bir infaz koruma memuru eşliğinde Sivas Açık CİK’e getirildik. “Biz” diyorum çünkü araçta, o gün tanıştığım bir adli kadın mahkûm Gamze Çimen’le birlikteydik. Bizi hemen cezaevini almadılar. Mesai saati bitmişti ve hastaneye götürülüp PCR testimiz yapılmamıştı. Yine memurlar eşliğinde cezaevi aracıyla hastaneye götürüldük. Testlerimiz yapıldı ve tekrar cezaevine döndük.

Normalde hiç içeri alınmadan kapıdan bırakılman gerekmiyor muydu?

Evet, beni kapıdan da bırakabilirlerdi ama saat gece 22.30-23.00 gibi olduğundan bir gece kadar kalacağımı anladım. Belki de içeri alıp bir ezmeye çalışmak istediler, çok da ezdiririm ya kendimi! Hastanede yanımızda olan memur orada sözlü tacize başlamıştı, beni baştan aşağıya süzüp “Sen çok havalı görünüyorsun, böyle olursan seninle uğraşırız” demişti mesela. Yani birazdan olacakların haberini verdi aslında.

Sonra neler oldu?

Sivas Açık, bir konteynır kent gibiydi. Girişe de bir konteynır koymuşlardı, orada gelen mahkûmların aramaları yapılıyordu. Önce Gamze girdi aranmak için, vardiya baş memuru ve bizi hastaneye götüren memur emirler vererek aradılar Gamze’yi. Sonra “soyun” dediler, kız soyundu. Regliydi, pedini dahi çıkarttırdılar ve çıplak hâlde 3 defa oturtup kaldırttılar. Sonra sıra bana geldi tabii.

Aynı memurlar mı seni aramaya çalıştı?

Evet, aynı iki kişi önce eşyalarımı yerlere atarak aramaya başladılar, uyardım fakat dinlemediler. Atıyorlar topluyorum, uyarıyorum, yok. Sonra bana da “Soyun” dediler. Ben de gayet hukuki olarak ve haklarım gereği “Neden? Böyle bir yasa var mı, Adalet Bakanlığının bilgisi var mı?” diye sordum. Vardiya baş memuru “Adalet Bakanı da benim, Adalet Bakanlığı da” dedi. Allah Allah, oysa ben Abdulhamid Gül sanıyordum, bu memurun atandığını hiç duymamıştım. “Değilsiniz, yasa ve yönetmelik görmek istiyorum” dedim. Bunun üzerine pandemi nedeniyle cezaevinde kalan kendi vardiyasından memurları ve diğer vardiyanın memurlarına haber verdiler. Konteynıra 10-15 kadar memur geldi, baş memurun kışkırtması üzerine hepsi bir ağızdan bana bağırıp çağırmaya, hakaret etmeye başladı. Ne teröristliğim kaldı ne uyuşturucu saklamam… Üzerime yürümeye çalıştılar.

Sen ne yaptın bu ortamda?

Ben de orada bulunan sandalyeye oturdum ve müdürle görüşeceğimi, yasa gösterilmeden de onlarla bu tartışmaya asla girmeyeceğimi söyledim. Saldırganlık bir süre daha sürdü ve sonra kurum ikinci müdürünü cep telefonuyla aradılar. Vardiya baş memuru gözümün içine baka baka “Müdürüm, burada bir terörist var kendini aratmıyor” dedi. Oysa ben aramaya değil çıplak aramaya karşı çıkmıştım. Telefonla ben görüşmek istedim, izin vermediler ve hep birlikte dışarı çıktılar.

Sen bu süre içinde konteynırda mı bekletildin?

Evet. Bir süre sonra geldiler ve normal, rutin arama yapacaklarını söylediler. Eşyalarım zaten aranmıştı, beni de tişört ve eşofmanım üzerimdeyken elle aradılar. Bu şekilde gece yarısı cezaevine girdim.

Seni nereye götürdüler?

Beni ve Gamze’yi yıllardır kullanılmamış, pislik içinde iki ayrı konteynıra koydular ceza olarak. Kapıyı da üstümüzden kilitlediler. Ne ilaç verdiler ne su ne yemek. Ertesi sabah kurum ikinci müdürü geldi, benimle konuştu, “Çıplak aramanın yönetmelikte bulunduğunu, yapılmasının zorunlu olduğunu” söyledi. Ben de böyle bir yönetmelik görmediğimi, bana gösterilmediğini, olsa da insanlık onuruna ve Anayasa’ya aykırı bulduğumu, gece memurlardan gördüğüm kötü muameleyi anlattım. Dinledi ve gitti.

Disiplin soruşturması açılacağını sana söyledi mi?

Hayır, ben o gün dışarı çıkmayı beklerken tebliğ edilen bir kâğıtla hakkımda disiplin soruşturması açıldığını öğrendim. Tabii, bu soruşturma sonuçlanana kadar açık cezaevinde kalmak zorundaydım.

Açık cezaevi nasıldı peki?

Cezaevinde 30 civarı kadın mahkûm vardı ve anlattıklarına göre hepsine çıplak arama yapılmıştı. Onlar, adına “ince arama” diyorlardı. Hiçbiri bu uygulamadan memnun değildi ama korkuyorlardı. Bana “Sen haklısın abla, burada bizi çok eziyorlar” dediler ve hepsi yaşanan sorunları anlattı.

Disiplin soruşturması nasıl sonuçlandı?

Disiplin soruşturmasının sonucunda üç gün hücre cezası aldım, İnfaz Hâkimliği’ne itiraz ettik ve hâkimlikte 2 duruşma oldu. Ben ve avukatım Adana Barosu’ndan Tugay Bek SEGBİS’le mahkemeye katıldık. Mahkemede memurlar bana çıplak arama dayattıklarını kabul etmediler önce ve “aranmayı kabul etmediğimi” ileri sürdüler. Avukatım bu çelişkilerin üzerine giderken infaz hâkimi aynen şöyle dedi: “Avukat Bey yönetmelikte var, yani yasal, neden memurları sorguluyorsunuz, burada sizin müvekkiliniz yargılanıyor.” Bakanlığın kabul etmediğini hâkim gayet açık seçik kabul etmiş, savunmuştu yani.

Sonradan öğrendim; yönetmelikte de “ancak gerekli görülen şüpheli hâllerde, kurum üst düzey amirinin onayıyla yapılabildiği” yazıyormuş. Şimdi çıplak aramanın onursuzluğunu mu tartışayım, benim durumumun “gerekli görülen hâllere” giremeyeceğini mi? Mantıksızlığa bakın, anlattım ya yüksek güvenlikli cezaevinden aranarak cezaevi aracıyla gelen bir mahkûmu çıplak aramaya neden gerek görüyorsunuz? Ben söyleyeyim; ortada gerek merek yok aslında, Sivas Açık Cezaevi gelen herkesi çıplak arıyordu ve birinin karşı çıkması despot sistemlerini yerle bir edecekti. Bu yüzden hepsi birlik oldu ve beni cezalandırdılar. Ne İnfaz Hâkimliğinde ne de Ağır Ceza’da sonuç alabildik ve disiplin cezası onaylandı.

Cezan onaylandıktan sonra başka yere mi götürüldün?

Evet, Kasım 2020 sonunda cezaevi aracıyla Sivas Kapalı’ya götürüldüm, tabii yine PCR testim yapıldı. Sonra sürpriz: Sivas Kapalı’da beni bekleyen durum yine aynıydı. Memur beni karşıladı ve aramak için “Soyun” dediler, tabii ben de yine kabul etmeyeceğimi, Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledim. Memurlar bana “Yine soruşturma açarız, cezaevinden dışarı çıkamazsın” dediler. Zaten kimsenin beni çıkartmaya niyeti de yoktu açıkçası. Ben kabul etmeyince gidip zor kararı çıkardılar ve bu kararla, arama odasının kapısına da astım hastasıyım ölürüm ellerinde kalırım diye bir revir görevlisi dikerek, biri arkadan kollarımı tutmak suretiyle 3 memur bana zorla çıplak arama yaptılar.

Bu onur kırıcı muamele esnasında neler hissettin?

Nasıl sinirlendiğimi, öfkelendiğimi anlatamam, “Kadın olun biraz kadın! Feministlikten utanıyorum size baktıkça” diye bağırdığımı hatırlıyorum.

Hücreye mi götürüldün?

Evet, hücre cezam var ya, beni 2’ye 2 metre, köpek bağlasan durmaz izbe bir hücreye attılar. Son 5 yılda hücrelere alışıktım zaten de böylesini görmemiştim, iğrençti. 4 gün orada tutuldum. Bu arada hücrenin camı bir adli koğuşun havalandırmasına bakıyordu ve biz o tel örgülü camdan çok güzel dostluklar kurduk, küçücük deliklerden dünyaları sığdırdık. 4 gün sonra beni bir üst kata temiz, geniş koğuş tipi bir yere çıkardılar, camlarım yine aynı havalandırmaya bakıyordu ve kızlarla konuşuyorduk.

6 ay daha cezaevinde yatacağım netleşmişti artık. Hemen sevkimi istedim. Tekrar Kayseri’ye sevkimin çıktığını, 15 günlük karantina biter bitmez sevk edileceğimi bizzat kurum müdüründen öğrendim. Fakat orada da mahsur kaldım çünkü PCR testim pozitif çıktı, Covid-19 olmuştum. Oysa ilk test negatifti. Cezaevinde küçücük bir hücrede kapalıyken korona virüsü kapmam trajikomik. Sonradan öğrendim ki benden önce hem o hücrede hem de koğuşta kalan mahkûm korona olmuş ve beni hemen onun arkasından, mekânlar dezenfekte edilmeden buralara koymuşlar.

Tek başına korona ile nasıl baş ettin?

Ürkütücüydü. Sabah ekmek verdikleri mazgala sürünerek gittiğimi bilirim. Ventolini günde 15 kez sıkıyordum neredeyse ve nefesim daraldığı için oturarak uyuyordum. Ateşim yükseldiği için bir gece acile götürüldüm. Adım atacak hâlim yoktu. Bir de karantinadayım diye ne telefon ne görüş hakkım vardı, tam tecrit edilmiştim. Kendimi hiç bu kadar yalnız ve hasta hissetmemiştim. Neyse ki son gücümle arada cama çıkıp havalandırmadaki kızlarla konuşuyordum. Tabii memurlar onlara sürekli müdahale ediyorlardı “onunla konuşmayın” diye ama konuştular. Her şeyimizi paylaştık, dayanıştık. Onlar bana, ben onlara yardım ettik, sağ olsunlar.

Tedavi sonrası çift PCR testim negatif çıktı ve yaklaşık 1 ay da Sivas Kapalı’da kaldıktan sonra Kayseri’ye geri döndüm. Ama hâlen Covid gibiydim. Eski koğuşumdaki Diyarbakırlı “kızım” Fatma bana çok iyi baktı da sonradan ayaklandım.

Son 5 yıllık cezaevi deneyiminde tanıdığın kadınlarla yaşadıklarından bahsedebilir misin?

Kardeşten öte olduk. Özellikle Kürt kızlarından o kadar çok “kızım”, “kız kardeşim” oldu ki. Türkiye’nin birçok illerindeler, Irak’talar, Suriye’deler ve hâlen görüşüyoruz, hiç bırakmayacağız birbirimizi.

Kayseri’de ne kadar kaldın?

Hücre cezasının “kötü hâl” cezası olan 6 ayı Kayseri Cezaevi’nde geçirdim. Kayseri Cezaevi zaten kaldığım cezaevlerinin en iyisi ve gerek idaresi gerek memurları açısından en insanisiydi. 6 ay sonra ise denetime çıktım.

Şimdi tekrar cezaevine girme tehlikesiyle karşı karşıyasın, neden?

Evet, maalesef, Sivas Açık Cezaevi’nin bana çıplak arama dayatan memurları ben henüz Sivas Açık’tayken hakkımda suç duyurusunda bulunmuşlardı, tabii ben de bulunmuştum ama benimkini dikkate alan yok. Oysa gecenin bir yarısı kuytuda sıkıştırılan benim, tehdit edilen, hakarete uğrayan benim ve fakat ben onları şikâyet edeceğimi söylediğimden akıllarınca kendilerini aklamak için bana dava açan onlar. Savcı benim başvurumu kabul etmedi, onlarınki ise Sivas Asliye’ye taşındı.

Bu mahkemeler nasıl geçti?

İlk mahkeme 25 Mayıs’taydı, Kayseri Cezaevi’nden SEGBİS’le bağlandım. Avukatım da Adana’dan SEGBİS’le bağlanacağı için bekledik bayağı. Bu arada Sivas Açık bağlanmıştı, 2 memur kendi arasında konuşuyordu “Ben şunu söyleyeceğim, sen de şunu söyle” diye. Ben de onları hem görüyor hem de duyuyordum. Neyse sonra Sivas Asliye bağlandı, hâkim görevli memura sordu “Kızım Sivas Açık’ı bağladın mı?” Sonra savcıya döndü; “Zaten 2 tanık dinleyeceğiz, mahkemeye gerek yok” dedi. Yani Sivas Açık’tan iki memur, bozacıların şahidi şıracı olarak dinlenecek, gerisi boş demek istiyordu. Ben ne demişim, avukatım ne demiş çok da önemli değildi hâkime göre, ceza baştan kesilmişti. Yine de duruşma başladı. Gözlemim, hâkim neredeyse infaz koruma memurlarının başını okşayacaktı, aferin diye. Nitekim 14 Haziran’da görülen ikinci mahkemede ceza aldım: 6 ay 7 gün, görevli memura görevini yaptırtmamak için direnmek ve zincirleme tehditten. Trajikomik.

Bu haksız karar ve seni bekleyen yeni tehlike için neler yapmayı düşünüyorsun?

Henüz gerekçeli karar çıkmadı, istinafa gidecek dosya. Eren’le konuştuk (Eren Keskin). Çok severim zaten onu, hemen “Kampanya başlatalım, çıplak arama genelin sorunu, istinafta bozdurmaya çalışacağız” dedi. Arkadaşlarım benim için “Çıplak Aramaya Direnen Aslıhan Gençay’a Adalet” sayfası açtılar. Bu şekilde devam edeceğiz.

Peki, tekrar cezaevine girecek misin?

Ceza düşük belki ama istinafta onaylanırsa yine cezaevine girdi/çıktı yapmam gerekecek ve orada bana tekrar çıplak arama dayatılma olasılığı yüksek. Yine kısırdöngü başlayacak. Tüm bunlar olabilir.

Yakın çevrendekiler ne diyor bu yeni gelişmeye?

Direkt bana destek veren çok insan ve arkadaşım var ama bir kısmı sadece izliyor, bir kısmı da “Hâlâ neden yurtdışına gitmiyorsun?” diyorlar. Bunlar genelde yurtdışına gidip yerleşmişler. Herkese toplu cevap olsun: Asla yurtdışına gitmeyeceğim, ben bu ülkeyi çöplükte bulmadım ve çok seviyorum. Ülke kimsenin babasının malı değil, bırakmadım, bırakmayacağım. Kesin bilgi.

Daha önce seninle telefon hakkın üzerinden yaptığımız röportajda “Onlar özgüveni olmayan, her dediklerini yasa kabul eden, ezik bireyler olsun istiyor karşılarında” demiştin ve çıplak aramanın da bunun bir aracı olduğu anlaşılıyor. Zaten bizim o söyleşiden sonraki süreçte çıplak arama, milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun çabaları sayesinde ülke gündemine girdi. Ben Gergerlioğlu’nun bu konudaki tutumundan dolayı tutuklandığını düşünüyorum. Nedir bu çıplak arama sevdası?

Net olarak diyorum ki; bu cezanın sadece benimle ilgisi yok. Neden, çünkü ben tavrımı koydum, hakkımı aradım, arıyorum zaten. Lakin dedikleri bence şu: “Bakın çıplak aramayı kabul etmeyenlerin başına neler getiriyoruz, ayağınızı denk alın. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla”. Hedef sadece ben değilim sizsiniz. Ben Ömer Faruk Gergerlioğlu’na her platformdaki konuşmalarımda teşekkür ettim zaten, bu vesileyle buradan da bir kez daha teşekkür ediyorum.

Sana destek olanlara veya olmayanlara ne söylemek istersin?

Her Türkiye vatandaşının bir gün yolunun cezaevinden geçebileceği gerçeği düşünülürse duyarlı herkesten, özellikle de kadınlardan, kız kardeşlerimden istinafa kadarki süreçte destek bekliyorum. İzleyici, sosyal medya yorumcusu olmak kadar çürütücü bir şey yok şu an. Lütfen artık duyarlı herkes elini taşın altına koysun. Şimdiye kadar bana destek olan herkese teşekkür ederim.

Son olarak 5 yıl aradan sonra çıktığında dışarıyı nasıl değerlendirdin?

Çok kutuplaşmış gördüm ve çok rahatsız oldum. Aslında bizim genlerimizde var kamplaşmak, kutuplaşmak. Seviyoruz kendi günah ve hatalarımızı hep başkalarını suçlayarak aklamayı ve kendimizi başkalarının eksikleri üzerinden var etmeyi. Açıkçası ben insanların düşünce, inanç ve ideolojileriyle uğraşmayı, bundan dolayı sürekli didişmeyi komik ve lüks buluyorum bu ülkede. Ayrılıkları değil ortaklıkları öne çıkarmamız gerekiyor zira hangi din dil, ırk ve ideolojiden olursa olsun herkesle ortak noktamız var. İktidar partilerinin seçmenlerini aşağılamayı da çok saçma buluyorum, baktım herkes onları aşağılıyor, halkı küçümsüyor, ben de halkım, siz de halksınız. Bir an önce silkinelim ve kendimize gelelim. Kimseyi görüşleri, inançları, oy verdiği parti yüzünden aşağılamadan ortak noktalardan yürüyelim ve faşist, aşağılayıcı her saldırıda (mesela Deniz Poyraz’ın katli) ayrımcılığa, ırkçılığa, türcülüğe,  cinsiyetçiliğe karşı, halk kesimlerini ötekileştirmeden birleşelim, isteğim ve ümidim budur.

Son Haberler

İstifa sonrası Mansur Yavaş’tan ilk açıklama: ‘Şaşkınlıkla izliyorum!’

CHP'den istifa ettiğini ve yoluna bağımsız devam edeceğini duyuran...

İki askeri üs Irak’a devredilecek

Irak Başbakanı Ali Falih Zeydi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep...

Mekke Savunma İttifakı’nın ilk genel sekreteri belli oldu

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan...

Kobani’de 2 günlük yas ilan edildi

Rojava’nın Kobani kentinde cezaevi yangını sonucunda hayatını kaybeden 9...

Halepçe’de geniş çaplı IŞİD operasyonu: 22 gözaltı

Kürdistan Bölgesi Asayişi, Halepçe’nin Xurmal nahiyesinde düzenlediği operasyonda bir...

Suudi Arabistan, Irak’tan düzenlenen SİHA saldırısından sonra önemli boru hattını kapattı

Ortadoğu'daki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte Suudi Arabistan, Irak'tan fırlatılan insansız...

İç Güvenlik Komutanlığı’ndan Kobani cezaevindeki olaylara ilişkin açıklama

Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı, Koban’deki cezaevinde çıkan yangında 7 tutuklunun hayatını kaybettiğini ve onlarca mahkûmun yaralandığını açıkladı. Komutanlık, olayın çıkış nedeni ve  sorumluların belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını bildirdi. Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Dün Kobani kentinde yaşanan gelişmelerin ardından bazı kişiler kentteki cezaevinde kargaşa karışıklık çıkardı. Bazı koğuşlarda yangın çıktı. Çıkan yangın kısa sürede cezaevine yayıldı ve 7 mahkûmun hayatını kaybetmesine, onlarca mahkûmun ise dumandan zehirlenme, boğulma ve yanma nedeniyle yaralanmasına yol açtı” denildi.  “Olayla ilgili soruşturma başlatıldı” Halep İç Güvenlik Güçleri Komutanlığı açıklamasının devamında, “Olayın nedenlerini ve ayrıntılarını ortaya çıkarmak, sorumlulukları belirlemek amacıyla soruşturma başlatıldı. Olayda dahli olduğu tespit edilen herkes hakkında sert yasal işlemler uygulanacak” açıklamasında bulundu. Cezaevinin yönetimiyle ilgili açıklamada, “Kobani Cezaevi'nin yönetimi henüz resmi hükümet kurumlarına devredilmedi. Devir ve teslim süreci de yargısal ve hukuki bir prosedür kapsamında yürütülüyor” denildi. İç Güvenlik Güçleri ayrıca, “Cezaevinin dosyası yetkili yargı makamları tarafından gerekli prosedürler kapsamında ele alınıyor. Devrin, yeniden entegrasyon planı çerçevesinde yasal olarak tamamlanabilmesi için karar ve gerekli işlemlerin çıkarılması bekleniyor. Olaydan önce fiili devrin tamamlanmamış olmasının nedeni de buydu” ifadelerine yer verdi. Açıklamada, ilgili kurumların olayın seyrini ayrıntılı şekilde takip ettiği ve hukuki soruşturmanın tamamlanmasının hemen ardından sonuçların kamuoyuna açıklanacağı belirtildi. Gerilim, geçtiğimiz hafta sonu Sipan Hizni adlı bir gencin öldürülmesinin ardından başladı. Bunun üzerine Kobani, Kamışlo ve Rojava’nın birçok kentinde halk protestoları ve gösteriler düzenlemeye başladı. Güvenlik güçlerinin müdahale etmesi sonucu onlarca gösterici gözaltına alındı. Cezaevindeki protestolar, güvenlik güçlerinin gösteriler sırasında gözaltına alınan gençlerden bir bölümünü Halep kentindeki cezaevlerine nakletme kararı aldığı sırada, saat 02.00 sıralarında başladı.

Türkiye Gündemi

‘Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza’ deklarasyonu açıklandı

“Demokratik Cumhuriyet ve Barış İçin 1001 İmza" deklarasyonu açıklandı....

Koma Amed Harbiye’de konser verecek

İstanbul’daki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Eylül 2026...

Mızraklı: “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik”

Yaklaşık 7 yılın ardından Edirne F Tipi Cezaevi’nden tahliye edilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, cezaevi önünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin kritik bir dönemeçten geçtiğini belirterek, barış sürecinin dikkatli, hızlı ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Mızraklı, sürecin kritik noktasında İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan girişimin bulunduğunu ifade etti. Mızraklı ““Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” dedi. Mızraklı, açıklamasına kendisini karşılamak için cezaevi önünde bulunan siyasetçi, akraba ve arkadaşlarına teşekkür ederek başladı. “Gelen bütün arkadaşları, vekillerimizi, akrabalarımızı… Ama kelimenin tam anlamıyla kardeşçe, demokratik ve özgür bir yaşam. Hepimizi burada buluşturan temel ilke, temel ülkü bu oldu” diyen Mızraklı, cezaevinde bulunan arkadaşlarından da söz etti. “Buradan başımız dik çıkmayı hayat ilkesi edindik” Cezaevinde bulunan onlarca arkadaşının kendilerine güç verdiğini belirten Mızraklı, şöyle konuştu: “Ben, bizler, şu anda cezaevinde arkada duran onlarca yoldaşımız sizlerle beraber yürek bulduk. Güç bulduk. O enerji bize direncimizi katlattıran, mislendiren bir duruma dönüştü. Sizlerle beraber o gücü alarak hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde kesilen cezalara karşın ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat ilkesi edindik.” Mızraklı, cezaevinde 17-18 yaşındaki gençlerden 80 yaşındaki insanlara kadar aynı iradeyi gördüğünü belirterek, bunun kendisinden önceki kuşaklardan aldığı bir yaşam anlayışı olduğunu söyledi. “Türkiye açısından kritik bir ayrım noktasına geldik” Türkiye’nin önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirten Mızraklı, sürecin provokasyon ihtimallerine karşı dikkatli yürütülmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye açısından da temel bir ayrım noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin özellikle dışarıdan gelebilecek her türden provokasyon olasılığını da gözetilerek dikkatli bir şekilde, özenle ve hızlı yürütülmesi gerekiyor” dedi. Mızraklı, 2015 sonrası dönemi “hukuk dışılığın” belirleyici olduğu bir dönem olarak nitelendirdi. “Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde arasınız derler. 2015 ve sonrası, geçmişin 100 yılın muhasebesine girmiyorum. 2015'in sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır. Hukukun dışına çıkmaktır.” “Demokrasi tabandan tavana örülmeli” 1995-1996 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in faili meçhul cinayetler, köy baskınları, sokak cinayetleri ve işkencelerin yaşandığı dönemde “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini hatırlatan Mızraklı, 2015 sonrasının hukuk dışılığın en ileri noktasına ulaştığı dönem olduğunu söyledi. Bu sürecin Türkiye’de zaten zayıf olan demokrasinin kurumlarını ve değerlerini aşındırdığını belirten Mızraklı, bundan sonraki dönemde demokrasinin tabandan tavana kurulması gerektiğini ifade etti: “Bizim artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara'ya, merkeze kadar bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülme sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi olmazsa olmazıdır.” “Barış sadece dün kavgalıydık, bugün barışıyoruz demek değildir” Türkiye’nin bir barış sürecinden ve barış ikliminden söz ettiğini belirten Mızraklı, kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve yaşananların hafızada karşılığının bulunması gerektiğini söyledi. “Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz. Barış iklimi öyle, hadi dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz deme durumu değildir” dedi. Mızraklı, barışın insanların kalplerinde, zihinlerinde ve toplumsal hafızada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. “Sürecin kritik noktasında Öcalan’ın başlattığı girişim var” Mızraklı, konuşmasının bu bölümünde İmralı’da Abdullah Öcalan tarafından başlatılan sürece dikkat çekti. “Bunun da kritik noktasında özellikle başta İmralı'da Sayın Öcalan tarafından başlatılmış. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillah'ı verilmiş. Arkasından adeta o demokratik toplum ve barış bildirgesiyle adeta Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan Fatiha'sı okunmuş” ifadelerini kullandı. Fatiha’nın geçmişe ve geleceğe dönük iki anlamı olduğunu belirten Mızraklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Fatiha iki türlüdür. Fatiha bir geçmişe dönüktür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumadır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder. Bu Fatiha da o Fatiha'dır. Yeni bir dönem.” “Hukuka dönülmeli, toplumun korku koridoru azaltılmalı” Mızraklı, yeni dönemin temel gerekliliklerini ise hukuka dönüş, demokratikleşme, toplumdaki korku ve kaygının azaltılması ve güven duygusunun güçlendirilmesi olarak sıraladı. Bu noktada en önemli konunun şeffaflık olduğunu vurgulayan Mızraklı, süreç kapsamında yapılan görüşmelerin kamuoyuyla daha açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi: “Bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor. Ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklardır.” Mızraklı, Türkiye toplumunun da sürecin nereye gittiğini görmek istediğini belirterek, “Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, informatiğin çoğaltılması gerekiyor” dedi. “Bu kapının önünde olması gereken Demirtaş’tı” Yaklaşık 7 yıl kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’ne de değinen Mızraklı, cezaevinin özellikle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile özdeşleştiğini söyledi. “Şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi. Bu adresten bahsettiğimiz zaman o, onunla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz. Yani eğer ben bugün burada bu kapının önündeysem, asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş'tı.” Mızraklı, cezaevine yeniden dönmekten korkmadığını belirterek, amacının içeride bulunan arkadaşlarını ve Demirtaş’ı dışarı çıkarmak olduğunu söyledi: “Ben bugün bu kapının önündeysem, buraya çok yakın zamanda tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmekten korkmuyorum. İçeri girmek için değil, buraya oradaki yoldaşlarımızı, Başkanımız Selahattin'i almak için gelmek istiyorum.” Demirtaş’ın mesajı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış” Mızraklı, gazetecilerin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği mesajı sorması üzerine, cezaevinde birbirlerine destek olduklarını anlattı. “Birbirimize sırtımızı veriyorduk, birbirimize yüreğimizi açıyorduk. Ama hepsinden öte daha iyi bir dünya, daha iyi bir Türkiye, daha özgür bir yaşam, daha demokratik bir toplum nasıl olur, nasıl olmalı sorusu üzerine kafa patlatıyorduk.” Mızraklı, Demirtaş’ın mesajını ise şu sözlerle aktardı: “Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.” Medyaya çağrı: “Özgürce mülakatların yapılacağı günler gelsin” Mızraklı, açıklamasının sonunda medyaya da çağrıda bulundu. Türkiye’de yalnızca Demirtaş için değil, İmralı’da Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevindeki isimlerle özgürce görüşmeler yapılabilmesini temenni etti. “Artık Türkiye'de sadece Demirtaş için değil, Demirtaş başta olmak üzere, İmralı'da Sayın Öcalan başta olmak üzere… bütün hepsiyle dışarıda özgürce, herhangi bir kısıta uğramaksızın, o ne diyeyim, mülakatları yapacağınız günlerin gelmesinin temennisini ben söyleyeyim. Ama sizler de bunun için bu mücadeleye lütfen güç verin, destek olun derim.” Mızraklı, kendisini karşılamak için Edirne F Tipi Cezaevi önünde bulunan herkese teşekkür ederek açıklamasını sonlandırdı. Daha sonra gazetecilerle yeniden bir araya gelerek daha kapsamlı değerlendirmeler yapacağını söyledi.

Selçuk Mızraklı tahliye oluyor

Yaklaşık yedi yıldır cezaevinde bulunan ve ceza süresi tamamlanan...

DEM Parti kongreye gidiyor: Kapsamlı değişim neden sonraki döneme bırakıldı?

DEM Parti, iki yıldır devam eden çözüm sürecinin gölgesinde...

Son iki ayda 2034 hesaba erişim engeli

Türkiye İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda dezenformasyon yaydığı belirtilen 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Duran, bu hesaplardan 699'unun FETÖ ile iltisaklı, bin 335'inin ise provokasyon üreten ve dezenformasyon yayan hesaplar olduğunu belirtti. Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmalarının ilgili tüm kurumlarla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. Türkiye'nin terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini devletin tüm imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Duran, son iki ayda yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda Cumhuriyet başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından ortak çalışma yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti: “Başta FETÖ iltisaklı olmak üzere milli güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır. Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır. Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.” “Gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz” Burhanettin Duran, yürütülen çalışmaların terör örgütlerinin artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik şekilde faaliyet yürüttüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Duran, sosyal medya ve dijital mecraların propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, milli birliği ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürdüğünü ifade eden Duran, şöyle devam etti: “Devletimiz açısından dijital güvenlik, milli güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.” Burhanettin Duran, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi, milli güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, milli güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

Mazlum Kobani: “Kürtçe için büyük bir adım atıldı”

Mazlum Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir” ifadelerini kullandı. Feshedildiği duyurulan Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) Genel Komutanı ve Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mazlum Abdi, Rojava ve Suriye’ye dair değerlendirmelerde bulundu.SDG’nin akıbetine ilişkin konuşan Abdi, “Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. Abdi, Yeni Yaşam’a verdiği röportajda Türkiye ile ilişkilere dair önemli mesajlar vererek Türkiye ile görüştüklerini belirtti. Abdi, “Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur” dedi. Abdi’nin açıklamalarında öne çıkanlar şöyle: “‘Teslim oldular, ortada bir şey kalmadı,’ ya da aksi yönde ‘bir şey değişmedi,’ diyenler bir yanılgı içindeler. Bunun doğru anlaşılması gerekiyor. DSG, varılan mutabakat doğrultusunda planlı ve kademeli bir süreç ile orduya katıldı. Şimdi Suriye ordusun bir parçası olarak bu bölgeyi savunmaya devam edecek. “Kürtçe için büyük bir adım atıldı” Kürt dili için resmi olarak gelinen aşamaya Suriye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana bakılacaksa, büyük bir adım atıldı. İlk defa Kürtçe resmi olarak eğitimde kabul edildi ve sadece Kürtçe dersi değil, diğer bazı derslerin de Kürtçe verilmesi müfredata dahil edildi, çocukların eğitimi kabul edildi. Atılan adımlar olumludur, ilktir, ama bizim için yeterli değil, Kürt halkı olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. “Yeni bir sürece giriyoruz” Yeni bir sürece giriyoruz… Doğru, açık konuşmak gerekirse yürütülen bu süreçte Şam’da olmayı kabul etmemizin nedeni bu süreci başarıya ulaştırmak, entegrasyonu sağlamak, Kürtlerin en güçlü şekilde devlette yerini almasını sağlamak. Asıl amacımız ve hedefimiz budur. Ancak bizim talebimiz daha kapsamlı bir kapsayıcılıktır, yani sadece Kürt bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Suriye genelinde tüm alanlarda pozitif ve yapıcı bir rol oynamak istiyoruz. “Türkiye ile ilişkilerimiz yeniden ele alınmalı” Yeni süreçte Türkiye ile olan ilişkilerimiz de düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı. Bugün de Türkiye ile aramızda temaslar ve diyalog kanalları mevcuttur. Artık bu sürecin doğal ve yapıcı bir zeminde ilerlemesi gerekir. Bu çerçevede Türkiye ile yürütülecek yapıcı ilişkiler hem tüm Suriye’nin hem de Kürt halkının çıkarına olacaktır. Tüm bileşenlerin Suriye devletine katılması gerekir, herkes içinde yer almalı, bunun yolu açılmalı. Suriye devletinin önündeki en temel görev, Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halkların devletin içinde güçlü bir şekilde yer almasıdır. Efrin ve Serêkaniyê meselesi Efrin için artık gereken şey, şu anda Cizîrê bölgesi, Kobani için varılan mutabakatın Efrin için de geçerli olmasıdır. Örneğin eğitim meselesi, buradaki eğitim sistemi nasılsa Efrin’de de öyle olmalı. Halkın asayişte, yerel idarede yer alması ile ilgili Efrin’de bazı sorunlar var, çözülmesi için çalışılıyor. Serêkaniyê’ye henüz bir dönüş gerçekleşmedi. Daha önce bazı gruplar, entegrasyon karşıtı kesimler ve devletle varılan mutabakata karşı olanlar engeller çıkardılar, halkın dönmesini istemediler. Fakat gerekli tedbirler alındı ve Serêkaniyê halkının dönüşü adım adım, planlı bir şekilde devam ettirilecek ve bu süreç tamamlanacak. “Tekrar mücadele etmeliyiz” Bir süreçti, bu şekilde sonlandırdık, belki her istediğimize tam olarak ulaşamadık, halkımızın talepleri bu derecede değildi ama yine de kazanımlar var. Bir temel var, bu temel üzerine birlikte yola çıktığımız ve mücadele ettiğimiz amaçlar üzerinden tekrar mücadele etmeliyiz. Halkımız daha önce olduğu gibi yeni süreçte de yöneticilerine inanmalı. Birlikte başarı için yürüyelim.”  

Özgür Özel: Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e yer kalmamış

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşma görüntülerine dair, "Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil” dedi. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV yayınında gündem başlıklarına dair soruları cevapladı. Özgür Özel, YENİ Parti'ye üye sayısının 615 bini geçtiğini 620 bine ulaştığını söyledi. “İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şey” Yayında Özel’, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaşması soruldu. Özel’in bu nedenle eleştirildiğini hatırlatan sunucuya Özel’İn cevabı şöyle oldu: "Bu hafta iki kez tokalaşma oldu. İkisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi'nin cenazesinde. Bir tanesi adli yıl açılışında. Bir cenazede tokalaşmamak yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi'nin eşi ablamız orada dururken o cenazeye siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca karşınızda birisi elini uzatmış onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir şey değil. Doğru da bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş yerine geçerken beni gördü. Bana doğru geldi. Şimdi bana doğru geliyor. Yani benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış. sonuçta adli yıl açılışı Türkiye'nin protokolü orada. Ben de kalktım. Kalkarken daha toparlanırken bir fotoğraf ondan sonra efendim işte 'Özgür Özel gülümsedi mi' Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey ama 'Özgür Özel gülümsedi mi?' Efendim 'Eğildi mi?' Ayağa kalkarken ki o bir anlık şey. Buna bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki 'Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?' Ya Özgür Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir. Demişler ya vaktiyle 'askerliğini nerede yapmış?' Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa'ya 'asker kaçağı' demekle Özgür Özel'e 'Kemal Kılıçdaroğlu yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor' mu demek aynı şey. “Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim” Bir kere ben bu butlana uğramazdım. Bana açık açık 'Otobüsün üstünden in, Ankara'ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal' dediler. Yani 'Ekrem'i unut, Ekrem'e sahip çıkma, arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma, şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme' dediler. Ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ittim. Muhalefette kal hep kal diyorlar. Birincisi bu. İkincisi; bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki 'Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.' Bir telefon görüşmesi yaptım. Dedim ki 'Karara ne diyorsunuz?' Dedi ki 'Yargı kararıdır.' 'Ne yapacaksınız?' 'Konuşalım.' 'Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum' dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar acaba bir kurultay imkanı olur mu diye. Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu, 'Özgür Bey cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın' gibi laflar. Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye'ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı da kimsenin de bir şey dediği yok. 'Grup başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkan olarak kalalım, seçime böyle gidelim.' Dedim 'Felaket olur, felaket.' Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşındaki adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım, elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, bir eli havada bırakmak benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Benim gönül dünyamda Kemal Bey'e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben o kadar kolay affederim ki. Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ülkenin birinci partisini, 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız ve yenmişiz Tayyip Erdoğan'ı. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerin nüfusunun yüzde 65'ini almışız. Ege'de tek belediye bırakmamışız. Türkiye'de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul başsavcısı, sonra bakan yapıyor. CHP'ye saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun." “Çerçeve yasaya evet oyu” Özgür Özel, Meclis’te "çerçeve yasa"ya YENİ Parti’nin "evet" oyu vermesine ilişkin de şöyle konuştu: "Çok kısa ve net. Bir terör örgütü silah bırakacağım diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra dediğimiz gibi bu meseleyi meclise getirin demişiz. Mecliste bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş ve deniyor ki 'Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye'de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek. PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.' Devletin yönetmeye talip bir parti. Bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra bunu sadece şu anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur diye bakamaz. Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki bu ihtimali Türkiye'ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması ve teröre trilyon dolar gitmiş, iki trilyon dolar, bakın trilyon TL demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar, dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, göçmeniyle bu memleketin hepimize birden harcansa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik ve bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye'de YPG açıklamayı yaptı işte 'Suriye ordusuna katıldı.' Ben buna mı karşı çıkacağım? Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye'de de, Irak'ta da, İran'da da, burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye'de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtimale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Yarın devleti yönetecek partiyiz biz. Yani devlet geliyor size ve diyor ki 'Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye'yi lağvedecekler, Kuzey Irak'ı şöyle yapacaklar.' Biz buna hayır olmaz diyemeyiz.”